Bir Anadolu Medeniyeti olan Efes’in 8 bin yıllık öyküsü

Saint-Jean-kilisesiEfes Antik Kenti ve Tarihi Su Yolları (Kerizler)

Esef’in 8 bin yıllık öyküsü: Atina kralı Kodros’un; cesur ve doğaya tutkun bir oğlu vardır. İsmi: Androklos. O, sürekli olarak, Anadolu sahillerini ve adaları; büyük bir arzu ve merakla seyrederdi. Bütün amacı: birgün, başına buyruk olarak, bu denizlere açılmak, karşı diyarları görmek, tanımak ve güzel yerlere sahip olmaktı. İçindeki arzuların karşı koyulmaz hale geldiği birgün; arkadaşlarınıda alarak, Ege’nin berrak sularına yelken açarlar. Tüm tanrılar, onlara yardımcı olurlar ve günlerce; yemyeşil kıyıları, birbiri ardına sıralı adaları ve koyları dolaşırlar. Derken; bir gün, tanrılar, gemilerini, çok güzel bir koya getirir. Androklos ve arkadaşları, bu güzel koyu görünce çok etkilenirler. Burada; adacıklar, tepeler ve bunların arasında uzanmış şirin vadiler vardır. Geride ise; geniş düz arazileri sulayarak, kıvrıla kıvrıla akan ve koya dökülen bir ırmak (Küçük Menderes). Gördükleri yerler, onlara Atina’yı hatta Yunanistan’ı bile unutturur. Androklos kararını verir, bu güzel yerlerin bir köşesini, kendisine yurt yapacaktır.

Ancak; inanışlara göre, bir yerin kent yapılabilmesi için, tanrıların ve kahinlerin iznini almak gereklidir. Androklos; derhal, bir arkadaşını, Delfi kentindeki kutsal tapınaktaki kahinlere gönderir. Kahinler, bu yeri, yani şehrin kurulacağı yeri;” size bir balık işaret edecek, domuz yol gösterecek ” derler. Evet; bu ilginç sözlerin esrarını, Androklos ve arkadaşları, uzun süre çözemezler.

Aradan, bir süre geçer. Bir gün; tuttukları balıkları kızartıp yemek isterler, yanlız tam balıkları pişirirken, çalıların arasından bir domuz sıçrar ve balıkları kaparak kaçmaya başlar. Androklos, hemen atına atlayarak, domuzu takip etmeye başlar. Bir süre sonra, oku ile, domuzu öldürür ve yere yıkar. O anda; kahinlerin söyledikleri aklına gelir ve söylenenleri anlamlandırır. Demek ki, kenti, burada yani domuzun öldüğü yerde kurması gerekmektedir.

Evet; aynı yerde, Efes kenti kurulur. Kentin ilk kuruluşuna ait bu öyküyü, daha sonra, Hadrian Tapınağının duvarına, frizlerle işlerler. Bugünde görülebilmektedir.

Kentin kuruluş öyküsü böyle. Antik çağ yazarları ise, şöyle demektedirler. Dor istilası üzerine, Ege kıyılarına yerleşen İonlar; Efes’e gelerek yerleşirler ve şehri kurarlar. Ancak; bunlar geldiklerinde, zaten, burada yaşayan yerli bir halk vardı. Yoksa, Yunanistan’dan gelen bir avuç denizci ile, koca bir kent kurmak mümkünmü? Tarihçilere göre; yörede daha önce yaşayan insanlar, eski Anadolu uluslarından Karialı’lar ve Lelegler’den oluşuyordu. Yunanlılar gelmeden önce; burada Kybele denilen bir ana tanrıçaları vardı. Hıristiyanlığın çıkışına kadar da, bu yörelerde, bu ana tanrıça kültü egemen oldu. Bu da; eski halkın, Yunanlılar geldikten sonra da, buradan ayrılmadıklarının en büyük kanıtıdır. Kaldı ki, Efes’te bugün yapılan kazılarda çıkarılan buluntular, kent tarihinin Hitit’lilere kadar uzandığını kanıtlamaktadır. Hatta; kentin, eski halkı, kadın savaşçılara yani Amazonlara büyük saygı gösterirlerdi. Çünkü; kenti, bu kadın savaşçıların kurduklarına ve kente adını veren ” Ephesos ” un, güzel bir amazon olduğuna inanırlardı. Bununla beraber; Efes’liler, kendilerini, kısa zamanda yüksek bir yaşam düzeyine eriştiren ve onları iyi yöneten Androklos’a da büyük sevgi ve saygı duyarlardı. Nitekim, onu, kısa zamanda kral yaparlar. Ancak; en ilginç olan, günümüzde, bu ilk kurulan kentten geriye hiçbir kalıntının kalmamış olması. Yeri, bile net olarak bilinmiyor, yanlızca tahmin ediliyor. Ancak; bugün, ilk kurulan bu kentin, Kale’nin bulunduğu tepe ve çevresinde olduğu artık kesinlik kazanmakta.

