Taksim Anıtı ve Milli Mücadelede Sovyetler Birliği Yardımları

Türk Heyeti Kızıl Meydan’da

Sovyet Heyeti Taksim’de, İsmet Paşa Moskova 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda…

1922 yılı Mart ayı ortalarında Mustafa Kemal Paşa; Kafkas Sovyeti Büyükelçisi İbrahim Abilov, Sovyetler Birliği Büyükelçisi Aralov ve Sovyet Askeri Ataşesi K. K. Zvonaryev’i cepheye çağırır. Zvonaryev 23 Mart’ta, Abilov ve Aralov ise 27 Mart’ta Mustafa Kemal’le görüşmek ve Türk birliklerinin denetimine katılmak üzere cepheye gelirler. Sovyet tarafı bu gezide, Mustafa Kemal’in uzun süre Anakara’da bulunmayışı nedeniyle biriken mesafeleri çözmek, İtilaf devletlerinin ateşkes önerisini görüşmek, yeni Türk ordusunu tanımak ve gereksinimlerini yakından öğrenmek olanağını elde etmiştir. Ayrıca Mustafa Kemal’e Lenin’in gönderdiği 3,5 milyon altın rubleyi, askeri giyecekler ve silahları da teslim etmişlerdir.

Cephede Mustafa Kemal’le özel görüşme

29 Mart 1922 günü Mustafa Kemal’le Eskişehir-Sivrihisar’daki ilk görüşmede, İtilaf devletlerinin Türkiye ve Yunanistan’a önerdiği ateşkes üzerine konuşulur. Mustafa Kemal de, İsmet Paşa da şartları çok ağır bulduklarını belirtirler.

Cephede yapılan diğer görüşmelerin önemli gündem maddelerinde birisi, Türkiye’ye yapılacak yardımlardır. Mustafa Kemal, Maliye Bakanı Hasan Bey’in maliyenin içinde bulunduğu ağır durum nedeniyle İtilaf devletlerinin önerilerine boyun eğmek gerektiği düşüncesinde olduğunu anlatır. Mustafa Kemal, Türk halkının emperyalizme boyun eğmeye karşı olduğunu, Sovyetler’in Türkiye’ye yardım ettiğini, bu durumda, emperyalistlere ödün vermemek gerektiğini ileri sürerek, Maliye Bakanı Hasan Bey’in görüşlerine itiraz ettiğini söyler. Mustafa Kemal, yapılacak yardımlar konusunda açık konuşmalarını, bundan dostluklarının hiçbir şekilde zarar görmeyeceğini vurgular ve Sovyetler’deki ağır durumu hesaba kattıklarının altını çizer. Daha sonra somut isteklerini iletir. Mustafa Kemal, bu görüşmelerde Aralov ve Abilov’un her konuda pek çok samimiyet gösterdiklerini ve teminat verdiklerini belirtir.

Cephe ziyareti boyunca Aralov ve Abilov için resmi geçitler düzenlenir. Sovyet ve Azerbaycan temsilcileri, Ilgın manevralarına da katılırlar. Mustafa Kemal’in ifadesiyle “konuklara her tarafta olumlu gösteriler yapılır”. Ancak Birinci Ordu’nun geçit töreninde sürekli kendini ön plana çıkarmaya çalışan Ali İhsan Paşa’nın; erlere, “Moskof’tan öc alan, yılmaz ordunun büyük kumandanı Ali İhsan Paşa…” sözlerinin geçtiği marşı okutması, Mustafa Kemal’i çileden çıkarır. Ali İhsan Paşa, daha sonra görevinden alınacak ve İstiklal Mahkemesi’nde yargılanacaktır.

Birinci Paylaşım Savaşı sonrası; Emperyalist kuşatmaya karşı, ilk bağımsızlık mücadelesini zaferle taçlandıran Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya maddi ve manevi destek sağlayan ve Kafkasların Lenin’i olarak bilinenen, Azerbaycan Sovyeti Başkanı Dr. Neriman Nerimanov’un girişimleriyle İbrahim Abilov, beraberinde

getirdiği yardımlarla, Büyükelçi olarak Ankara’ya gelir ve Mutafa Kemal Paşa ile temaslara başlar. Cephe boyunca birçok yerde Aralov ve Abilov’a askerlere hitap etme olanağı verilir. Sovyet Büyükelçisi Aralov“Yiğit ve soylu Türk askerleri!” diye başlayan konuşmasında, Kızıl Ordu’nun selamlarını iletirken, Türk sancağının yakında İzmir’de dalgalanacağını vurgular. Aralov’un konuşmaları“yaşa!” nidalarıyla kesilir.

Azerbaycan Büyükelçisi İbrahim Abilov ise, Türk askerleri için anlaşılır, sade bir Türkçe ile, Sovyet Kızıl Ordusu’nun İngiliz, Fransız ve diğer sömürgecilere karşı elde ettiği zaferleri, Rusların Çarı, kapitalistleri, zenginleri nasıl devirdiğini ve artık hükümetin halkın eline geçtiğini anlatır. Abilov, Sovyet Rusya’nın Türkiye’ye destek verdiğini, askerlerin cephe gerisi için kaygı duymamaları gerektiğini, Kızıl Ordu’nun cephe gerisini emperyalistlerin saldırılarından koruduğunu söyler. Türk askerleri, Abilov’u büyük bir coşkuyla alkışlarlar.

Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı kumandanları; cephe ziyaretinde Aralov, Abilov ve Sovyet Askeri Ataşe Zvonaryev’le askeri sırları paylaşırlar. Hatta, Büyük Taarruz’un öncesinde Mustafa Kemal, Aralov’dan Sovyet Elçiliği’nde onun da katılacağı büyük bir resmi kabul düzenlemesini, bunu bütün Ankara’ya yaymasını, öteki ülkelerin elçilerini de çağırmasını rica eder. Plana göre, elçilikteki kabule yaveri gelerek Mustafa Kemal’in rahatsız olduğunu söyleyecek ve gelemeyeceğinden ötürü özür dileyecektir. Mustafa Kemal, Sovyet temsilcilerini askeri planlardan da haberdar eder.

İngiliz gizli arşiv belgelerine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti, Büyük Taarruz’dan önce Aralov’un temsil ettiği Sovyet Hükümetiyle gizli bir anlaşma yapar. Türkiye, Sovyetler’in onayını almadan Yunanistan’la barış yapmayacak; Sovyetler ise, Türkiye’ye Yunanistan’a karşı yapacağı savaşta gereksinim duyacağı her yardımı sağlayacaktır. Çok daha önemlisi, bir Sovyet askeri heyeti, anti emperyalist savaşın etkin bir biçimde yürütülmesine gözcülük etmek için, Kemalist ordunu karargahında görevlendirilecektir.

Gerçekten de Büyük Taarruz sırasında, Mustafa Kemal Paşa’nın yanında Sovyet kumandanları bulunmaktadır. Bu olgu, fotoğraflarla da saptanmıştır. Atatürk’ün Büyük Taarruzu dürbünle izlerken çekilen fotoğrafında hemen arkasında yere uzanmış duran subayın şapkası ve kaputu, Kızıl Ordu üniformasıdır.

Cephede Mustafa Kemal ve Kadın Hakları

Cephe ziyareti sırasında Mustafa Kemal’in kadın hakları ve geleceğine karşı tutumu, Sovyet yetkililerin dikkatini çeker. Özellikle Aralov, Mustafa Kemal’in kadının kurtuluşunun ve toplum yaşantısında erkeklerle eşitliğini isteyen ilerici tavrından etkilenir. Hatta, Ahmet Ağaoğlu’yla yaptığı bir görüşmede bir Sovyet yetkilisine şöyle demiştir:

“Ağayev; Rauf, Fethi ve diğerleri gibi hükümet üyelerinin de bulunduğu Mustafa Kemal’in evinde oturuyormuş. Şu sahne gerçekleşmiş. Mustafa Kemal Paşa’ya Doğu illerinden etkili bir hoca-din adamı bir ricaya gelmiş. Paşa ona, ricasını yerine getireceğini, ama onun da yerine getirmesini istediği bir ricası olduğunu söylemiş: İzmir’den karısıyla döndükten sonra hacıyı karısıyla evine davet edecek ve ardından iki çift şehirde dolaşmaya çıkacaklar. Paşa, çarşafsız bir şekilde karısıyla el ele gezecek. Hacı da aynı şekilde karısıyla el ele ve karısının çarşafını çıkartarak gezmeye söz verecek. Öneriye duyan hoca utanmış, mırıldanarak “amin” demiş ve dine karşı itaatsizlikten bahsetmiş. O zaman Kemal Paşa, ona şöyle demiş:

“Ben, sizin dini kurallarınızı bilmek istemiyorum. Eğer beni rahatsız ederseniz hepinizi keserim. Türk kadını çalışkan, evine ve vatanına bağlı ve özgürdür. Kadınlarımız cephede ve cephe gerisinde, erkekler kadar özverili gayret içindedirler. Modern Türkiye’yi onlarla birlikte kuracağız ve yaşatacağız. Çarşafla ve safsata şeylerle Türk kadınını çağşı hurafelerin içine sokmaya kimsenin hakkı yoktur. ” Aralov, Sovyet yetkililere çektiği pek çok telgrafta, Mustafa Kemal’in kadınlarla ilgili düşünce ve görüşlerini dile getirmiş ve Sovyet kadınlarının da bu yönde gelişmesini önermiştir.

