Mao, Che, Fidel ve Dünyanın ATATÜRK Tutkusu

Bolivya Lapez ormanlık alanındaki köy okul bahçesinde, 1967’de öldürülen Ernesto Che Guevara’nın sırt çantasından İspanyolca Atatürk’ün Büyük Nutku (GRAN DISCURSO) çıktı.

Çin’de Yakınçağ Tarihi ders kitabının kapağında; Gandi ve Atatürk var. Çin’in kurucu başkanı Mao Ze Tung, 1935’de Şian’da Uzun Yürüyüşe çıkmadan önce yaptığı uzun koınuşmasına şöyle başladı: “YOLDAŞLAR, BEN ÇİN’İN ATATÜRKÜYÜM!” Kemal Atatürk’ü, “Küba’nın ve mazlum halkların doğal önderi’ olarak gören Küba’nın efsanevi önderi Kumandan Fidel Castro’nun “onurlu ulusal direniş rüzgarı” tüm kıtayı sarıyor… Belçıka, İtalya, Romanya, Kongo, Sudan, Tunus, Rusya, Çin, Kore, Japonya, Hindistan, Pakistan, Küba, Şili ve pek çok ülkenin park ve caddelerinde Atatürk büstü, rölyefi ve heykelleri var. Bolivarcı Venezuela başta olmak üzere, 11 Latin Amerika ülkesinde, ABD karşıtı ulusalcı rüzgar esiyor… Özü yurtseverlik olan Latin Amerika tipi yaşam tarzı; Amazon vadisinde okuma yazma bilmeyen ve örtünme kültürü olmayan ilkel yerlilerin, 55 milyon aç ve 225 milyon yoksul Latin Amerikalının, sonu fiyaskoyla ile biten IMF, Dünya Bankası ve ABD reçetelerinden, neo-emperyalist politikalardan ezilen halkların ve ulusal sanayicinin umudu oldu. Havana Linea Caddesi’ndeki Atatürk büstünün önündeki plakette: “PATRI O MORTA” “VATAN YA DA ÖLÜM” “YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM!” Kemal Atatürk (1881-1938) yazıyor.

pastedGraphic_1.png
Venezuela’da; Bolivarcı Demokrasi, Kamucu Güçlü Devlet ve Aydınlanmacı Anayasa’ya;  “Çalmama, yalan söylememe ve tembel olmama” maddeleri koyan, Başkan Hugo Cavez ve yeni Bolivarcı önderler; kooperatifçilik başta olmak üzere, anti-emperyalist, devletçi, halkçı, ulusçu ve emek eksenli Latin Amerika tipi özgün ilerici çözümler üretiyorlar…

Fidel de içlerinde…

Küba’nın efsanevi lideri Fidel Castro, 83 yıl önce doğdu. Hukuk eğitimi alan avukat Fidel Castro, doktor arkadaşı Arjantinli Ernesto Che Guevara ve diğer yoldaşlarıyla birlikte, Jose Marti’nin izinde 1956’da başlattıkları Küba Devrimi’nin başarıya ulaşması için, “tüm ömrünü adadı” demek hiç de abartı sayılmaz.

Fidel’den önce’de Küba vardı. Fidel’den sonra da olacak…
Türkiye-Küba ilişkileri!

Türkiye-Küba ilişkileri ve Küba hakkında daha geniş olarak bilmek istedikleriniz varsa; İstanbul’da Türkçe ve İspanyolca yayınlanan Turizm, Kültür ve Sanat içerikli GUANTANAMERA dergisini okumanızı öneririm. 12 milyon nüfusu ve 1600 adadan oluşan 110 bin kilometrekare yüzölçümü olan Küba üzerinde, 50 yıldır süren ABD’nin ve müttefiklerinin ambargosu da delinmiş olup, Türkiye’de dahil pek çok ülke Küba ile her düzeyde alış veriş yapmaktadır. Örneğin: Türkiye’nin pek çok sağlık malzemesi ve aşıları Küba’dan gelmekte; Türkiye’de Küba’ya otomobil başta olmak üzere çeşitli şeyler satmaktadır. Türkiye-Küba Dostluğunun temelinde, Kumandan Fidel’in Kemal Atatürk sevgisi yatmaktadır. Havana Havalimanı yolu üzerindeki bir parkta ve Old Habana meydanında; “Yurtta barış, dünyada barış, Ya İstiklal, Ya ölüm!” (Patria & Morte) yazan Atatürk büstü, bunun en güzel kanıtıdır. Türkiye’deki ve Küba’daki dostluk ilişkileri giderek artıyor. Ankara’da bulunan Küba Büyükelçiliği, bu dostluğun örülmesinde özverili katkılar yapmaktadır.

