Milli Mücadele Döneminde NİĞDE

Benim çalışma konum olan; “Batı Kilikya Cephesi Kuvvayı Milliye Müfrezeleri (1918-1923)” kapsamındaki araştırmalarımda; Ulukışla, Bor, Niğde ve Çamardı yöresindeki Kuvvayı Milliye teşkilatının;  Pozantı Direniş Müfrezelerine katkılarını belgelemek idi. Bu bağlamdaki yayınları inceledim. Yerel anlamda araştırma yapan bazı kişilerin, ellerinde var olduğu söylenen bilgi, belge ve fotoğrafları sakladıkları ve genel kamuoyuyla paylaşmak istemediklerini ya da bunlar için para talep ettiklerine tanıklık ettim. Zaten bu dökümanların çoğu da; bu kişilerin soyağaçları ve aileleriyle ilgili idi. Niğde’nin bu dönemle ilgili tarihine kaynaklık edecek fazla bir özelliği de olmayan dökümanlardı. Belki de, çok önemli belgelerdir. Bilmiyorum. Paylaşılmadığı ve yayınlanmadığı için bilgimiz yok. Niğde Tarihinin bu yanının aydınlanması için; Niğde Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün girişimlerini bekliyoruz. Yukarıda çalışma konusunu ve dönemini yazdığım araştırmam kapsamında; yerinde yaptığım alan çalışmalarından, özel röportajlardan, Genel Kurmay Arşivi’nden ve pek çok araştırma ve hatırat kitaplarından edindiğim kaynakçalardan; Niğde, Ulukışla, Pozantı, Adana, Mersin, Tarsus ve Taşeli Bölgesi Kilikya Cephesiyle ilgili çok özel ve gizli yazışmalar, fotoğraflar, bilgi ve belgeler bu kitapta yer almaktadır…

Konuya açıklık getirmesi ve katkı sağlaması açısından; Niğde Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yayını olan “Milli Mücadelede Niğde” kitabından, konuyla ilgili metnin bir bölümünü sizinle paylaşmakta yarar gördüm(*):

“Bu dönemde Niğde’de ilk teşkilatlanma Muhittin Bey (Osmanlı Meclisi Mebusanı Niğde Milletvekili) tarafından gerçekleştirilmiştir.

Niğde, Sivas Kongresine Mustafa Soylu (öğretmen), Halit Hami (Mengi) (tüccar, belediye başkanı) ve Dellalzade Hacı Osman Efendi’yi (Nevşehir)’e delege olarak göndermiştir.

Niğde ve çevresi özellikle Adana ve çevresindeki Fransızlara ve onların bünyelerinde yer alan Ermenilere karşı mücadelede aktif şekilde rol oynamaktadır.

Niğde ve çevresinde işgal tehlikesinin iyice hissedilmeye başlaması, halkı gizlice teşkilatlanmaya itmiştir. Niğde’deki teşkilatlanma için tek engel Niğde mutasarrıfının Damat Ferit’in adamı olmasıdır. Atatürk’ün Samsun’a çıkışına müteakip Niğde’de bulunan fırka kumandanı Binbaşı Mümtaz Bey mutasarrıfı tutuklayıp elleri kelepçeli bir şekilde Atatürk’e göndermiştir. Bundan sonraki çalışmaların ise daha açıktan yapıldığı ve Milli teşkilatların bir nefes aldığı görülür.

Yine Niğde’de bulunan 11. Piyade Tümeninin Pozantı’nın işgali üzerine Niğde, Bor, Nevşehir ve Ürgüp’ten gelen müfrezeleri birleştirerek önce Ulukışla’ya, oradan da Pozantı’ya sevk ederek bir cephe açtıkları görülmektedir.

4-11 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi askeri düzenlemeler de yapmıştır. Niğde’de bulunan 11. Tümen’e Ulukışla-Pozantı hattında örgütlenecek Kuvayı Milliye çetelerini destekleme görevi verilmiştir. 11. Tümen’in desteğiyle oluşturulan ve ağırlığını Ulukışla’ya veren Kuvayı Milliye, Adana’daki Fransız işgaline karşı zorunlu bir direniş yürütmüştür. Başında Tekelioğlu Sinan Bey’in bulunduğu Kuvayı Milliye birlikleri düzenledikleri birliklerle Fransızlara ağır kayıplar vermiştir. Sonunda, 26 Mayıs 1920’de Binbaşı Mesnil komutasındaki Fransız birliğini Pozantı’da tutsak almışlardır.

Sakarya Zaferi sonrası İtilaf Devletleri’nin 22 Mart 1922 tarihinde teklif ettikleri mütareke metnine tepki gösteren, Niğde eski mebusu (Mebusan Meclisi) Muhittin Bey’in, 28 Mart 1922 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderdiği bir telgrafta; ‘Niğde halkının başlatılan Milli Mücadele’nin Misak-ı Milli çizgisinde sonuçlanmasına kadar mücadeleye devam etmesi gerektiğini’ belirtmiştir.

Niğde’nin Milli Mücadelenin başladığı ilk andan itibaren aktif olarak faaliyet gösterdiği söylenebilir. Özellikle Adana ve Pozantı cephelerinde Niğde’de bulunan 11. Tümen’in aktif rol oynadığı görülmektedir. Niğde, Adana ve Pozantı cephelerine hem asker ve mühimmat, hem de erzak takviye etmiştir. Yine bölgede görülen azınlıkların taşkınlıklarına halkın oldukça sağduyulu yaklaşarak onların faaliyetlerini bertaraf ettikleri bilinmektedir. Adana ve Pozantı cephesindeki başarılarda hiç kuşkusuz Niğde’deki 11. Tümen’in çok büyük katkıları ve başarıları söz konusudur. Böylece Fransız ve bünyesindeki Ermenilerin Anadolu içlerine işgallerini genişletmeleri bu faaliyetlerle durdurulmuştur…”

Birinci Dünya Savaşı sonunda, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi ise, Osmanlı Devleti sadece savaşı terk ettiğinin belgesi değil, aynı zamanda galiplerin, Osmanlı topraklarını paylaşma niyetlerini açıkça ortaya koydukları bir belgedir. Mütareke maddeleri, Osmanlı topraklarını aralarında hızlı ve kolayca paylaşabilmek için hazırlanmış gibidir.

