ÖRGÜ ŞİŞİ-ÖRGÜT İŞİ ÇIKTI “Mustafa Dilmen”

57lb

Mustafa Dilmen, ilk kitabıyla okurlarına; “Merhaba!” dedi.

Gülmek bize yakışıyor…

Örgü şişi ile gıdıklanıp, örgüt işinde; gülmek eylemi, işkencede polisi tahrik eder mi?

İçin için ağlamak meşru ise, ağız dolusu gülmek delilik mi?

Oysa, “gözlerinin içi gülüyor.”

İnsanoğlu yaşamın her aşamasında, “ciddi” ortamlarda ve zamanlarda, nedense hep kıkır kıkır güler. Hiç olmadık yerde, bir gülme krizi tutar bazen de…

İstiklal Marşı söylenirken, cenaze ve vakit namazı kılınırken gülen çocukların derdi nedir?

Yürürken tökezleyip düşen birine veya alışılmışın dışında bir davranış sergileyene muzipçe güleriz. Neden? Ağlanacak halimize güleriz…

Aklımıza bir hoşluk gelir, dururken ya da hareket halinde kendi kendimize güleriz. Görenler bizi yadırgar. “Deli mi ne?” der. Ağlarken de gülme krizi tutar zaman zaman…

Kendi başına ağlama doğal karşılandığı halde, kendi başına gülene “kafayı yemiş” , “kaçık mıdır” , “tırlatmış” gibi tepkiler veririz. Daha da ileri giderek, “gülme hastalığından” söz ederiz.

İnsan kendi kendine ağlayabilir. Bir türkü de tutturabilir. Dahası, kendi kendine konuşabilir de… Hatta, kişinin kendisiyle bağıra çağıra kavga etmesi bile olağan karşılanabilir.

İş gülmeye gelince, “dur orada” denir.

Ciddi ol… Gülmek çok ayıptır!.. Neden?

Oysa ki; gülmek te, ağlamak gibi doğal bir gereksinimdir.

Edebiyatta, sanatın her alanında ve günlük yaşamın içinde bizi ağlatan ve düşündüren hiciv, komedi, gülmece, mizah gibi estetik ve içsel hoşluklardır, insan olmamızın zenginliği… Bizi, biz eden ve küçük sevinçlerden mutluluğu yakalamamızı sağlayan sıcak ve dostça davranışlarımızdır, pozitif enerji kaynağımız…

Sevdada odaklanmamızı sağlayan ve sevgiyi sebil eylememize yardım eden, içsel mutluluğumuzun dışavurumudur,  candan bir tebessüm ve gülümseyen gözler…

Burada kitapla ilgili, bir parantez açmak gereksinimi duydum.  Mustafa Dilmen’in yıllardır birikimi olan bu eser, ne yazık ki; yayınevi editörü tarafından denetlenmemiş ve kontrolden geçirilmemiş olduğu için, pek çok hatalarla doludur.  Eserin deneme mi, anı mı, öykü mü yoksa makaleler derlemesi türü mü, bir eser olduğu anlaşılmamaktadır. Farklı içerikteki 31 başlıktan oluşan konuların akıcı anlatımı ve sıcak betimlemeleri, yalın ve süssüz vurgusu ile yazarın sessiz gücünü işaret ediyor. Ama yer yer konu bütünlüğü, giriş- gelişme ve sonuç arasındaki kopukluklar dikkati dağıtıyor. Yazar, yer yer olayların içine giriyor ve birinci tekil şahıs olarak kendinden ve gözlemlerinden söz ediyor. Bu durum hikayenin genel akışı içinde sırıtıyor. Yazar zaman zaman da, olayların akıcılığından ve tematik anlatımından çıkarak ekonomik, sosyal ve politik yorumlar yapıyor. Bu durum okuru sıkıyor ve öğüt-ders vermek gibi algılanıyor. Bazı uzun metinlerde ise (kitaba adını veren hikayede olduğu gibi); zaman, mekan ve olayların akışındaki kopukluklar dikkati çekiyor.  Yazarın ilk kitabı olmasına karşın, dil zenginliği ve sürükleyici bir formatta kaleme alınışı, güldüren, düşündüren ve yer yer küfürle karışık argo söylemler olmasına karşın; kimi abartılı olaylar içinde okuru sıkmadan güldüren tatlı bir hiciv ustalığı, yazarın yeni eserleri için umut ve ışık kaynağı oluşturmaktadır.  Deneme tadındaki öyküler, yazarın okurla candan buluşması için iyi bir referanstır.  Hikayeler içindeki olay kahramanlarının adları, lakapları ve bazı yer isimleri oldukça fazla yerel olduğundan (Avastiğimin sürtüğü, Kapçıklı Muharrem, Kalender Kemal, Tükenmez Kalem Çetesi, Kalgın Havva, Şarapçı Şahap, Azamet Çamurabi, Keçe Bekir, Kırbıyık Kuzumağa, Hatapcı Abdullah, Ahçı Memed, Hüthüt Hoca, Gavur parası, Ağlamak moda oldu, Acısı içine akıyor, Ağlamayana meme vermezler, Milletvekili Şahabettin Yusyuvarlak, Gıcık Seyfo, Küfrün estetiği, Şaban Hacıyatmaz, Keriz Masası, Yüzyılın Kötülük Hareketi, Sizin Kanal Fransa’dan izleniyor mu, Kel Komiser, Kırmızı donlu fahişe, Guguk Devleti, Terörist kadın adamı gözümün önünde şişledi, şişler aha bu kadardı, Rabbiye Teyze, Fanfinton Terör Örgütü, Örgü şişi örgüt işi çıktı… vb); deyimler ve sıfat yüklü isimler, zaman zaman anlaşılır olmaktan uzak olsa da, hoş ve sıcaklık sağladığı için, ustaca betimlemelere yer verildiğinden, gülümsememize ve bir o kadar da düşünmemize yardımcı oluyor. Tüm bunlar için, özgün ve yaratıcı bir buluş diye düşünüyor ve yazarı kutluyorum. Ötekilerin yanı sıra; “Küfür”, “Abdülrezzak İffetli” ve kitaba adını veren “Örgü Şişleri Örgüt İşi Çıktı” adlı öyküler, okuru gıdıklıyor adeta…

