Nazım’ın sevgilisi DR. GALİNA 97 YAŞINDA ÖLDÜ

13bcumhuriyetNAZIM HİKMET’İN SEVGİLİSİ VE DOKTORU GALİNA, BU GÜN 97 YAŞINDA VOTKİNSK’DEKİ EVİNDE ÖLDÜ. GEÇTİĞİMİZ 2013 AĞUSTOS  AYINDA 96. YAŞ GÜNÜNÜ BİRLİKTE KUTLADIĞIM SEVGİLİ GALİNA’NIN ÖZEL RÖPORTAJI, NAZIM HİKMET SEVDALILARI İÇİN ÇOK ANLAMLI SÖYLEM VE GÖRSELLERLE DOLU. DR. GALİNA’NIN NAZIM HİKMET’E AİT ÖZEL EŞYALARI VE BELGELERİ DURSUN ÖZDEN ARŞİVİNDE. Bectu Gazetesi yazarı arkadaşım Tataina’nın bu acı haberi karşısında çok üzüldüm.

Galina ile Sibirya’da KAM Dansı

“EY ROMANTİK TÜRK ŞAİRİ, SENDE NAZIM KOKUSU VAR. AL SANA NAZIM’IN İPEK KIRAVATI, KALEMİ, KALEM KUTUSU VE ÖZEL NOTLARI. ARMAĞANIM OLSUN…” Ben YOLERİ gezgin derviş. Suyun izini sürmek, bilinmeyeni merak etmek, farklı kültürleri ve coğrafyaları keşfetmek, farkın farkını araştırmak için yollardayım yine… Transsibir Treni ile 10 günde 10 bin kilometre. Evliya Çelebi’nin sözünü ettiği Rus samur kürklerinin anavatanı Sibirya’ya samur için değil ama sabrımı denemek, 1953-1960 arasında, Nazım’ı 4 kez ölümden kurtaran doktoru ve sevgilisi Galina’yı evinde ziyaret etmek ve Nazım’ın bilinmeyen yönlerini keşfetmek için; azığımı,  kitaplarımı, fotoğraf makinamı ve sırt çantamı alıp düştüm yollara… Aynı yollardan 1953’de Nazım da geçmişti. Hem okuyor, hem de geziyorum… Gözlemliyor, araştırıyor, belgeliyor, konuşuyor ve yazıyorum…                                                                                                                                                                 galina

 it was ten feet from pendik to beijing

by train on her purple lip mark

siberia’s pants were down, kham

forbidden dream, captive mind

milked the sun on the wet rails eye fountains gurgled

the red moon under which wind passes

the red moon on which there are hands awoke

on the bridgehead and floodgate

the mountain on which I sat down was a wild mare

the sky neighed; its mane was a wind

nazım was river running to sea

irina was volga; tatiana was baikal 

 galine had ice blue looks

you were that scream inside of me

my heart turned to a mountain


I fell in love with a poem

                                                crying as she was kissed.
Yol ve dil bilmeden, 21 gün süren tren yolculuğun tüm serüven dolu zorlukların önündeki engelleri, Sibirya’da 40 yaşın üzerindeki insanlarda hala bir ütopya, umut ve yükselen değer olan Leninizm, Kemalizm ve Türk Kültürü sayesinde aşıyorum… Düşlerimin ardına düştüm yeniden… Ne mutlu bana… Yirminci yüzyılın başında Mustafa Kemal – İlyiç Lenin arasında yapılan tarihi mektuplaşmalarla filizlenen Türkiye-Sovyet Rusya ilişkileri, bu gün Rusya Federasyonu ile Türkiye İş ve Dostluk Derneği’nin öncülüğünde; iki komşu ülke resmi ve sivil insiyatiflerin başarılı iş ve dost ilişkileri sonucu giderek artıyor ve stratejik bir önem kazanıyor. Avrasya kültürü güçleniyor… Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un dediği gibi: “Omuz omuzayız ve aynı yöne bakıyoruz…”

Rus şair ve gezgin Tyutçev: “Rusya akılla anlaşılmaz / arşınla da ölçülmez / Rusya’nın yapısı başkadır/ Rusya’ya sadece iman edilir…” derken, uçsuz bucaksız Sibirya’nın gizemli ve bereketli topraklarını görünce bu dizelerin anlamı daha iyi açıklanabilir.

XIX. yüzyılın sonunda – XX. yüzyılın başında inşa edilmiş olan toplam uzunluğu 9332 kilometrelik Transsibirya Demiryolu Hattı’nın büyük bir kısmı, Sibirya üzerinden geçmektedir. Bu günkü toplam uzunluğu ise 10 bin kilometreyi bulmaktadır.

Bu uzun, zor, yorucu, serüven dolu ama bir o kadar da insana ayrıcalık ve keyf veren; farklı kültürleri, yeni insanları ve coğrafyaları keşfetme ve öğrenme heyecanı, beni yeniden yollarlı düşürdü… Farkı fark etmek için, Turnalar zamanı  “Yoleri” olmak kolay mı?

Yol haritamda 66. ülke olarak Rusya Federasyonu ve özellikle Sibirya’yı işaretlemiştim. Koşullar bu güneymiş… Tüm hazırlıklarımı tamamladım ve kış bastırmadan Sibirya’nın yolunu tuttum… Üç hafta süren bir yolculuk bu… Tek başıma, az bir parayla ve sırtımda ağır bir çanta ile düştüm yollara, yeniden…

İstanbul’a dönüşü uçakla Tataristan’ın Başkenti Kazan’dan yapmak üzere planladım bu geziyi… Önce İstanbul-Petersburg arası bir uçak yolculuğunun ardından trenle yolculuğa başladım… Atlas Okyanusu kıyısında bulunan St. Petersburg’dan başlayıp, Moskova, N. Novgrod, Kazan, İshevsk, Perm, Yekaterinburg, Omsk, Novasibirsk, Kızıl, Irkutsk, Khabarovsk gibi ana istasyonların bulunduğu tüm Sibirya’yı batıdan doğuya trenle geçerek 6 saat zaman farkı sonunda Pasivik Okyanusu kıyısında bulunan Vladivostok’a gidilen zaman, yaklaşık 8 günü bulmaktadır. Elbette yataklı bu uzun tren yolculuğunun da kendine özgü keyf veren yanları vardır. Sıcak, candan, konuksever ve paylaşma kültürü olan Sibirya insanlarıyla yolculuk daha bir zevkli oluyor.

Yolcu vagonu içinde kapısı bulunmayan 6 kişilik kompartmanlardaki yol arkadaşlarınızla aynı sofrayı paylaşmak ve soğuk gevelerde ağız dolusu gülerek votka içmek, bir başka güzel… Rusça bilmiyorsanız sorun değil, Sibirya’da mutlaka Türkçe bilen birine denk geliyorsunuz. Sibirya’da İngilizce bilmek bir işe yaramıyor. Sibirya’da İngilizce “Out”, Türkçe “In” Burada geçerli dil Rusça ve Türkçedir…  Uçsuz bucaksız verimli ova ve steplerde çok hızlı yol alan elektrikli Transit Sibirya Treni, dünya standartlarından 8 cm. geniş olarak 2. Dünya Savaşı’nda yapılan demiryolu, kışın buzlanmasın diye rezistans sistemiyle ısıtılmaktadır. Tarihi özellikleri korunarak restora edilen tren istasyonlarında beklerken, Türkçe konuşarak yanınıza yaklaşan Azeri cepçilere aman dikkat!… Bunun dışında yol boyunca endişesiz yolculuk edebilirsiniz… Asya’da yaşayan Türk kültürünün binlerce yıllık izi ile kucaklaşmak için her şeye katlanmaya razıydım… Baykal Gölü çevresindeki Şaman (Kam) dansı ile alevlere kapılıp sonsuz ve zamansız evrende yitip gitmek için, Kutsal Şaman Ana’nın gırtlaktan söylediği şarkılarla moral bulmak ayrıcalığı, bir başka kültürel zengin mirasın yaşatılması için bir kıvılcımdı benimkisi. Tataristan’da Kazan kentinde bin yıldan beri ve Volga Nehri kıyısında İdil Bulgar Türkleri’nin ve Rusların XIV. yy’dan beri birlikte yaşama kültürü sergilediklerine tanık olmak ve  Altay, Hakas ve Tuva bölgesinde yaşayan Şaman Türkler’den selam ve sıcaklık getirmek için yollarla düştüm… Sibirya’nın pek çok kentini, kasabasını yeniden imar eden ve Kazan kentini baştan aşağı Milenyum’a hazırlayan Çılgın Türk yatırıcılardan Kristal İnşaat’ın sahibi Metin Yıldırım’ın dediği gibi: “Sibirya’da Leninizm ve Kemalizm, yükselen değer…” Bir güzel ütopya olan bu yükselen değerlerin izlerini yerinde görmek için yollardayım…

Böylesi üç hafta süren bir yolculuk için yaklaşık en az 3 bin dolar ayırmanız gerekli. Önceden bir miktar (500 dolar kadar) paranızı Rubleye çevirip, kalan miktarı ise üzerinizdeki sota çeplerde bulundurunuz.  Mümkünse bozuk para ile alış veriş yapınız… Boydan boya gidilen bu uzun tren yolculuğu elbette tasvip edilecek türden değildir. Yol haritanıza mutlaka mola verip çalışacağınız, fotoğraf çekeceğiniz ve röportaj yapacağınız yerleri önceden işaretlemeyi unutmayın. Bu yerler hakkında mutlaka bilgili olun. Geziden önce ya da gezi sırasında gideceğiniz yerlerle ilgili kitap ya da başka kaynakları okuyunuz ve harita üzerinde çalışma yapınız. Yola çıkmadan önce her zaman olduğu gibi; aşılarınız, sağlık yolculuk için ilk yardım malzemeniz, vize süreniz, seyahat belgeniz, ülke giriş beyannameniz, mevsime uygun giysi ve temizlik gereçleriniz. Konserve türü yiyecekler, ekmek, votka, kuru yemiş, sıvı sabun, havlu gibi gereçlerin olduğu yol azığınız ve çantanızı başucunuzdan ya da yatak altından ayırmayınız. Fotoğraf makinanızı, filmlerinizi, şarz araçlarınızı ve telefonunuzu açıkta bırakmayınız.