 Niğde, Mondros sonrasında işgale uğramayan nadir şehirlerden biridir. Kahraman Niğde halkı; Adana, Pozantı ve Ulukışla istikametine doğru ilerleyen Fransızlara karşı, kahramanca mücadele vererek onları Niğde’ye sokmamıştır. Niğdelilerin cephelerdeki bu kahramanca direnişleri Niğde’nin işgal edilmesini önlemiştir. 

Muhittin Soylu, Mondros Mütarekesi hükümlerini kullanan itilaf devletleri işgaller hususunda fazla gecikmedi. İşgallere karşı koyacak Osmanlı Kuvvetleri de yine mütarekenin ilgili maddeleri ile dağıtılmış ve silahları elinden alınmıştı. İngiltere, Fransa ve İtalya hızla işgallerini yayma düşüncesi içerisinde idiler. Yine özellikle Fransız işgal bölgelerinde, Ermenilerin işgalci güçlerle birlikte hareket ederek taşkınlıklar yaptıkları gözlemlenmektedir. Bu İşgaller süresinde halk korku, telaş ve belirsizlik içerisinde, İstanbul’dan aman bekledi. Ancak İstanbul hükümeti bu beklentileri yerine getiremedi.

Osmanlı Salnamesi, İstiklal Mahkemesi tutanakları, Mübadele Anlaşması, Tekelioğlu Sinan Bey ve Niğde 11. Tümen Komutanlığı gizli yazışmaları, Telgraf metinleri ve yerel halk tanıklıkları doğrultusunda, özellikle (1918-1923) döneminde bu bölgede; tıpkı dönemin Ulukışla Kaymakamı Tayyar Bey gibi Padişah, İngiliz ve Fransız yanlısı çok sayıda kişi ve ailelerin olduğu da bir gerçektir. Bunun yanısıra, bölgede çok sayıda asker kaçağı ve eşkiya da bulunmaktaydı. Özellikle; Kayseri Talas, Osmaniye, Bahçe, Kozan, Antakya, Adana, Mersin, Tarsus, Çiftehan, Ulukışla Merkez, Kılan, Ovacık, Tabaklı, İlhan, Maden (Hamidiye), Bor Merkez Orta ve Sokubaşı Mahallesi, Niğde Merkez Kayardı ve Kayabaşı Mahallesi, Yeşilburç, Fertek, Kumluca, Küçükköy, Keçikalesi, Aksaray, Gelveri, Ihlara, Gölcük, Uluağaç, Aktaş, Hasaköy, Konaklı, Dikilitaş, Çarıklı, Hançerli, Hamamlı, Misli, Kavuklu gibi köy ve yerleşkelerde yaşayan bazı kişi ve aileler de; Mübadele Anlaşması (30 Ocak 1923) öncesi, Kuvvayı Milliye hareketine destek vermediler ve karşı cephede yer aldılar… Her şeye karşın elbette, adını saydığım ve sayamadığım bu yerlerin fedakar insanları; Yemen, Filistin, Trablus, Balkan, Çanakkale, Sakarya, Dumlupınar Savaşları ve Kuvvayı Milliye Direnişlerinde büyük vatanseverlik örnekleri gösterdiler. Çoğu şehit oldu… Kurtuluştan kuruluşa giden bu kutsal yolda, bu bölgenin yiğitleri bilinmektedir… Bolkar Çığlığı’nda anlamlaşan destanımızda, yalnızca onların öyküleri vardır…

22 Şubat 1920’de, İstanbul Hükümeti Şeyhülislamı’na; “İstiklalsiz din olmaz…” başlıklı telgraf çeken, Kuvvacı Ulukışla Müftüsü Mehmet Bahaeddin Efendi, Mustafa Kemal Paşa cephesinde yer almıştı. 29 Mayıs 1920’de, Merkezi Adana’da bulunan Batı Kilikya Müdafai Hukuk Cemiyeti Komutanı Tekelioğlu Sinan Bey, vatansever özverileri ve yüce katkıları için, Ulukışla Kuvayı Milliye Müfrezesine ve Niğde 11. Tümen Komutanlığı’na bir kutlama telgrafı çekti… 

Ulukışla Kuvvayı Milliye Komiteleri

Fransızların, Anadolu’yu işgal planları başında Ulukışla’yı ve Ulukışla Kervansarayında bulunan silah ve hububatları ele geçirmekti. Düşmanın bu planını bilen Niğde 11. Tümen komutanlığı ile dirsek temasında çalışan Ulukışla Müdafa-i Hukuk Cemiyeti ise, gizlice örgütleniyor ve tüm köyleri içine alacak şekilde (en az 500 kişiden oluşan) müfrezeler (karye) kuruluyor ve sıkça yaptıkları toplantılarda kararlar alıyordu. Bu kararlardan biri de; 9 müfrezeden oluşan karyelerin dağılımı şöyle oluştur: 1-) Şakir Efendi (Kılan, Emirler, Tarbaz). 2-) Aza Hüseyin Efendi ve Şevki Efendi (Gümüş, Tekneçukur, Tabaklı). 3-) Osman Efendi (Ömerli, Çifteköy, Elmalı). 4-) Abdurrahman Efendi ve Muhtar Hüseyin Ağa (Koçak, Çanakçı, Kozluca). 5-) Hacı Mollazade Mehmet Efendi (Hasangazi, İlhan, Porsuk, Beyağıl). 6-) Hacı Dede ve Yakup Efendi (Alihoca, İlifkin, Horoz). 7-) Küçük Kazım ve Molla Süleyman (Gökbez, Hailkan, Güni). 😎 Belediye Reisi Vekili Efendi (Gedeli, Eminlik, Hüsniye). 9-) Hasan Efendi (Kötey, Kürkçü, İmrahor, Basmakçı).