En zor zamanlarda, karanlık ortamlarda ve baskı rejimlerinin acımasız olduğu durumlarda, yani ağız dolusu gülmeye hasret kaldığımız dönemlerde; sanatın yalın ve imge yüklü, sırdaş özelliği imdadımıza yetişir. Mizah ve muzipçe özelliklerimiz ortaya çıkar ve her durumda gıdıklanmaya başlarız.  İşte tam da bu sırada gülmek, bir eylem biçimi olur. Sessizce, jest ve mimik hareketleriyle anlaşır, şişi işe karıştırırız… Örgü şişi, örgüt işine dönüşüverir…

Yazar, tam da burada devreye girer. Gıdıklar halkı…

Beyağıl’ın beyleri Bor pazarında celeplik yaparken, kadınları Ulukışla hanında bir bakraç yoğurt satmanın telaşındadır.  On yılda bir köylüyü süründüren Kara Başçavuş’un yaptıkları ve küfürleri, düğün evinde, hala köy kahvesinde muzipçe canlandırılmaktadır. Doğal meddahları vardır her köyün. Her köyün üç adamı olur: Muhtar, imam ve delisi. Eğer köyün delisi yoksa birini “deli” ilan ederler ve onunla gülerler… Yazarın köyünde de bu gelenek bozulmamıştır… Beyin ağılında deli hiç eksik olmamıştır… O nedenle yazar için, esin kaynağı ve hammadde boldur…

Bayram ve seyranda, kış ve hasat sohbetlerinde, ramazan ayında ve düğün zamanlarında; kadın ve erkeklerin yanı sıra; “ebe coz coz” diyerek bacalardan çerez toplayan ve biraz da Şaman kültürünün izlerini yaşatan çocukların yaratıcı gülmece davranışları, yazara esin kaynağı olur… Köy kumarcıları, tellaklar,  sarhoşlar, sokak satıcıları ve köye gelen politikacıların her durumundan kendine iş çıkarak muziplerin gülmece ustalığı; sözlü halk edebiyatımızın bir başka zenginlik kaynağıdır.

İşte tüm bunlardan kendine iş çıkaranların,  güldürmekten ve gülmekten çevresini etkileyenlerin ve bunları yazılı olarak ustaca kayıt altına alanların başında gelen Mustafa Dilmen; uzun bir aradan sonra, okurlarıyla buluştu ve ilk kitabıyla “yazın-ekin” dünyasına; “Merhaba!” dedi.

Düzenin ağlanacak yanını, diktatörlerin ve yalakaların pisliklerini hicveden, acımasız üretim ilişkisinin kimi kirlilikleriyle dalga geçen ve ağlamak kadar gülmenin de meşru bir gereksinim olduğunu bize anımsatan Dilmen’in bu özgün çalışması, mutlaka okunmalıdır. Grev çadırlarında ve işkence tezgahında, işçi arkadaşlarının moral kaynağı olan, eski bir sendikası ve gülmece ustası Mustafa Dilmen, ağız dolusu gülerek; “Hayatın gidişatına parmak atmanın tam zamanıdır” diyor. Bu kitabı okurken gülecek ve düşüneceksiniz, yeniden…

Mustafa Dilmen’in “ÖRGÜ ŞİŞLERİ, ÖRGÜT İŞİ ÇIKTI” adlı deneme kitabı, 288 sayfadan oluşuyor. ISBN 978-605-4049-69-1 tescil nosu ile Pencere Yayınları’ndan çıkan kitap, 15 lira ederi ile seçkin kitapçılarda. Okunmalı…

www.dursunozden.com.tr

 

 

 

 

 

 

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

shared on wplocker.com