Kapı komşumuz İran (Kültür turizmi)

7C99A77310B3-1Şiirin başkenti: Şiraz

İran Kültür Bakanlığı’nın konuğu olarak gittiğim; Azadi Meydanı ve Derbent Vadisi ile tanıdığım başkent Tahran; Ses, ışık ve gölgenin oyununa tanıklık ettiğim, taşın ve halının oya gibi işlendiği İsfahan; aşkın ve şiirin başkenti Şiraz gezimde; özellikle belleğimde iz bırakan Şiraz’dan söz edeceğim. Bir Türk atasözünde; “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” derler. Kapı komşumuz İran’dan, lacivert gözlü güzellerin bal akan dilinden ve cefakar komşudan şiir sıcaklığında dost eli uzanıyor, yeniden… Lozan Antlaşması sonunda, Ermenistan’ın araya girmesinin ardından, Azerbaycan’la olan sınır bağımızın kopması üzerine, Kemal Atatürk kendi parasıyla İran Şahı Rıza Pehlevi‘den, Iğdır’ı  Nahcivan’a bağlayan 16 km. uzunluğundaki şimdiki toprakları satın almıştı. Tarihte, İran’la olan diplomatik ve kültürel bağlarımız oldukça zengin örneklerle doludur.

Şair İmam Humeyni’nin en güzel şiirlerini Bursa’da yazdığını biliyoruz. Mevlana, Hacı Bektaşı Veli, Ahmet Yesevi, Şah İsmail, Fuzuli ve Ömer Hayyam ortak paydasındaki sanat bağımız da yaşıyor. Şiraz Şairler Derneği İkinci Başkanı Sedra Zulriasetin, Nâzım Hikmet ve Orhan Veli hayranı. Adına uluslararası şiir yarışması düzenlenen Sadi Şirazi’nin mezarı ziyaretçilerle doluyor. İran şiirinin geleneği binlerce yıl geriye uzanıyor. Fars dilinde yazılan şiirin günümüzdeki başkenti Şiraz, uluslararası bir şiir yarışmasına da ev sahipliği yapıyor. Horasan Türkmenleri ve Deylem Zazaları’nın vatanı olmasının yanı sıra; “Şiraz” adı ile anılan dünyaca ünlü şaraplık kara üzümü, mobilyası, halısı, sanatsal zenginlikleri ve eşcinsel büyük İskender’in zehirlenerek öldürüldüğü Persepolis Antik Kenti’yle tanınan, şiirin başkenti Şiraz; tarih, kültür, sanat, aşk, şiir ve gizemli yaşamın odağıdır. Sadi Şirazi’nin-Hafız’ın vatanıdır Şiraz. ‘Bostan’ın yeşerdiği, ‘Gülistan‘ın çiçek açtığı yer. Sanki dünya da ilk aşk Şiraz’da yaşanmış, ‘Hafız’ın şiir dizelerinde. ‘Bostan’dan bir demet al. Gülistan’da seyreyle. ‘Hafız’la hemdem ol. ‘Sadi’ ile sohbet eyle…

İran Şiiri’nin tarihi kökleri

İran ya da Fars şiirini üç dönemde ele almak gerekli: İslamiyet öncesi İran şiiri M.Ö. 6. yüzyılda başlar. Bu dönemde, özellikle Eski Fars ve Sasani edebiyatının yanı sıra Zerdüştlüğün kutsal kitabı ‘Avesta’, İran Edebiyatı’nın ve özel olarak da İran Şiiri’nin en eski örneklerinden sayılır. Eski, Orta ve Yeni Farsça yazılmış İran Şiiri’nin tümü, aslında İslam öncesi ve sonrası olarak iki bölümde ele alınmalı.

İslamiyet sonrası İran şiiri ise, Sasani Hükümdarı III. Yezdegerd’in 651′de Araplara yenilmesiyle başlar. İranlıların İslamiyeti kabullenmesiyle daha da önem kazanır. Bu dönemde, Pehlevi yazısını bırakıp Arap harfleriyle yazılmaya başlandı. Her alanda hızlı değişikliklere karşın, Zerdüştlüğün etkisiyle ateşe tapan İranlılar, kendi kültürlerini, şarkılarını, destanlarını, efsanelerini ve şiirlerini yaşattılar. 200 yıl süren Arap istilasına karşın, İranlılar ulusal dillerini korudular. Böylece Farsça, edebiyatın dili olarak kabul gördü ve dilbilgini Ebu Hıfs Sogdi (9. yy.) ve Abbas Merzevi (Ö. 816) şiirlerini ilk kez Farsça yazan şairler oldu.