ULUKIŞLA VE KÖYLERİNDEN POZANTI CEPHESİNE KATILAN GAZİLER:

Ulukışla Kuvvayı Milliye Saflarında yer alan, POZANTI DİRENİŞİNE KATILAN İstiklal Madalyalı gazilerin bilinen sasısı ise; 101 olarak kayıtlara geçmiştir. Bunlaran bazıları: Ömer Özkan, Durmuş Ali Bircan, Beyağıllı Abdullah Ayar, Halil Demir, Molla Durmuş, Porsuklu Gala Hasan, Mustafa Türkaslan, Ömer İlhan, Halil Duru, Mustafa Demirdelen, Süleyman Karakaya, Yakup Gökşen, Yusuf Türker, Abdullah Berk, Ali Karaca, Hüseyin Şahin, Halil Öz, Durmuş Ali Tetik, Hacı Ünaldı, Abdullah Türkaslan, Abdullah Eroğlu, Ali Altan, Adil Dilmen, Halil Burlar, Halil Demir, Beyağıllı Hasan Durusoy, Hasan Özen, Hüseyin Çağlayan, Hüseyin Özçelik, Hüseyin Özen, İbrahim Yılmaz, İbrahim Eren, Kadir Güven, M. Tevfik Özkan, Mehmet Can, Mehmet Çetin, Mehmet Demirdelen, Mehmet Özmen, Mehmet Ünal, Mehmet Ünsal, Mustafa Ünal, Osman Gökalp, Osman Göktepe, Recep Dirikan, Veli Çimen, Mehmet Elmas, Mehmet Küner, Mehmet Özal, Gümüşlü Mehmet Yener, Musa Dündar, Mustafa Peker, Osman Özkan, Osman Duru, Veli Öztürk, Yunus Çoban, Hasan Kızılay ve diğerleri…

Öte yandan, Kuvvayı Milliye  Ulukışla ve Niğde Cephesinden; Darboğazlı Süleyman Çavuş-Gökalp (Tarık Buğra’nın Babası), Porsuklu Gala Hasan, Beyağıllı Zahit Hoca, Molla Durmuş, Niğde’den Ebubekir Hazım Tepeyran, Müfettiş Hilmi Bey, Mustafa Soylu, Halit Hami Mengi, Dellalzade Hacı Osman, Binbaşı Cemal Bey, Fehmi Esen, Muhittin Soylu vb. Yurtsever neferleri de anmak gerek… 

Tamda burada, Ulukışlalı ilginç bir Kuvvayı Milliye neferinden söz edeceğim: Ulukışlalı Zabit Ahmet (Uyar). Pozantı cephesine katılmasa da; 20 yaşlarında çelimsiz, zayıf ve tüy sıklet Ahmet Uyar ismindeki bu asker, Niğde Askeri Eğitim Merkezine gönüllü geldi. Burada 3 ay talim gördükten sonra, cepheye gönderildi. Ahmet, yüzbaşının odasına girdi ve: “Komutanım ben hemen Çanakkalle’ye cepheye gitmek istiyorum” diyen Ulukışlalı Çavuş Ahmet’in Balkanlardaki macerası bilinmektedir. Çanakkale Savaşı’nın seyrini değiştiren Niğdeli bir başka kahraman ise, Topçu Seyit Ali Çavuş’tur. Bu kahramanlardan bir başkası da: Üsteğmen Muallim Hasan Ethem’dir (1890 Niğde -1915 Çanakkale). Çanakkale Savaşlarında Doktor Muallim Ethem’in annesine yazdığı mektup, asker mektupları arasında örnek mektup seçilerek, çoğaltılıp askerlere dağıtılmıştır…

BOR VE ÇEVRESINDEN POZANTI CEPHESINE KATILANLAR:

Ahmet Cığızoğlu, İzzet Can, Rıfkı Güyer, Çopuroğlu Mustafa Efendi, Selamoğlu Muharrem Efendi, Mehmet Beyzade Zeki Efendi, Sarrafın Hulusi (Akcabozan), Mustafa Ünal (Kahramanağa), Hacı Dedenin Mehmet Efendi, Öğretmen Kamil Efendi (Kır Kamil), Potuk Sadık Efendi, Asmaz’da Hacı Ahmet Ağa’nın Ali Efendi, Ortaköy’de Derviş Ağa’nın Hacı Çopur’un Şakir (Cemal Çopur’un babası), Kemerhisar’dan Göde İbrahim Bozkırlı Şevket, Ortaköylü Mustafa Çavuş, Kılıçzade Hüseyin Efendi (Sözen), Hakkızade Hacı Efendi, Hacı Rüştü Efendi, Kasap Hacı Abdullah Efendi, Bereketli Ahmet, Narazanlı Musa Çavuş, Sıhhıye Memuru Ahmet Bey, Mülazımın Osman (Teğmen oğlu), Alibazın Hüsnü, Alibazın Hamdi, Tengirin Hazım, Potuk Mustafa Efendi (Önen)… (*)

Niğde’nin bir başka Milli Mücadeleci yüzü olan “Tepeyran” ile sizleri selamlıyorum, yeniden… 

