bu kent delirmiş olmalı
bu kent beni çıldırttı, yazmak için kaçtım uzaklara
şehrin, tüm kirliliklerinden öteye, doğaya teslimim
oysa ben, göçkün-korunaklı, sırdaş sevi neferiyim
yalın, suskun, korkak, panik, cesur ve ölümsüzdü
yakınmadan, korku duvarını yıkıp, erdemlice diren
özgürlüğü, sevgiyi ve aşkı kuşanmak var, yeniden
kimsesiz zamanda ve yalnız-zor yolda ak dervişiz
kalben bağlıyız o yer çekimi ipine, dağda-bayırda
karanlık-dipsiz kuyuda, devasa derin bir çukurda
çağrısız-çaresiz konuğuyuz denizin, yüklü başak
gün, günaydın dediğinde, kar suyundan çay içtik
güneş banyosu yaparken, zamansız aşka geldik
müstehcen gecenin açılımı, zambak beyazı yüzü
ve ıslak-titrek dudak izi, bizi çağırıyordu, isterikti
ve sessiz-bu ürkütücü an, bencillikti, kara delikti
yitik zamanda, bitik kentin ilk sırrı azaldı ve sustu
her iç çekişte-aşkla dirilen her dokunuş, git geldi
göz kapakları, göğe açılan-mavi bakışına engeldi
izmit’te yanan köşkün, yıkık kalbin, depremzedesi
duvar resminde canlanan fırça darbesi-vampir dişi
eline sıktığın ilk kurşun-doru beygirin çiftesi-nal işi
bu kent delirmiş olmalı, mahirdi-kara benli irfandı
değirmendere kurudu ve kıvırcık saçları, ak undu
su yandı, şiirle yıkandı-sevdada arındı ‘ah’ sundu.
dursun özden


www.dursunozden.com.tr