Türkiye, zamanın Başbakanı Bülent Ecevit döneminde, 1979 yılında Küba’nın başkenti Havana’da ilk Büyükelçiliğini açtı. 22 Eylül 1989’da TRT-ICRTV işbirliği protokolü imzalandı. 24 Kasım 1989’da TEKEL-CUBATABACO anlaşması imzalandı. 2 Ağustos 1991’de karşılıklı Vize Muafiyet Anlaşması yapıldı. 29 Temmuz 1993’de Hava Ulaştırma Anlaşması, 9 Aralık 1994’de Spor İşbirliği Analaşması, 11 Temmuz 1996’da Gümrük İşbirliği Anlaşması, 29 Ağustos 1996’da Ticaret, Ekonomik ve Sinai İşbirliği Anlaşması, 26 Eylül 1996’da Sağlık İşbirliği Protokolü imzalandı. Son 10 yılda yapılan ikili anlaşmalarda ise, Kültür ve Turizm başta olmak üzere, hemen her dalda ikili dostluklar ve karşılıklı çıkarlar gelişti, gelişiyor… Fidel de içlerinde…

Eskiden ihracat ve ithalatının %80’i Sovyetler Birliği’ne bağımlı olan Küba; özellikle 1990’den sonra, ABD’nin 48 yıldır sürdürdüğü her türden ambargoya karşın, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyor. Küba ekonomisinin mimarı olan Devlet Başkan Yardımcısı Carlos Lage, ekonomik büyümenin %5’in üstünde gerçekleştiğini ve kişi başına düşen milli gelirin 900 dolara yaklaştığını açıkladı. Gelişen yeni koşullar ve küresel kuşatmalar karşısında, klasik Sosyalist üretim ilişkilerinde yenilikler yapan Kübalı yöneticiler; başta İspanya, Fransa, Almanya, İtalya gibi AB ülkeleri olmak üzere, gelişmiş kapitalist ülkelerden yeni yatırımlar yapmaları için bir dizi yasal değişiklikler yaptı. Hatta son olarak, yabancı sermaye yatırımları için “Özel Dönem” ekonomik ilişkilere geçişin ya da “uyumun” kurallarını belirlediler. Artık bir zamanlar yasak olan, “emperyalizmin dili” İngilizce; alış veriş yerlerinde, sokaklarda ve okullarda konuşuluyor. Başdüşman ABD’nin doları ile alış veriş yapmak sorun değil. Bir zamanlar müze olan Katolik kiliseleri ve manastırlar, şimdilerde ise günah çıkarmak isteyen Kübalılarla dolup taşıyor…
Bolivarcı Venezuela Anayasası’ında Atatürk var!

Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti Anayasası’na esas teşkil eden, Türkiye Cumhuriyeti 1924 ve 1961 Anayasası esas alındı. Halkçı, aydınlanmacı ve anti-emperyalist özellikleri olan Kemalizm ilkeleri ve Cumhuriyet Devrimlerinden esinlenen yeni Bolivarcı Venezuela Anayasası’na şu maddeler girdi: “Ulusalcı, halkçı, kamucu, laik, emek eksenli, güçlü devlet ve anti-emperyalist özelliklere sahip olan Bolivarcı Cumhuriyet, Anayasamızın temel giriş ilkelerini teşkil eder.  Milletin ahlak anlayışını yüceltmek için çaba harcamadan gerçek devrim yapılamaz. Gerçek halk katılımı yoksa demokrasi de yoktur. Her şey halk ile vardır, halk olmadan hiçbir şey yapılamaz. Halkımızın gereksinimlerine yönlendirilmiş kapasite, etkinlik ve yarar, devrimimizin en önemli amaçlarındandır. Eğitim ve kooperatifçiliği ana ilke edinen Bolivarcı Düzen, parasız sağlıktır. Koruyucu Halk Sağlığı;  Milagro Görme Görevi, Dr. Giberto Rodriguez Ochoa Çocuk ve Halk Kliniklerinin yanı sıra; 3 aşamalı Mahalle Komite süzgecinden geçirilmek suretiyle başlar. Halk sağlığı, Bolivar Hükümeti için zaruret teşkil etmektedir. Bu sebeple yeni milli sağlık sistemine, hayat ve sevgi adına her geçen gün daha fazla yatırım kaynağı açılmaktadır…”

