Anadolu’nun aydınlık yüzü Beyağıl (İnceleme)

                           BEYAĞIL’IN TARİHİ ve KÜLTÜREL YAPISI

     
NİĞDE İli, Ulukışla İlçesi’ne bağlı Beyağıl Köyü’nün; yazılı bir kaynak olmamasına karşın, bilinen 290 yıllık tarihinin yanı sıra; bölgenin arkeolojik bulgular sonunda elde edilen genel tarihi ve jeolojik dokusu ışığındaki kökleri oldukça derin… Çin ve Hindistan’dan başlayıp, İstanbul’a uzanan “Tarihi İpek-Baharat Yolu” üzerinde ve Ulukışla’ya 5 kilometre uzaklıkta, Konya-Mersin ve Kayseri-Adana kara ve demir yollarının kesiştiği yerde; çevresinde Porsuk, İlhan, Eminlik, Hüsniye, Ovacık, Güney,  Ulukışla, Aktoprak (Kılan), Emirler ve Darboğaz’ın bulunduğu Beyağıl, İç Anadolu Güney Kızılırmak Havzası ve genç Bolkar Dağları Kuzey Havzası’nda yer almaktadır. Beyağıl, Ereğli-Ulukışla-Çiftehan Havzası’nın ortasında bulunmaktadır. Bölge, Senonien-Orta Eosen Jeolojik Zaman aralığını temsil eden sedimenter, volkanik ve derinlik kayaçlarından meydana gelmektedir. Karmaşık littolojik özelliklerine göre altı üyeye ayrılmaktadır. Ayrıca Ecemiş Koridoru’da buradan geçmektedir. Beyağıl’ın bulunduğu nokta ise, Ereğli-Ulukışla-Çiftehan Havzası’nın tabanında görülen ilk çökel birimidir. Ofiyolitler üzerinde uyumsuz olarak duran yüzeylerde, yer yer çakıltaşı başlayan birim, genel olarak ince-orta katmanlı, kırmızı renkli pelejik kireçtaşı ile temsil edilir. Beyağıl’ın güney karşısında bulunan Kızıltepe, bu oluşuma en tipik örnektir. Beyağıl’ın doğusundan başlayıp kuzeyine doğru kıvrılan küçük sıradağda bulunan Çatal Kale, Beşiktaş, Zevter-Ardıç Ağacı (Adak Ağacı) Tepesi ve Kırankaya’nın bulunduğu dağ sıralaması ise, ters faylardan oluşmaktadır…

Bu nedenle Beyağıl, deprem bölgesi dışında kalmaktadır. Beyağıl’ın Öz Mevkisi-Çakıt Deresi (demiryolu hattı) ise, Ulukışla formasyonunun çökel kayaçlardan derlenen fosillerin oluşturduğu verimli topraklardan, kaynak sularını alan ve Akdeniz’e dökülen Seyhan Nehri’nin bir kolu olan Çakıt Çayı’nın suladığı verimli alüvyon topraklardan oluşmaktadır…

Bu havzada kiraz, elma, ceviz, kayısı, şeftali, armut, çilek, lahana, patates, fasulye, soğan, her türlü sebze ve meyveye elverişlidir. Sulu tarıma elverişli olan Çakıt Vadisi’nin güneyinde yer alan ve bağcılığa elverişli, meşe ve çam ağaçlarının bulunduğu Kızıltepe ve Tapır Tepesi’ni oluşturan ve azot sanayiinde kullanılan beyaz-yumuşak kireçtaşı bulunmaktadır.

Bölgenin antik tarihine ait bilgilerin ana kaynağı Fransız Arkeolog Albert Gabriel’ın yazdığı ve tarihçi Ahmet Akif Tüteng’in genişleterek dilimize kazandırdığı “Dünden Bu Güne Niğde Tarihi” kitabıdır. Bu kitabın ardından, bölgede yeni bulunan yedi höyük kazısı sonunda çıkan tarihi bulgular ve belgeler, bir başka kaynak teşkil etmektedir.