Aralov ve Abilov, cephe gerisiyle birlikte Mustafa Kemal’i daha yakından tanıma fırsatı bulurken, onun büyük devrimci özelliklerini açık bir şekilde görürler. Aralov ve Abilov, 5 Nisan 1922 günü cepheden ayrılırlar ve ertesi gün Ankara’ya varırlar. Sovyet Askeri Ataşe Zvonaryev ise incelemeler yapmak üzere daha cephede kalacak, hatta çatışmaların olduğu mevzilere kadar gidecektir. 26 Ağustos 1922’de Kocatepe’de başlayan; Polatlı, Sivrihisar, Eskişehir, Afyon, Kütahya, Çaltepe ve Dumlupınar’a kadar 5 gün süren tüm sıcak savaşların içinde yer alacaktır. Düşmanın Dumlupınar’da bozguna uğratılışına da tanıklık edecektir. Hatta, İzmir Zaferi’ne kadar hep cephededir…

30 Ağustos 1922 Zaferi, Sovyetler’de coşkuyla karşılanır

Azerbaycan Büyükelçisi İbrahim Abilov’un anılarında bu zaferden övgüyle söz edilir. Çanakkale Savaşları sırasında başlayan Türk-Sovyet ilişkileri, bu kez daha da pekişir. Türkiye’nin zaferi, Sovyet Cumhuriyetlerinde büyük etki yaratır. Sovyet Hükümeti, emperyalistlerin maşası Yunanlıların Dumlupınar’da bozguna uğratılmasının ardından, Ankara’ya gönderdiği mesajda çok sıcak bir ifade kullanmıştır:

“Sovyet halkları, Avrupa emperyalistlerine karşı yıllardır kahramanca savaşan Türk halkının sevincini içtenlikle paylaşmakta ve Türk Ordusu’nun Türkiye’yi barışçı çalışma günlerine yaklaştıran her zaferine, Türk halkıyla birlikte sevinmektedir.” Zafer kutlamaları, Sovyet Rusya’da da yapılmaktadır. 24 Eylül 1922 günü Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi öğrencileri tarafından Moskova’da Türkiye’nin zaferi şerefine güçlü bir miting düzenlenir ve şehir içinde, çok kalabalık uzun bir yürüyüş yapılır.

Türkistan Sovyeti Merkez Yürütme Kurulu, emperyalistlere karşı kazanılan Türk zaferi dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir kutlama telgrafı gönderir. 6 Ekim 1922 tarihli telgrafta şöyle denilmektedir:
“Türkiye’nin emperyalist işgalcilere karşı verdiği kahramanca savaşı ve zaferinizi yürekten selamlarız!…”

İzmir İktisat Kongresi ve Anadolu’nun Babası Abilov’un karanlık ölümü 1918-1923 arası bağımsız bir Cumhuriyet olan Azerbaycan’ın Türkiye Büyükelçisi olan İbrahim Abilov, Türk halkının ve Kemal Atatürk’ün çok yakın dostu olarak, yalnız cephede değil, yeni ve genç Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal, kültürel, siyasi ve ekonomik olarak da kalkınması için büyük yaralılıkları olmuştur. İzmir İktisat Kongresi’ni örgütlemede onun büyük katkıları vardır.
Lozan Konferansı sırasında; Moskova’da 30 Aralık 1922 günü Rusya, Ukrayna, Belarus ve Transkafkasya Cumhuriyetlerinin katılımıyla, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) kurulur.

Türkiye düşmanlarından kurtulmuş, saltanatı kaldırmıştır. 17 Şubat 1923 günü İzmir İktisat Kongresi toplanır. Yeni rejimin ekonomik politikaları belirlenecektir. Mustafa Kemal, Kongrede, eşleriyle birlikte davet ettiği Aralov ve Abilov’la burada da özel görüşmeler yapar ve bilgi alış verişinde bulunur. 3 yaşındaki Anadolu, ablası Ziba ve anne Tamara’da İzmir’dedir. Onlar, Atatürk’ün özel konuğudur.

İzmir İktisat Kongresi 17 Şubat 1923 günü açılır. Kongre’nin başkanlığını Kazım Karabekir yapar. Aralov ve Abilov’la birlikte orada bulunan Astahov, Kongre’nin sınıfsal ilkelere göre toplanmış olmasına önemle dikkati çeker. Kongreye Türkiye’nin her yanından bütün üretici sınıfların temsilcilerin katıldığını vurgular.

Kongre, Mustafa Kemal’in konuşmasıyla başlar. Hemen ardından Aralov ve Abilov söz alır. Her ikisi de konuşmalarında, ağır ve kanlı savaşlardan sonra kültürün geliştirilmesi, halk ekonomisinin kurulması konusunda Sovyetler’in deneyimlerini aktarırlar. Sömürücüleri kovmak, emperyalizmi ve feodal düzeni alt etmek suretiyle savaşı başarıyla sona erdiren yeni Türkiye konusunda, Sovyetler Birliği’nin görüşlerini anlatırlar. Özellikle Abilov, Türkçe olarak yaptığı konuşmasında, ayrıca kardeş Azerbaycan’ın ekonomik durumuyla ilgili ayrıntılı bilgi verir. Abilov’un konuşması, Anadolu’dan gelen delegeler tarafından ayakta alkışlanır.

İzmir İktisat Kongresi Kararları

S. Aralov ve İbrahim Abilov’un örgütlediği ve yönlendirdiği Sovyet diplomatları ve bilim adamları, dış kapitalizme karşı savaşımda bir adım olarak değerlendirdikleri İzmir İktisat Kongresi’nin kararları arasında, özellikle şu noktalara dikkat çekerler:

Kongre, “Amele Teali Cemiyeti” adındaki ilk işçi sendikasının istekleri de bu karalar içinde yer almıştır. iç pazarın genişletilmesi ve bu pazarın ulusal sermayenin eline geçmesi yolundaki engelleri kaldırmak, yerel-ulusal burjuvazinin girişimciliğinin geliştirilmesi ve ülke ekonomisindeki yerinin güçlendirilmesi için gerekli koşulları yaratmak, emperyalist tekellerin çalışmalarını sınırlandırmak ve ticareti geliştirmek

amacıyla bir dizi önlemler saptanmıştır. Ayrıca Türkiye’de mal-para ilişkilerinin gelişmesini engelleyen “aşar”ın kaldırılması ve Fransız tütün tekeli “Reji”nin kapatılmasını gerekli görmüştür. Ziraat Bankası’nın köyde kredi işini ve yardımlaşma birliklerini örgütlemekle görevlendirilmiştir. Sanayi kuruluş programı, yerli sanayi ve ulaştırmanın geliştirilmesini öngörmüştür. Küçük zanaatçı üretiminden büyük fabrika sanayine geçiş gereği belirlenmiştir.

Kongre’de Abilov’un ölüm haberi

Üç gün süren İzmir İktisat Kongresi, üzücü bir olaya sahne olur. Kongre çalışmaları sırasında, kaldığı otel odasında İbrahim Abilov, ağır şekilde hastalanır. Mustafa Kemal, Abilov’un kurtarılması için, kendi özel doktorunu gönderir. Atatürk’ün doktoru Tevfik Rüştü’nün de katıldığı ameliyata alınan Abilov kurtarılamaz ve 23 Şubat 1923 günü çok sevdiği Türkiye topraklarında can verir. Mustafa Kemal, İbrahim Abilov’un ölümü üzerine Arap ve Hintli uzmanları çağırtır ve Ebilov’un bedeni 200 yıllılığına mumyalatır. Atatürk’ün talimatı üzerine Abilov’un naşı gemiyle İzmir’den İstanbul’a ve oradan da Batum’a gönderilir. Batum’da yapılan büyük bir cenaze töreninin ardından Bakü’ye gönderilir. Abilov’un cenazesiyle birlikte, eşi Tamara, kızları Ziba ve Anadolu da Bakü’ye giderler.

Atatürk’ün tüm ısrarlarına karşın; Tamara, Türkiye’de kalmayı kabul etmez. Özellikle Atatürk, adını bile kendisinin koyduğu, manevi kızı Anadolu’nun kendisine bırakılmasını ve bir evladı olarak onu büyüteceğini, Anadolu’nun doğumunu yapan Dr. Tevfik Rüştü Aras aracılığıyla söylemesine karşın, buna razı olmayan Tamara, çok sevdiği Atatürk ve Türkiye’ye veda ederek, kızı Anadolu’ya da yanına alıp, sırlarıyla birlikte Bakü’ye dönerler.

Aralov’un Moskova’ya Ölüm Telgrafı

İbrahim Abilov Yodaş, 19 Şubat günü saat sabah 6’da birden hastalandı. Çok sağlıklıydı ve şimdiye kadar hiç hastalanmamıştı. Doktorlar ilk başta fıtık dediler. Akşam doktorların muayenesi sonucu bağırsak hastalığı teşhisi konuldu ve hemen ameliyat yapılmasını istediler. Ameliyat, gece 19.00-20.00 sularında, Kazım Karabekir Paşa’nın önerdiğİzmir’in en iyi doktoru Esad Bey ve Murat Beytarafından başladı ve iki buçuk saat sürdü. Sekreteri Zeynalov Yoldaşsürekli olarak Abilov Yoldaş’ın yanında bulundu. Sabah Dr. Esad Bey bana, durumun ümitsiz olduğunu söyledi. Öyle ki, bağırsağın altı yerden delindiğini ve sonuçta genel peritonit ortaya çıktığını ve ayrıca ikili bir fıtığın bulunduğunu belirtti. Hastalığın sebebi, dört gün boyunca oturacak vakit bulamaması ve doktorların tahminine göre yara ve kronik mide ülseri. Abilov YoldaşŞubat ayının 23’ünde sabah saat: 6.00’da öldü. Ölümünden sonra karısı Tamara, iki küçük kızıyla kaldı. Abilov’un ölümüyle, bütün Türkiye’den başsağğı dilekleri ve telgrafları geldi. Kongre, beş dakika ara verdi ve cenazenin gönderilmesi için bir heyet kuruldu. Kemal Atatürk, cenaze ve ailesiyle özel ilgilendi.”