Siz bana uyup bir delilik yapmadan, mutlaka böylesi bir uzun ve zor yolculuğa en az iki kişi çıkınız…  Gezi sırasında mutlak not tutun ve her akşam günlük yazmayı unutmayın… Ertesi günün planını gözden geçirmeden önce, yarın için her türlü hazırlığı yaptığınızdan emin olun…  Boş geçen ve unutulan zaman ve iş, bir daha geri gelmeyeceği için affedilmez… Böyle durumlarda kendi kendinize ceza verebilirsiniz… Sizi çalışmanızdan alıkoyacak alkol, kadın ve başka şeylerden uzak durun ve her koşulda korunmayı unutmayınız… Daha çok iş, daha çok gezi için sağlıklı olmak gerek…

Çünkü sizin keşfedeceğiniz daha dünyalar var… Dünyanın renkleri ve kültürleri sizi bekliyor… Yaşama dokunun ve uçuk, aykırı mutluluğun dayanılmaz hafifliğini yaşayın… Dünyanın 66 halini gören bir gezgin derviş olarak, tüm farklılıklarımıza karşın birlikte yaşama kültürünün farkına varabileceğimizin deneyimlerini paylaşıyorum sizlerle… Çünkü; sevgim sebil…

SİBİRYA, BEREKETLİ VE RENGARENK BİR DÜNYA CENNETİ

Sibirya coğrafik anlamdan çok, bir şekildir. Sibirya bir dünya cennetidir. Birçok kişi, özellikle turisler, Ural Dağlarının arkasında doğuya doğru bulunan her şeyin, Asya kıtasının tüm kuzey kısmının Sibirya olduğunu düşünmektedir. Orada bulunmayan kimseler için tüm bu kocaman şehirlerden, taygadan, denizlerden, nehirlerden, göllerden ve bataklıklardan oluşan alan kar, dondurucu soğuklar, devasa mesafeler ve yabanilik gibi sıfatlar ile özdeşleştirmektedirler.

Gerçekte ise, Sibirya çok çeşitliliğe ve çok değişken bir yüze sahiptir. Sibirya’yı ancak meşrut bir şekilde bölgelere ayırmak mümkündür. Batı ve Doğu Sibirya, Altay, Tuva ve Hakasya, Savanlar ve Zabaykalye, Yakutistan. Krayniy Sever’i (Uç Kuzey Bölgesini) de aynen meşrut bir şekilde Sibirya’ya eklemek mümkündür. Batıdan doğuya 7 bin kilometre, kuzeyden güneye 3,5 bin kilometre, 10 bin metrekare, yüzölçümü bakımından neredeyse 20 adet Fransa eder.  Sibirya işte budur!

Sibirya’ya ilk giren Avrupalılar, Rus Kuzeylileri olan Pomorlar’dı. Sibirya’nın ilk Rus şehirleri, Kazak Ataman Ermak’ın XVI. yüzyılın ikinci yarısında yaptığı seferlerden sonra inşa edilen kalelerden büyüyerek oluşan Obdorsk, Tümen ve Tobolsk şehirleridir.

Bu bölge çok zengin ve büyük bir kısmı halen insan tarafından keşfedilmemiş olan bir bölgedir. Daha üç yüzyıl öncesinden bile Büyük Aydın Rus Bilim Adamı Mikhail Lomonosov, “Rusya gücünün Sibirya sayesinde artacağı” kehanetinde bulunmuştur. Buradaki gaz ve petrol, altın ve elmas yatakları, kürk, hayvan, balık ve tertemiz içme suyu rezervleri, muhteşem büyüklüktedir, nehirler üzerinde dünyanın en büyük elektrik santralleri inşa edilmiştir. Genel olarak Sibirya’daki her şey devasa büyüklüktedir: Ob, İrtış, Yenisey, Angara ve Lena nehirleri, Altay ve Sayan dağları, Baykal ve Teletskoye gölleri. Baykal gölü Doğu Sibirya’nın incisidir. Bu göl en derin ve muhtemelen dünyadaki en eski göl olup, yaşı 25 milyon yıl civarındadır. Bu gölde, tertemiz ve olağanüstü şeffaflıkta olarak dünya tatlı su rezervlerinin yaklaşık dörtte biri toplanmıştır. 30 santim çapındaki beyaz bir halkayı göle attığınız takdirde bu halka Baykal suyunun 40 metre derinlik altında bile görülebilir. Göl, deniz seviyesinden yaklaşık 500 metre yükseklikte bulunmaktadır. Baykal’da 1850 çeşit hayvan ve 850 tür bitki yaşamakta olup, bunların birçoğuna sadece burada rastlamak mümkündür.

SİBİRYA BİR DÜNYA CENNETİ

Sibirya’nın dondurucu soğukları da kendince görülmeye değer bir Sibirya özelliğidir. Bazen soğuklar 40 ve 50 dereceye kadar varabilmektedir. Hatta 25–30 derecelik soğukları yerel halk fark etmemekte olup, bunlar bir kış için normal sıcaklık dereceleridir. Buna karşın, Sibirya güneyindeki yazlar yeteri kadar sıcak olup, 30 derecedir. Suyun serin kalmasına bakmadan, Temmuz ayında bile su sıcaklığı ancak 17–18 derece kadar olup, gene de yüzmek mümkündür. Buralarda, sayısızca hidroelektrik santrallerinin baraj gölleri olan suni denizler bulunmaktadır. Omsk, Novosibirsk, Krasnoyarsk ve İrkutsk gibi en büyük nehirleri Sibirya’nın güney kısmında bulunmaktadırlar.

Krasnoyarskiy Kray bölgesinin başlıca görülmeye değer öğesi – Stolbıdır (Sütunlardır). Burası Doğu Sayan’ların kanatlarındaki emsalsiz bir koruma bölgesidir. Dağ kütleleri çıkıntıları, yüksekliği 100 metreye varan yaklaşık 80 adet kaya grubunu oluşturmuşlaradır. Bunlardan bazılarının görüntülerine uygun isimleri vardır: Ded (Dede), Baba, Berkut (Şahin), Perya (Kuş Tüyleri), Krepost (Kale). Burası, alpinistlerin ve dağ tırmanışçılarının severek toplandıkları bir yerdir. Hatta Krasnoyarsk’ta, Yenisey’den aşağıya uzak kuzey köşesi Dudinki ve Dikson’a kadar vapur turlarına bile başlanmıştır.

Gornıy Altay (Dağlı Altay) özel bir çekiciliğe sahiptir. Bölgenin işareti Teletskoye Gölüdür. Yerel halk bu göle Altın Göl der. Bu bölge yaya turistleri, kayakçılar, alpinistler ve at gezileri hayranları arasında çok popüler bir yerdir. Dayanma gücünüzü ve cesaretinizi deneyebileceğiniz zorlu su güzergâhları, Katun, Başkaus, Çuya ve Çulımşan nehirlerinden geçmektedir. Altay’ın en yüksek noktası olan Beluha Dağına (4056 metre) tırmanmak prestij getiren bir şeydir. Mejdureçensk şehrinin yakınındaki Gornaya Şorya’da donanımlı dağ kayak yolları bulunmaktadır.

Tayganın uçsuz bucaksız genişliklerinde Orta Sibirya platosunun kıyasla yüksek noktası olan gizemli Putorana Platosu kaybolmuştur. Yerel halk Evenk’lerin dilinde Putorana Dik Kıyılı Göller Ülkesi demektir. Platoyu, gölleri oluşturarak 1000 metreye kadar derinlikteki ovalar kesmektedir. Bölgenin en yüksek noktası olan Kamen Dağından (Taş Dağı) baktığınızda gözlerinizin önüne yüzlerce kilometrelik alanı kapsayan bir manzara serilir. Su akıntıları bir dizi şelale oluşturarak ovaların dik yamaçlarından aşağı akmaktadır. Tabii ki buralara kadar hiçbir yol gelmemekte, turistler yüzlerce kilometreleri aşarak helikopterler ile gelirler.

Kuzey Ren geyiği Kuzeyin asıl yerli halkları için en büyük değer olarak kalmaya devam etmektedir. Ren geyiğine binerler, geyikleri nartlara koşarlar, derisinden elbise ve ayakkabı dikerler, yerel halkın evleri olan çumları örterler, Ren geyiğinin eti ise yüzlerce sene öncesinde de olduğu gibi kuzeylilerin ana yemeği olarak kalmaya devam etmektedir.

Güney Sibirya’da Yenisey nehrinin kıyılarında az nüfuslu halklar olan Hakaslar, Tuvalılar, Yakutlar ve Buryatlar ikamet ederler. Örneğin, Hakasların sayısı sadece 80 bin, Tuvalılar ise 200 binden daha azdır. Bu halkların temsilcileri emsalsiz bir şekildeki boğazdan şarkı söyleme sanatına hâkimdirler. Şarkıcı, kelimeleri söylemez, ancak boğazından çıkardığı seslerde bazen koca bir orkestranın sesini, bazen at toynaklarının sesini bazen de vahşi hayvanın hırıltılı inlemeleri duyulur. Bu mahareti daha çocukken öğrenirler, ama herkesin yapamayacağı bir şey. Boğazdan söylenen şarkların sadece erkekler tarafından söylenmesi çok ilginçtir.

Baykal Gölünün güney ve doğusuna doğru bulunan Buryatya Rusya’daki Budizm merkezidir. Burada 30’a yakın Budist datsanları yaşamaktadır. Steplerin tüm göçebe halklarında da olduğu gibi Buryatlar her zaman için gerçekten de ata tapınmışlardır. At sürüsünün sahibi her atını bire bir tanırdı. İnsan Dostu Atlar, rivayet ve masalların başkahramanıdır. Kısrak sütü kımızın ise tedavi edici gücü çok değerlidir.

Komşu Tuva’da anıtla işaretlenmiş olan Asya’nın coğrafik merkezi bulunmaktadır. Yolların sayısı çok az ve engebelidir, fakat bölgenin masalsı güzelliği gezginleri kendine çeker.

Rusya’da kıyasla yeni sayılabilecek sıra dışı bir turizm şekli olan Kuzey Kutbuna yolculuk başlamıştır. Turist grupları Moskova’dan uçakla alınarak Spicbergen takımadasına getirilirler ve oradan da helikopterler ile Kuzey Kutbunun hemen yanı başındaki buz üstü çadır kampına getirilirler. Turistler burada birkaç gün geçirir ve ayrıca eğlenirler de: köpek koşumlarına biner, kar motorlarında hız yapar, buz tümseklerinde yürüyüşlere çıkar, hava balonları ile bembeyaz sessiz alanlar üzerine yükselirler. Kampta kutup saunası ve çeşitli atraksiyonlar bile var. Uygun hava oluşur oluşmaz turistler helikopterle kısa mesafedeki 90″00″00″00″ koordinatlara sahip coğrafik noktaya ulaşırlar. Mutlu gezginler uydu telefonu aracılığı ile aile ve yakınlarını aramak imkânına sahip olurlar ve gezegenin en kuzey noktasında büyük bir memnuniyetle fotoğraf çektirirler.