Bolivarcı Demokrasiyi, Kamucu Devleti güvenceye alan Aydınlanmacı Anayasa’ya; “Çalmama, yalan söylememe ve tembel olmamama” maddeleri koyan, Başkan Hugo Cavez ve yeni Bolivarcı önderler; kooperatifçilik başta olmak üzere, anti-emperyalist, devletçi, halkçı, ulusçu ve emek eksenli Latin Amerika tipi özgün sosyalist çözümler üretiyorlar…

Yirminci yüzyılın başında(1919) ilk anti-emperyalist ulusalcı savaşımda utkuya erişen Devrimci Mustafa Kemal Atatürk’ten esinlenen ve yirminci yüzyılın ortasında(1959) aynı yolda utkuyla tanışan Küba Lideri Fidel Castro, yirminci yıl yüzyılın sonunda ve yeni bin yılın başında (1999-2005) Venezuela’da Latin Amerika rüzgarı estiren Bolivarcı Hugo Cavez’in ortak paydaları neydi? Hiç kuşkusuz “anti-emperyalist ruhtu” demek, hiç de abartı olmayacaktır… Etik, sosyal adalet, yasal ve ahlaki yanları olan; hakları, özgürlükleri ve sorumlulukları olan yurttaş bilinci ve toplumcu dayanışma ve paylaşma ruhu ile çalışan ve üreten sağlıklı ve eğitimli halkın katılımcı, demokratik ve güçlü devleti olmak için; ulusal ve uluslar arası mazlum ulusların anti-emperyalist dayanışmasına katılmaktan geçiyor… Halkçı, ulusalcı, kamucu ve tam bağımsız güçlü devlet anlayışı ise, bu yanıtı besleyen güçlendiren özellik ve güzellikler olarak insanlığa ışık kaynağı olmaya devam ediyor…
Fidel Castro : “PKK, ABD’li Yankee’lerin petrol bekçisi!”

Mart 1997’de Habitat Toplantısı için İstanbul’a gelen Fidel Castro, yaptığı konuşmada şöyle dedi: “Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptıklarını ben asla başaramazdım. Asıl devrimci Atatürk. Bu kadar büyük bir devrim yaptım, ama Kemal Atatürk’ün yaptıklarını başaramazdım…” (Yeni Yüzyıl Gazetesi, 15 Mart 1997)

Öte yandan zamanın eski Sağlık Bakanı Dr. Yıldırm Aktuna, Küba dönüşü şu açıklamayı yapmıştı: “Fidel, Atatürk’ün tüm yapıtlarını iyi bildiğini ve onun için Atatürk’ün büyük bir asker, büyük bir diplomat ve dünyanın en önemli liderlerinden biri olduğunu ifade etti. Ardında ise, Küba’da bu kadar büyük bir devrim yaptım, ama Atatürk’ün Türkiye’de yaptıklarını başaramazdım, dedi…” Ayrıca, Havana’nın Linea Caddesi’nde bulunan Atatürk büstünün dikilmesine katkıda bulunan ve 1994’de Fidel Castro ile Havana’da görüşen eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan da; Fidel Castro’nun o tarihteki ileri öngörüsü ile Kürt Sorunuyla ilgili şunları söylediğini vurguluyor: “ABD ve AB destekli Türkiye’deki olayları yakından izliyorum. Sizin oradaki PKK öncülüğünde süren Kürt hareketi, ABD’li Yankee’nin petrol bekçisidir…” PKK’nın liderlerinden Murat Karayılan ise, tam da bu konuyu doğrularcasına, 24 Ekim 2006’da Barzani’nin yönetimindeki “Kürdistan TV’de şu açıklamayı yaptı: “ABD’nin müttefiki olabiliriz, düşmanlarımız aynı. ABD bizi hep düşmanlarımızın gözüyle gördü. Oysa biz, dost olarak algılanmak istiyoruz… Türklerin aksine, Kürtler fazlasıyla ABD sempatizanıdır. Eğilimleri Amerikancılık yönündedir… ABD yönetimi Kürtlerin yaşadığı tüm ülkeleri esas olan bir proje oluştursun…” Karayılan, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ni kastediyor… Yani, Pentagon tarafından çizilen yeni işgal haritasını savunuyor… Newsweek muhabirinin sorusu üzerine; siyasi planda PKK’nın Avrupa temsilcisi olan Zübeyir Aydar’da bu konuyu pekiştirerek şöyle vurguluyor: “Amerika uzaklardan gelen dostumuzdur. ABD’nin Irak’ta ve Ortadoğu’da yaptıklarını doğru buluyoruz…”

ABD Merkez Bankası’nın 18 yıl başkanlığını yapan Alan Greenspan da: “Irak savaşı ve Irak’ın işgali petrol içindir…” dedi.