Ebubekir Hazım Tepeyran (1864-1947): Niğdeli Murat Paşa soyundan, Niğde Tahrirat Müdürü Bekir Beyzade Hasan Efendi’nin oğludur. Niğde’de halk arasında “Tepeyran” denilen, Yenice Mahallesi’ndeki “Tepe-viran” semtinden doğduğu için, bu ismi soyadı olarak aldı. Niğde Rüştiyesini (Lisesini) bitirdi. Ben de aynı liseyi bitirdiğim (1970) için mutluyum). Özel derslerle Arapça, Farsça, Fransızca öğrendi. Musul, Manastır, Bağdat’ta valilik yapı. Meşrutiyetin ilanından sonra Sivas ve Ankara Valilikleri, İstanbul Şehreminliği, Bursa Valiliği görevlerinde bulundu. Mütareke döneminde 2 kez İçişleri Bakanlığı yaptı. Bu görevdeyken, Kuvvayı Milliye’ye yardım ettiği gerekçesiyle işgal ordusu tarafından kurulan Harp Divanı’nda yargılanıp idama mahkûm edildi ve son anda kurtuldu; cezası kürek mahkumiyetine çevrildi (1920). Tevfik Paşa’nın sadrazamlığı döneminde askeri temyiz kararı bozunca, gizlice Anadolu’ya geçti. Atatürk’ün isteği üzerine, Ankara Hükümeti tarafından, Sivas ve Trabzon Valiliklerine getirildi. Cumhuriyet Döneminde milletvekilliği yaptı; üç kez Niğde milletvekili seçildi. Türkçe, Fransızca şiir, anı, öykü, roman kitapları yayınlandı. Tek romanı Küçük Paşa (1910), Türk yazınında önemli bir yer edinmiştir. Nabizade Nazım‘ın Karabibik romanından sonra, Anadolu köyünü ve Türk köylüsünü yazınımıza sokan ikinci romancıdır. Anılarını da yazmıştır. Tepeyran; gazeteci, yazar, şair Oktay Akbal‘ın dedesidir. Milli Mücadelede Niğde’nin bir başka onur kaynağı ve kitapları ve Servet-i Fünün Dergisindeki edebi makaleleri ve yayınlanmış çokça kitabı ile tanınmaktadır. Türk Edebiyatının yüz akı olan Ebubekir Hâzım Tepeyran’a; (gazeteci, yazar dostum Hikmet Altınkaynak dışında), Niğdelilerin gereken ilgiyi göstermediğine tanık olmak, bizleri derinden yaralıyor…

Mustafa Kemal ve arkadaşları, milletin kurtuluşunun İstanbul hükümeti vasıtasıyla olamayacağını anlamıştır. Kurtuluşun ancak topyekûn bir milli mücadele ile mümkün olabileceği inancıyla Anadolu ya geçti. Kısa sürede kurtuluş mücadelesi başladı. Niğde’deki ilk teşkilatlanmanın Muhittin Bey, Osmanlı Meclisi Mebusanı Niğde Milletvekili tarafından tesis edildiği görülmektedir. Muhittin Bey’in Niğde’yi mahallelere taksim ederek, her bir mahalleye bir lider tayin edip, teşkilatlandırmayı gerçekleştirdiği bilinmektedir. Yine Fransızların Pozantı’yı işgal etmeleri üzerine buradan gelen çok sayıdaki muhacirin Niğde’ye gelerek, bu teşkilatlanmaya katıldığı ifade edilmektedir 

Niğdeli yazar ve devlet adamı Hazım Tepeyran’ın Kuvvayı Milliye direnişlerine katkısı çok büyüktür… Başından beri Milli Mücadeleye destek olan Niğde, Sivas Kongresi ne de delegeler göndererek katılmıştır. Mustafa Soylu (öğretmen), Halit Hami (Mengi) (tüccar Belediye Başkanı), Dellalzade Hacı Osman Efendi (Nevşehir) Sivas Kongresi ne katılan Niğde delegeleridir. Ratıpzade Mustafa Bey ayrıca, Sivas Kongresi’nde Heyeti Temsiliye’ye yeni eklenen altı üyeden biridir. Niğde, İzmir’de Yunanlılara ilk kurşunun atıldığı andan itibaren, kurtuluş savaşına iştirak etmiştir. İzmir’in işgali sırasında ilk kurşunun atılmasına müteakip, Yunanlılar bunun öcünü almak için yaylım ateşi açmıştır. Yunan askerine kahramanca karşı koyan ve şehit olmaktan çekinmeyen İzmir Askerlik Dairesi Başkanı Albay Süleyman Fethi Bey Niğdelidir

Salı günleri toplanan pazarı ile ünlü olan Bor; Hititçe ve Frigce’de bulunan Boris kelimesinden alıntıdır. Boris; surlarla çevrili, bölge beyinin konağı anlamına gelir. Bir başka anlamı ise yeşillik ve bolluktur. Borlu Kuvvayı Milliye neferlerinden biri de; Halit Mengi’dir. Pozantı’da Fransızlara karşı gönderilen kuvvetlerin organizasyonunda görev aldı ve çok faydası dokundu. Yine bir başka Borlu kahraman olan Halil Nuri Yurdakul’da; Niğde 41. Fıkradaki görevleriyle büyük fedakarlıkları dokundu. Niğde Müdafa-i Hukuk Cemiyeti saflarında çalışan bir başka Niğdeli Kuvvayı Milliyeci ise; Zeynel Abidin (Bayhan) Efendi’dir…

Yine İzmir’in işgali bütün yurtta olduğu gibi, Niğde ve çevresinde tepkilere yol açmış ve protesto mitingleri düzenlenmiştir. Bu mitingle ilgili olarak Ragıp Önen, Bor Hükümet Meydanı’na siyah bayrak çekilerek, halkın protestosunu dile getirdiğini anlatmaktadır. Padişah Vahdettin’e çekilen bir telgraf, Niğde’nin Milli Mücadelede yer aldığının göstergesi bakımından oldukça önemlidir. Birinci Dönem Niğde Milletvekili Mustafa Hilmi (Soydan) ve sekiz arkadaşının çektikleri telgrafta; “Damat Ferid Paşa’yı sadarete geçirirsen, Niğde halkı senden alaka ve irtibatını kesecektir.” İbaresi yer almaktadır. Padişahın dinlememesi üzerine de Niğde halkının padişahla bağını keserek memleketin idaresinin ele alanlarla birlikte hareket ettikleri vurgulanmaktadır. 