1. Sibirya’nın dondurucu soğukları da kendince yaşanmaya değer bir öğedir. Bazen soğuklar 40 ve 50 dereceye kadar varabilmektedir. 25–30 derecelik soğukları ise yerel halk hatta fark etmemekte olup, bunlar bir kış için normal sıcaklıklardır. Buna karşın Sibirya güneyindeki yazlar yeteri kadar sıcak olup, 30 derecedir. Temmuz ayında bile su sıcaklığı ancak 17–18 derece kadar olup, suyun serin kalmasına bakmadan, yüzmek bile mümkündür. Buralarda, sayısızca hidroelektrik santrallerinin baraj gölleri olan suni denizler bulunmaktadır.

2. 19 yüzyılın sonunda 20 yüzyılın başlarında inşa edilmiş olan Transsibirya demiryolu hattının büyük bir kısmı Sibirya üzerinden geçmektedir. Hattın toplam uzunluğu 9332 kilometredir. Sibirya genişliklerindeki ana ulaşım arteri olarak kalmaya devam eden Trannsib demir yolunun bazı kısımlarında halen yedek karayolu bulunmamaktadır.

3. Sibirya çok çeşitli ve çok yüzlüdür. Sibirya’yı bölgelere ayırmak ancak meşrut bir şekilde mümkündür. Batı ve Doğu Sibirya, Altay, Tuva ve Hakasya, Savanlar ve Zabaykalye, Yakutistan. Krayniy Sever’i (Uç Kuzey Bölgesini) de aynen meşrut bir şekilde Sibirya’ya eklemek mümkündür. Batıdan doğuya 7 bin kilometre, kuzeyden güneye 3,5 bin kilometre, 10 bin metrekare, yüzölçümü bakımından neredeyse 20 adet Fransa – Sibirya işte budur!

4. Bu bölge çok zengin ve büyük bir kısmı halen insan tarafından keşfedilmemiş olan bir bölgedir. Daha üç yüzyıl öncesinden bile Büyük Aydın Rus Bilim Adamı Mikhail Lomonosov, “Rusya gücünün Sibirya sayesinde artacağı” kehanetinde bulunmuştur. Buradaki gaz ve petrol, altın ve elmas yatakları, kürk, hayvan, balık, tertemiz içme suyu rezervleri muhteşem büyüklüktedir, nehirler üzerinde dünyanın en büyük elektrik santralleri inşa edilmiştir. Genel olarak Sibirya’daki her şey devasa büyüklüktedir: Ob, İrtış, Yenisey, Angara ve Lena nehirleri, Altay ve Sayan dağları, Baykal ve Teletskoye gölleri.

5. Krasnoyarskiye Stolbı – Sibirya’nın güneyinde, Doğu Sayan’ların kanatlarındaki emsalsiz koruma bölgesidir. Dağ kütleleri çıkıntıları, yüksekliği 100 metreye varan yaklaşık 80 adet kaya grubunu oluşturmuşlardır. Bunlardan bazılarının görüntülerine uygun isimleri vardır: Ded (Dede), Baba, Berkut (Şahin), Perya (Kuş Tüyleri), Krepost (Kale). Burası alpinistlerin ve dağ tırmanışçılarının severek toplandıkları bir yerdir. Koruma bölgesi, şehrin sakinlerinin inisiyatifi ile şairane siyenit stolblarının (sütunlarının) korunması amacı ile oluşturulmuştur. Güzel manzaralar ve kayalar, sanat adamlarının bir araya gelmeleri ve fikir teatisinde bulundukları bir merkez haline gelmiştir. Tırmanışın zor olduğu kayalar dünya derecesindeki muhteşem kaya tırmanışçıları ve alpinistler okulunun açılmasına önayak olmuştur.

6. Yenisey – Sibirya’daki en büyük ve Rusya’nın en dolgun nehridir. Yenisey’i 22 bin küçük ve büyük ırmak besler. Nehrin, Sayan Dağlarındaki yukarı bölümünde iki bağımsız nehir yatakları olan Büyük ve Küçük Yenisey’den oluştuğu çok az kişi tarafından bilinir. Bunların 4 bin kilometre uzunluğundaki ortak yolu Asya’nın coğrafik merkezinde başlar, daha sonra Yenisey, Krasnoyarski Kray bölgesinden geçerek Kuzey Buz Denizine akar, Yenisey Nehrinin genişliği bazı yerlerinde 3 kilometreye kadar ulaşır, çayın diplerindeki sekilerde ise 15 kilometreye yayılır. Tüm bu yolun vapurla kat etmek, Yenisey’in güzelliğini ve gücünü değerlendirmek, tayganın tundraya dönüştüğü “okyanusun kardeşini” görmek,  Yenisey kıyı şehirlerini ziyaret etmek ve İgarki bölgesinde Kuzey Kutup Dairesinin ötesine geçmek mümkündür. Yenisey yalnızca güzel bir nehir değildir, aynı zamanda çok güçlü elektrik enerjisi kaynağıdır.

7. Emsalsiz yeraltı ebedi buz müzesi, Kuzey Kutup Dairesinin geçtiği İgarka’da bulunmaktadır. Şehrin kendisi ebedi buz üzerinde yerleşmektedir, teste tabi tutulan yeraltı mağarasının kamaralarının birinde 12 metre derinlikteki buz lenslerinin, toprağı çok dayanıklı bir temel haline getirerek ebedi bir şekilde toprağa kaynamış olduğu çok net bir şekilde görülmektedir. Müze ekspozisyonları arasında donmuş toprak veya buz kütleleri içindeki mamut kemiklerinin, balık ve hayvan bedenlerinin, ağaçların görülmesi mümkündür.

8. Lena nehri, Ust-Kut’un aşağısında, ormanla örtülü tepeli (1000–1500 metre) Leno-Ankarskoye platosunu kesip geçmektedir. Bu, devasa büyüklükteki Sibirya nehri, sularını derin ovadan keserek açtığı yol üzerinden taşımakta, kayasal dik kıyıları sıkça su yüzeyinden 300 metreye kadar yükselmektedir. Birçok yerde nehrin kıyıları, doğanın kendisi tarafından oluşturulmuş olan ve 500 kilometreden daha uzun bir mesafeye yayılmış olup çok değişik yapılara benzeyen ünlü Lenskiye Stolbı (Lena Sütunları) tarafından süslenmiştir. Ovanın genişliği 1 ila 10 kilometre arasında değişmekte olup, örneğin, nehir suyunun 200 metrelik kanyona sıkışmış olduğu Pyanıy Bık (Sarhoş Öküz) gibi, yanaklar diye adlandırılan dar geçitlerden geçmektedir. Dolayısı ile değişik yerlerde suyun akış hızı da değişiktir.

9. Putorana Platosu, tayganın uçsuz bucaksız genişliklerinde kaybolmuştur. Putorana Platosu Orta Sibirya platosunun kıyasla daha yüksek bir noktasıdır. Yerel halk Evenk’lerin dilinde Putorana Dik Kıyılı Göller Ülkesi demektir. Platoyu gölleri oluşturarak 1000 metreye kadar derinlikteki ovalar kesmektedir. Bölgenin en yüksek noktası olan Kamen Dağından (Taş Dağı) gözlerinizin önüne yüzlerce kilometrelik alanı kapsayan bir manzara serilmektedir. Su akıntıları bir dizi şelale oluşturarak ovaların dik yamaçlarından aşağı akar. Tabii ki buralara kadar hiçbir yol gelmemektedir, turistler yüzlerce kilometreleri aşarak helikopterler ile gelirler.

10. Kuzey Ren geyiği Kuzeyin asıl halkları için en büyük kıymet olarak kalmaya devam etmektedir. Ren geyiğine binerler, geyikleri nartlara koşarlar, derisinden elbise ve ayakkabı dikerler, yerel halkın evleri olan çumları örterler, Ren geyiğinin eti ise yüzlerce sene öncesinde de olduğu gibi kuzeylilerin ana yemeği olarak kalmaya devam etmektedir.

11. Kuzey Kutbu seyahatleri Rusya’da kıyasla daha yeni başlayan egzotik turizm türlerinden biridir. Turist grupları Moskova’dan uçakla alınarak Spicbergen takımadasına getirilirler ve oradan da helikopterler ile Kuzey Kutbunun hemen yanı başındaki buz üstü çadır kampına getirilirler. Turistler burada birkaç gün geçirir ve ayrıca eğlenirler de: köpek koşumlarına biner, kar motorlarında hız yapar, buz tümseklerinde yürüyüşlere çıkar, hava balonları ile bembeyaz sessiz alanlar üzerine yükselirler. Kampta kutup saunası ve çeşitli atraksiyonlar bile var. Uygun hava oluşur oluşmaz turistler helikopterle kısa mesafedeki 90″00″00″00″ koordinatlara sahip coğrafik noktaya ulaşırlar. Mutlu gezginler uydu telefonu aracılığı ile aile ve yakınlarını aramak imkânına sahip olur ve gezegenin bu en kuzey noktasında büyük bir memnuniyetle fotoğraf çektirirler.

12. Stepte yaşayan göçebe halklarının tümünde de olduğu gibi, Sibirya’nın güneyinde yerleşik Buryat ve Tuvalılarda da at kutsal bir varlıktır. At sürüsünün sahibi atlarının hepsini bire bir tanırdı. İnsan Dostu Atlar- rivayet ve masalların başkahramanlarıdır. Kısrak sütü olan kımızın tedavi gücü ise çok değerlidir.

13. Turistler için Velikoye Sayanskoye Koltso (Ulu Sayan Halkası) isimli tarihsel etnik coğrafya gezi güzergâhı geliştirilmiştir. Gezginler, birkaç günlük gezi sırasında Sibirya Rus köylerindeki hayat ile tanışır, gecelerini Hakasların keçeden ve ağaçtan yapılan otağlarında geçirir, Tuvalıların boğazdan söylenen şarkılarını dinler ve ateş etrafında şaman kamlama ritüellerine katılırlar. Sayanskoye Koltso turuna Vladimir Lenin’in sürgünde burada yaşaması ile ünlenen tarihi Şuşenskoye köyünde bulunan koruma altındaki bölge müzesinin ziyareti de dâhildir. Koruma altındaki müze gezisi şovu, gerçek 19–20. yüzyıl köyünde yaşanan, uygarlıktan eski çağa eğlenceli bir geçiştir. Turistler izlemekle kalmayıp, aynı zamanda eski törenlerle, oyunlara, danslara ve geleneksel akşam eğlencelerine katılırlar. Eski Rus usulü bar olan traktirlerde Sibirya geleneğinden bir parça olan ev yapımı votka olan samogon ve yağlı domuz eti mutlak bir ikramdır. Veda ederken ise eski Sibirya evinde çayın yanında geleneksel kuşkirazı börekleri ikram edilir. Sayan Dağları, kutsal bir tapınak ve doğal iklimsel tatil merkezidir. Sadece 9 gün sürecek bir tatil sırasında geçen yüzyıl Sibiryalılarının çok uluslu ev hayatı ve modern hayat tarzı ile tanışır, bunların inançlarının başlangıcını dokunarak hissetme şansına sahip olursunuz. Krasnoyarsk’tan Hakasya’ya kadar uzanan yolun her 100 kilometresinde bir peyzaj ve kültür farklılığına şahit olursunuz. Yüzlerce kilometrelik alanda uçsuz bucaksız steplerin uzandığı, etrafında ise yıkılmış dağları görebileceğiniz Tuva’da otağ kampında kalırsınız. Emsalsiz boğazdan yapılan şarkı ile tanışmanız sizi etkilenmeden bırakmayacaktır. Tuva’da Asya’nın coğrafik merkezi, Budist kiliseleri ve ülkedeki tek şaman tedavi merkezi bulunmaktadır.

