GÖLBAŞI (İç gezi)

Peygamber Çiçeğinin sırrı ne?
Vehbi Koç’un Köyü HALLAÇLI
Başkent Ankara’nın Dikmen semtini Gölbaşı’na bağlayan Kepekli Boğazı’nı aşınca, güneye doğru Adana ve Konya yönüne giderken, Gölbaşı’nın içinden geçeriz. Geçeriz de; Gölbaşı ilçesini anlamlı kılan Mogan ve Eymir Göllerinin gizeminin, aşk efsanelerinin farkında mıyız? 68 Kuşağı ODTÜ’lü gençlerin Eymir Gölü kıyısındaki atış talimi yaptıkları kuytular, şimdilerde ise aşk kaçamaklarına tanık dev çınar ağaçlarının gövdesine kazınmış dudak izlerini gizliyor. Dünyada eşi bulunmayan Peygamber Çiçeği ve astımlı hastaların şifa bulduğu, sarkıt-likitleriyle ünlü Tulumtaş Mağarası, alternatif turizm yerleri ve diplomatik mesire alanlarıyla görülmeye değer bu yöredeki pek çok doğal güzelliklerin farkına bile varamayız…
İsterseniz, Gölbaşı gezimizi sürdürelim ve Anadolu coğrafyasındaki bu zengin kültür ve doğal varlıklarımızın tanıtımı ile farkındalığımızı belgeleyelim… Karaoğlan ve Hacılar köyü arasında yaşanmış dillere destan aşk yarasından sızan kandan filizlenen Peygamber Çiçeği’nin kutsal öyküsünü ayrıca anlatacağım. Eskiden pamuk yetiştirilen ve yılkı atlarının özgürce otladığı meraları bulunan, tarım ve hayvancılığı ile ünlü 60 haneli, Gölbaşı’na 20 km. uzaklıkta bulunan Hallaçlı Köyü’nde yoksulluk içinde, yıkık toprak damlı evde yaşamış ve burada medrese eğitimi görmüş olan eski işadamlarımızdan Vehbi Koç’un köyü ve Koç’un akrabası olan “Gölbaşı’ndan Gökkubbe’ye uzanan” mavi yolculukta Onur Air farkıyla uçan Kaptan Pilot Bilal Başar’ın, daha çocuk yaşlarında “Ferhan” isimli yabanıl-yılkı(örü) atı sırtında “Eymeli” türküsü çığırarak, mavi bulutları hallaç pamuğu gibi savurup sonsuzluğa yönelen ve Samanyolu’ndan dolunaya uzanan düşsel gökyüzü serüveni, bir başka farkındalığımızın detayları… Anıtkabir, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve çok sayıdaki tarihi yapıda kullanılan andızıt taşının çıkarıldığı Gerder taşocaklarında, tuğla ve kiremit fabrikalarında çalışan Artvin, Kars ve Bayburtlu hünerli ustaların savaş anıları ve Doğu Karadeniz Bölgesi kültürünü yaşatan gelenekçi özellikleri de, Gölbaşı’nın bir başka zenginliği olarak dikkatimizi çekti…
Ankara’nın bu şirin ilçesi Gölbaşı, ilk çağdan günümüze dek pek çok uygarlığın izlerini taşıyor. En belirgin dönem ise, Osmanlı İmparatorluğu’nu kuran Kayı Boyu’nun Söğüt’e gitmeden önce bu topraklarda yaşadığıdır. Ayrıca, 1402 Ankara Savaşı’nda Timur’un fillerinin Gölbaşı ormanlarında saklandığı bilinmektedir. Bu topraklarda gerçekleşen “Kör(Yıldırım Beyazid) ile Topal(Timur Lenk)’ın Savaşı” tarihte espri konusu olmuştur. Belki de, bu yörenin insanlarının muzip, şakacı, alaycı, esprili ve hicvedici olması bu olaya bağlıdır. Tıpkı, Hallaçlı Köyü’nden Deli Bekir gibi yörenin öteki köylüleri de; bir sevda öyküsünü ya da köpek döğüşünü anlatırken bile, Nasrettin Hoca gibi alaycı ve bilge özellikler taşıyorlar…