Birinci Dönem Niğde Milletvekili Mustafa Hilmi (Soydan); Niğde’de teşekkül eden Kuvayı Milliye Heyetine yardım topladığını Pozantı ve Gülek Boğazlarına asker sevk ettiğini belirtmektedir. Yine Mustafa Hilmi, Tekelioğlu Sinan Paşa ve arkadaşlarını isim değiştirerek Adana’ya gönderdiklerinin ve orada gizli teşkilatlar kurdurduğunu ifade etmektedir. Kurtuluş Savaşı’nın ilk uçaklarından birisinin Niğde halkından elde edilen bağışlarla alındığı ve bu uçağa Niğde isminin verildiği bilinmektedir. Konu ile ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 24 Mart 1921 tarihinde, Niğde mutasarrıflık tezkeresi okunmuştur. 

Bu gelişmeler halkın bir bütünlük içerisinde milli mücadeleye destek olduğunun göstergesidir. Niğdeliler, özellikle Adana’da Fransız ve Ermenilere karşı mücadelede aktif rol oynamıştır. Adana çevresinde görülen işgallerde özellikle Fransız ordusu bünyesinde bulunan Ermeni çetelerinin yoğun faaliyetleri görülmektedir. Çünkü Fransızlar, Kilikya Bölgesinde bir Ermeni devletinin kurulacağını vaat ediyorlardı. Azınlıkların bir diğer görevi de bulundukları bölgelerde çıkardıkları olaylar vasıtasıyla mütarekenin 7. maddesine ortam hazırlamaktır. Bu yüzden azınlıklar (Ermeniler ve Rumlar) sadece işgal bölgelerinde değil, Anadolu’nun bütününde olaylar çıkarmakta ve Türklere saldırmakta idiler. 

Ragıp Önen makalesinde, Niğde ve çevresinde yapılan Ermeni faaliyetleri ile ilgili olarak; Ereğli’de kurulan Taşnak Komitesi; Niğde, Bor, Aksaray ve Ürgüp’te faaliyet gösterdiğini belirtmektedir. Komitenin reisinin aslen Kayserili Artin Efendi’dir. Artin’e iki Amerikalı doktorun Ereğli’de bir komite kurması için çok para gönderdiklerini ifade etmektedirler. Ermeni çetelerinin taşkınlıklarının arttığı bu günlerde, Bor’da Agop isimli bir Ermeninin çarşıda gösteri yaptığı, Rumların da dükkanlarından çıkarak, ona destek verdikleri, Ragıp Önen tarafından dile getirilmiştir. 

İşgal kuvvetlerinin, daha Gülek Boğazı’nı dahi geçemedikleri, Niğde ve çevresinin henüz işgale uğramadığı dikkate alınacak olursa, buradaki Ermenilerin oldukça cüretkar davranışları, halkı korku ve telaşa düşürmüştür. Ragıp Önen, Ermeni ve Rumların bu şımarık tavırlarının önüne geçmek için halka tellallar çıkarılarak silah dağıtılacağı duyurulmuştur. Fakat tüm Bor’da silah kullanılarak, her defasından değişik kişiler giydirilip silahlandırılarak, “çok sayıda silah ve asker var” izlenimi verilmiş. Böylece Ermeni ve Rum çetelerinin faaliyetleri azda olsa engellenebilmiştir. 

İşgal güçlerinin Pozantı’yı işgal edip Ulukışla ve Bor’a yaklaşmaları tehlikesi üzerine, azınlık faaliyetlerinin dahada arttığı gözlemlenmektedir. Bu gelişme üzerine, Ulukışla da kurulan Ulukışla Müdafaai Milliye Cemiyeti aktif şekilde faaliyetlerini sürdürmüştür. Niğde ve çevresinde işgal tehlikesinin iyice hissedilmeye başlaması, halkı gizlice teşkilatlanmaya itmiştir. Hatta bu teşkilatların bir kısmının, Atatürk ün Samsun’a çıkışından bile önce olduğu dile getirilmektedir. 

Bor’daki Milli Mücadelenin, Atatürk’ün Samsun’a çıkmadan önce başladığı, Milli Mücadeleye gönül veren önderler, Çakıl Bahçe’de Yazıcıoğlu Hazım Ağa’nın bağında toplandığı, toplantıya katılan Ahmet Cığızoğlu, Sadık Bey (Ülkü), İzzet Can, Kerim Sebati, İlhami Parapara, Mehmet Bey in Zeki Bey, Mustafa ve Mahmut Cığızoğlu, İmam Ziyaddin, Kadının Hilmi Bey, Avanın Teyfik Efendi ve daha birçok kişi yemin ederek, mücadele azim ve kararlılıklarını ortaya koymuşlardır. 

Niğde’deki teşkilatlanma için tek engel Niğde mutasarrıfı Cavit Bey’in Damat Ferit Paşa’nın adamı olmasıydı. Atatürk’ün emri ile mutasarrıf Cavit, muhasebeci Salim ve Emniyet Müdürü Lütfü Efendi tutuklanıp, elleri kelepçeli bir şekilde Sivas’a gönderilmiştir. Bundan sonraki çalışmaların ise, daha açıktan yapıldığı ve Milli Teşkilatların bir nefes aldığı görülür. 

Niğde mutasarrıfı ile diğer Damat Ferit taraftarlarının tutuklanması üzerine, Niğde’de bir Kuvayı Milliye Teşkilatlanması hız kazanmıştır. Bu iş için bir toplantı yapılır. Bu toplantıya Niğde eşrafı ve Bor’da daha önce kurulmuş olan Kuvayı Milliye Teşkilatı üyeleri katılmıştır. Toplantı sonunda katılanların hepsi Kuvayı Milliyeye hizmet edeceklerine dair söz verip imza attılar. Bu toplantıyı Faik Bey’in idare ettiği ve bütün toplantıyı onun yönlendirdiği görülmektedir. Niğde’de Kuvayı Milliye Teşkilatı’nın henüz yeni kurulup, tüm teşkilatlanmayı gerçekleştirememesi üzerine, Pozantı’ya girmiş olan 100 kadar milis kuvvetinin ihtiyaçları (şeker, pastırma, zeytin, sigara, un, ekmek v.b.) Bor esnafı ve halkı tarafından sağlanmıştır. 