Kazılarda çıkan bulguların yurt dışına kaçırılanlardan arta kalanları, bu gün Niğde Müzesi’nde bulunuyor. Bu bulgu, belge ve bilgilere dayanarak bölge tarihini, MÖ. 7000 yıllarından itibaren-Sümerler’den başlatmak mümkündür. Özellikle MÖ. 3000 ‘li yıllarda Hitit dönemine özgü pek çok belge bulunmaktadır. Daha sonraki dönemlerde, MÖ. 1200’li yıllarda bölgenin tüm hakimini elinde bulunduran Kemerhisar Antik Kenti ve Porsuk Zeyve Gediği’ndeki höyüklerde çıkan bulgular ışığında, TYANA-TUANA DÖNEMİ izleri bulunuyor. Bu dönem, I. ve II.Hitit İmparatorluğu ya da Moşo- Hititler Dönemi olup, Tyana’yı hükümetin merkezi yapmışlardır. Daha sonra ise bölgede, sırasıyla Asurlular, Frigyalılar, İran-Sasani, Araplar, Makedonlar, Doğu Roma, Bizans, Danışmendler, Anadolu Selçukluları (1243-1335), İlhanlılar (1335-1366), Karamanoğulları (1366-1470), Osmanlı İmparatorluğu (1470-1920) ve 1920’den itibaren Türkiye Cumhuriyeti döneminin izleri bulunmaktadır. (*)
Bu tarihi dönemlerden, Beyağıl’ın doğusunda ve deniz seviyesinden 2000 metre yükseklikte bulunan doğal Çatal Kale; Doğu Roma İmparatorluğu Dönemi’nde (MS. IV. yy) Anadolu’ya İslamiyeti yaymak için güneyden gelen Arap akınlarını, Anadolu Hıristiyanlığı’nın merkezi Kapadokya’nın başkenti Tyana’ya ve İmparatorluğun başkenti İstanbul’a haber vermek için yakılan ateş kuleleri ve gözetleme evlerinin bulunduğu tarihi kale, savunması için kale çevresine yapılan yüksek duvarlarla korunan askeri bir üs özelliğindedir. Burada kalan askerlerin aileleriyle birlikte yaşayabilecekleri evler ve küçük bir de su sarnıcı bulunmaktadır. Burada yaşayan askerler, su gereksinimlerini kalenin batı alt yanında vadide bulunan Merküğün-Mer Köyü (Yılanlı Hıristiyan Köyü) kaynak sularından taşımalı olarak gideriyorlardı. Yiyecek ihtiyaçlarını ise, Merküğün vadisinde yetiştirdikleri ürünlerden karşılıyorlardı. Şimdi bile, bu vadi Beyağıl’ın en şerbetli ve leziz üzümlerinin yetiştiği yerdir. O dönemden kalma, üzüm sıkma ve şarap yapma evlerinin izleri bulunmaktadır. Günümüzde çobanların, askerlerin ve bazı köylülerin Çatal Kale harabelerinde yaptıkları gizli kazılarda, o döneme ait para, çömlek, metal ve toprak kap-kacak bulundu. Ayrıca, geçtiğimiz yıllarda Beyağıl’ın Çevrez mevkisinde köylüler tarafından yine bu döneme ait bir küp dolusu çift geyik başlı altın paralar bulunup, jandarmaya teslim edildi.