Bir zamanlar Gölbaşı’ndan Ankara’ya giden yaya, at arabalı ve kağnılı kervanların önünü kesip soyan eşkıyaların mekânı olan Kepekli Boğazı’na girmeden önce, eşkıyaya yem olmamaları için kurulan Abdi Paşa Hanı bir sığınak olarak kullanılmış. Damı göl kamışlarından yapılan ikinci han ise Kör Niyazi tarafından işletmeye açılmış. O zamana dek, trampa(değiş-tokuş) usulü ile yapılan alış verişler, para ile yapılmaya başlanmış. Yörenin ilk bakkal dükkânı ve fırını da bu handa açılır. Daha sonra handa besicilik ve mandıra işleri yapılır… Akgündüz Hanı’nda yaşayan hayvanlar ve insanlar, 1928’de görülen kuraklık ve kıtlık yıllarında zor anlar yaşamış. Hatta Mogan Gölü 11 yıl süreyle kurumuş ve tarlaya dönmüştür. Aynı yıllarda Beypazarı’ndan gelip Gölbaşı’na yerleşen tonton Âdem Baba, zor durumda kalan halka yardım elini uzatmış. Gölbaşılı Fahriye hanımlı mutlu bir izdivaç yapan nalbant Âdem Baba kız ister, oğlan evlendirir, iş kurar ve küsleri barıştırır… Dikmen’deki hanın çeşmesinden su içip Ankara’ya giren Atatürk’ü karşılayan seymenlerin de mekânıdır bu han…
Kör Niyazi kavaklığını ve gölün çevresini bir mesire yeri haline getiren ve çevrede çok sevilen Halil Derman, aralıksız 33 yıldır muhtar olarak hizmet veriyor. Bir rekor olduğu söyleniyor…
Gölbaşı’nın bir başka ilginç insan manzarası ise, ramazan topu atıcısı Tahir Avcı’dır. Tornacı Dodurgalı Halit’in yaptığı ramazan topunu Tahir Avcı’nın evinin damına yerleştirirler. Uzun yazışmalardan sonra devletten 5 kilo barut gelir. Yetsin diye azar azar kullanılan barut, iftarın neşesi olur. Ramazanın son günü bakıyor ki Tahir Avcı, bir sürü barut artmış. Seneye kadar nemlenir bozulur diye hepsini topun içine doldurur. Son günü daha bir gür ses çıkarsın diye, çevreden topladığı ot çöp ne bulursa namlunun içine basar. Tahir Avcı, zamanı gelince topu ateşler ve kulaklarına zarar vermesin diye hızla uzaklaşır. İyi ki uzaklaşır… Ramazan topu, kendini patlatır. Paramparça olur. Gölbaşı’nın ilk ve son topu ile birlikte, top ateşçisi Tahir Avcı’nın da evi yıkılır. Ertesi bayram günü, neşe içinde tüm halk tam bir dayanışma örneği göstererek, yıkılan evi yaparlar…
1965 yılında belediyelik olan Gölbaşı’nda belediye binası olmadığı için, Belediye Meclisi ilk toplantısını Tuzcu Bahri Dayı’nın dükkânında yapar. Bu günlerde ise, modern binasında hizmet veriyor.
“Başkentimiz Ankara’nın akciğeri, köy kadar bakir, Paris kadar şenlikli. Doğası, ekonomik değerleri, insan manzarası, zengin tarihi ve kültürel dokusu ile Ankara’nın Akdeniz’i diyebileceğimiz Gölbaşı’nı korumak ve yaşatmak, bir insanlık görevidir… “ diyen çevreci berber ve Gölbaşı Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Hulusi Gürpınar’ı alkışlıyoruz…
Gölbaşı’ndan Gökkubeye…
Eski işadamlarımızdan Vehbi Koç’un çocukluğunun geçtiği Hallaçlı’ya doğru giderken, Gölün çevresinde ve tarım alanlarında yapılan villaların yarattığı kirliliğin yanı sıra, bazı tesislerin atıkları da çevre açısından “SOS” veriyor.
Bahçelerin arasından geçerek Hallaçlı Köyüne vardığımızda; tek katlı, kerpiçten yapılmış, yıkık dökük bir evin önünde durduk. Vehbi Koç’un dayısının oğlu Mehmet Teberoğlu bizi karşıladı. Çocukluk yıllarında Vehbi Koç’un eskiden cami ve medrese olarak kullanılan taş yapılı bir binada okuduğunu söyleyen köylüler; “Vehbi Ağa’nın ailesi yokluk içinde yaşadı, Vehbi’nin çok çalışkan ve zeki bir çocukluğu vardı. Vehbi’nin dayısı ve Bilal Başar’ın dedesi Paşa Dayı, çok çalışkan ve ileri görüşlüydü. Herkes tarladan bire beş alırken, o bire yirmi ürün alırdı. Bilal Kaptan’ın babası Ahmet Başar’da aynı yolda yürüdü. Eğitimi çok severdi. Çocuklarını okuttu…” dedi.