14. Altay, Orta Asya’daki bir dağ ülkesidir. Altay kelimesinin anlamı Altın Dağlardır. Altay hakkında düzinelerce rivayet vardır. Bunlardan birinde insanlığın kendi kendini yok etmesinden sonra uygarlığın yeni merkezi olacak olan gizli Şambala ülkesine açılan kapının burada bulunduğu anlatılır. Altay doğası emsalsizdir. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar minik bir alanda bu kadar çok manzaranın bir arada sığdığı başka bir yer yoktur. Burada her çeşit zorluk seviyesindeki yaya, su, dağ, kayak, bisiklet ve araç üstü seyahatlerin yapılması mümkündür.

15. Dağlık Altay’ın özel bir cazibesi vardır. Bölgenin en önemli özelliği Teletskoye Gölüdür. Yerel halk Dağlık Altay’a Altın der. Bu bölge, yaya turistleri, sucular, kayakçılar, alpinistler ve at üstü gezi hayranları arasında çok popüler bir yerdir. Kendinizi dayanıklılık ve cesaret yönünde sınayabileceğiniz zorlu su güzergâhları, Katun, Başkaus, Çuya ve Çulımşan ırmaklarından geçer. Altay’ın en yüksek tepesi olan Beluha Dağına (4056) tırmanmak, çok prestijlidir. Mejdureçensk şehrinin yakınındaki Dağlık Şorya’da donanımlı dağ kayak yolları vardır.

16. Şamanizm insanın hayatının tümünü bağlı olduğu kötü ve iyi ruhlara duyulan ilkel bir inanç sistemidir. Ruhlar ve insan arasındaki aracı ise şamandır. Şamanın insanüstü güçlere sahip olduğuna, gelecekten haber verebildiğine, hastalıkları iyileştirebileceğine ve kaybolanı bulabileceğine inanılır. Tuva’daki geziniz sırasında ateş etrafında Şamanların büyücü kamlama ritüellerine ve ruhlarla konuşma ayinlerine şahit olursunuz. Bu ayinlere uzun ulumalar ve tef çalgıları eşlik eder. Tuva’nın başkenti Kızıl şehrinde şaman hastanesi vardır. Gerçek şamanlar size kendi geleneklerini ve olanaklarını anlatırlar. İstemeniz halinde geleceğinizi öğrenebilir ve arınma ritüeline katılabilirsiniz.

17. Güney Sibirya’da Yenisey nehrinin kıyılarında az sayılı halklar, Hakaslar, Tuvalılar, Yakutlar ve Buryatlar ikamet eder. Örneğin Hakasların sayısı sadece 80 bin, Tuvalılar 200 binden daha azdır. Bu halkların temsilcileri emsalsiz boğazdan şarkı söyleme sanatına sahiptirler. Şarkıcı kelimeleri söylemez, ancak boğazından çıkardığı seslerde bazen koca bir orkestranın sesini, bazen at toynaklarının sesini bazen de vahşi hayvanın hırıltılı inlemeleri duyulur. Bu mahareti daha çocukken öğrenirler, ama bu herkesin yapamayacağı bir şey. Boğazdan söylenen şarkının sadece erkekler tarafından söylenmesi çok ilginçtir.

18. Eski Tuva’nın en ilginç anıtlarının taştan heykellerin veya taş balballarının olduğu kabul edilir. Bunlar ellerinde ayinsel hacimleri tutan savaşçı heykelleridir. Bu heykellerin Tuva’daki sayısı bir zamanlar 200 kadardı. Bunların büyük bir kısmı yerin altından çıkarılarak Kızıl’daki cumhuriyet önemindeki Bölge Bilgisi Müzesinde sergilenmektedir. Fakat bu balbalların en mükemmeli halen stepte bulunmakta ve gerçek Moğol Hükümdarı ile alakalı olmamasına rağmen Cengiz Han diye adlandırılır. Cengiz Han kırmızımsı granitten oyulmuştur.

Şaman olmak

Şamanlık sonradan kazanılan bir görev değildir ; Şaman olacak kimsenin, bir Şamanın soyundan gelmesi gerekir. Şaman olmak için gerekli belirtileri taşıyan çocuk, belirli bir yaşa gelince eski bir şamanın eğitimine bırakılıp gerekli ön bilgileri edinir. Şamanın denetimi altında bir sınavdan geçtikten sonra Şamanlık yetkisi alıp dinsel tören, bayram şöleni, kurban töreni, dua okuma v. b. görevlere başlar. Şaman bu görevler sırasında ; her parçası, üzerine takılan her maddesi, her şekli ayrı bir varlığın sembolü olan garip (özel) giysiler, külahlar giyer, maske takar ve yine özel bir şekilde hazırlanmış davulunu ya da tefini çalar. Kendinden geçinceye, başka bir deyişle, tanrılarla ve ruhlarla temas sağlayıncaya kadar zıplar, sıçrar, garip sesler, hayvan sesleri çıkarır, söylenir, yalvarır, yerlerde sürünür, bazen de bayılarak düşer. Şamanın okuduğu “hayır dualar”a alkış denir, şamandan alkış alan bir kimse dileklerinin yerine geleceğine inanır.

Bu konularda en ciddi çalışmalar yapan araştırmacılar ; Orta ve Kuzey Asya topluluklarında dinsel yaşamın daha çok “şaman” çevresinde yoğunlaştığını, fakat bu durumun bütün dinsel etkinlikleri şamanın yönettiği anlamına gelmediğini, bazı yerlerde tanrılara kurban sunucuların “şaman” olmadıklarını, aile reislerinin bile bu işi yapabildiklerini, her sihirle uğraşanın “şaman” sayılmadığını, hastalara şifa vermenin samanlığın temel özelliklerinden biri olmakla birlikte, her şifa sunucunun da şaman olmadığını öne sürmektedirler.

Tanrılar

Şamanizmde tanrılar “iyilik” ve “kötülük” tanrıları olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Ruhlar da tanrılar gibi iyi ve kötü ruhlar olarak vasıflandırılırlar. Eski Türkler’de iyi ruh “Bay Ülgen”, kötü ruh “Erlik” diye adlandırılmıştır. “Bay Ülgen” aynı zamanda iyi ruhların başında bulunan, onlara emir veren bir tanrıdır. Ayrıca “Bay Ülgen”in yanında tanrıça Umay bulunur.

Şamanizmin bütün çeşitlerinde tanrı-doğa-insan arasında sürüp giden kopmayan bir bağlantının bulunduğu inancına rastlanır. Bu yaygın inanca göre tanrılar insanları yönetimleri altındaki ruhlarla etkilerler: Bir tanrı insana doğrudan buyruk göndermez, gerekli yasakları koymaz. Bütün tanrılar çeşitli maddelerden yapılan eşyalarla tasvir edilir. Bunlar bazı yerlerde altından, keçeden, paçavradan yapılmış olabilir.

Tören]

Şamanizmde törenler de genel olarak ikiye ayrılmaktadır; belirli günlerde yapılanlar veya önceden belirlenmemiş törenler. Bu törenlerde, çeşitli halkların inanç, gelenek ve göreneklerine göre farklılıklar olmakla birlikte mutlaka kurban adeti vardır. At ve koyun dışında kan akıtılarak sunulan kanlı kurban bilinmemektedir. Kutsal sayılan bir yere bir değere bir şey sunmak, eşya adamak, şamanın davuluna, kutsal ağaçlara bez bağlama ; çeşitli maddelerden yapılan tanrı tasvirlerine (töz, ongon, tangara, eren ) yemek sunma, ateşe içki dökme ya da atma kansız kurbandır. Kansız kurbanların bir başka biçimi de ruhlara adanıp kırlara salıverilen hayvanlardır. Samanlıkta kurbansız tören de, törensiz kurban da yoktur.

Şamanlığın başka bir özelliği de edebiyat alanındaki etkisidir. Orta Asya halklarından Buryatlar arasında şamanlar zengin bir sözlü destan edebiyatının koruyucuları olmuşlardır. akutlar’da halkın kullandığı sözcük sayısı 4000’i geçmezken Şamanların sözcük dağarcığı 12. 000’dir.

“Ayna, şamana ait o denli önemli bir alettir ki günümüzde ayna olması durumunda giysisiz, hatta davulsuz bile Şamanlık yapabilir. … Kâse ve kupanın da yüksek bir değeri vardır ve ayna gibi bunlar da İskitler döneminden beri tılsımlı nesnelerdir.”

 

İdil-Ural Bölgesinde Yaşayan TÜRKLER  

Tertep Türkleri

Başkurtistan ve Tataristan Cumhuriyeti ile bunlara komşu vilâyetlerde yaşamaktadırlar. İdil-Ura! Türk Tatarlarının bir koludur.

Kundur Türkleri

Kafkasya’dan göç ederek İdil (Volga) nehri deltasında ve burada bulunan Astrahan şehrinde yaşamaktadırlar. Nogaylara yakın bir Türk boyu olup, nüfusları bilinmemektedir.

Mişer Türkleri

İdil-Ural Tatarlarının bir kolu olan Mişer Türkleri Tataristan ve Başkurtistan Özerk Cumhuriyeti ile bunlara komşu olan Udmurt, Mari Özerk Cumhuriyeti, Saratov ve Samarra bölgelerinde çoğunlukla yaşamaktadırlar.

Sibirya’da Yaşayan Türkler

Kumandi Türkleri

Tomsk vilâyetinin Bey ırmağı havzasında yaşarlar. Çiftçilik ve hayvancılıkla geçinmektedir. Şaman dininden olup, nüfusları 100.000 civarındadır.

Tobol Türkleri

Güney Sibirya’da İrtiş ve Tobol havzalarında yaşamaktadırlar. Nüfuslan bilinmemektedir. Haklarında bilgi çok azdır.