İbrahim Abilov’un ölümünden kısa bir zaman sonra da, Aralov, Moskova’ya döndü. TKP gerginliği başta olmak üzere; Başbakan Rauf Bey’in tavırları yüzünden ve Moskova’nın bazı yanlış politikası nedeniyle, Türkiye-Sovyet ilişkileri, yavaş yavaş kötüye doğru gitmeye başladı.

İbrahim Abilov zehirlendi mi?

Ekim 2006’da Bakü’deki evinde kendisiyle özel söyleşi yaptığım 86 yaşındaki Anadolu Adilova, babasının ölüm nedeni ve kendisiyle ilgili olarak açıklanmaması gereken sırların, annesi Tamara’nın vasiyeti olduğunu özellikle vurgulaması, beni derinden yaraladı. Abilov’un, son zamanlarında “Sovyet Dışişleri Komiseri Çiçeron’la ve baştan beri Ali İhsan Paşa, Maliye Balanı Hasan Bey ve Başbakan Rauf Bey ile araları açıktı…” Anadolu’nun annesi Tamara’nın sırları arasında yer alan ve Anadolu’nun söylediğine göre, babası İbrahim Abilov’un ölüm nedeni, zehirlenmedir. Çünkü ölüm nedeni; Türk doktorlarının da raporunda, altı yerden delinmiş bağırsak kanaması ve mide kanaması sonunda, peridonit olarak vurgulanmaktadır. Eğer, İbrahim Abilov zehirlendi ise, kim ya da kimler tarafından ve neden zehirlendi? Moskova ve Ankara arşivlerinde, mutlaka bunun bir yanıtı olmalı? Tarihimizin karanlık sayfalarından biri de bu olsa gerek…

Türk Basınında Abilov’un ölüm haberleri

İbrahim Abilov’un ölümüyle ilgili İzmir’de yayınlanan AHENK ve Ankara’da çıkan İLERİ Gazeteleri şunları yazdı:
“Türkiye’de müteveffa Abilov’u öz kardeşi gibi sevip saymayan bir tek insan bulmak olanaksızdır. Ulusal hareketimizin en kızgın anında gerçekten öz kardeşimiz gibi aramızda beliriverdi. İyi ve kötü günlerimizde dostumuzdu. İ. Abilov, Ankara’da en iyi, yeri doldurulamaz izlenimler bıraktı. İbrahim Abilov, çok iyi, çok mert bir insandı….”

“Ulusal kurtuluş Savaşımızın en başından beri Azerbaycan Büyükelçisi olan İbrahim Abilov, Afyon Taarruzuna varıncaya dek, bütün cephelerde ve ülkemize karşı olağanüstü bir sevgi göstermiştir…”

İsmet Paşa, Moskova’da 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda

İzmir İktisat Kongresi toplanmasının ardından 9 yıl geçtikten sonra, kötüye giden Türkiye-Sovyet ilişkilerini iyileştirmek üzere; Moskova’dan gelen bir davet, iki komşu ülke arasında olumlu yankılandı. Atatürk’ün isteği üzerine, Moskova’da yapılacak “1 Mayıs İşçi Bayramı” törenlerine, İsmet Paşa başkanlığındaki bir heyet gider.

1 Mayıs 1932’de Türk Hükümet heyeti, Kızıl Meydan’daki törene katılır. İsmet Paşa, Sovyet Devlet ve Parti yöneticileriyle birlikte, tribündeki yerlerini alır. 11 Mayıs 1932 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan haberde; Falih Rıfkı Atay, tören izlenimlerini şöyle anlatır:

“Stalin ve arkadaşları (…) devrimden önce, hapiste ve kaldırım üstünde giymiş oldukları esvapları değiştirmemişler gibidir. Kızıl Meydan’ın emsalsiz insan ve hareket dekoru içinde, hepsini yaratan ve bütün dünyaya karşı yeni bir insanlık davası güden devrimciler fırkasının reislerinin bu sadeliği hakikaten heyecan verir… Bu harp şeridi, Voroşilov’un bir barış söyleviyle başlamıştır. Bu barış duygusu Moskova’da, biz de olduğu kadar samimidir. Fakat her iki devrimin de barış timsali, Avrupa’nın, kanatlı topuğu kadar yalan olan et göğüslü barış orospusuna benzemez. Bizim ki, göğüs kemikleri inip çıkan, halkın yürüdüğü katı toprakta ayağı nasırlaşan bir ana ve bir kız kardeştir…

1 Mayıs güneşi, yüz binlerce halkın Lenin’in mezarı önünden geçen dalgaları üstünde söndü. Burada halk yığınlarının yeknesaklığı o kadar azaltılmıştır ki, baştan başa seyredebilmekten bıkılmaz… ”

Bayram sonrası, Leningrad ve Harkov’u da ziyaret eden Türk Heyeti, 6 Mayıs 1932 günü Stalin’le de resmi görüşmeler yapar. Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Teşkilatı’na girişi ve Balkan Paktı, görüşülen konuların başındadır…

Binlerce yıldır pek çok medeniyete başkentlik yapan bir kentin, İstanbul’un sırdaş kimliği olan Taksim Cumhuriyet Anıtı, kurtuluştan kuruluşa giden bu kutsal yolda; bir ulusun diriliş öyküsünün tanığıdır… Milli Mücadelemizde, Sovyetler Birliği’nin yaptığı maddi ve manevi yardımlar için, bir minnet borcu olarak dikilen bu anıtın; Sıraselviler ve İstiklal Caddesi’ne bakan tarafındaki kaidede yer alan; Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak arkasındaki kişilerden; Sovyet General Voroshilov ve Frunze yanı sıra, diplomat Aralov ve Abilov’u da anımsayınız… 1928 yılında İtalyan heykeltraş Pietro Canonica ve ekibi tarafından yapılan Taksim Cumhuriyet Anıtı’nı ziyaret ederken; tarihi bu duygularla selamlayınız, yeniden…

Dursun Özden, www.dursunozden.com.tr

İstanbul’un Sırdaş Kimliği, Taksim Cumhuriyet Anıtı ve

Milli Mücadelede Sovyet Yardımları

Her kentin bir sırrı ve her ülkenin bir simgesel kimliği vardır. 

Binlerce yıldır, pek çok medeniyete başkentlik yapan İstanbul’u simgeleyen kimlik nedir?

Gelin, bir dünya cenneti olan bu kentin sırrını ve bilinmeyen yönlerini aralayalım… 

Bu sırrın kahramanı olan zaman, kişi ve olayları deşifre edelim…

Bir belgeselci ve araştırmacı yazar titizliği ile bu sırrı, sır olmaktan çıkarmanın heyacanı içindeyim.

Kimi günlemler vardır, belleklerden silinmez. Kimi kişi ve olaylar vardır, belleklere ve oniks mermer sütunlara kazınır ve tarihin her döneminde tanıklık eder…

Taksim Cumhuriyet Anıtı’nın sırrı neydi?

İstanbul’un orta yerinde; kurtuluştan kuruluşa giden yolda, 1928 yılında İtalyan heykeltraş Pietro Canonica tarafından yapılan anıt ve bu anıtta yer alanların kimliği ve görüntülerin sırrı bu kitapta…

Milli Mücadelemizde, Sovyetler Birliği desteğini organize eden; Sovyet Rusya Ankara Büyükelçisi Semyon İvanoviç Aralov ve Kafkas Sovyetleri Ankara Büyükelçisi İbrahim Abilov’un yanı sıra; Mustafa Kemal Paşa ile birlikte cephede ve Ankara’da savaş stratejileri üreten ünlü uzman Sovyet Komutanlar: General Mihail Vasilyeviç Frunze ve Mareşal Kliment Yefremoviç Voroşilov’un katkıları unutulmadı. Birinci Paylaşım Savaşı ardından; Lenin’in başını çektiği, 1917 Ekim Devrimi ve Mustafa Kemal Paşa’nın başlattığı, 19 Mayıs 1919 Anadolu Ayaklanması; eski düşman iki komşu ülke arasında başlayan, dostluk ve dayanışmanın simgesel abidesidir Taksim Anıtı… 

Taksim Cumhuriyet Anıtı’nda; Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak’ın arkasında iki Sovyet general var: General Mihail Vasilyeviç Frunze ve Mareşal Kliment Yefremoviç Voroşilov. Bu anıtın en ilginç sırrı ise; türbanlı ve başı açık iki kadın görselidir…