Eski CIA Başkanı Tennet de; ABD ve müttefiklerinin Irak’a girişlerini şöyle açıklıyor: “Irak’ta kitle imha silahları filan olmadığını biliyorduk. W. Bush’un başında olduğu ABD yöneticileri, bu konuda dünyayı kandırdı…”

Her yerde, her koşulda, her zaman Atatürk yeniden…

Gezi yazarı olarak dünyanın 66 haline tanıklık ettim ve tüm Anadolu’yu arşınladım. Gittiğim her yerde Atatürk, yükselen değer ve mazlum halkların umut kaynağı… Yeniden…

Uludağ Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşamı boyunca 3 bin 397 kitabı altını çizerek okuduğu belirlendi.

Mustafa Kemal, çocukluğunda başlayan kitap okuma alışkanlığını, cephede ve hasta yatağında bile sürdürdü…

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, yeniliklere açık, edebiyatı, sanat ve bilimi yakından izleyen, okumayı çok seven farklı bir lider olduğuna işaret eden araştırmacılar; O’nun bir “kitap sevdalısı”, bir “kitap kurdu” olduğunu belirttiler. O’nun, 57 yıllık yaşamında, her cildi bin sayfa edecek şekilde, 24 cilt halinde derlenen toplam 3 bin 397 adet kitap okuduğu anlaşılmıştır.

Atatürk’ün okuduğu tüm kitaplar üzerinde, bizzat kendi notları ve işaretleri bulunuyor. Aslında bu sayı, kendi alanında uzman bir aydının, bir bilim adamının ortalama yaşamında okuması gereken kitap sayısıdır. Oysa Atatürk, kısa olan 57 yıllık ömrüne bu kadar çok kitabı sığdırmış olması; O’nu farklı ve üstün kılan bir özelliktir…

Savaşın an acımasız koşullarında, cephede; fırsat bulduğu her an kitap okuması ile ünlüdür. Çanakkale Savaşı’nda, Conk Bayırı sığınaklarında Sofya’daki sevgilisi Dimitrina’ya okuduğu kitaplardan alıntılarla zenginleştirilmiş olarak yazdığı aşk mektupları ve şiirleri, Mustafa Kemal’in insancıl, her koşulda yaşama bağlı ve yüreği duygu ve sevda dolu bir “kitap kurdu” olduğunun kanıtıdır…

Kolağası Mustafa Kemal, kobralarla İmazighen dansına başlayınca…

Padişah’ın ve Enver Paşa’nın tuzakları sonucu, 8 Ekim 1908’de ve 8 Aralık 1911’de ikinci kez Trablusgarp’a giden Kolağası Mustafa Kemal, yanında yine bir valiz kitap götürür…

Özellikle, Kuzey Afrika’da yaşayan Berberiler ve öteki yerli Arap halklarının kültürlerini anlatan kitaplar okur. Arkadaşı Kurmay Binbaşı Enver Bey ile birlikte, savaşkan ve bağımsızlıktan yana özellikleri bulunan Berberileri örgütleyerek, 22 Aralık 1911’de Tobruk Savaşı’nı kazandı ve ardından da gözünden yaralandığı 17 Ocak 1912’deki Derne Savaşı’nı kazanarak Trablusgarp Zaferini getirmişlerdi… (La Depeche Tunısıenne Gazetesi, 21 Eylül 1913)

Kolağası Mustafa Kemal, Şeyh Mansur’un baskısından yılmış olan Trablusgarp yakınlarında kara kıl çadırlarda yaşayan yerli savaşkan Berberilerle bir düğün sırasında, davul zurna eşliğinde kobra yılanlarının arasında “İmazighen Dansı” yapar. Halkın sempati ve desteğini kazanır. Cuma namazından sonra halkı cami avlusunda toplayarak şu konuşmayı yapar. (Tunus, Tozeur Müzesi-Osmanlı Arşivi. Atatürk Ansiklopedisi-Cilt:2, sayfa:56):