Deniz seviyesinden 1400 metre yükseklikte bulunan ve bol kaynak sularının olduğu Beyağıl’ın bu günkü bulunduğu yerde, Ulukışlalı bir beyin ağılı varmış. Beyin koyun sürüleri Cehri, Sansar, Öteyüz, Taşınardı, Karkıncı, Taşpınar, Çaykavak, Damderesi, Eski İlhan, Çevrez, Kırankaya, Kızıltepe gibi verimli otlaklarda yayılıp gelen koyunlar sağıldığında, kekik kokulu bol süt alınırmış. Sütler, yoğurt, peynir ya da tereyağı yapılırmış. O dönemde, Bor Pazarı meşhurmuş. Pazara gelen herkes, Ulukışlalı Bey’in ağılının sütünü, yoğurdunu, peynirini ve tereyağını almadan gitmezmiş. O zaman paradan çok takas usulü ile alış veriş yaygınmış. Niğde ve çevresi halkı, Beyin ağılının ürünlerini almak için Bor Pazarı’nı sabırsızlıkla beklerlermiş. Pazara geç gelip, Bey’in ağılının ürünlerini kaçıranlar, Perşembe günü kurulan Niğde Pazarı’na giderlermiş. Hatta bunun için Niğde ve çevresinde söylenen ve günümüze dek ulaşan bir özlü söz vardır: “Esti kavak yelleri / Döndü birer iğdeye / Geçti Bor’un pazarı / Sür eşeğini Niğde’ye…”
Bey’in ağılı anlamına gelen “Beyağıl” adının, buradan kaynaklandığı bilinmektedir.
Beyağıl’da yaşayan farklı ailelerin köklerinin nereden geldiği üzerine köyün yaşlıları ile yaptığım söyleşinin doğruluk derecesi tam olmamakla birlikte, son 290 yılın bilinen sosyolojik yapısı ilginçtir. Beyağıl, okuma yazma oranının %99 olduğu ve ülkeye hizmet veren aydın, yurtsever ve çağdaş insanların yetiştiği, barış ve huzur içinde tüm farklılıklarına karşın, “birlikte yaşama kültürünü” özümseyip ve çevresine her konuda örnek olmakta. İmece usulü çalışma, dayanışma ve paylaşma ruhu ile kalkınma hamlesi içinde olan halk, çevreci ve ilerici duruşuyla, yoksulluklarına aldırmadan kahvelerde ülkenin geleceğini tartışmakta ve kitap okuma yarışı yapmaktalar. Yemen’de, Filistin’de, Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal’in askeri olarak, Ahmet Onbaşı (Soysal) ve Hacı Ali Yener gibi vatana onlarca şehit veren ve Kuvayı Milliye ruhu ile 1919’da Fransız treninin Pozantı’dan Ulukışla’ya çıkmaması için Kocak’da tren yolunu dinamitleyen çetelere katılan Beyağıllı Yurtseverlerin torunları, bu gün de Lozan ve Cumhuriyet Devrimleri’nin yaşaması için uğraş veriyorlar…
Bu gün, yaşanılır modern kentsel yapısı ile 200 imarlı evin bulunduğu ve yaklaşık 1500 kişinin yaşadığı Beyağıl’da, kültürler harmanı ya da insan mozayiki bulunuyor. Daha önceki yıllarda, ölümünden önce rahmetli Anamla (Emine Özden) ve köyün öteki yaşlılarıyla, köyün tarihini ve sosyolojik yapısını konuşmuştum. Son kaynak kişi olarak konuştuğum (Ekim 2005) Hüseyin Eroğlu (78)’nun anlattıklarına göre Beyağıl’ın aile yapısı (sülaleler)’in kaynağı ve nereden geldikleri şöyle:
Hacı Bekir Ailesi: Porsuklu-Kayserili Ali çocukları,
İmamlar: Karamanoğulları,
Halilkiyalar: Selçuklu-Sungurlar
Hasbi Çavuş: Erzurumlu Keçeciler,
Yakupoğulları: Karkıncı,
Hacı Muzaffer: Gümüş’ten,
Curul Osman: Darboğaz’dan,
Mulla Osman: Bor’dan,
Asfaltlar: Demircioğlu, Adana Şamboyadı,
Çakallar: Ulukışla’dan,
Fadıllıoğlu: Ulukışla’dan,
Lazoğlu: Gümüşhane’den,
Tehinoğlu: Karaman’dan,
Araplar: Yemen’den,
Kısnedarlar: Urfa Birecik’ten,
Menemencioğlu: Adana Karaisalı (Yörük),
Sakızlar: Adana’dan,
Kürtler: Ceyhan ve Güney Doğu’dan (1980 sonrası gelen).

