Asya’nın güvenlik kuşağı: ÇİN SETTİ

dsc00167

Dünyanın iman tahtası olan Çin Setti, Asya Anakarası’nın beline dolanan bir güvenlik kuşağı olarak, tüm görkemi ile bizi bekliyor. Çivit mavisi gök ile çim yeşili dağların aynı ufukta buluşup, lacivert akşamları teğet geçtiği gizemli Çin Setti, gezginlerin esin kaynağı oluyor. Çin’e gidenlerin görmeden gelmeyeceği yer hiç kuşkusuz Çin Setti’nin yanı sıra, başkent Pekin de Çin’deki değişimin sembolü olarak mutlaka gezilmeli. Çin, tüm gezginlerin ve araştırmacıların en çok görmek istediği ülkelerin başında geliyor. Uzak diyar Çin’in mutfağına alışamayanlar olursa, endişelenmesin. Pekin Minzu Oteli’nin içindeki Türk Lokantası’na gidebilirler. Ama ben, dünyanın en beğenilen Çin Mutfağı’nın leziz yemeklerini öneririm. Çekirge kızartması,karınca kavurması ve salyangoz dolma bulamazsanız, pirinç yiyin… Dünyanın en köklü uygarlıklarının yaşadığı ve 9,6 milyon kilometre kare yüzölçümü, 2 milyara yakın nüfusu olan Çin’e vize alıp uçmaya başladığınızda, bu masal ve düşler ülkesine ulaşmak için yüreğinizdeki tıpırtının arttığını hissedeceksiniz.

Bu dev coğrafyaya ayak bastığınızda ise, “Sosyalist Üretim İlişkisi” izlerinin, sizi hiç de rahatsız etmediğine tanık olacak ve yer yer imreneceksiniz. Bireyin üretici ve yaratıcı yanını frenleyen kimi özgürlükler kısıtlı da olsa; özellikle kolektif iş bölümü, kültür, eğitim, çevre, bilişim, turizm, tekstil, tarım, mimari doku ve kentsel alt yapı inanılmaz ileri boyutta…

Ejderha ya da Çin Setti

İki haftalık gezi programımızın 2. günü, rehberimiz Ciang bey, Başkan Mao’nun bir sözünü anımsatarak, yeni gezi haritasını anlatmaya başladı. Esprili ve hep gülen eda ile: “Bu Dea Çan Çen Fei Hahan!” Türkçesi: “Çin Setti’ne ulaşamayan kahraman değildir!”  Biz de, büyük bir sabırsızlık ve heyecanla, kahraman olmak için değil ama dünyanın bu eşsiz harikasını görmek için yola koyulduk…

Yolda giderken ilginç insan manzaralarına tanık olduk. Özellikle, seyyar sokak berberleri, bisikletine yaslanıp dev duvar gazetesi okuyanların yanı sıra, dünyanın en çok satılan günlük gazetelerinden biri olan Halk Gazetesi almak için kuyrukta bekleyen yaşlı-genç Çinlilerin, her koşulda okuma merakı oldukça anlamlı idi. Zengin mimari dokunun arasında, sürüler halinde insanların en yoğun ulaşım aracı olan bisikletleriyle gidiş-gelişleri, farklı bir trafik manzarası oluşturuyordu.

Düşler ve masallar ülkesi Çin’de dev bir ejderha gibi uzanan Çin Setti, tüm gizemi ve ihtişamıyla bize kollarını açtı. 5 bin yıl önce çizilen ejderha, ülkenin simgesi ve şölenlerin vazgeçilmez görüntüsü olarak bizi selamlıyordu. Dev ejderha, kollarını açmış ve iri bedenini altımıza sermişti çoktan… Samanyolu’nu andıran, göğün göğsüne takılan bir altın gerdanlık gibi, Asya’nın boynunda şavkıyan Çin Setti, Şahmaran edasıyla ateş soluyordu…

“Yin” ve “Yan” denilen zıtlar ve dengeler enerjisi, çoktan bedenimizi ve belleğimizi sarmıştı. Ateş ve su, aydınlık ve karanlık, zenginlik ve yoksulluk, neşe ve hüzün… gibi “Zıtların Birliği İlkesi” yaşam biçimimiz olmuştu. İçsel dilimizle konuşup, içimizdeki feneri ateşleyerek etrafımızı aydınlatıyorduk. Çince bilmesek de, Çinlilerle anlaşıyorduk. Beden ve ruh dilimiz yetiyordu…

“Wo ayni!” “Seni seviyorum!”