“Ey ahali! Ey din kardeşlerimiz! Oturduğunuz memleket mahfuz ve siz emin olabilmeniz için, hepinizin büyüğü olan bir kuvvet ve kudretin bulunması lazımdır… Kuvvetlerimizi birleştirelim… Emeklerimizi birleştirelim… Eskiden beri aramızda müşterek olan ahlak ve tabiata dayanarak adam olalım… İtalyanlar, kendi yarattıkları bu deli adamı(Musolini), kendileri yok edecek… Fransızların Jan Dark’ı varsa, Berberilerin de El-Kahine’si var… Birlikten güç doğar…” (El Kaine: Kuzey Afrika’da at üstünde savaşan öncü ve yiğit bir Berberi kadın kahraman). Bu ajitasyon dolu konuşmanın ardından Berberiler zılgıt çekip coşarak, örgütlendiler ve Kolağası Mustafa Kemal’in önderliğinde gerilla savaşına başladılar ve kazandılar.

Aradan yıllar geçti… Birinci Paylaşım Savaşı sonunda, 1918’de Çukurova bölgesini işgal eden Fransız ordusunda paralı asker olarak savaşan Tunuslu ve Libyalı Berberiler; Fransızların desteği ile Adana Şehitlik, Sayimbeyli, Kozan ve Maraş-Zeytinli’de katliamlar yapan Ermenilere karşı, Türk halkının yanında yer aldılar… Ayrıca Toros Dağları tünellerini geçerek, Adana-Pozantı’dan Niğde-Ulukışla’ya (Çukurova’dan Anadolu’ya) çıkmak isteyen Fransız trenine pusu kuran ve Çiftehan yakınlarında demiryolu köprüsünü havaya uçuran Ulukışlalı Köylü Kuvayı Milliyecilere destek veren (Mayıs 1919) Fransız ordusunda paralı askerlik yapan ve ölümü göze alan Tunuslu Yiğit Berberileri, Türk halkı asla unutmamıştır…

25 Mayıs 1919’da Samsun’un Havza ilçesinde, Gazi Paşa ile Sovyet General Bunlov görüşmesiyle başlayan ve sonra Sovyetler Birliği Büyükelçisi Aralov ve Sovyet Kafkasları Büyükelçisi İ. Ebilov’un aracılığı ile süren Mustafa Kemal – Ulyanov Lenin arasındaki mektuplaşmalarda; “Emperyalizme karşı verdiğiniz kutsal savaşımda her zaman yanınızdayız…” diyen Lenin, “Mustafa Kemal Paşa’nın ne kadar büyük bir diplomatik zekaya sahip, üstün özellikli yiğit bir komutan olduğunu” her defasında vurguladığı bilinmektedir… (Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, Cilt: 11)

Afganistan Devlet Başkanı Amaney!

1935’de Türkiye’yi ziyareti sırasında, Kemal Atatürk’ten bir istekte bulunmuştur. Ülkesinde İngilizlerin desteği ile zaman zaman başkaldıran Talibanlar ve Beluşlar için ne yapacağını sorar. Gazi Kemal Atatürk, Amaney’e; güçlü, düzenli ve milli bir ordu kurmasını söyler. Bu sözleri dikkate almayan Amaney,yıllar sonra ülkesindeki etnik ve kökten dinci ayaklanmalarla, erki başkalarına terk etmek zorunda kalır ve ölürken Atatürk’ün kendisine söylediklerinin önemini ve ileri görüşlülüğünü dile getirir…

Mao Ze Tung: “Ben Çin’in Atatürk’üyüm…”

Tıpkı, 25 Mayıs 1919’da Havza’da başlayan Mustafa Kemal-Lenin mektuplaşmasının sonuçlarında gerçekleşen; Batı Cephesi’nde Sovyetler Birliği Büyükelçisi S. Aralov ve Kafkaslar Sovyeti Büyükelçisi İbrahim Ebilov’un Kemal Paşa’yla 26 Ağustos 1922’de Afyon’dan, İzmir İktisat Kongresi’ne dek birliktelikleri ve maddi-manevi yardımları boşa değildi. 1935’de Şankay Meydanı’nda toplanan binlerce Çinliye, Uzun Yürüyüş öncesinde bir konuşma yapan Mao Ze Tung’un ilk sözleri: “Ben, Çin’in Atatürk’üyüm…” 1948’den bu güne dek, 1,5 milyar nüfuslu Çin Halk Cumhuriyeti’nin okullarında 8 ve 9. sınıflarda okutulan “Yakınçağ Tarihi” ders kitaplarının kapağında ve içinde yer alan Atatürk ve Cumhuriyet Devrimleri, bize neyi çağrıştırıyor…  Ama ne yazık ki, AB’ye girmek için Annan Planı gereği, KKTC orta öğretim “Yakınçağ Tarihi” ders kitaplarından, Atatürk ve Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı bölümleri çıkarılıp yerine, Kuzey Kıbrıs’ta bulunan Kilise ve Manastırların tarihçeleri ve resimleri konması ise, bir başka düşündürücü yan olarak gündemimizi kirletmektedir…

Fidel Castro : “Devrimci Kemal Atatürk, bizim esin kaynağımızdır.”