Toplanan yardımlar önce Ulukışla’ya, oradan da Pozantı’ya sevk edilmiştir. Yine Niğde’de bulunan 11. Piyade Tümenini Pozantı’nın işgali üzerine Niğde, Bor, Nevşehir ve Ürgüp’ten gelen müfrezeleri birleştirerek önce Ulukışla’ya, oradan da Pozantı’ya sevk ederek bir cephe açtıkları görülmektedir. 

11 Eylül 1919 da toplanan Sivas Kongresi, askeri düzenlemelerde yapmıştır. Niğde’de bulunan 11. Tümen’e Ulukışla-Pozantı hattında örgütlenecek Kuvayı Milliye çetelerini destekleme görevi verildi. Tümenin komutanlığı önce Mümtaz Bey iken, sonra Arif Bey’e verilmiştir. 11. Tümen’in desteğiyle oluşturulan ve ağırlığını Ulukışla’ya veren Kuvayı Milliye, Adana’daki Fransız işgaline karşı zorunlu bir direniş yürüttü. Başında Tekelioğlu Sinan Bey in bulunduğu Kuvayı Milliye kuvvetleri, Fransızlara ağır kayıplar verdirdi. Sonunda 26 Mayıs 1920’de Binbaşı Mesnil komutasındaki Fransız Birliğini, Pozantı’da tutsak aldılar.

Bu sıkıntılı günlerde, büyük Türk Şairi Ziya Gökalp’ın Kayseri’den Niğde’ye gelerek, yaptığı konuşmalarla Niğde halkını Milli Mücadele bilinçlenmesinde etkili olmuştur. Sakarya Zaferi sonrası, İtilaf Devletleri’nin 22 Mart 1922 tarihinde, teklif ettikleri mütareke metnine tepki gösteren Niğde eski mebusu (Mebusan Meclisi) Muhittin Bey, 28 Mart 1922 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir telgraf göndermiştir. 

Bu telgrafta; “Niğde halkı başlatılan Milli Mücadelenin Misak-ı Milli çizgisinde sonuçlanmasına kadar mücadeleye devam edilmesi gereği” belirtilmektedir. Niğde halkı baştan sona kadar Milli Mücadelenin içinde aktif bir rol oynamıştır. Ülkemizin bir çok bölgesinde övgüye değer kahramanlıklar sergilenmiştir. Özellikle Adana ve Pozantı cephelerinde, Niğde’de bulunan 11. Tümenin başarısı asla göz ardı edilemez. Niğde; Adana ve Pozantı Cephelerini hem asker, hem mühimmat, hem de erzak olarak takviye etmiştir. Niğde’den yapılan bu hayati destek Mustafa Kemal Paşa tarafından yollanan takdirnamelerle ödüllendirilmiştir. Yine bölgede görülen azınlıkların taşkınlıklarına, halkın oldukça sağduyulu yaklaşarak onların faaliyetlerini bertaraf ettikleri bilinmektedir. Niğde halkının kararlı tutumu ve cephelerde düşmana karşı kahramanca mücadelesi Ermeni ve Fransızların Niğde’yi işgal etmesini engellemiştir…”  (*) (Milli Mücadelede Niğde, TC Niğde Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayını, Editör: Mehmet öncel Koç, 2009).

Yukarıdaki resmi bilgiye ek olarak bu özeti de paylaştım, yeniden… Bu çeteler; Kamışlı’dan Kasım Hoca çetesi, Yeni Konacık’tan Bahri Özdemir çetesi, Yeni Köyden Nasıf Hoca Çetesi, Ulukışla yöresinden Şevki Alpagut, Çamardı yöresinden Sinan Tekelioğlu (Kilikya Komutanı) ve Kazımoğulları çetesidir. Yüzbaşı Saffet (Pozantı) Kumcu Veli, Kılavuz Hatice ve 44 Kuvvacı kahramanlar ise, Pozantı’nın kurtuluşunda önemli rol oynamışlardır… Özellikle, Pozantı – Karboğazı Zaferinde, Niğde ve Ulukışla Kuvvayı Milliye Müfrezelerinin katkısı büyüktür. Batı Kilikya Bölgesi Komutanı Sinan Tekelioğu da, Ankara ile yazışmalarında ve anılarında, bundan övgüyle söz etmektedi…

Niğde Maarif Salnamesi

Kapadokya’nın eski başkenti olan Niğde coğrafyasında, 6 bin yıllık medeniyet izleri bulunmaktadır. Pek çok farklı medeniyete de ev sahipliği yapmıştır. Özellikle Niğde’nin Yakınçağ Tarihi ve Cumhuriyet Dönemine bakıldığında; Niğde; önemli yazar, gazeteci, kültür ve sanat adamı, asker, bürokrat, diplomat, pek çok devlet ve işadamı çıkardığını görmekteyiz. 1970 yılında benim de mezun olduğum; 8 Kasım 1868’den bu güne aralıksız eğitim ve öğretimini sürdüren; Niğde Lisesi (eski adıyla: Niğde Rüştiye Mektebi)’nin eğitim ve öğretimindeki nitel ve nicel yüksel kalitesindeki birikim bakımından; çevre, aile ve öğretmenlerin üstün özellikleri olduğu bilinmektedir. Osmanlı Devleti’nin soz zamanlarında Niğde’de eğitim ve öğretim durumlarının oldukça iyi olduğu ve farklı sınıf, din ve ırkların birlikte yaşama kültürünü özümsediklerini görmekteyiz. 

Yunanistan’nın Kavala kentine yakın yerde bulunan Nea Galvari (Yeni Gelveri) (Bu gün Aksaray’ın Güzelyurt ilçesinin eski adı idi Gelveri) kasabasındaki bir müzede, 1920 baskı tarihli Karamanlıca (Türkçe, Rumca ve Farsça karışımı) bir dilde basılan “Anadolu Gazetesi” adındaki günlük gazeteyi görmüştüm. Bu gazete, Mübadele tarihine dek, Niğde’de basılmıştır.