Tarihi İpek-Baharat Yolu üzerinde bulunan Eski Bedirge; kervanların mola verip konakladıkları bir yer olması nedeniyle, ticari kültürü ve yerleşik yaşam kültürünü de en eski benimseyen bu Anadolu Türk halkının yaşadığı bir yerdir. Beyağıl halkı, çok eski tarihlerden beri yerleşik olarak tarımla uğraşmasına karşın, yakın tarihe kadar (1980) büyükbaş ve küçükbaş hayvancılıkta da çok ileriydi. “Çakıt Erozyon Kontrol ve Ağaçlandırma Projesi”nin başlatıldığı 1980’e kadar, yaklaşık 10 000 küçükbaş ve 200 büyükbaş hayvanı bulunan Beyağıl halkı,  her yılın mayıs ayı sonunda, mülkiyeti köy vakfının olan Balkar Dağları’ndaki yaylaya göç ederdi. Yaylada çadırlar kurulur, mantar, kenger ve kuzukulak otları toplanır, saç kavurmaların kokusu çevreye yayılır, koyun ve kuzu melemeleri bir orkestra gibi çevreye yayılır, yaşlılar köpek martavalları ile gençleri güldürür, uzaklardan çoban kaval sesleri Toros Dağları’nın yüksek yamaçlarını süsleyen sedir ağaçlarında yankılanır, genç kızlar kaynak su başlarında testi doldururken, çocuklar köpeklerle oynaşır, gıcırganlar döner, şenlikler yapılar ve obalar halinde konaklanırdı. Bir obadan öbürüne manili atışmalar yapılırdı. Darboğaz kasabası, Porsuk, Gümüş ve Maden köylerine sınır olan ve soğuk kaynak sularının bol olduğu verimli otlaklardan oluşan Beyağıl Yaylası, şimdi ise alternatif dağ turizmine hizmet veriyor. Dağcıların kamp yerine dönüşmüş. Havalar soğumaya başlayınca, koç katımı zamanı ve hasat mevsimi (Eylül) geldiğinde ise,  köye geri göçülürdü.
Bu dönem, bir bayram ve şölen havası olarak anımsanır. Güz mevsimi aynı zamanda ürünlerin alındığı ve bir yıl boyunca harcanan emeğin sonuçlarını verdiği bir dönem olduğu için, düğün dernek zamanıdır. Eski kına geceleri ve düğünlerde; sağdıç, yorgancı, arap, deynekçiler, yapay deve, zenneler ve “hem ağlarım hem giderim” diyen at üstünde kırmızı örtülü gelin ve atkı törenlerinin olduğu ve bir hafta süren eski düğünler artık nostalji oldu. Yavuklusuna kur yapan gençlerin damlara çıkıp, bacadan kese sarkıtıp “ebe coz, coz..” diyerek hediye toplayışları ve kızların da çeşme başında kikirdemeleri yok artık… Düğünlerde muziplikler yapılır, orta oyunları oynanır, maniler söylenir, seferberlik, hasret, sevda ve kardeşlik türküleri çığırılır ve kadın erkek birlikte halaylar çekilirdi. Koyak bağı üzümlerinden yapılan rakı ve şarap su gibi içilir, ama kimse zil zurna sarhoş olmazdı. Eskiden köyün dişi eşek sürüsü vardı. Beyağıl’da namus, hırsızlık ve gasp gibi suçlardan hiç kimse bu güne dek adliyelik olmamıştır. Köyün iç yasaları işletilir ve büyükler, sorunları tatlıya bağlarlardı. Kadri Tarikatı üyesi bazı yaşlılar, geceleri Mercan Dayı’nın evinde; “hu, hu, huuuu!