Küba’nın efsanevi lideri Fidel Castro’nun Atatürk sevgisinin kaynağı nedir?

Küba ile Türkiye arsında 10 binlerce kilometre uzaklık ve 8 saat zaman farkı olmasına karşın, Küba ile Türkiye arasında sıcak bir dostluk rüzgarı esiyor…

Dünya Barış Konseyi Dönem Başkanı Nazım Hikmet, ölümünden 2 yıl önce, 12 Mayıs 1961 yılında Fidel Castro’ya Barış Ödülü vermek üzere Havana’ya gitmişti. Yanında son sevgilisi Vera da vardı. Yurtsever Türk Şairi Nazım’ın bu gezisi bir balayı değildi… Nazım Hikmet, Fidel Castro ile özel bir görüşme yaptı. Sonra Moskova’ya döndü. Ardından Sosyalist Küba Cumhurbaşkanı Fidel Castro, Havana’da görevli genç Türkiye Diplomatı Bilal Şimşir’i makamına çağırtarak, bir istekte bulundu. Fidel Castro, Bilal Şimşir’e bu isteğini dile getirirken bir konuyu da özellikle vurguladı: “Sayın Diplomat, bu isteğimden kesinlikle Amerikalıların haberi olmamalı” dedi. Peki, Castro’nun ABD müttefiki ve NATO üyesi bir ülkenin diplomatından, Amerikalıların haberi olmamasını istediği şey ne idi? Fidel Castro, Bilal Şimşir’den Atatürk’ün İngilizce ya da İspanyolca “Büyük Nutuk” kitabını istemişti. Genç Diplomatımız Bilal Şimşir, izinli olarak Ankara’ya gelip Milli Kütüphane’den uzun araştırmalar sonucu bulduğu İngilizce Büyük Nutuk’u yanına alarak Küba’nın yolunu tutar. Havana’da yine bir özel görüşme sırasında, Kumandan Castro’ya bu emanetini teslim eder. Bu olaydan, ne Türkiye’nin ve ne de Amerika’nın haberi olmaz. Ta ki, Londra Büyükelçimiz Bilal Şimşir yıllar sonra emekli olup anılarını yazana dek… Fidel Castro’nun Atatürk sevgisi ve tutkusunun kaynağı; O’nun büyük eseri olan “Nutuk” kitabını özümseyerek okumasında ve Devrimci Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk anti-emperyalist savaşımı verdiği 1919 Ruhu’ndan esinlenmesinde yatıyor…

Peki, Bolivarcı Venezuela Cumhurbaşkanı Hugo Chavez’in Atatürk hayranlığı neden? Castro, Cavez’e İspanyolca’ya çevirttiği Atatürk’ün NUTUK kitabını verdi mi? Simon Bolivarcı Hugo Cavez; Türkiye ile komşu İran arasındaki yapay gerginliğin giderilmesini istiyor ve ABD karşıtı tüm ülkelerin birliğini öneriyor… Emperyalizme karşı, tüm mazlum ulusların dayanışmasını istiyor… “Atatürk de bunu isterdi” diyor ve Türkiye’ye dost elini uzatıyor…