“Kafkasya’nın Lenin’i Dr. Neriman Nerimanov” üzerine araştırma yapan ve “Atatürk, Nerimanov ve Kurtuluş Savaşımız” konulu eser yazan, tarihçi Hüseyin Adıgüzel şöyle diyor:“Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Lenin’in yoldaşı olan, Azerbaycan Sovyeti Devlet Başkanı ve ünlü yazar Neriman Nerimanov; (1909-1913)’de bir devrimci olarak esir düştüğü Heşterhan zindanında tanıştığı esir Türk subayları yanı sıra; sonra da (1920-1923)’de, Sovyetler Birliği Büyükelçisi S. Aralov ve Kafkas Sovyeti Ankara Büyükelçisi İbrahim Abilov aracılığıyla, Mustafa Kemal Paşa ile temas kurmuş ve Türkiye Türklerinin Milli Mücadelesine maddi ve manevi destek sağlamıştır. Türk Kurtuluş Savaşı’na büyük destek verdi, Atatürk’le Nerimanov arasında son derece manevi yakınlık, dostluk ve kardeşlik ilişkileri kuruldu. Mustafa Kemal Paşa, 1921 yılında Nerimanov’a bir mektup yazarak, borç para talep etmiştir. Nerimanov, derhal 500 kg. altın gönderdi. Daha sonra, Sovyet Rusya’dan aldığı 10 milyon altın rubleyi de Ankara’ya gönderdi. Bu yardımlarla savaş içindeki ülkenin durumunda belirgin bir düzelme oldu. Kurtuluş savaşının en tehlikeli günlerinde, bir kardeş olarak elini uzatan ve elinden gelen her türlü yardımları yaparak, Sovyetler Birliği’nden Türk Kurtuluş Savaşı’na büyük destek ve yardımlarda bulunan Neriman Nerimanov, bir komünist olsa bile Türk olduğundan, hakiki Türk milliyetçisi olduğundan zerre kadar şüphesi olmamıştır. Nerimanov’un komünist olması, bize yardım etmesine engel olmadığı gibi, bizler de onun komünist olmasına bakmaksızın, onun Türkiye Türkleri ve Türk milleti için yaptıklarını asla unutamayız. Tarih olduğu gibi, yazılmalıdır ki; Türk Birliğinin temeli sağlam olsun!..” (Respublika Gazetesi, 19 Haziran 2019)

Taksim Cumhuriyet Anıtı kaidesine esin kaynağı olan; zaman, kişi ve olayların bilinmeyen yönleri ve sırları; şu başlıklarda yer alıyor: Taksim Anıtı İhalesi ve Maliyeti, Anıtın Tarihçesi ve Atatürk’ün İstekleri, Anıtın Eksik Açılışı ve İtalyan Heykeltraş Pietro Canonica, Anıtın Özellikleri ve Anıtta Kimler Var? Anıta Para Bulunamadı, Anıtın Sırdaş Hikayesi, Anıt ve Taksim Meydanı Nelere Tanık Oldu? Anıtta yer alan kişiler: Milli Mücadele Saflarında General Kliment Yefremovich Voroshilov Kimdir? Sovyet Diplomat Aralov Ankara’da, Milli MücadeledeGeneral Mihail Vasilyeviç Frunze Kimdir? Milli Mücadelede Yeni Müttefikler, Atatürk – Lenin Mektuplaşması, Atatürk’ün Lenin’e Yazdığı Son Mektup, Milli Mücadelede Sovyet Yardımları ve İbrahim Abilov’un Hatıratı ve Kızı Anadolu, Abilov’u İzmir İktisat Kongresi’nde Kim Öldürdü? Frunze’nin Türkiye Anıları, Troçki İstanbul Büyükada’da, Milli Mücadelede Türk Solu (1920), Sovyetler Birliği Yardımları Listesi, Emperyalizme Karşı Sovyet Rusya ile İşbirliği, Lenin’den Atatürk’e Mektuplar ve Değerlendirmesi, Taksim Anıtı Heykeltraşı Pietro Canonica Kimdir? Canonica’nın Dünyada ve Türkiye’deki başka eserleri, Uşak’ta Canonica İmzalı Atatürk Büstü, Yontucu Sabiha Ziya Bengütaş Kimdir? Yontucu Ali Hadi Bara Kimdir? Laventan Mimar Roberto Giulio Mongeri Kimdir? Taksim Anıtı, İstanbul’un Sırdaş Kimliği, Bir Asırlık Dostluk: Türkiye-Sovyet Rusya, Moskova Antlaşması Tam Metni, Ankara Antlaşması Tam Metni ve Milli Mücadelede, Sovyet yardımları ve Anıtın yapılış öyküsündeki bilinmeyen belge, bilgi ve kaynakçaların çok özel fotoğrafları yer almaktadır…

“Benim esin kaynağım: Türk mitolojileri, efsaneleri, şaman dansları, masalları, destanları, folklorü ve dil bayrağımız Türkçedir” diyen; Nazım Hikmet’e “İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu?” adlı eserine esin kaynağı olan; ‘550 yıl önce, Tataristan’ın Volga Irmağı kıyısına bulunan Kazan kentini yakan Korkunç İvan’ ile başlayan kin ve nefret tohumları; Çarlık Rusyası-Osmanlı döneminde de sürdü. İki komşu ülke arasında, 20. yy. başında yeşeren, emek odaklı iyi komşuluk ilişkileri, dostluk ve barış; Ankara ve Moskova Antlaşması ile taçlandı. İkinci Dünya Savaşı sonrası gelişen olaylar, Türkiye’nin NATO’ya girişi ve Soğuk Savaş nedeniyle artan diplomatik krizlerin yanı sıra; bu günlerde zaman zaman artan ve durulan gerginliklerin tek çözümü; 1917 ve 1919 Ruhundadır. Çözümün kalıcı sırrı ise, iki komşu ülke arasında yeşeren barışın ve dayanışmanın adresi: Lenin – Atatürk mektuplarının dip notlarında saklıdır. Nazım Hikmet ile Konstantin Simonov dostluğunda ve bir kentin simgesi ve sırdaş kimliği olan; İstanbul Taksim Cumhuriyet Anıtı’nın hüznü ve coşkusu olan; Kanlı Pazar, 1 Mayıs 1976-77-78, Onat Kutlar ve Gezi gibi bir asra yakın zamandır tanık olduğu kişi, olay ve yitik zamanın öte yakasındaki ‘siz’de saklı… 

Haydi, içimizdeki ‘sizi’ – ‘bizi’ keşfedelim, yeniden… “Yurtta barış, Dünyada barış!..”

Sovyetler Birliği ile Ankara Hükümeti ilişkileri

Milli Mücadelede Sovyet Yardımları

Osmanlı İmparatorluğu, 3 Mart 1918’de Rusya’daki yeni Bolşevik Hükûmeti ve İttifak Devletleri ileBrest-Litovsk Antlaşması‘nı imzaladı. Anlaşma sonrasında Kars, Ardahan, Artvin ve (sonradan Sovyetler’e verilecek olan) Batum, Osmanlı sınırları içinde bırakıldı.

1917’deki Ekim Devrimi sonrasında kurulan Sovyetler Birliği, dünyadaki tüm sosyalist hareketlere, emekten yana ve vatansever ayaklanmalara destek vermiş, bununla birlikte sömürgeci ve emperyalist müdahalelere karşı da mücadele etmiştir. Mücadele eden ülkelerle de dayanışma yapmıştır…

Dönemin politik ortamında Sovyetler Birliği, TBMM Hükûmeti ile dostane ilişkiler kurmayı önemsiyordu. Bu dostluk her iki ülkenin çıkarlarına uygun düşüyordu. Ankara, bu dostluk sayesinde içinde bulunduğu uluslararası platformdaki yalnızlığından kurtulmayı, ayrıca Doğu sınırının güvenliğini sağlayarak, Batı’daki işgal güçlerine karşı daha özgüvenle mücadele verebilmeyi amaçlıyordu. Sovyetler Birliği ise, ortak düşmanlara karşı Ankara’nın yanında olup, askerî ve mali yardımlarının sonucunda, bir süre sonrada bağımsız – emekten yana yeni kurulacak devlette egemen olacağı ümidini taşıyordu. Bu bağlamda bazı Bolşevik Rusların, Anadolu’da temasları olmuştu. En bilinenleri Havza’daki Mustafa Kemal ile görüşülmesi ve Kliment Voroşilov‘un başkanlığındaki heyetin ziyareti olan bu görüşmelere bir örnek de Balıkesir’de Kâzım (Özalp) Bey ile yapılan görüşmedir. Bu görüşmede “Kapitalist dünyaya karşı Sovyet Rusya ile aynı fikirde olduğu ilan edildiği takdirde, silah, mühimmat ve mali yardım yapılacağı, hatta gerekirse, Türkistanlı asker yardımı yapılacağı” teklifi yapılmıştır. Kazım Bey, Rusya’yı dost bir komşu devlet olarak gördüklerini belirtmekle birlikte, bu teklifi kabul etmemiştir.

26 Nisan 1920 tarihinde Mustafa Kemal’in, Ankara Hükûmeti adına yaptığı diplomatik ilişkilerin kurulması teklifi, 2 Haziran tarihinde Sovyet Dışişleri Komiseri Georgiy Çiçerin tarafından olumlu yanıtlanmıştır. Yanıtta, her iki ülkede diplomatik ve konsolosluk temsilciliklerinin hemen tesis edilmesi isteği ve Türkiye ile Ermenistan ve İran arasındaki sınırların tespit edilmesinde arabulucu rolü üstlenilebileceğinin kabulü de yer almıştır:

“Sovyet Hükûmeti, Türk halkının kendi bağımsızlık ve egemenliği uğruna verdiği kahramanca mücadeleyi canlı bir ilgiyle izlemektedir. Türkiye için zor olan bugünlerde, Türk ve Rus halklarını birleştirecek dostluğun, sağlam temelini atmaktan mutlu olduğumuzu belirtiriz…”  

Geogiy Çiçerin (Diş işleri Bakanı.