Öte yandan; Çanakkale, Dumlupınar, Sakarya ve Kuvvayı Milliye Savaşlarında en ön saflarda döğüşen Niğdeli yiğitleri, tarihin sayfalarında görmek mümkündür. Kurtuluştan kuruluşa giden yolda, Cumhuriyet Devrimlerinin ve çağdaş demokrasi kültürünün yaşatılması ve de birlikte yaşama kültürünün zengin mirasımız olarak sürmesi için; Vatansever Niğdeliler, tarihin zaferle dolu izlerinden gelen alışkanlıklarıyla, örnek olmaktadırlar… 

Niğde’nin yetiştirdiği ünlü devlet adamı ve Kuvvayı Milliyeci yazarımız Ebubekir Hazım Tepeyran’ın da mezun olduğu “Niğde Rüştiye Mektebi (Niğde Lisesi), 8 Kasım 1868’de eğitim ve öğretime başlamıştır. İlk açıldığında; 9 öğretmen, üç memur ve bir hizmetli yanı sıra; 109 öğrencisi bulunmaktaydı. Bu tarihte Niğde’de toplam olarak 10 adet okul vardı. Kız-erkek ve Müslüman-Gayrimüslim öğrencilerin birlikte eğitim yaptığı okulların, öğrenci dağılımı şöyleydi: 448 adet Müslüman öğrenci ve 462 adet Gayrımüslim öğrenci vardı. 1898-1903 döneminde, Gayrımüslim toplam 9 okulun öğrenci dağılımı ise şöyleydi: Protestan Tahtalı Mekteplerinde: 50 öğrenci, Ermeni Mekteplerinde: 75 öğrenci ve Rum Mekteplerinde ise: 197 öğrenci vardı. 1901yılında Niğde merkezde açılan; Sungurbey Kütüphanesi’ndeki ilk kitap sayısı ise: 300 adettir. (*)

1898-1903  yılları  arasında  Niğde  Sancağı’nın  Eğitim-Öğretim kurumları  açısından, oldukça iyi durumda olduğu tespit edilmiştir. Niğde Maârif Salnâmeleri’nde bahsedilen Rüşdiye Mektebi’nin 1868 tarihinde, İdadi Mektebi’nin ise; 1902 yılında Eğitim-Öğretim faaliyetine başladığı görülmektedir. 1898-1903 yılları arasında, Niğde Sancağında Sıbyan, İbtidâi ve Darü’l-Muallimin okullarının mevcut olduğu bilinmekle beraber, Maârif Salnâmelerinde, bu hususlara bir kayıt yer almamaktadır. Niğde Sancağı’nda, 7 adet Medresenin eğitim-öğretim faaliyetleri yürüttüğü görülmektedir. Medrese öğrenci sayıları, diğer  okullardaki öğrenci sayıları ile mukayese edildiğinde; daha fazla olduğu görülmektedir.  Gayrimüslimlere ait sancak merkezinde 5 adet okul tespit edilmiştir. 

Bu anlamda ve yukarıdaki örneklemede görüldüğü gibi Niğde Lisesi, Niğde Öğretmen Okulu, Ticaret Lisesi, Bor Şehit Nuri Pamir Lisesi ve ilçelerindeki tüm okullar; üstün eğitim ve öğretim birikimle yetiştirdiği öğrencileri; her yaş ve meslekte, vatan savunmasında ve demokratik toplumsal ilerlemede, hep ön saflardaki yerini almaktadır…

Niğde, Stratejik bir Coğrafya ve Kültür Merkezi

10 milyon yıl önce, peri bacaları oluşmadan daha; zemheride kurşun gibi esen Erciyes ve Anadolu ereni Hasan Dağı kudurdu. Toros Dağları, konar göçer yiğitlerin vatanı, yurdu. Karboğazı Zaferi ardından Demirkazık, Medetsiz’e; Aladağlar, Bolkar’a selam durdu. Zaman: Demir Çağı idi, Savaşlar sona ersin diye, tüm dünyaya barış gelsin diye; Tuvana Kralı Warpalabas, İvrizli Fırtına Tanrısı Tarhunzas’a bir demet buğday başağı sundu. Karagöl’de, sessiz Toros Kurbağası ve kınalı keklik sevdası duyuldu. Sarıkeçili Yörüklerin kara kıl çadırlarında tüten duman ve yanık kaval sesi; umut oldu, sevda oldu yayıldı. “Zahidem kurbanım, sallama beşik / Beni bu genç yaşta, sen ettin aşık” bozlağı, Çakıt Vadisinde yankılandı. Göçün öbür ucu, Akköprü’yü dolandı. “Benim yarim, Şekerpınarı’nda sulandı…”

Niğdeli Kuvvayı Milliyeci yazar, edebiyat öğretmeni, bürokrat ve devlet adamı olan Ebubekir Hazım Tepeyran (1864-1947); “Anadolu’da köy ve köylü” temalı eserler yazmasının en büyük esin kaynağı, memleketi olan Niğde coğrafyası, doğası, folklorü, sosyal ve kültürel zengin mirası oluşudur. Öte yandan; ünlü yazarlarımızdan Tarık Buğra’nın babası olan Kuvvayı Milliyeci (Palavracı) Süleyman Çavuş (Gökalp)’ın memleketi, Kiraz Festivali ile ünlü Ulukışla’nın Darboğaz Köyü ise; Çukurova’dan gelen yaylacıların da ikinci adresi olarak, önemli bir kültür ve doğa harikası yerdir. Akpınar Dergisi ve Niğde Üniversitesi’ndeki bazı öğretim üyelerinin gayretlerini de anmakta yarar vardır. Kimi yalaka, düzenbaz, bencil ve fırıldak kişilere karşın; yerel anlamda çevre, doğa, spor, basın, yayın, kültür ve sanat çalışmaları yapan ve Niğde için, özverili ürün veren vicdanlı ve yurtsever, demokrat kişi ve kurumları da alkışlıyoruz…