Evet; kentin ilk kuruluşuna ait, öykü, bilgi, belge, söylence, işte hepsi bu. Sonuçta; hangisine inanılırsa inanılsın, bir şekilde kent kuruluyor.

Biz, yine tarihi süreçteki gelişmelere devam edelim. Androklos, bir kraldı ve soyundan gelenler, krallık yönetimini uzun süre devam ettirdiler. Sonra, yönetimin kötüye gitmesi üzerine, karışıklık va anarşi çıktı. Halk ayaklanarak, krallık yönetimini devirdi. Bu kez; tiran’lar işbaşına geldi. İsa’dan yaklaşık 600 yıl önce, iktidarı ele geçiren tiran’lar; kentte, halk meclisi kurulmasına razı oldular.

Ancak; kral ve kent yöneticileri, ne kadar iyi veya barışsever olurlarsa olsunlar; Efes ve Ege dünyası içinde; savaşsız, barış içinde bir yaşam, tarihi süreçte asla mümkün olmadı. Doğu’daki uluslardan, devamlı olarak savaş tehlikesi geldi. Denize ulaşmak ve oradan Yunanistan’a geçmek isteyen: Lidya’lılar ve Pers’ler, özellikle Efes’in elverişli limanı nedeniyle, bölgeyi sürekli olarak tehdit ettiler. Derken; bugünkü Salihli yakınlarındaki Sart (Sardes) kentini başkent yapan Lidya’lılar; devreye girdi. Lidya’lıların ünlü kralı Kroisos (Krezüs) ve ordusu; Efes kapılarına dayandı ve şehirde egemenliği ele geçirdi. Fakat; şehirdekilerin yaşantısına karışmadı ve halkın mutlu yılları yine devam etti. Efes’liler; evlerinde ve işlerinde, yine huzur içinde yaşadılar ve Lidya’lılara yanlızca biraz vergi vermek gibi bir yükün altına girdiler. Bu da, o devirde, çok normal bir sonuçtu.

Derken; İran’dan gelen Pers’ler bölgeye dayanır. Lidya’lıların başkenti Sart kentine girerler, yakıp yıkarlar. Çok geçmeden, Efes kapılarına dayanırlar. Ancak; Pers ordusu, kendisine karşı ayaklanan diğer şehirlere katılmayan Efes şehrini, yakıp yıkmaz. Halbuki; bölgedeki diğer tüm İon şehirlerini yakıp yıkarlar. Efes’liler yine vergi vermeye devam ederler. Halkın ve özellikle yöneticilerin; bölgedeki siyasal rolu gerçekten şehrin her türlü tehlike karşısında yakılıp yıkılmasını önlemiştir. Olaylar karşısında; çok güzel siyasi taktikler yürütürler.

MÖ.6 ncı yüzyılda: bilim, sanat ve kültürde, Milet şehri ile birlikte, en ön sıralarda yer alır. Bilge Herakleitos, rüya tabircisi Artemidoros, şair Callinos ve Hipponaks, gramer bilgini Zenodotos, hekim Soranos ve Rufus gibi; antik çağ’a damgasını vurmuş kişiler, burada yetişmişti. Ayrıca; Artemis kültürünün en büyük tapınağı Efes’te yapılmış ve dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilmişti.