TBMM Hükûmeti’nin fiilen tanınması anlamına gelen bu mektup, Türkiye’de büyük bir coşku ile karşılanmıştır. Mektubun metni Anadolu Gazetelerinde yayımlanarak Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti‘nin şehir ve taşra temsilcilerinin bilgilerine sunulmuştur. Bu yanıt ile 2 Haziran 1920 tarihi, Sovyetler Birliği ile Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin kuruluş tarihi olarak görülmektedir.

Türkiye’deki sol faaliyetler

Bu dönemde Sovyetler Birliği ile iyi geçinmek adına, Türkiye’deki komünistlerin örgütlenmelerine de göz yumuluyordu. Türkiye’deki komünistler, iki grupta toplanıyorlardı. Bunlardan Moskova grubu: Mustafa Suphi çevresinde, Paris grubu ise; Vedat Nedim (Tör) ve Ethem Nejat gibi Almanya’da eğitim görmüş ve Spartaküs Ayaklanmasına tanık olup, Avrupa’daki Bolşevik Hareketlerden etkilenmiş aydınların çevresinde toplanmıştı. Oysa o dönem, dünyadaki birçok ülkedeki antikomünist tepkiler gibi Türkiye’de de komünizme karşı bir endişe ve yer yer tepkiler verilmesi baş gösteriyordu.

24 Ağustos 1920 tarihli bir Fransız istihbarat raporuna göre; İstanbul’da 3 Rusya ve 13 Türkiye vatandaşı ile kurulan bir Bolşevik Komitesi çeşitli örgütlenme faaliyetleri yürütüyordu. Komite, şubeleşmesini Anadolu’nun birçok yöresinde gerçekleştirdiği gibi Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’daki Bolşevik komiteleriyle de işbirliği yapıyordu.

Anadolu’da ise, 1920 yılının Mayıs ayında oluşturulan;Yeşil Ordu Cemiyeti ve Haziran ayında kurulan Halk Zümresi güçlerini arttırıyorlardı. Asıl silahlı güç olan Yeşil Ordu’nun meclisteki temsiliyetini Halk Zümresi sağlıyor, iki teşkilat birlikte hareket ediyorlardı. En güçlü dönemlerinde Halk Zümresi’nin vekil sayısı 85’e kadar yükselmişti. Üstelik Halk Zümresi yanlıları meclis oturumlarında hep hazır bulunduklarından katılan vekillerin yarısını bulabiliyorlardı, bu durum da kararlarda etkili olmalarını sağlıyordu. Çerkez Ethem‘in 6 bin kişilik birliğiyle Yeşil Ordu’ya katılması ile askeri ve siyasi dengeler de değişmeye başlamıştı. Eskişehir‘de Çerkez Ethem’in sağladığı mali destekle çıkarılan ve kendisini İslami Bolşevik Gazetesiolarak tanımlayan“ Seyyare-i Yeni Dünyaadlı günlük siyasi gazeteyi, Arif Oruç ve Mustafa Nuri kurdular. Daha sonra Çerkez Ethem, Türk Komünist Fırkası‘na katılınca, Yunus Nadi (Abalıoğlu)‘nin Anadolu’da Yeni Güngazetesinin yanında, bu partinin ikinci yayın organı olarak (Mustafa Kemal’in de isteği üzerine) Ankara’ya taşındı ve yayımlanmaya devam etti. Resmi Türk Komünist Fırkası’nın bir yayın organı hâline geldi, adı da 83. sayıdan itibaren Yeni Dünya oldu. Ethem’in tasfiyesi sırasında da gazete kapanmıştır.

1-7 Eylül tarihleri arasında Bakü’de toplanan 1. Doğu Halkları Kurultayına Ankara Hükûmeti de bir heyet gönderdi. Mustafa Kemal’e bağlı BMM Hükûmeti temsilcileri, Mustafa Suphi ve arkadaşlarından oluşan Türk Komünistler, (Kurultay’a katılan Enver Paşa ve arkadaşlarından oluşan İttihatçılar, birbiriyle çekişen 3 ayrı grup idi. Türkler, 235 delegeyle kurultaya katılan en büyük grubu oluşturdu.

Bu arada, Ankara Hükûmeti’ndenHakkı Behiç Bayiç‘in istifası üzerine, Dahiliye Vekilliği boşaldı. Mustafa Kemal, Albay Refet (Bele) Bey’i aday gösterdi. Henüz üç ay önce Haziran ayında kurulan Halk Zümresi ise, Doktor Nazım Resmor Bey’i aday gösterdi. İlk turda kazanan olmadı, ardından Refet Bey, 187 oyun 65’ini alabilirken, 98 oy alan Nazım Bey Dahiliye Vekili seçildi. Herkes tarafından komünist olduğu bilinen Nazım Bey’in seçilmesi sürpriz olarak görüldü. Ancak, 2 gün Dahiliye Vekilliği yapabildi. Çünkü Mustafa Kemal, Nazım Bey’in seçilişine büyük tepki göstererek seçimi tanımadığını beyan etti. Dahiliye Vekili sıfatıyla kendisiyle görüşmeye gelen Nazım Bey’i ile görüşmeyi bile kabul etmedi. Baskılar sonucunda Nazım Bey, iki gün sonra istifa etti. 6 Eylül günü yapılan yeni oylamada; 131 oy alan Refet Bey Dahiliye Vekili oldu. Mustafa Kemal, 1927’de verdiği Büyük Nutuk‘ta, Nazım Bey’i (Sovyetleri kastederek) ecnebi çevrelere casusluk etmekle suçlamıştır. 8 Eylül günü Yunus Nadi’nin yönettiği Anadolu’da Yeni Gün Gazetesinde, Halk Zümresi’nin programı yayınlandı. 10 Eylül’de Bakü’de Türkiye Komünist Partisi‘nin ilk kongresi Mustafa Suphi’nin önderliğinde gerçekleştirildi.

Moskova’da bulunan Halil (Kut), 2 Ağustos tarihinde Halil Yoldaş imzasıyla Mustafa Kemal’e gönderdiği telgrafta; Sovyetlerin Ankara Hükûmeti’nden sosyal programını açıklamasını beklediklerini belirtmişti. Tüm bu gelişmelerin üzerine, Meclis Reisi Mustafa Kemal 13 Eylül günü meclise; Halkçılık programını bir önerge olarak sundu. Sol görüşlü bu önerge aynı zamanda, Teşkîlât-ı Esâsîye Kanunu yani 1921 Anayasası’nın da başlangıcını ve ana hatlarının önemli bir bölümünü oluşturacaktı. 18 Eylül günü mecliste okunan önerge, 18 Kasım tarihinde bazı güncellemelerle meclisin beyannamesi olarak yayınlandı. Anti kapitalist ve anti emperyalist vurguları yoğun olan metin, 8. maddede de Ankara Hükûmeti’ni sol bir kavram olan Halk Hükûmeti olarak tanımlıyordu.

Mustafa Kemal, bu manevrası sırasında zayıflamaya başlayan Yeşil Ordu ve Halk Zümresi’nin gücünü daha da azaltmak için, 18 Ekim tarihinde kendi kontrolünde; Türk Komünist Fırkası’nı kurdurdu. İleride tarihçiler bu fırkayı, “Resmî Komünist Fırkası veya Danışıklı Komünist Fırkası” olarak tanımlayacaklardı. Fırkanın bir amacı da, Mustafa Suphi’nin Bakü’de kurduğu Türkiye Komünist Partisi’nin Anadolu’da yaygınlaşmasının önünü kesilmek idi. Türkiye Komünist Partisi, 7 Aralık tarihinde Ankara’da Halk Zümresi ve Yeşil Ordu ile beraber çalışacağını bildirerek,Türkiye Halk İştirakiyyun Fırkası programını ve kuruluş bildirgesini yayınladı. Türkiye Komünist Partisi’nin yasal kolu olan THİF, böylece Türkiye’nin yasal bir komünist partisi oldu.

Rus İç Savaşı‘ndan galip çıkan Vladimir Lenin önderliğindeki Bolşevikler ve Sovyet Hükûmeti, Mustafa Kemal liderliğindeki Türk Ulusal Hareketi‘ni ideolojik ve jeopolitik hedeflerine uygun olarak gördü. Lenin’in başında olduğu Hükûmet, Rus İmparatorluğu‘nun tarihsel iddiaları olan, Batı Ermenistan ve Türk Boğazlarını kapsayan topraklar üzerindeki planları terk etti.

22 Kasım 1920 tarihinde Büyük Millet Meclisi Hükûmeti, Komintern‘e katılması için bir heyet belirledi. Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü (Aras)‘ın katılımı konusunda tartışmalar olduysa da, onun da içinde yer aldığı heyet, Ali Fuat (Cebesoy), Besim (Atalay), Mehmed Fuad (Carim), İsmail Suphi (Soysallıoğlu)‘dan oluşturulup Komüntern’e gönderilmesi kararlaştırıldı.