Ulukışlalı beyin ağılının (Beyağıl’ın) eti, sütü ve yoğurdu; Bor Pazarı’nda aranır oldu. Salı’yı Perşembe’ye bağlayan zamanda, ömürden geçen her gün; Karamanlı Şair Namdar Rahmi Karatay’a yol oldu: “Esti kavak yelleri, döndü birer iğdeye / Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye…” Kuvvayı Milliye Direnişi ve Ulusal Kurtuluş Zaferi ardından, kurtuluştan kuruluşa giden bu kutsal yolda başlayan, 1923’de Anadolu aydınlanma seferberliğine katılan ve “Han Duvarları”na iz bırakan; Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış ve öğretmen şair Faruk Nafız Çamlıbel’e esin kaynağı olan tarihi kervansaraylar, pek çok şiirin de yol öyküsü olmuştu: “Gidiyordum, gurbeti gönlümde duya duya / Ulukışla yolundan Orta Anadolu’ya / İlk sevgiye benzeyen, ilk acı, ilk ayrılık / Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık…” Ve şair Ahmet Oktay’ın hüzünlü yol öyküsünü besliyordu şu dizeler: “Saat beş, yoğurt vuruyor analar, akşam / Kaçak tütün gibi koyu, yumuşak / Alev almış göçebe bir kurt sesi… Balkıyan bulutu görür başak / Mavilik gülümseyiş gibi titrediğinde / Ben erken ölümü gördüm / Ulukışla’da saat beşte / Yalınayak suya basıyordu bir çocuk…” Ve büyük vatan şairi Nazım Hikmet, “Memleketimden İnsan Manzaraları” kitabında yer alan “Memleketimi Seviyorum” şiirinde: “Memleketim / Memleketim, ne kadar geniş / dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana / Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum / Erzurum yaylasını yalnız, türkülerinden tanıyorum / Ve güneye, pamuk işleyenlere gitmek için / Ulukışla üzeri, Toroslardan bir kere olsun geçemedim diye utanıyorum… Al yanaklı mis gibi kokan Niğde elması / Zeytin, incir, kavun ve renk renk / Salkım salkım, üzümler / Ve sonra kara saban / Ver sonra kara sığır / Ve sonra, ileri, geri, iyi, her şeyi / Hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır / Çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım…”  Ve benim de; “Han Duvarları” belgeselimde; “Ulukışla Tableti” şiirimde vurguladığım gibi:Deli rüzgarın bıçkın oğlu kara tren / Kaç tünel geçtin, özgürlüğe giden / Bir tas ayran, bir gözleme, bir de şiir zamanı / Ata-türkiye, aşk ehli ulu otağ, Öküz Mehmet Hanı / Hüdavend sancağı, tan çiçeği, şeker suyu hayrat / Üçyüz tavla, yüz yetmiş ocak, nimet yüklü doru at…” 

Farklı medeniyet, inanç ve kültürlerin beşiği olan Niğde coğrafyası; Makedon Kralı Büyük İskender’in, Gülek Boğazı’nı geçmeden önce, 17 gün konakladığı bu stratejik ve bereketli topraklar; pek çok ozana, nice sevda öykülerine ve destanlara da esin kaynağı olmuştur… 

Anadolu’nun güneyini saran, doğal güvenlik kuşağını oluşturan Toros Dağları’nın, kuzey yamacında yer alan Niğde; tarihin pek çok döneminde olduğu gibi; “Zor Yıllarda” devletin gizli belge ve arşivlerinin de saklandığı güvenli yer olmuştur. 31 Ocak 1943’de Tarsus’un Yenice Garı’nda, beyaz vagonda gizlice buluşan; W. Churchill ile İsmet İnönü’nün Barış Görüşmesi ardından; İkinci Paylaşım Savaşı’nın zor yıllarında, Türkiye’yi tehdit eden Faşist Hitler’in yayılma stratejilerine karşı; İstanbul Topkapı Sarayı, Arkeoloji Müzesi ve Vilayet’te bulunan devletin gizli belgeleri, değerli sanat eserleri, arşivleri ve Kutsal Emanetlerin konduğu 391 mühürlü sandık, 48 vagon ve 31 elemanla birlikte; İstanbul’dan Niğde’ye getiren o trenin özel yükü, 1943-1947 arasında 4 yıl; Ak Medrese, Sungurbey Camisi ve Sarıhan’da saklanmıştır. Zamanın Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün talimatı üzerine; İslamiyetin bu kutsalarına verilen önem ve hassasiyet bakımından, Kutsal emanetlerin gizlice ve güvenle Niğde’de saklanması ve korunması için, 4 yıl bu tarihi yapıların kapıları kitlenmiş ve kutsal emanetler asker korumasına alınmıştır. Bu konuyu anlatan; “Sıkıntılı Seneler / Kutsal Emanetler Niğde’de” adlı belgeselim de destek bulunamadığı için yarım kaldı… Her şeye karşın; Kuvvayı Milliye Destanını yazan Niğdelilere selam olsun!..

(*) – Şiirin Yol Öyküsü Han Duvarları, Dursun Özden, Kategori Yayınları, Mart 2017, İstanbul.

  • Hasan İzzettin DİNAMO, Kutsal İsyan, Tekin Yayınevi, 4. cilt, (sayfa: 516-520).
  • Hedef Türk Ordusu, Agah Özsunay Türker, Milli Hamle Gazetesi, 30 Ağustos 2003, (sayfa: 5-8).
  • Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Maârif Salnâmelerine Göre Niğde’de Eğitim ve Öğretim (1898-1903), Doç. Dr. Nevzat TOPAL. 

niğdem

Bir yorum

  1. Karboğazı Zaferinin 100. yılı anısına…
    http://www.dursunozden.com.tr

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

shared on wplocker.com