Batı Sibir Tatarları

Obi nehrinin kolu olan Tobol nehri ile Altay ve Hakas Türk Cumhuriyetlerinin bulunduğu bölgeye kadar olan Güneybatı Sibirya’da yaşamaktadırlar. Özellikle Obi, İrtiş ve Tobol nehri vadilerinde ve bu vadilerde bulunan ToboJ, Tümen, Oms, Tomsk, Novosibir, İrkutsk, Arhangelsk, Çikitinks, Kemerova ve Barabba şehirlerine yerleşmişlerdir. Kazan Tatarları ile yakın akrabadırlar. Nüfuslan 350.000 civarındadır.

Telengit Türkleri

Altay Türklerinin bir kabilesidir. Altay dağlarının güney yamaçlarında Teleski gölü civarında yaşamaktadırlar. Şaman dinine bağlı olup nüfusları 5 bin civarındadır.

Sor Türkleri

Güney Sibirya’da Hakas Türk Cumhuriyeti’nin batısında Kemerova vilâyetinde yaşamaktadırlar. Aynı bölgede yaşayan Televüt Türkleri ile iç içedirler. Nüfusları 16.800 civarındadır. Bunların 12 bini Kemerova şehrinde diğerleri Kemerova’nın kaza ve köylerinde yaşamaktadırlar. Nüfusları gittikçe azalmaktadır.

Yaşadıkları bölge SSCB tarafından bilinçli geri bırakılmış, sosyoekonomik ve kültürel sorunlar çözülmemiştir. Bölgede Türk yerleşim birimleri susuz, elektriksiz ve yolsuz bırakılmıştır. Sor Türklerinin elinden topraklan alınmış, kömür ocaklarında çalışmaya mahkûm edilmiştir.

1917 yılma kadar kendi alfabelerini kullanan Şorlara Ruslar zorla Kiril alfabesini kabul ettirerek kültürlerini yok etmeye çalışmışlardır. Bunun sonucu 16.800 Sor Türkü’nden sadece ana dilini bilen 900 kişi kalmıştır.

Sor Millî Hareketi, özellikle Türk milliyetçiliği ve kültürü muhafaza üzerinde çalışmalar yapmaktadır.

Pedagoji enstitüsünde son yıllarda açılan Sor dili bölümü, Rusya Federasyonu’na rağmen eğitimini sürdürmeye çalışmaktadır.

Semey nükleer poligonunda yapılan nükleer denemeler, kömür ocaklarından çıkan radyoaktivite ve kömür tozları Televütler gibi Şorları da etkilemiş, çok sayıda çocuk hasta ve sakat doğmuş, ölüm oranlan artmıştır.

Bütün bunlara rağmen ata folklorunu, kültürünü ve dilini kanlarında saklayarak, Türk kimliğini unutmadan bugünlere gelmesini başarmışlardır.

Televüt Türkleri

Telengitlerin bir kabilesidir. Güney Sibirya’da Kemerova vilâyetinde yaşamaktadırlar. Bir zamanlar on binlerle ifade edilen sayıları bugün 2.800 kişiye düşmüştür. Bunun 2500’ü Kemerova’da diğerleri ise Kemerova’nın köylerinde yaşamaktadır.

Televüt Türklerinin nüfuslarının bu şekilde azalmasının en büyük sebepleri Rusya Federasyonu’nun uyguladığı asimilâsyon politikası ile birlikte, 1943-53 yılları arasında nükleer denemelerin sıklıkla yapıldığı Seney nükleer poligonunun bölgede bulunmasıdır.

Bu nükleer denemeler sonucu binlerce kişi hastalanmış, ölmüş, çocuklar sakat doğmuştur. Diğer bir sebep Televüt topraklarında bulunan zengin kömür ocaklarıdır.

SSCB zamanında toprakları bu kömür yüzünden elinden alınan Televütler yoksulluğa itilerek kömür ocaklarında çalışmaya mecbur edilmiş, kömürün taşıdığı radyoaktivite ve kömür tozlan ile yaşamaya mahkûm edilmiştir. Bunun sonucunda kanama hastalığı (hemofili) Televüt Türklerine illet olmuş, yol, su, elektrik, sağlık ocağı olmayan bölge Rusya tarafından ölüme terk edilmiştir.

Nükleer felâket, kömür ve hemofili Televüt Türklerini yok olma tehlikesi ile karşı karşıya getirmiştir. Televütler Altay Cumhuriyeti’ne göç etme hazırlığı içerisine girmişlerdir.

Dolgan Türkleri

Güney Sibirya’da Sor Türkleri ile komşudurlar. Özellikle Krasnoyask vilâyetine bağlı Dolgan-Nenets muhtar bölgesinde yaşamaktadırlar. Saha Federe Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan birçok Dolgan (Sahalaşmış-Tunguz) Türk’ü bulunmaktadır. Nüfusları tahminen 5 binin üzerindedir.

Tofa Türkleri

Moğolistan Cumhuriyeti kuzeyinde, Baykal gölünün doğusunda bulunan İrkuts vilâyetinde yaşamaktadırlar. Nüfusları kesin olarak bilinmemekle birlikte 2.000 kişilik bir kabile olduktan tahmin edilmektedir. Türkçe konuşmaktadırlar.

Kumarı Türkleri

Şor’da yaşamaktadırlar, nüfusları 6 bin kişi civarındadır.

Baykal Gölü ve çevresi

Doğu Sibirya’nın incisi Baykal gölüdür. Bu göl, en derin ve muhtemelen dünyadaki en eski göl olup, yaşı 25 milyon yıl civarındadır. Bu gölde, tertemiz ve olağanüstü şeffaflıkta olarak dünya tatlı su rezervlerinin yaklaşık dörtte biri toplanmıştır. 30 santim çapındaki beyaz bir halkayı göle attığınız takdirde, bu halka Baykal suyunun 40 metre derinlik altında bile görülebilir. Göl, deniz seviyesinden yaklaşık 500 metre yükseklikte, uzunluğu 636 kilometre, genişliği 20 ila 80 kilometre arasında değişmekte, maksimum derinliği ise 1637 metreden fazladır. Baykal’da 1850 çeşit hayvan ve 850 tür bitki yaşamakta olup, bunların birçoğuna yalnız burada rastlamak mümkündür. En meşhur Baykal balıkları, Mersin Balığı, Grayling Balığı, Somon balığı türlerinden olan Sig balığı ve Baykal yağlı balığı olanGolomyanka’dır. Fakat en değerlisi de çok zarif ve şık bir tada sahip olan Omuldur. Baykal’daki güneşli günlerin sayısı güney denizlerindeki tatil bölgelerindekinden daha fazla olup, yılda 300 günden daha fazladır. Sonbaharda, çok güçlü rüzgârların estiği fırtınalar sıkça meydana gelir. Göl suyu sadece Ocak ayının ikinci yarısında donar ve ancak Mayıs ayında buzlardan kurtulur. Baykal buzu, suyu gibi inanılmaz derecede temiz ve devasa şeffaf tarlalar oluşturur, gölün sığ yerlerinde ise dibini ve gölde yaşayan canlıları görebilirsiniz. Baykal Gölüne üç yüzden fazla ırmak suyu akmaktadır, ama Baykal’dan sadece Angara nehri dışarı akar. Angara Nehrinin başında oldukça büyük sayılan İrkutsk şehrinden 70 kilometre mesafedeki Listvyanka kasabasında suyun üzerinde çok eski bir rivayete konu olan taş yükselmektedir. Rivayete göre Baykal Baba bu taşı, tüm yasaklara rağmen gölü çevreleyen dağları ayırarak nişanlısı Yenisey’e giden söz dinlemeyen güzel kızı Angara’nın peşinden atmıştır. Baykal, turistler için inanılmaz bir manyetik güce sahiptir. Turistlerin çoğunluğu, buraya yeterince ılık olan yaz aylarında gelir. Temmuz ayının sonunda Ağustos başlarında kıyı suyu iyi ısınır. Baykal’da, istediğiniz şekilde güzergâhınızı değiştirme ve şairane koy ve körfezlere girme olanağına sahip olabilmek, balık avlamak ve güneşlenmek için ufak bir gemi ile gezmek en iyisidir. Bu tür seyahatler son günlerde daha popüler bir hal almaktadır.

Tuhaf kesitli kıyı ve çok rahat, sıkça derin olmayan kum ve çakıl plajlı koyları bulunan keskin kıyılı ve yüksek burunlu Olhon adası, Baykal’daki en büyük adadır. Olhon’un alçak ve kayalıklı batı kıyısının kayalık ve tuzlak arazileri ile kum tepecikleri sizi hayrete düşürür. Doğu kıyısı ise aksine Baykal’a doğru aniden kesiliveren yüksek, sıkça dik ve bazen kayalık bir kıyıdır. Kıyıdan birkaç metre ileride göl 1637 metrelik en yüksek derinliğine ulaşır. Adadaki kışlar az karlı ve çok çetindir, ama yaz aylarında ılık ve güneşli gün sayısı çok fazladır. Olhon kıyılarında meşhur Baykal fok balığına sıkça rastlanır, adada ise bilim adamları eski çağdan kalma insan yerleşim yerini bulmuşlardır. Amerikalı bilim adamları Baykal sakinlerinin Amerikan Kızılderililerinin ataları sayar ve bu nedenle bunların torunları olan Olhon’un şimdiki sakinleri, yabancılar tarafından büyük ilgi görmektedir. Yerli halk, bu adada bulunan Burhan mermer kayasının içindeki mağarada Cengiz Han’ın mezarının bulunduğuna inanır. Baykal’ı çevreleyen Krugobaykalskaya Demiryolu Güney Balkanın en güzel kıyılarından geçer. Emsalsiz mühendislik tekniğindeki yapı, işletmeye 1905 yılında alınmıştır. Bu yola Rusya’nın çelik kemerinin altın tokası derler. Baykal’ın çok çeşitliliği, Sibirya için alışılmışın dışındaki yumuşak iklimi ve kum plajları, buralarda tatil merkezlerinin gelişmesine olanak sağlamaktadır. Dağ kayağı yolları, konforlu oteller ve spa’lar, tedavi eden su kaynakları, turlar, etnografik ve ekolojik turlar, avcılık, balık avı ve diğer bir çok etkinlik mevcuttur.

Durgun akan ve donan Volga

Dursun Özden

Volga’ya, “Rusya’nın ana caddesi” derler. Volga, ülkenin sembollerinden biridir. “Volga, özüm anam Volga” der, eski bir Rus şarkısı. Volga, Avrupa’nın en uzun nehridir, uzunluğu 3530 km.dir. Volga’yı genel hatlarıyla çizip haritadaki yerini belirleyen ilk bilim adamı, eski Yunanlı Klavdi Ptolemey’dir. (M.S. II. yy.)