Caminin avlusunda “Eymeli” türküsünü söyleyen Bekir Koçak (60), “Heybeliada’da ikizi bulunan, Rum ustalar tarafından 1929 yapılmış ve tepedeki kulesindeki pervane ile kuyudan su çeken bir aparatı bile olan çok katlı konağın sahibi Mehmet Ağa, sevdalanıp gelin kaçıranları yargılar, hâkimlik yaparak barıştırırdı” diyen Hacı Osman Pehlivan(75), “Köyümüzün halkı oyunu çok sever, müzik duydu mu yerinde duramaz” diyen Osman Özdemir(74) ve “Oğlum Bilal, mum gibi yanar. Etrafını ısıtır ve aydınlatır. Kendi erir. O, içindeki ışığın farkındadır. Paylaştıkça mutlu olur. Bilal, özgürlüğü sever. Gülcan adlı yılkı atımız vardı. Onun gibi uçuyor şimdi… Sınırsız ve mavi gökyüzünde…” diyen anne Meliha Başar(73) ve öteki köylüler, Türk konukseverliğinin birer örneği idiler…
Köyün önde gelen, görmüş geçirmiş bilge insanlarından biri de Bekir Koçak. Matematikten, mimariye, tarihten sosyolojiye, politikadan aşka… Hemen her konuda az çok bilgi sahibidir Bekir Koçak. Irak savaşını şöyle yorumluyor Deli Bekir: “Ortadoğu, nice kavimleri, ulusları ve devletleri yuttu. Amerika’yı da yutacak. Bizimle baş edemezler. Anadolu bir Mustafa Kemal yarattı. Destan yazdı. Biz Türkler, güçlü ve deli bir milletiz…”  Gençken aşağı köylerden birinde oturan dünya güzeli bir kıza âşık olan Hallaçlı Deli(akıllı-bilge) Bekir’in umutsuz aşkı söner. Sevdiği kız, başkasıyla evlenir. Kendisi de başka bir kızla evlenir. Her ikisi de çoluk çocuğa kavuşurlar. Ama aşk bu ya… Yüreğinin bir köşesine kazınmış bir kere… Zaman zaman depreşmiş, filizlenmiş… Düğün ya da bayramlarda karşılaştıklarında, aradan kırk yıl da geçse, Bekir’in yüreği cız eder… Sevda, ferman dinlemiyor… Torun toslak sahibi olan 60’lık Deli Bekir, ilk aşkının alevi ile hala yanıp tutuşuyor… Bir başka Peygamber çiçeği öyküsü anlatılmakta, dillere destan…
Gölbaşı’nın yaşam kaynağı: Mogan ve Eymir
Mogan adı Nuh tufanı ile ilgili. Aslı Mugan’dır. Lut kavmi gibi o dönem kavimlerinden birinin adıdır. Lanetlenmiş bir kavim. 1928’deki kuraklık sonucu 11 yıl kuruyan ve tarlaya dönüşen gölün durumu, bu lanetlenmişlikle ilgili olduğu söyleniyor. 1939’daki yağışlar sonucu göl tekrar dolmuştur. Çoğalan sivrisinekler nedeniyle, 1946’da Marshall Yardımı çerçevesinde gelen ilaçlarla sivrisineklerle mücadele edilmiştir. Hatta bazı yetkililer, gölün doldurularak kapatılmasını önermiştir. Halkın tepkisi sonucu bu ihale kararından vazgeçilmiştir. Gölden balık, kamışından dam örtüsü, çamurundan tuğla ve testi yapılırken, şimdilerde ise göl çevresindeki turizm ve mesire alanlarının yanı sıra, çay bahçeleri, lokantalar, dinlence ve eğlence yerleri ile yeşil ve mavinin buluştuğu, temiz doğası sayesinde Ankaralıların ikinci adresidir Gölbaşı. Kürek yarışlarının ve öteki su sporlarının yapıldığı göller, balıkçıların da ekmek kaynağı. Eski Cumhurbaşkanlarından Cemal Gürsel başta olmak üzere, pek çok devlet adamının hafta sonunu geçirdiği ve Davos gibi diplomasi, kongre ve alternatif turizm olanakları ile de başkente yakınlığı avantajı açısından sürekli gelişen yerlerin başında geliyor…