LİMAN DOLUYOR:
Bu arada; liman zamanla dolmaya başlar. Küçük Menderes nehri: dağlardan, vadilerden söküp getirdiklerini körfeze yığınca, liman bataklığa dönüşür. Sonra da, sivrisineklere yuva olur. Bu durum, kentteki insanların sağlığını ve geleceğini tehdit etmeye başlar. Özellikle; sıtma yaygınlaşır. Limanın temizlenmesi için, büyük paralar gereklidir ve Efes’liler bunu karşılayamaz.
Limanın dolması nedeniyle, gemiler yanaşamaz olur.
Tam bu sırada; zengin bir kişi, kral olur. Bu kişi; Büyük İskender’in ölümü üzerine, sahip olunan toprakları paylaşan generallerinden biri olan; Lysimakhos’dur. (MÖ.290)

Bu general; zeki bir adamdır. Savaş ganimeti olarak, yanında büyük bir hazine getirmiş ve Bergama’da saklamaktadır. Ancak, limanın bataklıktan temizlenmesinden öte, yeni bir kent kurmanın daha mantıklı ve ekonomik olacağını düşünür. Bunun için, uygun bir yer aradığında ise; Panayır Dağı ile Bülbül Dağı arasındaki, şirin vadiyi seçer. Mimarları ile görüşür, yeni kentin burada kurulmasını ister. Para çok, işçi boldur, inşaatlar kısa zamanda tamamlanır. Yeni kent, yine deniz kenarında ve hem de emniyetlidir. Kentin manzarası ise, çok güzeldir. Herhangi bir tehlike gelebilir diye, dağlar üzerine, uzun ve geniş surlar yaptırır. (Bunlar; günümüzde, Meryem Ana Evi’nin yolu üzerinde görülebilir.)

Evet; yeni kent kurulur, peki ya ismi? Lysimakhos; mevcut 3 eşinden, Mısır kralının kızının ismini, yani Arsinoe’nin ismini şehre verir.

Efes halkı, bu olaydan yani yeni kent kurulmasından mutlu olmaz. Çünkü; yeni kent, onlar için çok önemli olan Artemis Tapınağından uzaklaşmayı gerektirmektedir. Yeni kent; tapınaktan 2 km. uzaktadır. Bu nedenle; uzun süre, yeni kente yerleşmeyi kabul etmezler. General ise; bunu bildiği için, yeni kenti, Artemis’in havasından uzak kalmasınlar diye, Panayır Dağını çevreleyen, kutsal yolun iki yanına yerleştirmiştir. Hatta, şehrin efsanevi ilk kurucusu, Androklos’un anıt mezarı da, bu kutsal yolun hemen kenarında idi. Yeni şehirde, caddeler ve sokaklar birbirini dik açı ile kesmesine rağmen, muhtemelen dini inançlara saygı olsun diye, bu kutsal yolun güzergahı hiç değiştirilmemişti. Günümüzde, göreceğiniz Kuretler caddesi ve onun devamı olan Mermer cadde, bu kutsal yolun üzerine yapılmıştır.

Derken; aradan günler geçer. Yağmurlar başlayınca, general zekice bir plan yapar ve şehrin su kanallarını kapatır. Bunun üzerine, tüm Efes’i ve evleri; su basar. Halk; bunun üzerine direnemeyeceğini anlar ve yeni kente yerleşir. Böylece: ömrü 1000 yıl sürecek olan, yeni Efes kentinin ilk yerleşimleri başlamış olur. Günümüzde; Efes’i gezerken, bu kentten kalma, çok sayıda yapı göreceksiniz. Doğal olarak, daha sonraki Roma ve Bizans dönemlerinde, buraya yerleşim devam etmiştir. Yeni şehir; yukarı ve aşağı olmak üzere, iki büyük mahalleden oluşmuş olup, ortadan geçen kutsal yol; şehri ikiye bölmektedir. Bu arterin, en büyük durağı ise; Heroon’lar mevkiiydi.