Volga, büyük bir suyolu ve turistik hattır. Rusya’nın tam kalbinde bulunan Valday bataklığındaki bir pınardan doğarak yüzlerce göle su taşıyan Volga, sularını ülkenin merkezindeki yerlere dağıttıktan sonra güneye doğru iner ve ayrı ayrı yönlere doğru akan 800 kola ve çaya ayrılıp büyük bir delta oluşturarak Hazar Denizi’ne dökülür. Volga kanallarla Baltık Denizi, Beyaz Deniz ve Azak Denizi’ne, Rusya’nın en büyük şehirleri olan Moskova’ya ve St. Petersburg’a bağlanmıştır. Moskova’dan St. Petersburg’a ya da tam tersi istikamette veya da şairane güzellikteki Volga şehirleri Yaroslavl, Mışkin, Kostroma ve Ugliç’e kadar daha kısa mesafelere gemi yolculuğu yapmak, yabancılar arasında popülerdir. Şimdi de Volga’nın doğduğu yere, Tver Yöresi’ne bir göz atalım. Nehrin başladığı yerin XVII. yy. gibi eski bir tarihte böyle tam olarak belirlenmiş olması çok nadir görülen bir olaydır. Devlet arşivlerindeki eski belgeler bize Volga’nın “bataklıkta bulunan bir akağacın altındaki kaynaktan çıkıp Volgo Gölü’ne doğru akmaya başladığını” gösteriyor. Rus Çarı Aleksey Mihayloviç’in emri üzerine 1649 yılında, kutsal bir yer sayılan Volga’nın doğduğu topraklara Volgoverhovski Spaso Preobrajenski Rahip Manastırı kurulmuştur. Günümüzde burada kırmızı taştan örülmüş Olgin Katedrali bulunmaktadır. Volga üzerine kurulan ilk sembolik köprü, kaynağın çıktığı noktadan yirmi-otuz metre ötede, küçük bir çocuğun bile kolaylıkla atlayıp geçebileceği bir yerdedir. Rus nehrine hayat veren pınarın üstünde ağaçtan bir şapel bulunmaktadır. Yakınlarda da Volgoverhovye adında tipik Rus köyü vardır. Burası turist akınına uğrayan bir yerdir. Aileleriyle beraber çok uzaklardan gelen insanlar, çocuklarına Rusların kutsal saydığı bu yeri göstermek için can atarlar.

Volga’nın doğduğu yere sadece birkaç kilometre uzaklıkta, Rusya’nın orta bölgelerinin en tanınmış turizm merkezi olan Seliger Gölü bulunur. Burası, kuzeyden güneye doğru 100 km.lik bir alana yayılan akıntılar ve kollardan oluşan bir göller yöresidir. Seliger’de 160 ada, 110 akarsu kolu vardır. Kıyıları gür yapraklı ağaçlardan ve çam ağaçlarından oluşan ormanlarla kaplıdır. Orman kenarları ve açıklar, “vahşi tabiata bayılan” turistler için ideal bir yerdir. Yazın buraya gelen balıkçıların ve padılbotçuların kurduğu çadırlar göl kıyılarında ve adalarda adeta rengârenk parlar. Haziran’da su sıcaklığı +20 dereceye kadar yükselir, bazen daha da artar. Seliger, balıkçılar için gerçek bir cennettir. Bu sularda 30 tür balık yaşar: uzun levrekten tutun da çapak balığına, yayın balığına ve hatta yarım asır önce buraya getirilen yılan balığına kadar çok değişik türde balıklar vardır. Ayrıca, pek çok mantar ve yaban mersini, çilek, kırmızı yaban mersini gibi yemişler de vardır.

Seliger Yöresi’nin merkezinde, tipik bir Rus şehri olan Ostaşkov bulunur. Buradaki iskeleden gemiler kalkar. Göl gezisi yapmak isteyenler için en güzel zaman akşam vakitleridir. Yüzlerce turist Seliger’in meşhur gün batımını hayranlıkla seyretmek, Nilov Pustin Manastırı’nın bulunduğu romantik ve küçücük adaları gezmek için buraya gelirler. Sayısız göl ve bataklıkta labirentler çizip küçük ve orta büyüklükteki nehirlerin sularını kendi sularına katan Volga, Moskova’nın yaklaşık 100 km. kuzeyinden dolaşıp eski Rus şehirleri Rjev, Zubtsov, Tver, Ugliç, Yaroslavl, Kostroma’dan geçerek Nijni Novgorod’da en büyük sağ kolu olan Oka’yla buluşur.

Nijni Novgorod, büyüklük açısından Rusya’nın üçüncü büyük kentidir. Volga’nın sarp kıyılarından birinde bulunan ortaçağdan kalma kalesiyle ve sürekli açık olan Rus silahları sergisiyle ünlüdür. UNESCO Nijni Novgorod’u, tarihi ve kültürel eserler bakımından zengin olması sebebiyle dünya çapında değer taşıyan 100 şehirden biri olarak listesine geçirdi. Bu bölge, Hohloma süslemeleri, Pavlov bıçakları, Gorodets işlemeleri, Semenov Matriyoşkaları, Kazak teli, Bolahnin dantelleri gibi eşsiz el sanatlarıyla da ünlüdür. Nijni Novgorod, ticaret ve zanaatla uğraşan müreffeh bir şehirdir. Nijni Novgorod için boşuna “Rusya’nın cebi” dememişlerdir. Burada eskiden beri ülkedeki bütün iş adamlarını toplayan büyük sanayi fuarları kurulmaktadır.

Volga şehirlerinden biri olan Kazan, Müslümanlığın Rusya’daki merkezidir ve Tataristan Cumhuriyeti’nin başkentidir. Tatar Devleti’nin temellerinin atıldığı ve İslam dininin kabul edildiği, XV. yy.da kaybolan küçük bir yerleşim yeri olan Bulgar’ı ziyaret eden turist sayısı her yıl daha da fazla artmaktadır. Organize edilen turlar buraya yalnız Müslümanları değil, Ortodoksları da çekmektedir. Kazan Kalesi, Eski Tatar Köyü, Raifski Bogoroditski Manastırı, Sviyanjsk ve Yelabug şehirleri ve yakınlardaki M.S. 1000 yılında Volga kıyılarında yaşayan toplulukların birine ait yerleşim merkezinin kalıntılarının bulunduğu harabeler önemli tarihi yerlerdir.

Kazan şehrinin en ilginç mimari yapısı, şehrin simgesi olan Süyüm Bike Kulesi’dir. XVII. yy.ın ikinci yarısında kurulmuş olduğu tahmin edilmektedir. Kulelerle ilgili pek çok efsane vardır. Bunlardan birinde, yeryüzünde eşine rastlanmamış bir güzellikte olan dul Süyüm Bike Hatun’u duyan Korkunç İvan’ın ona kendisiyle evlenerek Moskova Çariçesi olmasını teklif ettiği anlatılır. Süyüm Bike’nin bu teklifi reddetmesi üzerine Ruslar Kazan’a sefer düzenlemiştir. Bir katliam çıkmasını istemeyen Süyüm Bike, bir şartla Korkunç Çar’la evlenmeye razı olur: Düğün hediyesi olarak bir hafta içinde Kazan’da bulunan bütün minarelerden daha yüksek bir kule yapılmalıydı. Düğün gecesi verilen ziyafet esnasında gelin, Moskova’ya hareket etmeden önce son defa doğduğu şehre yukarıdan bakmak istedi. Son kata kadar çıktı ve … Küçük oğluyla beraber aşağı atladı. Bunu gören Korkunç İvan, Kazan’ı yaktı.

İÇİNDEN VOLGA AKAN KAZAN

Kazan, Rusya Federasyonu’na bağlı Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti. Tataristan’ın nüfusu 3,78 milyon ve yüzölçümü 67,800 kilometrekaredir. Nüfusun %53’ü Müslüman Türk Tatarlar, %39’u Ruslar, %3.4’ü Çuvaşlar ve %4,6’sı ise Başkortlar’dır.  9. yy’dan beri bu coğrafya’da yaşayan Tatar Türkleri, bölgede istikrar ve barışın güvencesi olmuşlar… Tolstoy ve Lenin gibi ünlü kişilerin yaşadığı kültür kenti Kazan, Sovyetler Birliği döneminde de en başarılı isimleri yetiştiren bereketli topraklardır. Rusya coğrafyasının Sibirya’ya açılan kapısı olan Tataristan, petrol ve doğalgaz başta olmak üzere; ülkenin en önemli gelir kaynaklarının bulunduğu tahıl, sebze, meyve, orman, hayvancılık, otomatif  ve ağır sanayinin de merkezidir…

31 Ağustos 1991’de Özerk Cumhuriyet olan Tataristan’ın Cumhurbaşkanı Mintimer Şaymiyev, Rusya Devlet Konseyi Prezidyumu’nun yedi üyesinden biridir. Türk-Tatar ilişkilerinde dostluğa önem veren Başkan Şaymiyev, Kazan başta olmak üzere, Tataristan’ın öteki kentlerinde son 10 yılda yapılan inşaatların %80’ini Türk yatırımcılara yaptırmış ve onlara memnuniyetini her defasında dile getirmektedir. Özellikle; Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Merkez Bankası, Opera, Bale, Hipodrom, Metro, Kul Şerif Camisi, Pramit Eğlence Merkezi, Basketbol Sahası, Akbars Bankası, Safar Oteli, Devlet Üniversitesi restorasyonu, Hükümet Binası, İçişleri Bakanlığı Binası, büyük super marketler ve toplu konut inşaatlarını kısa sürede bitiren Türk Yatırımcılar, Kazan’da el üstünde tutuluyor…  Kazan’da Kemalizm ve Leninizm yükselen değer…  Kazan Lenin Üniversitesi’nde ve Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinde 300’den fazla burslu öğrenci okuyor… Bu bölgede Türkiye vatandaşı toplam 9 bin Türk bulunuyor. Türkiye-Tataristan ilişkileri her geçen gün daha iyiye gidiyor…

Kışın donan ve üzerinden tırlar geçen Volga nehri, öteki mevsimlerde ise toplu ulaşım ve petrol tankerlerine nakliye hizmeti veriyor. Dünyanın en uzun ve en geniş nehirlerinden biri olan Volga, aynı zamanda turizm potansiyeli olarak da ülke ekonomisine katkıda bulunmanın dingin ve mağrur akışı ile insanlığa binlerce yıldır dostluk elini uzatıyor… Volga’nın kıyısında bulunan tüm kent ve köylerde rengarenk evlerde ve bereketli topraklarda yaşayanlar, tüm farklılıklarına karşın; birlikte yaşama kültürünün örmeğini sergiliyor…