18 Aralık 1920 tarihinde Mustafa Kemal, Lenin’e bir telgraf çekerek Sovyet Rusya’nın, Dağıstan’ın bağımsızlığını tanıması konusunda memnuniyetini dile getirmiş ve bu durumun Bolşevik Dünya ile Müslüman Dünya arasında olumlu ilişkiler doğuracağını belirterek kendisini tebrik etmiştir. Ertesi gün Moskova’dan verilen yanıtta, Londra Konferansı’nda Ankara Hükûmeti aleyhinde kararlar alınmayacağı taahhüt ediliyor. Sovyetleşen Ermenistan’ın artık Türklere ve diğer Müslümanlara düşmanca davranmayacağı, Gürcistan ile sınır sorunlarının giderilmesi için Rusya’nın elinden geleni yapacağı yazılmıştır. Ancak hemen, 20 Ocak 1921 tarihinde Bolşevikler bu bölgeleri ele geçirdikten sonra, Dağıstan Oblastı ve kısmen Terek Oblastı üzerinde Dağıstan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu.

10 Ocak 1921 tarihinde Türklerin kazandığı I. İnönü Muharebesi‘nin devletler ve devlet adamları üzerinde önemli bir etkisi olmuştu. O tarihe kadar, hangi tarafın kazanacağı konusunda kuşkulu olanların düşüncelerini, Ankara lehine etkilemiştir. Fakat Sovyetler bunların arasında değildir. 1920 yılının sonunda, TBMM Hükûmeti ve Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti arasındaki barış antlaşmasına aracılık etmek amacıyla, Polikarp (Budu) Mdivani adlı Gürcü kökenli bir Sovyet siyasetçi, özel bir elçi olarak Türkiye’ye gönderildi. 1. İnönü Muharebesi’nden aylar önce, 15 Aralık 1920 tarihinde Sovyetlerin Ankara elçisi olarak atanan Mdivani, benzer görevle BMM Hükûmeti adına, Moskova’ya gitmekte olan Ali Fuat (Cebesoy) ile Kars‘ta buluşur ve her iki taraf da resmen görevine başlamadan bir görüşme yaparlar. Mdivani, 19 Şubat 1921 tarihinde Ankara’ya gelir ve 5 Mart günü güven mektubunu, Mustafa Kemal‘e vererek görevine resmen başlar. Ancak bu görevi uzun süre yürütemez, sağlığının bozulduğu gerekçe gösterilerek görevini bırakmak durumunda kalır. 2 Haziran tarihinde Trabzon üzerinden ülkeden ayrılır.

Ali Fuat ve heyeti yola çıktıktan sonra, Yusuf Kemal (Tengirşenk) başkanlığında bir heyet daha yola çıktı ve 7 Ocak 1920 tarihinde, Kars’ta iki heyet bir araya geldi.Yine bu tarihlerde Sovyet Rusya’ya dört heyet daha gönderildi. Bu heyetlerden ilki 8 kişilik büyükelçilik personeli, İkincisi Komüntern’e katılacak olan ve ayrıca Sovyetleri inceleme görevi verilen, Tevfik Rüştü (Aras) başkanlığındaki heyet, üçüncüsü 4 askerî ataşe ve dördüncüsü de Kuzey Kafkasya Temsilcisi Albay Bekir Sami (Kunduh), Azerbaycan Temsilcisi Memduh Şevket (Esendal), Tiflis Temsilcisi Albay Kâzım (Dirik) ve diğer üyelerle beraber 19 kişilik Temsilciler Heyetidir.

Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti (RSFSC), Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti‘nden sonra, TBMM’yi tanıyıp ilişki geliştiren ikinci devlettir. 2 Aralık 1920’de imzalan Gümrü Antlaşması sonrasında, Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti, TBMM’ni taraf olarak kabul etmiş, sonraki süreçte, 16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Antlaşması ile birlikte RSFSC, TBMM ile görüşmelere başlamıştır. RSFSC, saltanat hâlâ sürerken, TBMM Hükûmeti ile ilişkileri geliştirmeye başlamıştı. TBMM’nin 23 Nisan 1920’deki resmen ilanından sonra, meclisi ve hükûmeti ilk tanıyan ve elçi gönderen devlet SSCB oldu.

Moskova Antlaşması sonucunda, iki ülke arasında dostane ilişkiler kurulmuştur; Madde 2 uyarınca, Kars Oblastı, Batum ve hemen bitişiğindeki Sarpi Köyü Türkiye’ye devredildi. Madde 3’e göre, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti altında özerk bir yapıda olan Nahçıvan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu.

Kızıl Ordu’ya bağlı istihbarat teşkilatı GRU kurucularından olan, asker kökenli Semyon İvanoviç Aralov, Türkiye’ye büyükelçi olarak atanır ve 26 Ocak 1922 tarihinde Ankara’ya gelir.

İlişkiler çok olumlu ilerlerken, 22 Nisan 1922 tarihinde Çeka polisi Moskova’daki Türk Askeri Ataşeliği’ne baskın yaparak arama yapar. Bazı belgelere el konduğu gibi, personelin bir kısmı için sınır dışı kararı çıkartılır. Gerekçe olarak, bazı çalışanların casusluk yaptıkları gösterilir. Büyükelçi Ali Fuat (Cebesoy) bunu büyük bir diplomatik nezaketsizlik olarak görür ve kızgınlığını, Dışişleri Bakan Yardımcısı Lev Karahan‘ın görüşme isteğini reddederek gösterir ve Moskova’yı terkeder, Ankara’ya döner. Ancak Ali Fuat, yıllar sonra anılarını kaleme aldığında; bu konu için, yeni ataşe militerlerin tecrübesizliklerinin kurbanı olduklarını yazar. Olaydan 71 gün sonra, 2 Temmuz günü Sovyet Hükûmeti resmî olarak özür diler ve konunun kapandığını belirtir. Daha sonra Ali Fuat’ın yerine büyükelçi olarak Ahmet Muhtar (Mollaoğlu) atanır.

16 Aralık 1925’te TBMM, heyetini Cenevre‘den çekti, bu nedenle Milletler Cemiyeti Konseyi, tartışmalı Musul Bölgesini İngiltere‘ye bırakmaya karar verdi. Buna karşılık olarak, TBMM Hükûmeti 17 Aralık’ta Sovyetlerle karşılıklı saldırmazlık paktı imzaladı. Pakt daha sonra değiştirilerek uzatıldı ve ardından 7 Kasım 1935’te 10 yıl daha uzatıldı.

Atatürk’ün oluşacak yeni rejimde, Sovyetler’in devlet sosyalizmine benzer bir yöntem uygulamak istediği öne sürülmüştür. 1919’da Samsun’a çıkışının ardındanHavza‘da, Sovyet heyetinin başında bulunan bir albayla yaptığı görüşmede, Sovyet albayının yönelttiği, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin biçimine yönelik “Yani Bolşevikliğin prensipleri üzerine kurulmuş bir cumhuriyet değil mi generalim?” sorusuna karşılık; “Öyle olacak, devlet sosyalizmi dersek, daha doğru söylemiş oluruz” yanıtını vermiştir. Bununla birlikte Reşat Kaynar, 1932 yılında Atatürk ile gerçekleştirdiği bir sohbet sırasında, Atatürk’ün “Kemalizm, devlet sosyalizmi demektir” dediğini ifade etmiştir.

Buna karşın, aynı dönemde Anadolu’da antikomünist faaliyetler de gelişmiştir. Bu kapsamda Komüntern delegesi ve Türkiye Komünist Partisi kurucusu Mustafa Suphi, 28 Ocak 1921 tarihinde 14 yoldaşı ile birlikte öldürülmüştür.

1920’li ve 30’lu yıllar, Türkiye-Sovyet Rusya ilişkileri açısından, öncesi ve sonrasında benzeri yaşanmayan bir dönem olmuştur. Doğrudan doğruya yapılan silahlı müdahale tehlikesi karşısında ve zor şartlar altında kalan iki ülke, birbirine karşı dostluk politikaları izlemiştir. Buna karşın, her iki taraftan da gerçekleştirilen bazı girişimlere rağmen; iki ülke müttefik olmamıştır, ancak uzun bir dönem içinde devam ettirilmiş iyi komşuluk ilişkileri iki ülkenin de yararına olmuştur.

Kıdemli bir OGPU casusu olan Georges Agabekov‘a göre, Türkiye 1930’a kadar Sovyet gizli polisi ve casusluk ajansları tarafından, Sovyetlere karşı güler yüzlü ve zararsız bir güç olarak görülüyordu. Buna karşın, polis ve istihbarat konusunda Türkiye’nin işbirliği önerileri reddedildi.

Ukrayna SSC ile siyasi ilişkiler

Ukrayna SSC ile resmî ilişkilerin başlangıcını Ukrayna Bolşevik Partisi Merkez Komite delegelerindenMihail Vasilyeviç Frunze‘nin ve 40 kişilik bir heyetinin 26 Kasım 1921 tarihinde başlayan Türkiye ziyaretidir. Heyet önce deniz yoluyla Trabzon‘a gelir ve birkaç gün burada kalır. Aralık ayında Ankara’ya gelinir. 25 Aralık günü TBMM heyetiyle bir araya gelirler ve Ukrayna-Türkiye konferansı başlar. Dostluk havası içinde geçen konferans, 2 Ocak 1922 tarihinde Türkiye-Ukrayna Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması imzalanmasıyla sonuçlanır.