Havana Linea Caddesi’ndeki parkta bulunan Atatürk büstünün çevresini temiz tutmakla görevli zenci bayan Lerya, üzerinde “Patrıo-Morte”, “Ya Vatan, Ya Ölüm” yazılı büstün çevresindeki çitlerden beni çıkartıp, “bu kim?” diye sorduğumda, Atatürk hakkında yarım saate yakın konuştu: “…Türkiye’nin devrimci önderi. Ülkesinde emperyalizme karşı bağımsızlık savaşı veren ve kazanan Mustafa Kemal Atatürk… Küba’nın Jose Marti’si gibi büyük bir ulusal kahraman… Küba için Jose Marti neyse, Türkiye için de Kemal Atatürk odur…” Paris’te ölümünden kısa bir süre önce İstanbul’da fotoğraf sergisi de açan, “Ben Türkiye’de yaşasaydım, Ara Güler olmak isterdim” diyen Küba Devrimi’nin profesyonel fotoğrafçısı, ünlü bereli ve yıldızlı Che Guevara fotoğraflarını çeken ünlü gazeteci Alberto Korda; Küba Yazarlar ve Sanatçılar Birliği (UNEAC) salonunda yaptığım “Küba Uzak Değil-Atatürk Yeniden” adlı özgün semah müziği eşliğindeki saydam gösterimden sonra, 3 Ocak 1999’da Havana’daki evinde, genç ve güzel eşinin konukseverliğinde, şair arkadaşım Tekin Gönenç ile birlikte puro ve ron içerek yaptığım söyleşide şunları söylemişti: “Zaman farklarını düşünmezseniz, Che’nin yoldaşı Fidel Castro ile Kemal Atatürk’ün kaderlerinde ortak benzerlikler var… Elbette farklı coğrafyalarda ve farklı zamanlarda ortak paydaları anti-emperyalizm olan bir savaşı aynı yöntemlerle zafere eriştiren komutanlar ve dehalardır… Dünyada ender zaman ve yerlerde bulunur böylesi insanlar… Onlar, tarihin tüm zamanlarında yaşayacaklardır…

Einstein’den Atatürk’e mektup!

1921 Nobel Fizik Ödülü sahibi ünlü Alman bilim adamı Albert Eintein, aşağıdaki mektubunda yazılan isteklerini yerine getiren Kemal Atatürk’e minnetlerini şu sözlerle dile getirdi: “Faşist Milliyetçi Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte, sanat ve bilim adamlarına baskılar iyice artmaya başladı. Hitler’in tutsağı dünyaca ünlü 40 bilim adamına, Türkiye’nin kapılarını açan ve İstanbul Üniversitesi’nde bilimsel araştırma yapmalarına olanak sağlayan Atatürk’e minnettarım.  Ayrıca beni de Türkiye’ye davet etti. Türk vatandaşı olarak bilimsel araştırmalarımı sürdürmemi istedi. Atatürk, iyi bir komutan ve diplomat olmasının yanı sıra; çağdaş bilim ve aydınlanmanın da, bilimsel devrimlerin de destekçisi ve öncüsü büyük bir dehadır. Kemal Atatürk’ün kıymetini bilin…”

“Ekselansları Atatürk, OSE Dünya Birliği’nin şeref başkanı olarak, Almanya’dan 40 profesörle doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye’de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından arz ediyorum. Sözü edilen kişiler, Almanya’da halen yürürlükte olan yasalar nedeni ile mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler.Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi, birliğimize yapılan çok sayıda müracaat arasından seçilmişlerdir. Bu ilim adamları, hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde bir yıl boyunca hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler.Bu başvuruya destek vermek maksadıyla, hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etmek cüretini buluyorum.Ekselanslarının sadık hizmetkarı olmaktan şeref duyanProf. Albert Einstein. 1933 / Paris-Fransa”

Che’nin çantasından “Nutuk” ve “Kuvayı Milliye Destanı” çıktı!

Sevgilisine Nazım’dan en güzel aşk şiirleri okuyan ve mektupta yazan Ernesto Che Guevara, tam bir Nazım tutkunuydu. Küba Devrimi’nin öncülerinden ve Fidel Castro’nun yoldaşı Arjantinli doktor Che Guevara, Bolivya’da yakalandığında sırt çantasından Atatürk’ün Büyük Nutuk’u, Türk Şairi Nazım Hikmet’in “Kuvayı Milliye Destanı” ve “Amo en ti lo imposible” adlı 1961 Havana basımı aşk şiirleri kitabı çıktı. Küba Devrimi’nde önemli bir yeri olan Santa Clara Tepesi ele geçirilmesini 31 Aarlık 1959’da gerçekleştiren Che Guevara komutasındaki gerillalar adına; Havana’ya otobüsle 6 saat uzaklıkta bulunan Santa Clara şehrinde bulunan bu tepeye 20 metre yüksekliğinde dev bir Che heykeli ve devrimin destanı yazılı mermer sütunlar yaptırıldı. Burada bulunan Devrim Treni ve Che Müzesi mutlaka görülmesi gerekli yerlerdendir. Che Müzesi içinde yer alan pek çok belge ve bulgular arasında Nazım Hikmet kitabı da bulunmaktadır…

Bu sözler üzerine çok duygulandım ve içimden ılık bir şeylerin aktığını hissettim…