Asya’da Moğol saldırısından kaçan şairlerin bir sığınma merkezi olan İran toprakları, Yakın Doğu’nun da kültür merkezi olma özelliğini korudu. Şiirin başkenti Şiraz, bu anlamda şiirsel bakımdan, dünü yarına bağlama işlevi görmektedir. Özellikle Gazneliler döneminde dünya edebiyatına katkıda bulunan önemli şairler yetişti. Bu dönemde şiir, biçim ve içerik açısından tam bir olgunluğa ulaştıysa da şiir türlerinde önemli bir değişiklik olmadı. Şairler kaside, gazel, kıta, mesnevi ve rubai tarzında yapıtlar verdiler. Bu dönemin yeniliği ise, Musammat tarzıydı. Firdevsi ve Unsuri, dönemin örnek şairlerindendir.

Maveraünnehir, Horasan, Kirman, Irak, Azerbaycan ve Anadolu’da egemen olan Büyük Selçuklular döneminde, İran şiiri en üst ürünlerini verdi. Şair ve yazarları özendiren Sultan ve Vezirler sayesinde, hükümet merkezleri şairlerin toplandıkları yerler durumuna geldi. Büyük kentlerde Nizamiye medreseleri kuruldu. Buralarda tasavvuf şairleri yetişti. Komşu devletlerden kaçan şairleri de koruyan Selçuklular döneminde mesnevi, gazel, kıta, rubai, kaside ve hapsiyatlarıyla tanınan ünlü şairler yetişti. Baba Tahir ve Şirazi secili ve uyaklı düz yazının (serbest vezin şiirin) ilk temsilcisi Abdullah Ensari (Ö:1088) bunlardan bazılarıdır.

Bu iki dönemin başta gelen şairlerinden bazıları şunlardır: Mevlana, Ömer Hayyam, Şah İsmail, Sam Mirza, Şirazlı Sadi, Sultan Veled, Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli, Attar, Firdevsi, Fuzuli, Nizami, Şehriya, Ebu Mansur, Ferruhi, Baba Tahir, Abdullah Ensari, Nazır Hüsrev, Enveri, Feleki Şirvani, İraki, Necmettin Razi, Alaettin Keykubad, Baba Figani, Ali Şir Nevai, Neşat, Visal Şirazi ve Sadık bin Mehdi…

Çağdaş İran Şiiri Dönemi, aslında 1906′da Meşrutiyetin ilanı ile başlar. Bu dönemde, İranlı şairlerin birçoğu Avrupalı şairlerin etkisinde kalarak onların tarzında şiirler yazdılar. Eşitlik, düşünce özgürlüğü, vatanseverlik ve devrimcilik şiirde en çok işlenen konular oldu. Genellikle halkın gereksinimine ve beğenisine uygun olmayan, belli bir sınıfa yönelik eski şiirler bırakıldı. Halkın anlayacağı bir dille, toplumsal içerikli şiirler yazıldı. Yeni ve uygar tarzda edebiyat okulları açıldı. Batıdan ve dünya klasiklerinden ünlü şiir kitapları çevrildi. Bazı şairler aruz vezniyle şiir yazmayı sürdürürken, birçok şair serbest ölçüyü kullanmaya başladı.

İran Edebiyatına Türk şiirinin etkisi

Çağdaş İran Şiiri’nin doğusunda Türk Şiiri’nin büyük etkisi olduğu söylenebilir. Çünkü Meşrutiyet döneminde yetişen İran şairlerinin çoğu, Avrupa ile ilişkilerini sürdürürken, ilk konak yeri durumundaki İstanbul’da uzun süre kalmışlar. Hatta burada, birçok edebiyat dergisi yayınlamışlardır. Burada Türk Şiiri’nden esinlenmişler ve bu dönemde; Farsça şiir, hem biçim, hem de içerik bakımından değişime uğramıştır. Aruz, yavaş yavaş bırakılırken, şiirin konusunu da toplumsal olaylar oluşturmaya başlamıştır. Bu dönemin başta gelen şairleri ise şunlardır: Ummid, İrec Mirza, Muhammed Taki, Bahar, Pervin İtisami ve Hanleri…

Füruğ Ferruhzad ve Nima Yusic ise İran şiirinin 20. yüzyıldaki belli başlı temsilcilerindendir. Nima Yusiç adı ile ün yapan Ali İsfandiyari (1897-1953) şiirde ‘yeni dalga’ adı ile bir çığır açtı. Şiirle ilgili bağlayıcı ve biçimsel nitelikteki tüm kuralların kaldırılmasını, şairin içine doğduğu, aklına geldiği gibi yazmasını önerdi. Ali İsfandiyari’nin başlattığı bu akımı Tevellüli, Nadirpur, Şamlu, Ahavan-ı Salis ve Füruğ Ferruhzade gibi şairler geliştirdiler.