Sovyetler’in maddi ve manevi yardımları

Mevcut durum

30 Ekim 1918 tarihinde, Mondros Mütarekesi‘nin imzalanmasından sonra; Osmanlı ordusunun mevcudu azaltılmış, silahlarının önemli bir kısmına el konmuş; İstanbul, Trakya ve Anadolu’nun birçok bölgesi işgal edilmişti. Boşaltılan bölgelerden çekilen birlikler, 9 kolordu hâlinde yeniden örgütlenmişti.

Anadolu’da yüksek fırın ve metalurjifabrikaları olmadığından, madeni eşya yapımında ancak hurda demir kullanılabiliyordu. Top, makineli tüfek, hatta piyade tüfeğinin bile dışarıdan sağlanması gerekiyordu. Ulaşım yolları tümüyle bozuk bir haldeydi. 4.000 km. den az uzunluktaki demiryollarının çoğu işgal kuvvetlerinin kontrolündeydi.

Mondros Mütarekesi sonrasında kara gücü: 115.000 personel, 82 ağır top, 200 sahra topu, 123.191 piyade tüfeği ve 1.370 ağır makineli tüfeğe düşürülmüştü. Ayrıca, 9 kolordunun Trakya’daki 1. Gelibolu ve Çanakkale’deki 14. ve İstanbul’daki 25. Kolordular İtilaf Devletleri‘nin baskısı altında olduklarından, bunlardan yararlanılamıyor, mevcudun 2/3’ü kullanılabiliyordu.

Anadolu’daki çeşitli örgütlenmelerin kaynakları, bu örgütlenmelerin savaştığı yapıların gücünün niteliğine göre, daha yetersiz ve kötü durumdaydı. Daha önce Osmanlı İmparatorluğu döneminde birbiri ardına gelen Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı gibi savaşlar nedeniyle, oluşan ekonomik zorluklara rağmen; halk Mustafa Kemal liderliğindeki örgütlenmeye katkıda bulunuyordu. Halktan toplanan yardımların yanında “millî varlığa zarar vermemek” koşuluyla dış yardımlar da alınmaya başlandı. Bu bağlamda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ve Hindistan‘dan ekonomik ve askerî teçhizat yardımları kabul edildi. Bununla birlikte, 1920-1922 yılları arasında gönderilen bu yardımlar; Türk Ulusal Hareketi’ne, altın ve silah tedariği sağladı. Bu yardımlar Kilikya,  Doğu Cephesi ve Batı Cephesi‘ndeki zaferlerde önemli rol oynadı.

Hazırlık dönemi

Amasya Genelgesi‘nin yayımlanmasının hemen öncesinde; 18-22 Haziran 1919 tarihleri arasında Amasya‘da yapılan toplantıda, ilk kez Sovyetlerden yardım alma konusu görüşüldü. Toplantıya Mustafa Kemal (Atatürk), 20. Kolordu komutanı Ali Fuat (Cebesoy), Rauf (Orbay) Bey, 3. Kolordu komutanı Albay Refet (Bele), (Ayıcı lakaplı) Albay Mehmet Arif, Selahaddin Bey, Samsun eski valisi Hamit Bey ve Mustafa Kemal’in yaveri Albay Kazım (Dirik) katıldı. Toplantıda, ulusal direniş gösterme konusunda fikir birliği vardı, ancak konu Bolşeviklerden askeri, ekonomik ve siyasi yardım almaya geldiğinde, anlaşmazlıklar yaşandı. Genel kanaat; “Bolşevik yardımının onların sistemini kabul ettirmeyi gerektireceği yönündeydi.”

Sovyet Rusya’nın ilk yardım teklifi, 1919 yılında Havza‘da geldi. Mustafa Kemal’in Albay S. Mihailoviç Budienni ile görüşmesinin detayları, yalnız Hüsamettin Ertürk’ün anılarında yer almaktadır. Fakat ilk bir yılda yardımlar gelmedi. Bu dönemde Sovyetler Anadolu’daki mücadeleye henüz ideolojik bakıyorlar ve Bolşevizm şartıyla yardım yapmayı öngörüyorlardı. Karakol Cemiyeti başkanı Kara Vasıf (Karakol)‘ın, Kafkasya yetkili temsilcisi olarak gönderdiği Baha Said’in, Rusya Komünist Partisi Bölgesel Komitesi temsilcisi Albay İlyaçef ile Uşak Kongresi Heyeti adına 11 Ocak 1920 tarihinde imzaladığı antlaşma, Bolşevik isteklerine uygundu. Antlaşmaya göre, İslam ülkelerinin Batı emperyalizminden kurtulmasının karşılığında Sovyet tarzı idarenin kabul ve teyidinin sağlanması vaad ediliyordu. Ayrıca bu antlaşmanın ardından, eski İttihat ve Terakki Fırkası üyesi bir emekli binbaşı olan Yusuf Ziya’nın, Azerbaycan’dan yüklü bir para ile gelip, Oltu‘da, Kâzım Karabekir’in bilgisi dışında, faaliyetlere girişmesi de Ankara Hükûmeti ile baştan ters düşen girişimlerden biriydi.

Baha Said’in dışında, Mustafa Kemal ve Kâzım (Karabekir) tarafından görevlendirilen Fuat Sabit (Ağacık) ve Ömer Lütfü (Argeşo)‘dan alınan raporlar, toplumsal reformlar olmadan da para yardımında bulunulacağını belirtiyor olsa da, gelişmeler aksi yönde olmuş ve uzun süre yardımlar gönderilmemiştir.

Gelişen bağımsızlık mücadelesinde, Müdâfaa-i hukuk cemiyetleri‘nin sahip olduğu miktar 20.479.69 TL idi. Maddi yetersizlik, dış yardım alımı fikrinin ortaya atılmasına neden oldu ve bu konu ciddi bir şekilde ele alındı. Bu bağlamda Avrupa ülkelerinden yardım istemenin ve beklemenin doğru olmayacağı kararlaştırıldı. Bunun için “ortak düşmanlara karşı birlikte hareket etme” ilkesi gereğince, SSCB’ye yönelindi. Mustafa Kemal, 26 Nisan 1920 tarihinde, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) açılışından 3 gün sonra, “SSCB’ye yazdığı mektubunda emperyalizme karşı mücadele için diplomatik ilişkilerin genişletilmesine paralel olarak 5 milyon altın, belirlenecek miktarda silah ve diğer savaş gereksinimlerini talep etti. Bolşevikler, “emperyalizme” karşı benzer yaklaşımından dolayı Ankara‘daki bağımsızlık hareketine sempati duyuyorlardı…”

Konu hakkında Mustafa Kemal, şu ifadelerle Sovyetlerden yardım talebinde bulunmuştur:

“Evvela millî topraklarımızı taht-ı işgâlde bulunduran emperyalist kuvvetleri tard ve atiyen emperyalizm aleyhine vuku bulacak mücadelatı müşterekemiz için kuvayı dâhiliyemizi taazuv ettirmek üzere şimdilik ilk taksit olarak beş milyon altının ve takarrür ettirilecek miktarda cephane vesair vesaiti fenniye-i harbiye ve malzeme-i sıhhıyenin ve yalnız şarkta icrayı harekât edecek kuvvetler için erzakın Rus Sovyet Cumhuriyeti’nce temini rica olunur. Ihtıramatı faike ve hissiyatı samimanemizin kabulünü rica eyleriz…”

26 Nisan tarihli bu mektubun varlığı tartışmalıdır. Tarihçi Akdes Nimet Kurat‘a göre, içindeki geçtiği maddeler itibarıyla mantığa aykırıdır ve Sovyet tarihçilerinin propaganda amaçlı olarak bu mektubu uydurduğunu iddia eder. Fakat, Türkiye belgelerinde de aynı mektuba rastlanmaktadır.

Mayıs 1920’de Sovyetler Birliği ve İngiltere arasındaki görüşmeler Londra’da sürerken, Başbakan Lloyd George antlaşmaya; Sovyetlerin Ankara’ya yardım etmemesi şartını koydurmak istemiş ama başarılı olamamıştır.

Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Vladimir Lenin‘in bu konu hakkındaki ifadeleri ise şu şekildedir:

“Mustafa Kemal sosyalist değildir. Fakat, görülüyor ki iyi bir örgütçü, yüksek anlayışlı bir önder. Ulusal burjuva ihtilalini yönetiyor. İlerici, akıllı bir devlet adamı. Bizim sosyalist devrimimizin önemini anlamış olup, Sovyet Rusya’ya olumlu davranıyor. O, istilacılara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. Emperyalistlerin gururunu kıracağına, padişahı da yardakçılarıyla birlikte silip süpüreceğine inanıyorum. Ona, yani Türk halkına yardım etmemiz gerekiyor…”

İlk yardımın gönderilmesi

Moskova’dan gelecek yardımları organize edip, ilk resmi sevkiyatı gerçekleştiren kişiHalil Kut oldu. İstanbul’da tutuklu olan Halil (Kut), kaçarak Sivas‘a geldi. Mustafa Kemal tarafından Nahçıvan üzerinden Azerbaycan’a gönderildi.