Fidel Castro’nun yakın dostu olan Ekvatorlu ünlü ressam (Latin Amerika’nın Picasso’su) ailesi adına kurulan  Oswaldo Guayasamin Vakfı tarafından, Kumandan Fidel Castro’nun 70. Yaşgünü anısına düzenlenen, Uluslar arası Edebiyat Yarışması’nda ödül almak üzere gittiğim Küba’nın başkenti Havana’da, 12 Aralık 1996’de Castro ile ödül töreni sonrası görüştüm ve kendisine Türkiye’den götürdüğüm Atatürk posteri, İznik yapımı çini işlemeli saat ve Nasrettin Hoca, İngilizce ve İspanyolca Atatürk kitapları, adı “Fidel” olan 11’i kız toplam 33 Türk çocuğunun (bu günlerde sayısı 134 olan) “Türk Fidellerin” Yaşgünü pastası fotoğraflarını ve kendi kitaplarımı armağan ettim. Birlikte fotoğraflar çektirdikten sonra kendisiyle yaptığım röportaj sırasında şöyle bir soru sormuştum: “…Türkiye’de solcu, ilerici ve devrimci gençler; Che Guevara ve Fidel Castro’ya tapıyorlar, sizleri tek ve mutlak önder olarak kabul ediyorlar. Sizin şarkılarınızı, marşlarınızı ve kitaplarınızı dillerinden ve ellerinden düşürmüyorlar…” diyerek sürdürdüğüm sorumu tamamlamadan; Kumandan Castro sözümü kibarca kesti ve askeri yeşil giysisinin yaka düğmesini çözerken, takma dişlerini birbirine vurarak, sakalını ve bıyıklarını karıştırarak, iri-güçlü kollarını omzuma koyup, ince ve uzun parmaklarıyla omzumu kavradığında, yaşlı ama hep şavkıyan sürmeli gözleri sevgi ve umut veriyordu. Bir baba, bir ata gibi dokunuyor ve tıpkı “Fidel” adının anlamı gibi “sadakat ve güven” veren bir pozitif enerji akıyordu içime… Kumandan Fidel’in iri kolları arasında, benim küçük bedenim sanki kayboluyordu… Ben onun içinde, o benim içimde erimiş ve tek bir beden olmuştuk… Şiirin sarkaçlarında gidip gelen ve ortak paydası onurlu sevgi ve saygı yumağı Kemalizm olan bir enerji odağıydı her şey… Ve yarıda kalan, ama sorumun tamamını anlayan Kumandan Fidel, el ve yüz hareketlerinin de yardımıyla şu yanıtı verdi: “…Övgün için teşekkür ederim. Atatürk’ün ülkesinden genç bir Türk Şairi Durdun Özden’i konuk etmekten çok mutluyum. Ama söyledikleriniz yanlış… Devrimci Kemal Atatürk varken, Türk gençleri neden kendilerine başka önder arıyorlar… Atatürk, 1919’da Anadolu’dan emperyalist düşmanları kovmak için Bandırma Gemisi’yle Samsun’a çıktı. Ve anti-emperyalist bir savaş verdi ve zafere erişti. Biz, Atatürk’ün bu devrimci savaşından esinlendik ve tam 40 yıl sonra, 1959’da Granma Gemisi’yle Havana’ya çıktık. Ülkemizden emperyalistleri ve işbirlikçisi Faşist Batista rejimini yıkmak için. Biz de zafere eriştik. Bizim ve tüm mazlum halkların esin kaynağıdır Devrimci Kemal Atatürk… Kendinize başka önder aramayın…”

Coşkulu bir duygu seli içinde yüzüyordum…   Mutlu ve gururluydum… Sadakat ve sevgi yumağı içinde yeniden dirilişin ve yaşama yeniden dönüşün bir içsel yolculuğuydu bunlar… Mustafa Kemal ışığında, Aydınlanma Devriminin göz kamaştıran dirilişiydi her şey… Kurtuluştan kuruluşa giden yolda, farkın farkına varmamı sağlayan Fidel Castro’ya olan sevgi ve saygımın ortak paydasının “Kemalizm” olduğu gerçeği, beni yeniden yollara düşürdü… Anadolu’yu arşınladım, dünyanın 66 haline tanıklık ettim ve gördüm ki; her yerde, her koşulda ve her zaman Atatürk yaşıyor ve yaşayacak…

Dursun ÖZDEN – 11 Mayıs 2009
http://www.dursunozden.com.tr/

2.2b15391149_10208198526860445_8420447214522490135_nPrint366D3FD9CB1B-1

Yoruma kapalı.

shared on wplocker.com