Hallaçlı köyünden işadamı Ensar Başar’la birlikte Mogan ve Eymir Gölü çevresindeki gezimiz sürüyor… Gece Haymana yolundan Gölbaşı’na bir kuşbakışı bakmanın doyumu ve ışıkların göldeki dansının büyüleyici ritmini kıskandıran bir başka manzara ile baş başayız… TRT Oran binasının arkasındaki tepeden ya da Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) arkasındaki güney yamaçlarından Eymir ve Mogan Gölü vadisine doğru fırlattığımız şiir oku ile balıkçı teknelerinin ufuk çizgisinde kesişen, sevda ve bereket yüklü esin kaynağından fışkıran son ışık demeti, aşk ve kanla yoğrulmuş Peygamber çiçeğinin kadife rengine bürünür…
Başkentin tacı: Aşk alı-Peygamber çiçeği
Mogan Gölü’nün iki yakasında bulunan Hacılar Köyü’nden Ali ile Karaoğlan Köyü’nden Aygül adlı iki çoban koyunlarını otlatırken; birbirlerine aşk türküleri söyler, kaval çalar ve manilerle sevgilerini dillendirirlermiş. Mogan’ın iki yakasından esen meltemle gönüllerinin ateşini söndürürlermiş. Aşkları tüm Anadolu’da dillenmiş, herkes bu aşkı konuşur olmuş. Gelgelelim, yağız sevdalı delikanlı Çoban Ali’nin ağa babası bu aşkın önünde büyük engelmiş. “Ben oğluma ağa kızı alırım…” deyip, fakir çoban kızı Aygül’ü aşağılarmış. Aygül; göl mavisi gözleri, ok gibi kirpikleri, kiraz alı dudağı, başak sarısı saçları, dolunaydan aydınlık gül yüzü ve endamı ile tüm erkeklerin imrendiği dünya güzeli bir kızmış. Kader onu Ali’ye yazmış. Ölümüne bir aşk ve kara yazgı… Aşkları yüreklerinde, şarkıları dillerinde, kaval ellerinde Mogan kıyısında hüzünlü seslenişlerle dertleşen bu iki sevdalı genç, kavuşamadıkları için ince hastalığa(vereme) yakalanırlar. Yıllarca, karşılıklı iki kıyıda ayrılık şarkılarını söylerken, yüreklerinden ve ciğerlerinden gelen kanlar etrafa yayılıp, kan rengi açan çiçekler; “peygamberinizi severseniz sevenleri ayırmayın” fısıltısıyla ilahiler söylermiş. Mogan’ın iki yakasında sevdiğine kavuşamadan ölen gençlerin taze, körpe bedenleri gölün iki kıyısına defnedilir. Ruhları çoktan buluşur ve gölün üzerinde dans etmeye başlar… Ölümsüz bir aşktır bu… Şimdilerde ise, Mayıs ayı geldiğinde, kan kırmızısı açan bu çiçekleri toplamaya gelen âşıklar, iki sevgilinin mezarını da türbeye çevirmişler. Bu gün halk arasında Karadonlu Türbesi diye de anılan bölgede yetişen çiçeklere türbe çiçeği, peygamber çiçeği de denilmektedir. Sevdiklerine kavuşamayan sevdalılar, bu türbeye gelip dua ederek ve Şaman geleneğine göre dilek tutarak aşk ve mutluluk isterler. Bu çiçek, dünyada yalnızca Gölbaşı’nda yetiştiği ve nesli tükenmekte olduğu söyleniyor. Tıpkı can çekişen göller gibi çevredeki işyerleri atıkları ve villa inşaatları nedeniyle can çekişen peygamber çiçeğini korumak için seferber olan ODTÜ’lü çevreci gençlerin “Eymir ölmemeli…” çabaları boşa mı?
Bilimsel adı: Centaurea tchitatcheffi olan Peygamber Çiçeği; tek yıllık, otsu, yaprakları yünsü tüylü ve mor, kırmızı ve pembe çiçekleri ve yeşil tırnaklı yaprağı olan yayvan kutsal bir bitkidir. Kursal aşkın simgesi Peygamber çiçeğine dokunarak sevdalanın… Yeniden…
Başka aşkların ve güzelliklerin yaşadığı yerlerde buluşmak dileğiyle…
Tüm değerlerimizin kıymetini bilelim…  Koruyalım, yaşatalım…
Başka Türkiye yok!..

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

shared on wplocker.com