DURSUN ÖZDEN, Dünyanın 99 haline tanıklık etti (Röportaj)

 zap suNeslihan PERŞEMBE’nin Röportajı: 

Yalnızca Türkçe konuşarak dünyanın 99 haline tanıklık eden Dursun Özden, Nâzım ile 7 yıl yaşayan Dr. Galina ile de görüştü. Bu görüşme kitap olarak okurla buluştu. Şimdi de belgeseli çekiliyor.

22 kitabı ve pek çok belgeseli bulunan gazeteci, şair, araştırmacı, belgeselci ve yazar olmanın ötesinde Dursun Özden bir gezgin. Özden, Anadolu’yu arşınladı. Yalnızca Türkçe konuşarak, dünyanın 99 haline tanıklık etti. Dursun Özden bu yolculuğa dair, “Farklı kültürlerin birlikte, barış ve kardeşlik içinde yaşanabileceği en güzel örneğin sergilendiği bu topraklardaki zengin kültürel-tarihi miras, bize şu sonucu çıkartıyor: Sevgiyi sebil eyleyip, Avrasya kültürü ışığında insanlık tarihi yeniden yazılmalıdır…” Uluslararası olmak üzere pek çok ödüle layık görülen, kitaplarının yanı sıra edebiyat, kültür, sanat, turizm, gezi, dil, eleştiri, folklor ve araştırma dergilerinde, gazetelerde, radyo ve televizyonlarda ürünleri yayınlanan Dursun Özden, bir gezisinde de Nâzım Hikmet‘in izini sürdü. Ama nasıl? Onun yolunda yürüyerek… Nâzım’ın 1953, 1957 ve sonrasında Sibirya’ya yaptığı uzun tren yolculuğundaki hattı izleyerek, mola verdiği istasyonlarda, köy ve kasabalarda konaklayarak gezdi. Nâzım‘ın “Canım, kızım, anam, yoldaşım, sevgilim, aşkım, bacım, Memedim, Münevverim, Galyam!…” diye seslendiği doktor Galina Grigoryevna Kolesnikova ile tanıştı. Galina ile olan görüşmesini kitaba dönüştürdü. Bu kitap’ta Nâzım’ın bilinmeyen yönlerini okurlara tanıttı. Bu kitabına dair Özden şöyle dedi: “Türk vatandaşı Nâzım Hikmet’i doğru tanımamıza katkıda bulunacak bu eser; Nazım’ın izinde yürüyen Yoleri-Gezgin-Derviş’in, barış ve sevgide odaklanma serüvenidir… Böylesi bereketli, anlamlı, zor, çetin ve heyecan dolu uzun bir yol öyküsü ya da keşfetme dürtüsü, beni yollara düşüren… Paylaştıkça güzelleşen ve aydınlanan bir mutluluk bu… Döne döne, yan yana ve yana yana yapılan yaşam dansı bu… Yangın yeri bu dünya… Ve Nâzım’ın dediği gibi: “Ben yanmasam / sen yanmasan / Biz yanmasak / nasıl çıkar / karanlıklar aydınlığa…”

Dünyanın 99 haline tanıklık etmiş Dursun Özden’i anlatmak bir röportaj dizisi olur. Ancak yine de bilmeyen okurlarımız için kısaca kendinizi anlatır mısınız?

Niğde / Ulukışla doğumluyum. İşletme ve haritacılık eğitimi aldım ve Basın-Halkla İlişkileri bitirdim. Ayrıca Bulgaristan İlimler Akademisi Kırcaali Balkan Folklor Enstitüsü, Bükreş Üniversitesi Grigore Kiazim Popülar Muzik Araştırma Enstitüsü’nden de diploma aldım. Çeşitli reklam ajansları, gazete ve dergilerde metin yazarlığı, editörlük ve genel yayın yönetmenliği yanı sıra, belgesel film danışmanlığı, metin yazarlığı, senaristlik, yönetmenlik ve yapımcılık yaptım. 1970 yılında edebiyatla tanıştım. O yıl ilk şiirim ödül aldı. 12 Mart 1971 döneminde, Adana ve Ankara Mamak’ta “düşünce suçlaması” nedeniyle bir buçuk yıl hapis yattım. Aklandım. 1973 yılında Sinematek’de, Onat Kutlar ağabey ile beraber sinema ile tanıştım. Daha sonra gazeteciliğe başladım. Uzun yıllar Bizim Gazete, Milliyet ve Cumhuriyet Gazetesi’nde gezi yazarı olarak yer aldım. Başka gazetelerde de çalıştım. 1996 yılında Küba’da Latin Amerika Edebiyat Ödülü aldım. Ödül töreni için gittiğim Havana’da Fidel Castro ile röportaj yaptım. Castro röportajda, Atatürk ve Türkiye hakkında uzun açıklamalarda bulundu. Bu söyleşi Milliyet Gazetesinde tefrika edildi ve büyük yankı uyandırdı. Emekli olduktan sonra belgesel çekmeye başladım. TRT Belgesel Kanal ve National Geographic’in Sibirya ve Orta Asya’daki su temalı belgesellerinde yönetmenlik ve dış yapımcılık yaptım. Anadolu Su Medeniyeti, Kutsal Su Zemzem, Mekke Su Yolları gibi çok sayıda su belgeseli çektim. Anadolu Su Medeniyeti ve Kutsal Su Zemzem, TRT’de çok sevildi. Dünyanın 99 haline tanıktık ettim. Dünyada bayrağı ve sınırları olan 193 ülke var. Ben sadece 99’unu gezebildim. Gezilerim sürüyor.