…” diyerek ve zıplayarak toplu zikir ederdi. Gençler, onları zaman zaman rahatsız ettiklerinde, eli sopalı zikircilerle kovalamaca oynanırdı. Hanefi Meshebi’nin ve İslami kuralların etkin olduğu köyde,  özellikle dini bayramlarda hoşgörü, saygı ve sevgi hep önde tutulur ve büyük küçük herkes caminin önünde toplanarak bayramlaşır ve küsler barışırdı. Köyden bir kişi öldüğünde, o gün kimse işe gitmez ve topluca cenaze törenine katılırlardı. Tüm bu törenler, Şaman ve İslam kuralları karması ortak ve özgün bir özellikte yapılırdı. Hasatta, düğünde ve yaşamın her alanında, kadın erkek arasında haremlik-selamlık ayrımı olmazdı. Kadına saygı ve sevgi öncelikler arasındaydı. Eğer köyün delisi yoksa, birini deli ederlerdi. Çünkü köyün bir imamı, bir muhtarı, bir öğretmeni ve bir de delisi olurdu. Köy odalarında peşkir oyunu, kör ebe, saklambaç, hiciv, gülmece, kuran ve şiir okuma yarışları yapılırdı. Kına gecelerinde, kadınların da hoş eğlenceleri ve oyunları vardı. Altıparmak Hasan (Anıl) gibi halk ozanlarının uzun havaları düğünlerin en özgün yanıydı. Düğünlerde, toprak damlarda oynanan ve Kerim Yavuz gibi usta halaycı başlarının söylediği şu sözleri, diğer halaycılar birlikte ve yüksek sesle ünlerler:
“Alayım kaçayım dağlara seni, heyy!
Laleli, mor sümbüllü bağlara seni, heyy!
Kalenin kapısı demir değil mi, heyy!
Demiri eriten kömür değil mi, heyy!”
“Atalım, atalım…
Kime?
Herkes sevdiğinin kucağına…
Heyyyyyy!…”
Genç kızlar ise, şu türkü eşliğinde oynarlar:
“Sandığımın kilidi
Üstünü güller bürüdü
O yar orda, ben burda
Cahil ömrüm çürüdü…”
Zahit Hoca (Ballı), Molla Durmuş (Öngel), Hüseyin Dede (Yıldız), Taşkafanın Ahmet (Özel), Konur Osman (Aksoy), Hasbi Çavuş (Yılmaz), Sofu İsmail (Yücel), Fakıoğlu Durmuş (Yenel), Kara Durmuş (Can), Muhtar Halil (Dincer), Osman Usta (Özden), Halil Ağa (Duru), Külhan Emmi (Ünüvar), Şıh Osman (Soysal) ve Cemal Onbaşı (Aydın) gibi, Beyağıl’ın görmüş geçirmiş yaşlı aydınları-aksakal bilge dervişleri ve şifacı Şaman Anaları; köyün huzurunu bozan ve böbürlenip kendini öven cahiller için, şu maniyi söylerler:
“Anasının övdüğünü
Koyup kaçasım geldi
Elin övdüğünü
Alıp kaçasım geldi…”
Tüm çağdaşlıklarının yanı sıra, Arı Türkçe konuşun, Ata gelenek ve göreneklerine bağlı Beyağıl; Orta Asya Türk Kültürü ve Anadolu’nun zengin uygarlık mirası izlerini koruyan ve yaşatan Kuvayı Milliyeci özgün bir Türk köyüdür…
(*) Kaynak: “Uygur Karızlarına Yolculuk” Dursun Özden- Kaynak Yayınları, Ocak 2006    

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

shared on wplocker.com