Halil Kut, Dışişleri Bakanı Çiçerin ve yardımcısı Karahan’la görüşüp, anti-emperyalist bir cephe önererek askeri ve mali yardım talep etti. Türkiye heyetinde bulunan Fuat Sabit de Çiçerin’e Anadolu hareketinin özelliklerini anlattı. Ardından Harbiye Komiseri Lev Kamenev ile de görüşülerek, gizli tutulmak kaydıyla bir milyon altın lira, 60 bin tüfek, 108 sahra topu ve 12 ağır top yardımı yapılmasında uzlaşıldı. Azerbaycan’daki (Enver’in üvey kardeşi) Nuri (Killigil) Bey’in faaliyetleri nedeniyle, bir gecikme yaşansa da; 2 Temmuz 1919 tarihinde yardım heyeti yola çıktı. Heyet yardımın ilk taksidi olan (125.000 lira karşılığı) 500 kg altın ve Çiçerin’in Mustafa Kemal’e yazdığı mektubu da yanında taşıyordu. Halil Kut, 3 Ağustos 1920 tarihindeki raporunda, 6 sandık içinde, 500 kg altın para ile yola çıkıldığını, yanlarında iki müslüman Kızıl Ordu kurmay subayı ve 20 kadar asker olduğunu da yazmıştır.Azerbaycan üzerinden Anadolu’ya geçerken, Ermeni saldırıları nedeniyle yardımın tümünün toplu biçimde ulaştırılması mümkün olmadı. Heyet bölündü ve altınların üçte biri, Halil Kut tarafından Karaköse‘de (bugünkü Ağrı) Tümen Komutanı Cavit Bey’e (bir başka kaynağa göre ise, Kâzım (Orbay) Bey’e) teslim edildi.

27 Ağustos günü, Karaköse’ye varan Sovyet Heyeti’nin getirdikleriyle birlikte toplam altın miktarı: 400 kg oldu. Altının bir kısmı yolda terk edilmek zorunda kalmıştı. Cavit Bey, Sovyet Heyetini 8 Eylül günü Erzurum‘a ulaştırdı. Heyeti karşılayan Karabekir, hemen Ankara’ya telgraf çekerek olumlu haberi bildirdi, 200 kg altını Doğu Cephesi’nin gereksinimleri için ayırdıktan sonra kalan 200 kg altını Sovyet heyetiyle birlikte Ankara’ya gönderdi.

Halil (Kut)’un olumlu görüşmelerinin ardından, Anadolu mücadelesi için kritik önemde olan 4-11 Eylül 1919 tarihlerindeki Sivas Kongresi‘ne, Mahmudov adında bir Sovyet temsilcisi katıldı.

Devam eden yardımlar

11 Mayıs 1920 tarihinde, Ankara’dan ayrılıp 19 Temmuz günü Moskova’ya varan TBMM heyetinde, Bekir Sami (Kunduh) başkanlığında, İktisat Vekili Yusuf Kemal (Tengirşenk), Dr. İbrahim Talî (Öngören), Lazistan mebusu Osman Bey, Kurmay Binbaşı Seyfi (Düzgören) bulunuyordu. Heyet ilk dönem pek iyi karşılanmamıştır. Sovyet yetkililerin Ermeni yanlısı tavırları görüşmeleri verimsiz kılmaktadır. Heyetin görüşmeleri sürerken, Sevr Antlaşması ile aynı gün olan 10 Ağustos 1920 tarihinde, Bolşevik Hükûmeti ile Ermeniler arasında Moskova’da bir antlaşma yapıldı. Bu antlaşmada Rusya, Nahçıvan ve Culfa’dan Şahtahtı’na kadar uzanan demiryolu hattını, Ermenilere bırakıyordu. Yine de 24 Ağustos günü bir antlaşma taslağı ortaya çıkarılabildi.

27 Ağustos 1920 tarihinde, Çiçerin’in Bekir Sami (Kunduh)’tan Ermenilere toprak verilmesini istemesi üzerine görüşmeler askıya alındı. Kazım (Karabekir)’in Doğu Cephesindeki başarıları sonrasında, ilişkiler tekrar rayına oturabildi. Rusya’dan gelen mali yardımlar, taksitlerle gelecek olmasına rağmen; bütçeye tümü gönderilmiş gibi işlenerek bütçe denkleştirilmiştir. Bazı mebuslar bu mali yardımları hiç istememişler, çünkü bu yardımların Bolşevik örgütlenmesinde kullanılmasından endişe etmişlerdi.

5 Ağustos 1921 tarihinde başkumandanlık verilen Mustafa Kemal’in, hemen 7 Ağustos günü yayınladığı Tekâlif-i Milliye Emirleri, deniz yoluyla gelen Sovyet yardımlarının verimli hale getirilmesini sağlamıştı. Buna göre, bölge halkının elinde bulunan küçük tonajlı motorlar (ayda 100 millik taşıma ücretsiz, kalanının bedeli verilerek) Sovyetlerin Kafkas Limanlarından gerçekleştirilen askerî araç ve teçhizatın taşınması için kullanılmaya başlandı. 16-18 Ağustos tarihlerinde de Rusya’nın Karadeniz Donanma Komutanlığı ile TBMM Hariciye Vekaleti Tuapse Temsilciliği arasındaki görüşmeler sonucunda, yardımların arasına iki motor gambit de katıldı. Özellikle taşınacak malzemelerin daha hızlı ve güvenli ulaştırılması için alınan 20 mil süratli ve 14 tonluk bu motor gambotlar, 1921-27 yılları arasında Türk Deniz Kuvvetleri hizmetinde kullanıldılar.3 Ekim 1921 tarihinde, Trabzon’da teslim edilen bu iki savaş gemisinin adları Jivoy ve Jutkiy idi.

Eylül 1920’den Mayıs 1922 tarihine kadar SSCB’nin Ankara Hükûmetine maddi yardımı 11.028.012 TL idi.

Bu yardımların toplam miktarları hakkında kesin bilgiler yoktur ve var olan bilgi ve belgeler arasında tutarsızlıklar bulunmaktadır. Bunun temel nedeni, Ankara Hükûmeti’nin alınan yardımları mümkün olduğu kadar gizli tutmak istemesiydi. Özellikle Karadeniz yoluyla gelen yardımların bilinmesinin denetimleri arttıracağından, bunun da yardımların ulaşmasında güçlük çıkaracağından, endişe ediliyordu. Ayrıca özellikle teslim sırasında kayıt tutulmadığı durumlar, askeri malzemelerin farklı isimlerde kaydedilmesi gibi unsurlar da belgelerdeki istatistiklerin birbiriyle uyumlu olmamasına yol açmıştır. Fakat genel kabul gören Sovyet belgelerine göre, Sovyetler tarafından Kurtuluş Savaşı için yapılan toplam: 125.000 TL değerindeki altın yardımının yanında, gönderilen silah ve mühimmat listesi şöyledir:

MalzemeAdet
Tüfek39.000
Makineli tüfek327
Top54
Fişek63 milyon
Top mermisi147.000
Avcı botu2
El bombası4.000
Kılıç1.500
Gaz maskesi20.000

1921 yılında da Nisan, Mayıs ve Kasım aylarında üç bölüm şeklinde toplamda 6.500.000 altın ruble yardımı yapılmıştır. Sovyetlerin bu süre zarfında verdiği altın ruble yardımı toplamda 17.500.000 rubleyi bulmuştur.

1922 yılında, Josef Stalin ve Orjenitedze gibi Gürcü liderler yardımın kesilmesini savunmuşlarsa da, Lenin ve Lev Troçki yardımın sürmesini sağlamışlardır.

Atatürk’ün Sovyet yardımları sonrasındaki görüşü şöyledir: 

Eğer Sovyet Rusya’nın desteği olmasaydı, yeni Türkiye’nin emperyalist istilacılar üzerindeki zaferi kıyaslanmayacak kadar çok daha büyük kayıplarla kazanılabilirdi veya belki de hiç mümkün olmazdı. Sovyet Rusya, Türkiye’ye hem manevi, hem de maddi yardım göstermiş ve milletimizin bu yardımı unutması suç olur…”

Belki de; Taksim Anıtı’ndaki İstiklal Caddesi tarafına bakan yöndeki kaidede, Atatürk ve İsmet Paşa’nın yanında ve arkasında yer alan Sovyet askeri ve diplomat heyetinin varlığı, bu yardımlar için, bir teşekkür anlamındadır… 

Kaynakça: 

  1. Hergüner, Dr. Dz. Kur. Alb. Mustafa (1984). Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi I. Kısım. IV. Ankara: T.C. Genelkurmay Başkanlığı. ss. 35-36.
  2. Hergüner, Dr. Dz. Kur. Alb. Mustafa (2003). Millî Mücadele’de Sovyetlerin Kafkas Limanlarından Yapılan Deniz Nakliyatı ve Enosis Şilebi’nin Ele Geçirilmesi. 
  3. Ankara: 8. Askeri Tarih Semineri Bildirileri I. s. 509.Jurado C. C.; Bujeiro, R. (2001). 
  4. The German Freikorps 1918–23 (İngilizce). Osprey Publishing. ISBN1-84176-184-2.
  5. Burçak, Rıfkı Salim (1983). Moskova Görüşmeleri ve Dış Politikamız Üzerindeki Tesirleri. Ankara. ss. 9-12.
  6. Özalp, Kâzım (1971). Milli Mücadele (1919-1922). Ankara: Türk Tarih Kurumu. s. 74. ISBN9789751609939.
  7. Rusya Komintern Arşivi, 1921 Moskova Antlaşması Kararları, Moskova, 2010.
  8. Atatürk’ün Sovyetler’le Görüşmeleri – Sovyet Arşiv Belgeleri, Mehmet Perinçek, Kaynak Yayınları, 2014, İstanbul.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

shared on wplocker.com