Volga şehirlerinden biri olan Kazan, Müslümanlığın Rusya’daki merkezidir ve Tataristan Cumhuriyeti’nin başkentidir. Tatar Türk Devleti’nin temellerinin atıldığı ve İslam dininin kabul edildiği, XIV. yy.da kaybolan küçük bir yerleşim yeri olan Bulgar’ı ziyaret eden turist sayısı her yıl daha da fazla artmaktadır. Kazan’dan İdil Bulgar köyüne gitmek için deniz otobüsüne binmek ve 7 ile 42 km. genişliğinde, adeta bir denizi andırın Volga nehri kıyısında bulunan doğa harikası manzaranın büyüsüne kapılarak 2 buçuk saat yol almanın dayanılmaz hafifliğini yaşarsınız. Özellikle güz aylarında nehir kıyısındaki ağaçların ve bitki örtülerinin rengarenk yapraklarının sudaki aksı  görülmeye değer. İdil Bulgar köyündeki elma ve lahana bahçeleri arasında bulunan özgün Sibirya ahşap evlerinin renkli kapı ve pencere pervazları bir başka güzel. İdil Bulgar Türk Devleti’nin eski başkenti olan Bulgar, Han’ın sarayı, türbesi, hamam, mescit, ak ev, kara ev, tekke içindeki müze, 13. yy.da yapılmış Camik Medresesi ve hemen yanında buluna 1847’de yapılmış olan Rus Kilisesini mutlaka görmelisiniz… 147 basamaklı minarenin  merdivenlerinden yukarı çıkıp, fotoğraf çekmeyi unutmayınız… Organize edilen turlar buraya yalnız Müslümanları değil, Ortodoksları da çekmektedir. Kazan Kalesi, Eski Tatar Köyü, Raifski Bogoroditski Manastırı, Sviyanjsk ve Yelabug şehirleri ve yakınlardaki M.S. 1000 yılında Volga kıyılarında yaşayan toplulukların birine ait yerleşim merkezinin kalıntılarının bulunduğu harabeler önemli tarihi yerlerdir.

Kazan şehrinin en ilginç mimari yapısı, şehrin simgesi olan Süyüm Bike Kulesi’dir. XVII. yy.ın ikinci yarısında kurulmuş olduğu tahmin edilmektedir. Kulelerle ilgili pek çok efsane vardır. Bunlardan birinde, yeryüzünde eşine rastlanmamış bir güzellikte olan dul Süyüm Bike Hatun’u duyan Korkunç İvan’ın ona kendisiyle evlenerek Moskova Çariçesi olmasını teklif ettiği anlatılır. Süyüm Bike’nin bu teklifi reddetmesi üzerine Ruslar Kazan’a sefer düzenlemiştir. Bir katliam çıkmasını istemeyen Süyüm Bike, bir şartla Korkunç İvan’la evlenmeye razı olur: Düğün hediyesi olarak bir hafta içinde Kazan’da bulunan bütün minarelerden daha yüksek bir kule yapılmalıydı. Düğün gecesi verilen ziyafet esnasında gelin, Moskova’ya hareket etmeden önce son defa doğduğu şehre yukarıdan bakmak istedi. Son kata kadar çıktı ve … Küçük oğluyla beraber aşağı atladı. Bunu gören Korkunç İvan, Kazan’ı yaktı…

Geçtiğimiz yıl (2005)’de 1000. kuruluş yılını büyük törenlerle kutlayan ve Volga üzerine yapılan Milenyum köprüsü ile taçlandırılan başkent Kazan, Türk yatırımcıların, teknik elemanların ve işçilerin özverili ve başarılı çalışmaları ile yeniden inşa edilen ve eski tarihi dokusu korunan Kazan, geleneksel ile çağdaş mimari dokunun birlikte yükseldiği bir cennet dünya kenti… Kazan’ı yeniden yaratan Türk yatırımcılardan, iş disiplini ve zamanından önce iş teslimi ile ünlü Kristal Plus’un büyük ortaklarından Metin Yıldırım (eski metal işçisi (DİSK) ve şimdi büyük patron, 14 yıldır Kazan’da başarılı işler yapıyor ve de Tataristan Cumhurbaşkanı, Merkez Bankası Başkanı başta olmak üzere, tüm yetkili ve etkili kişiler onun yakın dostu ve bilardo arkadaşı. Ofisindeki Atatürk posteri ve Lenin köşesi dikkati çekiyor.) Odak ve AGM-Akol İnşaat gibi firmaların yanı sıra, Kazan’da bulunan Türk lokanta ve işyerleri de kaliteli ve çağdaş hizmet sunuyorlar…

“Türkler bizim öz kardeşimizdir…” diyen Tataristan Cumhurbaşkanı Mintimer Şaymiyer ve  “Kazan, içinden su akan İstanbul’un kardeşidir..” diyen Merkez Bankası Başkanı Yevgeni Bariseviç Bugaçov başta olmak üzere, Başbakan, Belediye Başkanı ve öteki tüm yetkililer, “Tatar, Rus, Türk İşadamları Derneği” Başkanı Ahmet Altop ve ikinci Başkan Metin Yıldırım’ın öncülüğünde başlatılan “Türkiye Cumhuriyeti Kütüphanesi”nin bir an önce bitirilmesi için destekliyorlar. Bu konuda TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verdiği sözde durmayışından da şikayet ediyorlar… Tüm bu güzelliklerin resmi boyutta gelişmesine katkıda bulunan Türkiye Kazan Başkonsolosu Kemal Demirciler’in de iyi bir diplomasi trafiği yürüttüğüne tanık oldum… “Çılgın ve çapkın Türkler” Tataristan başta olmak üzere, tüm Rusya Federasyonu topraklarında övgüye değer işlere başarıyla imza atıyor… Fetullah Gülen okulları burada da etkili… Girişinde Rusça “Vatan Savunması Kutsaldır” yazılı Ak Umut Öğrenci Yurdu-Kuran Kursu, Moskova’da olduğu gibi Kazan’da da çalışmalarını sürdürüyor. V.İ.U. Lenin, Kazan’da Hukuk Fakültesi öğrencisi iken ilk öğrenci boykotunu burada yapmış ve okuldan atılmıştı. Üniversitenin önünde bulunan genç Lenin heykeli altında Coco Cola içen ve Hamburger yiyerek çılgınca dans eden öğrenciler, Lenin’i tanımıyorlar. Oysa, 40 yaşın üstündeki insanların ezici çoğunluğu için Leninizm umut, ütopya ve yükselen değer… Kazan-Lenin Üniversitesi Türkoloji  Bölüm Başkanı Prof. Dr. Jamil Zainullin, öğretim üyeleri ve öğrencilerinin Türkiye ve Atatürk sevdası alkışa değer… Türklerin yoğun olarak gittikleri Cafe To Go, Antalya Restorant, Joker Restoran, Miraj Hotel gibi yerlerde Türk ve Rus mutfağının en leziz yemeklerini Tatar böreği ile birlikte yiyebilirsiniz…

İçinden Volga akan tarihi ve modern kent Kazan’ın gezilip görülecek yerlerinin başında, hiç kuşkusuz Volga kıyıları gelir… Bir de, Kazan Kremlin Tepesi… Bu tepe üzerinde Cumhurbaşkanlığı Sarayı,  Kremlin Kalesi, Kul Şerif Camisi, 2. Dünya Savaşı’nda Büyük Vatan Cephesi’nde şehit düşen genç Tatar Şairi Musa Celil özgürlük Anıtı, Sevim Bike Camisi, Ortadoks Kilisesi, Bouğman Caddesi, Petersburg Caddesi, Tren İstasyonu, özgün mimarisi ve mavi çinili minareleri ve kubbeleriyle dikkati çeken Türk Camisi, Milenyum Köprüsü, temizlenirken özel işlem göreceğiniz Tatar Hamamı, Türk yükleniciler tarafından yapılan modern aliş veriç yerlerini ve Kazan Müzesini gezmeyi unutmayın… Kazan’da Volga nehrinden çıkarılan lasos, som, mersin, yayın, sazan, çurtan, karpy, karas balıklarının yanı sıra; güveçte tandır, öleş, üçpuçmak, Tatar böreği, çoban salatası ve Khanskaya votkası ile akşam yemeğinin tadını çıkarın…

Benimle Dünyanın 66 halini görmek mi istiyorsunuz? Gezi haritanızda yeni yerleri işaretleyiniz. Başka kültürleri ve coğrafyaları keşfetmek için, 6 saat zaman farkı olan; Transsibirya Tren Hattı ile doğuya doğru-Sibirya’nın öteki ucuna doğru 10 bin km’lik serüven dolu 10 günlük bir yolculuğa çıkmak için iyi bir fırsat… Dünyanın en bereketli topraklarına sahip olan Sibirya; bahçe, bağ, tarım alanları ile dolu. Boş alanlar ise, sıkça ormanlık… Petrol ve doğalgaz başta olmak üzere, pek çok değerli madenlerin bulunduğu ve işletildiği bu zengin topraklarda Sovyetler dağılmasına karşın, hala kolhoz ve solhoz çiftlik kültürü-üretim ilişkisi  yaşıyor ve Sosyalist devlet geleneği korunuyor. Rus mafyasıyla mücadele eden Devlet Başkanı Putin çok seviliyor ve ona güveniliyor. Çaykovisky köyünde kapı ve pencereleri rengarenk boyalı ve işlemeli eski tip, tek katlı ve ahşap Sibirya bağ evleri önündeki bahçesinde çalışan yaşlı bir Tatar Türkü ile candan sohbetimiz sırasında bize ikram ettiği ekşi kırım elması ağız tadıyla yedik.(Kırım elması; bu isimde ve aynı özellikte olan elma, Türkiye’de yalnızca Niğde’ye bağlı Ulukışla ilçesinin Çakıt Vadisi’nde bulunan Beyağıl, Porsuk, Hasangazi ve Koçak gibi köylerde de üretilmektedir.)