Kent; MÖ.190 yıllarında, Roma’lıların egemenliğine girer. Roma’lılar;büyük bir imparatorluk haline geldikten sonra, sahip oldukları yerlerin halkını, ağır vergilere bağlarlar. Romalı memurlar; Efes’i bölgenin merkezi yaparlar. Gümrükten, tarıma kadar herşeyden vergi alınır. Ancak, bu görevlilerin çoğu; kötü sicilli kişilerdir. Bu dönemde: Roma egemenliği yanında, bölgede güçlenen Pontus imparatorluğu görülür. Pontus kralı Mithridates’in bölgede egemen olma çabaları, sonuçta bölgeyi ele geçirmesiyle sonuçlanır. Evet, bölge Pontus’luların egemenliğine girer. Pontus kralı; halkı büyük bir dertten kurtarır, vergiler biter, kutsal yapılara dokunulmaz. Yanlızca; Roma’dan gelen 80 bin kişilik göçmen topluluğu, kral Mithridas tarafından, bir günde öldürülür. Bu olay, o çağların en büyük imha hareketi olarak, “Efes Katliamı” adıyla tarihe geçer.

Takip eden süreçte; Efes’te, yine Roma egemenliği görülür. Çünkü: MÖ.87 yılı, Aralık ayında: Efes’te halk isyanı başlar ve bölgedeki Pontus egemenliği biter. Doğu ile Batı arasında başlıca kapı durumunda bulunan ve tümüyle mermerden yapılmış ilk kent olan Efes; önemli limanı, konumu, çağının en önemli politik ve ticaret merkezi olması nedeniyle; Roma devrinde, Asia Eyaletinin başkenti olur.

MÖ.17 yılı. Bir gece, sabaha karşı, bütün İonya sarsılır. Efes; bu depremde, en çok etkilenen şehirlerden biri olur. Ev ve tapınakların çoğu yıkılır, caddeler geçilmez hale gelir. Yüzlerce, binlerce ölü ve yaralı. Kamu görevi yapılan yapılar, taştan yapıldıkları için, yıkıldıklarında büyük tehlike yaratıyorlardı. Fakat, evlerin çoğunun üstünün ahşap ve kiremit kaplı olması, burada yaşayan insanların daha az zararla kurtulmasını sağlıyordu. Artemis Tapınağında ise; fazla hasar yoktu. Ancak, Efes şehrinin tarihinde, bu tür sarsıntılar hiç bitmedi. Takip eden dönemlerde; MS.24, 262, 359 ve 366 yıllarında, yine büyük sarsıntılar yaşandı.

Evet, Efes’liler, Roma döneminde, depremde, yerle-bir olan şehirlerini, Roma imparatoru Tiberius zamanında yeniden imar ederler. Ancak; bu defa, helenistik bir yapı stili yerine, tüm Efes, Roma karekterli yapılarla dolar. Özellikle; I ve II nci yüzyıllarda; Efes, altın çağını yaşar. Roma imparatorları; bu güzel kent’e nihayet gereken önemi verirler. Hatta, birçoğu gelip, bir süre burada kalırlar. Böylece, Efes, İskenderiye’den sonra, Doğu’nun en büyük kenti olur ve nüfusu 200 bin kişiyi geçer.

ŞEHİR TEKRAR YER DEĞİŞTİRİYOR:
Bizans döneminde; Bizans imparatoru Justinyen (527-565) tarafından, şehir tekrar yer değiştirir ve ilk kurulduğu, Selçuk’taki Ayasuluğ Tepesine gelir ve St.Jean Bazilikasının çevresine kurulur.

1330 yılında ise, şehre Türk’ler gelir. Aydınoğulları’nın merkezi olan Ayasuluğ; 16 ncı yüzyıldan itibaren, giderek küçülmeye başlar.

Evet; tarihi süreç içinde; Efes kenti, 5 kez yer değiştirdiğinden, şehrin kalıntıları; 8 km. lik geniş bir alana yayılmıştı. Ayasuluğ Tepesi, Artemision, Efes ve Selçuk olarak, dört ana bölgedeki harabeler, yılda ortalama 1.5 milyon yerli-yabancı turist tarafından ziyaret edilmektedir. Bugün görülen kalıntılar; Efes kentinin, 3 ncü kuruluşuna aittir.