Gezme tutkusu nasıl başladı?

Doğu Sibirya coğrafyasında Baykal Gölü’nün güneyinde Tuva diye bir halk cumhuriyeti var. Şaman Türklerin yoğun yaşadığı bir yer. Başkenti Kızıl’dır. Kızıl, Yenisey ırmağının kıyısında ve Sayan Dağlarının gölgesinde cennet gibi bir mekan. Orada Tuvalı şifacı kutsal Şamanlar yaşar. Ateşi yakar, sabaha kadar yan yana, yana yana zikir ederler. Dans ederler. Ben, onlarla birlikte 10 gün dans edip zikir ettim. Ateşi emdim. Uçtum. Onların ritmlerine kendimi kaptırdım. Sonra bana noter gibi kırmızı mühürlü, el yazılarıyla Dünya Şamanlar Birliği’ni Türkiye‘de temsil etme yetkisi verdiler. Ama ben kendimi daha o kutsal vekillik ve olgunlukta görmüyorum. Onlara göre Şamanlık anneden geçer. Benim annem de gerçi Şaman idi. Gezginliğim böylece sürdü, sürüyor…

Galina’nın Nâzım’ı kitabınızı yazma süreciniz nasıl oldu?

2005 yılında Galina’nın bir hafta konuğu oldum. Onunla uzun bir röportaj yaptım. Cumhuriyet Gazetesinde bir hafta tefrika edildi. Kaynak Yayınları’nca yayımlanan Galina’nın Nâzım’ı adlı kitabımı bu buluşma sonrasında yazdım. 8 Ağustos 2013’de Dr. Galina’nın 97’inci yaş gününü de Votkinks’de evinde birlikte kutladık. Ama ne yazık ki; bana yüzüncü yaş gününü de birlikte kutlama sözü veren Dr Galina, 25 Mart 2014’de aramızdan ayrıldı.

Galina ile Nâzım nasıl tanışır?

Nâzım Hikmet, Pekin’de Dünya Barış Konseyi’nin bir toplantısına katılıyor. Orada ilk kalp krizini geçiriyor. Doktorlar bu rahatsızlığını anlayamıyor. Nâzım apar topar Moskova’ya geliyor. Moskova’da kalp krizi geçirdiği anlaşılıyor. Hastaneye yatırılıyor. Hastanede Sovyet Yazarlar Birliği başkanı Konstantin Simonov, Nâzım’a bir doktor görevlendirilmesini istiyor. Kalp uzmanı, genç ve güzel, cıvıl cıvıl Galina görevlendiriliyor. Galina, Nâzım’ın kalbini dinliyor. Nâzım ona dokunur. İlk zaman Nâzım’ın ilgisini karşı koyan Galina, sonrasında ona aşık olur. Nâzım’ın aldığı evde kendisine 1953-1960 arası bakar. Hem sevgilisi hem doktoru olur. Nâzım’ı dört kez ölümden kurtarır. Böyle güzel bir kadın.

Galina’nın anlattıklarında sizi en çok etkileyen konular nelerdi?