Bir yandan kütürdete kütürdete kırım elması yerken bir yandan da dünyanın, bölgenin ve ülkenin sorunlarını konuşuyorduk. Söz sırası sosyalizmin ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasına gelince, Yaşlı kurt doğruldu ve bizim bildiklerimizden farklı bir şekilde yorum yaptı: “Sizin de ve başkalarının da söylediği gibi Sovyetler Birliği Gorbaçov’la birlikte dağılmadı. 1953’de Stalin’in ölümü ile birlikte Sovyetler dağılmaya başladı. Gorbaçov’la noktalandı. Stalin öldükten sonra, KGB başta olmak üzere, hem parti hem de devlet yöneticileri rüşvet, adam kayırma, adaletsiz gelir dağılımı ve tüm kirli ilişkileri başlattılar. Nazım Hikmet gibi yanlış ve hastalıklı uygulamaları  eleştiren şiar, yazar, sanatçı ve aydınlar sürgün edildi, cezalandırıldı ve öldürülenler bile oldu. Sosyalizim, elma iç kurdu gibi kendi çocukları tarafından bitirildi. Size Stalin’le ilgili ilginç bir örnek vermek isterim: İkinci Dünya Savaşı sonunda Hitler, Stalin’e haber gönderiri. Kendilerine esir düşen Stalin’in binbaşı rütbesindeki kardeşi ile Sovyetler’in elinde bulunan Alman esir bir generalin değiştirilmesini ister. Stalin buna karşı çıkar. Bu benim kardeşimde olsa askeri açıdan etik değildir diyerek, bir binbaşı ile aynı rütbeden olan birinin değişebileceğini söyler ve teklifi kabul etmez yani kardeşi bile olsa ödün vermez di… Onun döneminde rüşvet, adam kayırma ve adaletsizlik yoktu. O, Proletarya Diktatörlüğünü acımasızca uyguladı. Yaptığı baskıları saymazsak, Stalin büyük bir komutan ve devlet adamıydı… Stalin tıpkı Lenin gibi tam bir Atatürk hayranıydı. Atatürk’le bir araya gelip konuşmayı ne kadar çok isterdi. Bunu ben, o zamanlar yayınlanan Pravda gazetesinde okumuştum…

Fidel Castro ve Mao da Atatürk hayranıydı…

Burada bir dip not düşmek istiyorum: Yirminci yüzyılın başında ve sonunda yaşamış büyük devlet adamlarının hemen hepsi Kemal Atatürk için övgüye değer sözler söylediler. Bunların hepsinden ayrı ayrı söz etmek bu yazının içeriğine ters düşer. Ama, tanık olduğum birkaç detayı da anlatmadan geçemeyeceğim. 12 Aralık 1996’da, Latin Amerika Edebiyat Ödülü almak için gittiğim Küba’da efsanevi lider kumandan Fidel Castro ile evinde yaptığım röportajda bir sorum üzerine şöyle dedi: “Che ve benim için övgüne teşekkür ederim. Ama siz Devrimci Mustafa Kemal Atatürk varken kendinize başka önder aramayın. O, bizim ve tüm mazlum halkların doğal esin kaynağı ve önderidir. 1919’da Atatürk zaferi müjdeledi. Biz ondan esinlendik ve tam 40 yıl sonra 1959’da biz de zafere eriştik. Ne mutlu bize…”

Geçtğimiz yıl gittiğim Çin Halk Cumhuriyeti Sinciang-Uygur Özerk Bölgesi’nde 2500 yıl önce Uygur Türkleri tarafından yapılan çölün 110 metre altında ve toplam 5 bin yüz kilometre uzunluğundaki yer altı su kanalları sistemi olan Karızları araştırmak üzere üç haftalık bir çalışma yaptım. Tüm Çin coğrafyasındaki okullarda 8 ve 9. sınıflarda okutulan Yakınçağ Tarihi ders kitabının ilk sayfasında ve içlerinde Atatürk, Lenin ve Gandi okutuluyor. Yine bu kitabın 12. sayfasında Moa Ze Tung, 1935’de Uzuz Yürüyüşe başlarken Şankay Meydanı’nda yaptığı konuşmaya şöyle başlıyor: Yoldaşlar, ben Çin’in Atatürküyüm!…”

Sibirya Türklerinde Şifacı Şaman Analar…

Öte yandan, 89 yaşındaki Nazım’ın sevgilisi ve doktoru Galina’yı, Glaşinkov’un evini ve Çaykovisky müzesini görmeden yola başlamayın… Sibirya 10 adım…  Altay, Hakas, Yakut ve Tuva Şaman Türkleri sizi bekliyor… Volga’nın yanı sıra;  Obi ve Yenisey Irmakları ile Baykal Gölü çevresinde otağ kuran halklar ve kuşlarla konuşup, koklaşmaya var mısınız? Yenisey ırmağından kuzey kutbuna doğru deniz otobüsüyle yol alırken, mola verdiğiniz köyde; yıkanma kültürü olmayan ve bedenlerine ayı yağı sürerek soğuk havaya(-50 derece) karşı korunan ve sarmısaktan şifa arayan yoksul Eskimo köylü güzellerin raksını ve kalıtsal hastalık nedeniyle cinsel gücünü yitiren genç erkeklerin eşlerini ikram etme girişimlerini yadırgamayın… Akıl hastalarının Şaman yöntemleriyle tedavi edildiği Sibirya topraklarında bulunan Novasibirksy ve Kızıl’daki Akıl Hastanesi bahçesinde yakılan büyük ateşin etrafında dönen doktor, hemşire ve hastaların delice dansını yöneten Şifacı Kutsal Şaman Ana’nın ateşiyle başlayan içsel yolculuk için hazır mısınız? Çemberin dışına çıkmaya var mısınız? Uçuk, çılgın, dingin, aykırı, özgür, çocuksu ve delice bir yolculuk bu… Öyleyse, Yoleri gezgin derviş’e eşlik etmenin tam zamanı… Yoldaşça…

İçinden Volga akan kent Kazan’da, limanını arayan son gemiye siz binin ve Rus-Türk kültürünün tarihi zengin mirasına tanıklık edin… Avrasya’nın geçmişi ve geleceği hakkında bilgi, görgü ve deneyim sahibi olarak yaşayın… Tataristan Kültür Bakanlığı bünyesinde çalışan Halklar Dostluğu Evi’nde görevli uzman kentçi Çulpan Khabibullina ve şair annesi  Nozelya’nın Safranbolu’ya övgü dizen şiirindeki coşku ile imge yüklü söylemler, aslında Kazanlı Türk olmanın ayrıcalığını kanıtlıyor. Onlar UNESCO’nun birer gönüllü elçileri… Onlar, Kazan kentinin sevdalıları… Onlar, Tataristan Cumhurbaşkanı ve Rusya Devlet Konseyi Prezidyumu üyesi Mintimer Şaymiyev ile birlikte 1991’den buyana yeni sisteme uyum sağlamaya çalışıyorlar, bir yandan da “Komünist” kimliklerini koruyorlar. Onlar, Kapitalist üretim ilişkisinin aç gözlü ve acımasız kirli ilişkilerini tanımaya oldukça hevesli görünüyorlar. Renkli, şatafatlı ve loş gece hayatına benzeyen yaşam; alkol, seks, uyuşturucu ve markalı giyim hevesine düşkün gençlerin içinde bulunduğu kirli durum endişe verici boyutlarda. Umudu, geleceği, beklentisi ve ütopyası olmayan Rus gençliği, yarınını yitirmiş olarak günübirlik yaşıyor. Adına yaşama denir mi, bilmiyorum…

Çin nüfus artışından Rusya ise nüfus azalmasından endişeli

Asya anakara parçasının ve dünya yerküresinin en büyük ülkelerinden olan Çin ve Rusya’nın gelecekleri hakkında stratejik ve sosyolojik endişeleri var. 1, 3 milyar nüfusu bulunan Çin Halk Cumhuriyeti, 10 yıl sonra ülke nüfusunun 1,5 milyarı geçeceğinden endişe ederek yasal ve eğitici önlemler alıyor. Bunun başında cinsel ilişkide korunma yolları ve ikinci çocuk yapmada devletten yasal izin alınması gibi tedbirlerle bu istem dışı büyümenin önüne geçmek istiyor. Ama bir türlü de başarılı olamıyorlar. 56 etnik grubun sorunları ise, bir başka çözüm bekleyen konu…

Rusya Federasyonu topraklarında yaşayan 160 etnik gurubun toplam nüfusu 1999’da 147 milyon iken, 2006’da 141 milyona düştü. Ortalama ömür ise; erkeklerde 59 ve kadınlarda 71’dir. Alkol tüketiminin artışı nedeniyle bu oran giderek düşmektedir. Yani Çin’in aksine komşusu Rusya’nın gelecekteki en büyük sorunu nüfus azalmasıdır. Büyüyen ekonomik yapı, azalan işgücü sayesinde sorun olacağa benziyor. Sibirya başta olmak üzere artan erkek kısırlık oranı, yeni doğumlar için engel görünüyor. Yabancılarla evliliğin serbest oluşu, bu olumsuz gidişatı fazla etkilemiyor. Kuzey kutbundaki ekolojik dengesizlik ve bölgeye özgü meslek hastalıklarının giderek artışına ek olarak aşırı alkol tüketimi de nüfus artışını engelleyen faktörler olarak tehlike arz diyorlar. Hantal sanayinin çevreye verdiği kirlilik de bir başka olumsuz etki olarak sorun teşkil ediyor.

Çözüm: Türk Kültürü ortak paydasında Avrasya birliği

Çözüm, Avrasya ortak paydasında birleşmektir. Çin’deartan nüfus ile kardeş ve komşu Rusya’da azalan nüfus karşılıklı çıkarlara ve anlaşmalara dayalı olarak stratejik bir ittifak anlaşması yolu ile giderilebilir. Başka tür çözümler, batının çıkarcı ve bölücü yöntemleridir. Bu ise, binlerce yıl görünen birlikte yaşama kültürünün somutlandığı Asya kültürüne terstir. Binlerce yıldır Asya coğrafyasında yaşamış olan ve bu gün yaklaşık 300 milyonu geçen nüfusuyla Avrasya’nın ortak paydası ve birleştirici maya gücü olan Türk Kültürü, bu stratejik çözüm için baş rol oynayacak özellikte ve zengin mirasi güçtedir. Kökten dinci ve kafatasçı-ırkçı eğilimler bu birlikteliğe zarar vermektedir. Ben ve öteki yerine “biz” kültürünü yaşam biçimi olarak algılayan ve sevgisini “sebil” eyleyen kardeşlik ve barış içinde birlikte yaşamayı ilke edinen halklar ve ülkelerin Avrasya ittifakı, her türlü sorun yumağını çözüme ve barışa ulaştıracak güçte ve deneyimdedir… Türk işadamlarının bölgedeki başarısı, bu yolda atılan en somut adım olsa gerek…

UNESCO tarafından korumaya alınan Dünya Kent Mirası Kazan’ın turistik ve tarihi dokusu ile bir dünya cennetinde olduğunuzun farkına varın… Farkın farkına varın… Birbirinden güzel sevdalı Kazan kızlarıyla dans edip şarkı söylemeden ölmeyin… Nasrettin Hoca’nın doğuran kazanının içinden akan nehir, nice masallara ve destanlara tanıklık etmiş Kazan şehrinin kardeşidir… Bir başka coğrafyayı ve kültürü keşfetmek üzere yollardayız yine… Uçuk, aykırı ve delice… Kazan kaynıyor… Şaman dansı çılgınlığında ve Volga dinginliğinde… Dostlukla…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

shared on wplocker.com