Asya’da Türk saldırılarına karşı kalkan olarak yapılan Çin Setti, değişen Çin’in simgesi olarak tarih boyunca hep gizemli özelliğini korumuş. Hemen her yerde, sarı benizli ve çekik gözlü güzel bir kıza: “Wo ayni!” yani “Seni seviyorum!” derken bir öpücük kondurmamız, sevi yüklü yeni sıcak dostlukların başlamasına yetiyordu. Daha oradan ayrılmadan, Çin Setti üzerinde yazılan dudak izli mektuplar, artık vazgeçilmez düşler dünyasında bir masal kahramanı gibi yaşama dokunmamıza yetiyordu, yeniden…

Çin Turizm cenneti mi?

Rehberimizin söylediğine göre, 2002’de Çin’in dünya turizm pazarından aldığı payın 6,4’e ve gelen turist sayısının ise 100 milyonu aşması, dünyanın 4. sırasına yükselmesine neden oldu. Çin’in artan yabancı turist sayısı, dünyanın uzaydan görülebilen tek insan yapısı Çin Setti’ne iyi gelmediği ve tarihi dokusunu giderek bozulduğu ileri sürülse de; bize bir yaşam iksiri gibi geldiğini söylemem, hiç de abartı olmaz. Binlerce kilometre duvarın üzerinde bu anı görüntülemek isteyenlerin yanı sıra, sevişen, dans eden, şarkı söyleyen ve bu harika yapını sihirine kapılıp dona kalan gezginleri gördükçe, bu coğrafyanın çekici gücüne inanmamak elde değil. Çin Ulusal Ruhu’nun simgesi olan bu yapıyı her yıl milyonlarca insanın gezdiğini öğrenmemiz, bizi şaşırtmadı. Dünyanın iman tahtası olan Çin Setti’nin altında ya da üstünde soluklanan insanlığın yüreği Sarı Irmak, Ejderha Şenlikleri’nde bereketli topraklara dolana dolana akarken yükselen su sesine, uzaklardan pirinç tarlalarında diz boyu su içinde hasat yapan emekçilerin söylediği “hasat türküleri”  eşlik ediyordu. Yabanıl hayvanların çığlıkları ve Şaman çobanların kaval sesi ise, bir başka orkestra oluşturuyordu. Nefes nefese, can cana, yan yana ve yana yana sonsuzlukta… Yoleri gezgin dervişler gibi masal dünyasının zamansızlığı içinde soluklanıyorduk…

Gezilip görülecek yerler

Uzak Doğu’nun bu masal ülkesinin Çin Setti dışında, pek çok ilginç yerleri olduğu şüphesiz. İnsanlık tarihinin tüm kalıntı ve izlerini görmek heyecan veriyor insana. Dünyanın en kalabalık ve en zengin insan, doğa, tarih ve kültür dokusunun bulunduğu Çin, gezginlerin gündeminde mutlaka olması gerekli bir ülke. Uçsuz bucaksız steplerden, başı dumanlı yüce dağlara ve tarihin binlerce yıllık izlerini taşıyan kentlere dek, hemen her yerde “Kültür Devrimi”nin etkisi görülüyor.

Konfüçyus Felsefesi; tek tip elbise giyen buruşuk şapkalı işçiden, yaylalardaki köylülere ve Tiananmen Meydanı’ndaki “Batı” özentili öğrenciden, kızıl yıldızlı kasketiyle “uygun adım” nöbet tutan askere, bilgisayar başında odaklanan bilim adamından, sokak satıcılarına dek, hemen herkesin bilge esprilerini süslüyor. Şanghay’daki dev kulenin mimarının, bir ilkokul öğrencisinden etkilenmesi de bunun kanıtı değil mi?

Dünya Turizm Örgütü (WTO)’ne göre, Çin dünyada en çok görülmek istenen ülkelerin başında geliyor. Yüze yakın kültürün yaşadığı Çin’de, hemen her şey insanların ilgisini çekiyor.

Başkent Pekin (Beycing), İpek Yolu’nun ana uğrak yeri Şian, Şanghay ve Guilin bölgelerinin akıl almaz güzelliği bize Büyük Kanal, ipek, çay, porselen, Çin mutfağı, Çin yazısı ve Çin resmini öğretti. Başkent Pekin’de Tiananmen Meydanı, Ming İmparatorlar Mezarı, Yazlık Saray, Büyük Çin Setti, Yasak Kent, Lama ve Konfüçyus Tapınakları, Gök Tapınağı ve Öküz Caddesi’nde bulunan Camiyi gezmeyi unutmayın. Şian (Xian)’da ise, Davul ve Çan Kuleleri, Büyük ve Küçük Yaban Kazı Pagodaları, İmam Yunusi tarafından yaptırılan Ulu Cami, kent kenarındaki Banpo adlı neolitik köy, Huacing kaplıcaları ve Çömlek Askerler Ordusu gibi çağın en önemli jeolojik buluntularını gezerken, geçmişe yolculuk edeceksiniz. Öte yandan, Yu Bahçesi, Yeşim Buda Tapınağı, Çocuk Sarayı, Beş Keçi Heykeli, Altı Banyan Tapınağı, Hz. Muhammed Camisi ve pazar yerleri gezilmeye değer. Daoizm, Atalara Tapma, Ataizm, Şamanizm, Budizm, Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Konfüçyus Felsefesi gibi inançlara sahip Çinliler, 56 değişik etnik dil konuşuyor.