Bir gün Nâzım, Galina’nın önüne bir vasiyetname koyar. Galina vasiyetnameyi okuyunca gelirinin üçte birini Nâzım’ın kendisine bıraktığını öğrenir. Bu durumda kızarak şöyle der Galina, “Annemle kalktık ve çılgın Türk şairinin kolunu tuttuk. Sürüte sürüte notere götürdük. Vasiyeti değiştirmesini istedik. Ben onun parasının bir kuruşunu istemedim. ‘Senin sevgin bana yeter‘ dedim. Vasiyetini değiştirttim. Gelirinin üçte birini benim yerime Türkiye Komünist Partisi’ne verilmesini istedi. Bir de şu ilginç olay yaşanmış. Nâzım’ın “şeytan” adında çok sevdiği bir köpeği varmış. Bir gün Nâzım, Sibirya’ya bir yolculuk yapıyor. O yolculuğa çıkarken Galina ve annesi Votkinsk‘de kalıyor. Şeytan’ı yıkıyorlar. Tüylerini kesip eğiriyorlar. Ondan Nâzım’a Sibirya soğuğunda üşümesin diye başlık, fanila, eldiven ve çorap örüyorlar. Sibirya’dan dönen Nâzım, çok sevdiği köpeği Şeytan’ın öldüğünü öğreniyor. Şeytandan geriye tüylerinden yapılan eşyalar kalıyor. Nâzım çok üzülür ve bir ay dışarı çıkmaz. Perdeleri açmaz. Ağlar. “Şeytan’a Mersiye” şiiri böyle doğar.

Birçok ilkleri belgesel olarak çekmiş bir kişisiniz. Bu ilklerden bahseder misiniz?

Afrika’da sünnet olan kızları ilk kez ben çektim, yazdım. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre dünyada 140 milyon sünnetli kadın var. Belgesel yapıp yazdığımda Unesco bu durumu ciddiye aldı. İbn-i Batuta’nın seyahatnamesinde bir şey yakaladım. Ne biliyor musunuz? Endonezya-Malezya arasında Borneo adasında ve Afrika’da Mali’de bir köyde siyah kadın eti yiyen bir kabile buldum. Kadının en lezzetli yeri olan avucunun içi ve memeleri olduğunu saptayıp oralarını yiyorlar. Kadın eti yeme ve kadınlarda sünneti İslami bir gerekçe olarak yapıyorlar. Halbuki İslamiyet’te böyle bir şeyin yeri yok. Siz tehdit aldığım bir konudan da söz etmek istiyorum. Kuzey Irak’taki Kürt kızlarının yüzde 90’ı sünnetli. 2010 yılında Kongo‘da bir mitinge katıldım. Mitingin sloganı şuydu, “Kadınların sünnet olma yaşı 18’inin altında mı üstünde mi olsun?“ Çünkü 18 yaşında reşit olunuyor. Mitingte yüzde 86 “Hayır“ denildi. Bütün Afrika ülkelerinde kadınlar tarafında bayram yapıldı. Zemzem suyunun kaynağına ilk kez ben indim.

Yeni projelerinizden bahseder misiniz?

Bir Hasan Dağı mitolojik öyküsü olan “Kar ile Kor” belgeseli ile gazeteci-ressam Fikret Otyam abiyi anlatacağım. Öte yandan, Deniz Gezmiş ve arkadaşları ile ilgili “6 Mayıs” belgeselini çekiyorum. Kitabını yazdığım Galina’nın Nâzım’ının belgeselini yapıyorum. En önemlisi de Orta Çağın en büyük seyyahı ve coğrafyacısı İbn-i Batuta’nın izini sürüyorum. Sibirya’da 10 bin kilometre yol alan İbn Battuta, 1335’de Türkiye’yi gezdi ve uzun süre de İstanbul’da yaşadı…” dedi.

Dünyanın 99 haline tanıklık eden belgeselci ve araştırmacı yazar Özden; büyük Türk şairi Nazım Hikmet ve ünlü Faslı gezgin-coğrafyası İbni Battuta’nın izini süren ve gittiği coğrafyalar hakkında kitap yazan ve hayatı belgesel bu çalışmaları ile sessiz, yalın ve süssüz yolculuğunu sürdürüyor. büyük yankı uyandıracağa benziyor. “İyi akşamlar Perşembe” diyen ve sevgisini sebil eyleyen yoleri, gezgin şair Dursun Özden’in bahtı ve yolu açık olsun… Dursun Özden’in bir de kişisel web sitesi var. Onun çalışmalarını merak edenler, bu siteyi isleyebilirler. www.dursunozden.com.tr

 Neslihan PERŞEMBE

İZMİR, 9 EYLÜL GAZETESİ (19.10.2014)

Yoruma kapalı.

shared on wplocker.com