kuvayı milliye yiğitlemesi
ben bu yoldan, yüz yıl önce de geçtim
kolağası mustafa kemal ile seni seçtim
aydayım-süngünün parladığı yaydayım
merhaba-elveda şiirinde, ıslak raydayım
ateşten gömlekti cepkeni, alevden teni
o yitik zaman müjdecisi-kurtaran evreni
gazi geldi, hoş geldi, müfreze toplandı
ilk yemin, ilk kıvılcım, ilk zafer: pozantı
ben kuvayı milliye neferi, yörük kızıyım
ah! bolkar çığlığı, molla kerim avazıyım
yağlı, filinta mavzere, değmesin nazar
keklik pınarında-pusuda, destan yazar
adile çavuş-kara fatma-dağ bayır gezer
kuvvacı gülekli hatca, o düşmanı sezer
yiğidi yemen’de, çanakkale’de, hem de
sevdalı-sürmeli gözler semahta, cemde
yenice’nin başı darda, varda ha, var da
yazın karboğazı üşürdü-tarsus yanar da
göç, şeker pınarı’nda mola verdi, o vakit
tan çiçeği, taç yaprağını besler, ulu çakıt
sarı keçili tingil fatma-tahtacı yanık hatca
sinanbey süvarisi burma bıyık-adil-hakça
o örsü döven çekiç ve çeliğe can veren su
göz-gez-arpacık, gülek ilk hedef, son pusu
ya erenler, el ele, el hakka verenler, yarenler
karacaoğlan, avşar dadaloğlu ile iz sürenler
o doğa neferi, ağaç eri, tahtacı beyi, başı dik
hamidiye, belemedik, biz bizi daha bilemedik
alev yeleli-rüzgar taylı, yılkı atları; korkulu rüya
ışık kanatlı süvari alayı, yörük otağı-tüten yuva
torosların bol karı, yarı, darı, narı, sarı, farı, arı
dağlara kaçırıp, uğruna öldüğümüz, gül-baharı
içimde açan sarı çiğdem, nevruz, mor menekşe
sulandı, kırk gözelerde süzülen, kırk belikli ayşe
fedailer mustafa oldu-çay oldu-çakıt oldu çağladı
her damla akdeniz oldu, umudu kurtuluşa bağladı
ve 5 ağustos 1920 yazı-seherde, pozantı garında
milli yörük müfrezeler toplandı-gazi paşa harında
yeri demir-göğü bakır olan, köpürüp gelen bulut
ey memedoğlu memed, sen ince cumali’yi unut
günahkar ya da kefensiz müfreze kılıcı zülfikar
insan, utanç ya da onurla baş başa, sınav var
kuvvacı arif ile arife’nin afiyeti, dirliği, düzeni
barış dağların yüreği, her düğün sevgi şöleni
ey! dününü ve yönünü unutan biz, önü ateş
yalan dikeni beleş, yüzü keleş, düşmana eş
tren mi yol alıyor? yoksa, toros tünelleri mi?
ulukışla’dan, adana’ya giden, insan seli mi?
takyanus da, cennet, cehennem de, burada
nerede tüterse, yörük çadırı; biz varız orada
mazlumun şafağında, namlunun şavkındayız
utkuyla gelen özgürlüğün-barışın farkındayız
canlar! biz bu yoldan, asırlar öncede geçtik

insanlığın kurtuluşu için, anadolu’yu seçtik.
dursun özden

www.dursunozden.com.tr
