Çin’de herkes biraz şair

“Çin, bir şiir ve şarkılar ülkesidir” diyebiliriz. Köklü, yaygın ve çok etkilere dayanan (İ.Ö. 1050), bir şiir ve müzik geleneğinin egemen olduğu Çin’de, her Çinli kendini biraz şair sayar. Çinlilerin hemen hepsi birer “halk şairi”dir.

Din ya da felsefe kurucu önderlerin (Konfüçyus gibi), siyasal önderlerin (Mao Zedung gibi) aynı zamanda iyi birer şair olarak edebiyata girmeleri, bunun en inandırıcı örneğidir. Çin Edebiyatı’nın baş yapıtı sayılan “Şarkılar Kitabı” bu savı doğrulamaktadır. Bu eserde, Çin halkının toprağa bağlı insanlarda görülen bilgeliği, sevdası, sabrı ve olgunluğu anlatılır. 1956’daki “Yüz Çiçek Açsın Harekatı” ve 1962’de başlayan “Kültür Devrimi”  bu yapılanma üzerine inşa edilmiştir. Tiannanmen Meydanı’ndaki çiçekleri sulayan yaşlı Çinli’nin şarkı söyleyerek çalışması bundandır. Anhui Eyaleti’ndeki Hefei kenti yakınlarındaki pirinç tarlasında çalışan kızların, Şair Mao Zetung’un şu dizeleri eşliğinde dans etmeleri, onların şiir ve müziğe olan  yanlarının dışa vurumu değil mi? Haydi, şiir tarlasında türkü söyler gibi hasat yapalım!…

“…Dağlar / Hep eğerin üstünde kamçılıyorum atımı / Dönüp bakıyorum: Hayret! / Gökyüzünün üç ayak, üç parmak yanındayım / Gökyüzü bel verir / Dağlar onun desteği…”

Çin mutfağı ve diyeti

“Ekmek yoksa, pirinç yiyin! “ Bu söz, Çin Mutfağı’nın ana felsefesini oluşturuyor. Dünyada en çok beğenilen Çin Mutfağı’nın en önemli özelliği, yemeklerin çabuk pişirilmesidir. Yüksek ateşte pişirilen yemeklerde, baharat ve soslarla aromalı tatlar yaratılıyor. Kaşık ve çatal terine, iki çubukla yenilen bu leziz yemeklerde, tatlı ve şarabın yeri ayrı. Türk insanının damak tadına uymayan ama kısa sürede alışılan bu yemek kültürü, Çinlilerin sağlıklı beslenmesine ve uzun ömürlü olmalarına katkıda bulunuyor.

Tamamen diyet içeren Çin yemeklerinden benim tadabildiklerim ve tadı damağımda kalan bazıları şunlar: Çiğ balık (sashimi), Çin salatası, Çin usulü sazan balığı, etli pırasa, denizanası yemeği, kelebek karides ve Çin usulü pirinç mucveri…

Enerji veren Çin diyeti, batılı uzmanlarca da uygulanmaktadır. Yin ve Yan. Ateş ve gücü temsil eden bu iki sözcük, Çin Mutfağı’na girmiş. Örneğin: Yin peynirde, sebzede ve meyvede bulunuyor. Yan ise, baharatlarda ve soslarda. İdeal kiloya ve forma kavuşmak için, dengeli beslenme, en az yağ alımı, sınırlı karbonhidrat ve sebzenin yanı sıra, toprağa ve suya bağlı dişi enerji içeren yiyecekler alınmalıdır.

Yin tipi, bir günlük diyet şöyle olmalıdır. Kahvaltıda: Tarçınlı çay, 1 bardak pirinç sütü ve 3 etimek. Öğle: Sebzeli pirinç pilavı, soya soslu tavada sebze. İkindi: 1 meyve. Akşam: Buharda pişirilmiş pilav ve safranlı dana eti ya da balık, fırında domates, 3 haşlanmış erik.

Afiyet olsun…  Yarasın….

Karnımız doydu. Bize yol göründü. Başka zamanda, başka ülkelerde ve başka kültürlerde buluşmak dileğiyle… Yolunuz açık olsun… Yolunuzun ve sözünüzün eri olun… Yoleri olun… Dostlukla!…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

shared on wplocker.com