Ayanoros Erkekler Cumhuriyeti (Dış gezi)

atos10Meryem Bahçesi’nde Ortaçağı yaşadım 

Ege Denizi kararınca, Atos Dağı uykuya daldı. Her şey adeta “Gülün Adı”

romanındaki ya da filmindeki gibi. Zaman sanki donup kalmış. Aynaros’da ya da özgün adıyla Meryem Bahçesi’nde güneş, hala bir 15. yüzyıl dünyası üzerinde doğup batıyor. Umberto Eco’nun “Gülün Adı” kitabını ya da ondan

uyarlanan filmi anımsıyor musunuz? Oradaki ortaçağ manastırında, her gündelik işi, papazlar ilkel koşullarda kendileri yaparlardı. Toplam 900 Ortadoks keşişin yaşadığı Ayanoros’daki manastırlarda da öyle… “Gülün Adı”nda, zaman ortaçağ idi. Oysa Ayanoros ya da özgün adıyla Agion Oros’ta zaman, bugünkü zaman. Ama her şey 15. yüzyıldaki gibi… Yükselen kayalıklara yapılmış Romen Manastırı’na, dağ yollarındaki uzun ve zahmetli bir yürüyüşten sonra ulaşabilirsiniz. Ben de öyle yaptım. Akşama doğru ulaştığım manastırda, “Hoşgeldiniz ikramı” rakı, su, kahve ve lokumdu. Tam 50 papazın yaşadığı ve benim gittiğim Pazar günü, Selanik’ten özel vize alarak benimle

birlikte feribotla adaya gelen yüzlerce  ortadoksun katıldığı yılın en büyük yortu ayini, (sağdaki fotoğrafta görülen renkli) Büyük Lavra (İstanbul) Manastırı’nda yapıldı. Ayanoros’a, Ortadoks olmayanlar ayak basamıyor. Fener Patriği Bartelemos’un özel mektubu üzerine, Başpapaz Angolidos Yakodos’un (85) davetlisi olarak katıldığım yemekte; altında yıllanmış şarap mahsenleri bulunan  mermer masaların üzerinde mükemmel bir sofra vardı. Ortadoks olmayanların ayak basmasına izin verilmeyen ve eşcinselliğin meşru olduğu Atos Dağı Manastırlarında Ortaçağı yaşayan Ortadoks keşişler; kadınlar başta olmak üzere, Ayan Oros’ta hiçbir dişi canlının  yaşamasına izin vermiyorlar. Çünkü, Meryem Ana’dan sonra gelen tüm dişilerin “şeytan” olduğuna inanılıyor. Olanlara ağız dolusu gülen, Ayan Oros’un kedi ve köpekleri bile erkek…

 

Çünkü, Meryem Ana’dan sonra gelen tüm dişilerin şeytan olduğuna inanıyorlar. Musayipzade Celal’in “Ayanoros Kadısı” oyununu izlemelisiniz, yeniden… Manastırlarda yaşam, her sabah saat 04:00’te çan sesleriyle başlıyor. Saat 06:00’ya kadar, her 15 dakikada bir, elindeki uzun kalasa ağaç tokmakla vurarak melodik sesler çıkaran uyandırma görevlisi papaz, manastırın her köşesinde dolaşıyor.
Dış duvarları kızıla boyalı ve çatısı ince taş kaplı yaşlı kilisede önce üç mum yakılıyor; sonra da sabah duası yapılıyor.
Kahvaltı sonrası, herkes işinin başına gidiyor. Tarlalarda, bağlarda bahçelerde çalışanlar, manastırların ve papaz evlerinin mutfağından marangozhanesine her işini yapan, hep papazların kendileri.
Manastırlarda üretilen ikonalar, kutsal resimler yine hep zanaatkar papazlar tarafından üretiliyor ve Aynaroz’daki yaşamın önemli bir gelir kaynağını oluşturuyor.
Bu yarımadada tam bir “
komün” hayatı sürdüren 20 ile 90 yaşları arasındaki bin papaz, ilginç bir işbölümü içinde, ihtiyaç olan her şeyi üretiyor ve üretilen her şeyi de paylaşıyorlar.

Kutsal dağın özelliği

Bugün Athos’taki 20 manastırın 17’sinde Yunanlı, diğer üçünde ise Rus, Bulgar ve Sırp papaz toplulukları var. Ayrıca yarımadanın ulaşılması oldukça güç bölgelerinde, 14 küçük manastır ve “katismata” diye adlandırılan, sert bir din eğitiminin verildiği ilginç rahip evleri yer alıyor.
Athos’ta ilgi çekici olan, yalnızca oradaki ruhban organizasyonu değil. Bu yöre, ortaçağın eşsiz mimari yapılarını barındırıyor. En basit rahip evinden köprü ve çeşmelere kadar, her şey 15. yüzyılın izlerini taşıyor. Bunu, yalnızca mimaride değil, marangozluk işlerinden seramiklere, metal işçiliğinden dokumalara her alanda görmek mümkün.

Osmanlı’dan imtiyazlı

Bir elin parmakları misali, Ege Denizi’ne uzanan üç yarımadadan birincisi olan Aynaroz, Yunanistan sınırları içinde olmasına rağmen, “özerk” bir ‘Ortodoks Ruhani Cumhuriyeti’. Osmanlı’nın verdiği bu imtiyazı, 1927’de Yunanistan da onaylamış ve bugün, iki bin yedi yüz nüfusu ile Aynaroz, kutsallığını ve gizemli özelliklerini sürdürüyor.
Yarımadanın en yüksek noktası Athos Dağı’nın yamaçlarında, değişik milletlerden bin civarında Ortodoks papazı, manastır, kilise ve dağ evlerinde yaşıyor. Kutsal Athos Dağı’nın en parlak dönemine şahit olan 15. yüzyılda ise her birinde biner keşiş bulunan 30 manastır varmış.
20. yüzyılın ortalarında, bu din adamlarının sayısı dört bine, manastırların toplamı da 20’ye düşmüş.
Aynaroz’a kara yoluyla gitmek “yasak”. Yarımada, kadınlara da yasak. Buradaki erkekler, “dünya nimetleri”nden ellerini eteklerini çekmişler. Aynaroz’un dünya ile ilişkisi de deniz yoluyla kuruluyor. Ouranoupolis tatil köyünden, feribotla gidiliyor Aynaroz’a.

Beş gün beş gece zikir

Silifke Ortodoks Metropoliti Krilos sayesinde Aynaroz’a ayak basan ilk Türk olarak burada, 5 gün 5 gece kalıp ayinlere katılmak, Anadolu topraklarından göç eden kimi Rumların buradaki yaşamlarını izlemek, benim için bir ayrıcalıktı.
Bu sayede, Athos Dağı’nın zirvesine yakın bir kulübede inzivaya çekilmiş Selimpaşalı (Silivri) papaz Rodostolo Hrisostolo ile Türkçe sohbetin keyfini de çıkardım.
Athos Dağı’nın defne kokulu yamaçlarına, deniz kıyısındaki uçurumların üzerine inşa edilmiş dev kale kentlerin kilise, manastır ve papaz evlerindeki hayatı da izledim. (Devam edecek)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

shared on wplocker.com