Bu geleneğin takipçisi ve Çağdaş İran Şiiri’nin ustalarından olan Şiraz Şairler Derneği ikinci başkanı Sedra Zulriasetin ise, İran’da çok okunan bir gazetedeki ‘kültür – sanat’ sayfasında yayınlanan, esin kaynağı olduğunu söylediği Türk Şairi Nâzım Hikmet için övgü dolu yazılar ve seçki şiirlerle, Türk – İran dostluğuna ve bölgede esen barış rüzgârına katkıda bulunmanın doyumuna ulaşıyor. Şiir yazan, dünya güzeli ikiz kız torunu ile övünen, Nâzım Hikmet ve Orhan Veli hayranı olduğunu söyleyen şair Zulriasetin, ‘Çağdaş Türk Şairleri’ ile tanışmak istediğini söylüyor. Zulraisetin’in ‘Çağdaş İran Şiir Antolojisi’ kitabı ise, çok okunan kitaplar arasında bulunuyor.

Türkçeye çevrilen ve Cem Yayınları tarafından satışa sunulan ‘Küçük Kara Balık’ ve ‘Bir Şeftali Bin Şeftali’ isimli çocuk masalları kitaplarıyla tanıdığımız, Şah rejimine karşı çıktığı için 1968 yılında öldürülerek Aras nehrine atılan ünlü yazar Samed Behrengi’nin kitapları ise, unutulmaya yüz tutmuş. Bazı eleştirmenler, ‘Behrengi modası geçti(!)’ diyorlar.

Şiirin başkenti kabul edilen Şiraz’da, her yıl geleneksel olarak düzenlenen ‘Ulusal ve Uluslararası Sadi Şirazi Şiir Yarışmaları’ tüm dünya şairlerini birleştiriyor. Kirlenen dünyanın barış elçisi olan şairler, Şiraz’da bir araya gelerek; şiirin içeriğini, biçimini ve konusunu tartışıyorlar. Aşkı, sevdayı, özgürlüğü, barışı ve insandan yana olan her şeyi şiire konu edip; kirliliklere, şeytanlıklara, kötülüklere, ABD’nin başını çektiği “batı” merkezli yalanlara ve düşmanlara şiir – oku’nu fırlatıyorlar… Mimarlık ve Sanat galerisi İsfahan’dan, Türkmen otağı Horasan’dan ve Şiirin başkenti Şiraz’dan, komşulara dost eli uzanıyor… Şiir sıcaklığında ve ganat-karız bereketinde…

Şirazlı Sadi kimdir?

Sadi-i Şirazi, Şeyh Sadi olarak da bilinir. Şirazlı şair ve ilim adamıdır. 1200′lü yılların başlarında İran’ın Şiraz şehrinde doğmuştur. Babası da bir imamdır ve çevresi tarafından çok sevilir. İlk eğitimini babasından ve ailesinden almıştır. Eserlerinde kendi tecrübelerine ve kıssalara yer verir hikmetle yüklüdür sözleri. Rivayet edilir ki; Konya’da aynı dönemde yaşayan Mevlana’ya “Gülistan” adlı eserini sunmuş, fakat o zamanın üstün şiir anlayışına tam uymadığı için Mevlana tarafından beğenilmemiştir. Şirazlı Şeyh Sadi uzun ve sağlıklı geçirdiği ömrü sırasında, çok yer gezmiş ve yaşadıklarından çok önemli dersler çıkarmıştır Bunları da hikayelerine yansıtmıştır. En önemli eserleri “Gülistan” ve “Bostan”dır. Bu iki eseri doğu klasiklerinin baş eserleri arasındadır ve hala da okullarda-medreselerde okutulmaktadır. İcazet almak için geçilmesi gereken eserlerdedir. Hafız’ın eserleri o zamanın ve yakın zamana kadar eğitim kaynakları olan medreseler ve alimler aracılığıyla halka da yayılmış ve deyim ve atasözlerine sözlü kültür sayesinde temel olmuştur.

Şirazlı Sadi’den bir beyit:

“Sevgisiz bakınca Yusuf bile çirkindir,
Şeytana aşkla bakınca onu melek sanırsın.”

www.dursunozden.com.tr

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

shared on wplocker.com