-2-

İlk çağın en ünlü şehirlerinden biri olan Efes, Küçük Menderes nehrinin sularını boşalttığı körfezin yakınında kurulmuştur. Tarıma elverişli toprakları, Doğu’ya açılan büyük ticaret yolu oluşu, gerek putperestlik gerekse Hıristiyanlık döneminde çok önemli bir dini merkez oluşu, tarihe büyük bir kent olarak geçmesini sağlamıştır. İlim ve sanat Dünyasında da adını duyurmuş, ünlü kişiler yetiştirmiştir. Bunlar rüya tabircisi Ardemidotus, şair Callinos ve Hipponax, filozof Heraklitos, Ressam Parrhasius, gramer bilgini Zenodotos, hekim Soranos ve Rufus’tur. Efes’in tarihi M.Ö.6000’lere uzanmaktadır ki bunu, son yıllarda Arvalya ve Çukuriçi höyüklerinde ele geçen buluntular ortaya çıkarmıştır.

Ayasuluk Tepesinde yapılan kazılarda burada Erken Tunç Çağından günümüze kadar kesintisiz yerleşmenin varolduğunu göstermiştir. Bu da eski Efes’in Ayasuluk tepesinde olduğunu, buranın Anadolu kavimleri ve Hititler tarafından iskan edildiğini ispatlamaktadır. Ayrıca Hitit yazılı metinlerinde Apasas olarak geçen kentin bu kent olduğu da kesinleşmiştir. Antik yazarlar Strabon ve Pausinias, tarihçe Herodot, Efes’li şair Callinos gibi antik kaynaklar Efes’in Amazonlar tarafından kurulduğuna ve yerli halkın Karyalılar ve Leleglerden oluştuğuna işaret etmektedirler.

M.Ö.11 yüzyılda Atina Kralı Kodros’un oğlu Androklos, diğer kolonistler gibi Anadolu’ya gelmiş, Efes civarına yerleşmiştir. Söylenceye göre; Androklos yeni bir şehir kurmak için yol çıkmadan önce kahine danışır. Kahin ona şehri kuracağı yerin bir balık ve yaban domuzu tarafından gösterileceğini söyler. Adamlarıyla birlikte Anadolu kıyılarına adım adan Androklos yakaladıkları balıkları tavada pişirirken, tavadan fırlayan bir balığın sıçrattığı kıvılcımlar çalıları tutuşturur. Çalıların arkasında bulunan bir yaban domuzu alevlerden korkarak kaçmaya başlar. Bunu Andraklos kahinin söylediklerini hatırlar ve atına binerek yaban domuzunu takip eder ve onu öldürür ve yaban domuzunu öldürdüğü yere kentini kurar. Bu söylence Hadriyan Tapınağının frizlerinde betimlenmiştir. Bu kabartmaların orijinalleri ise Efes Müzesinde sergilenmektedir.

Devlet Agorası ile Celsus Kütüphanesi arasındaki yol Kuretler caddesidir. Şehrin idaresinde önemli rol oynayan ve her yıl değişen altı üyeye sahip Kuretler ( dini liderler ) billiğinin geçtiği yol olduğu için bu ismi almıştır. Caddenin iki tarafında bulunan sütunların gerisinde dükkanlar ve önünde Efes’in ünlü kişilerine ait heykeller yer almaktadır. Şehrin en büyük kanalizasyon sistemi mermerle kaplı bu caddenin altındadır.

Trajan Çeşmesi

Trajan çeşmesi 5.20×11.90 m. ölçüsünde, önünde havuz bulunan iki katlı bir çeşmedir. Alt katta kompozit üst katta ise korinth düzeninde sütun başlıkları kullanılmıştır. Yapının ortasındaki bölümde suyun havuza aktığı yerde imparator Trajan’ın büyük heykeli duruyordu. Sular heykelin altından çağlayanlar halinde büyük havuzun üzerine dökülüyordu. Trajan çeşmesini süsleyen heykeller bugün Efes müzesinde bulunmaktadır.

Skolastika Hamamı
Panayır dağının güney batı eteğindeki ana caddenin köşesindeki büyük hamam yapısı M.S.l.yy’da inşa edilmiş ve M.S.400 yıllarında heykeli odalardan birinde görülebilen Skolastikai adlı Hıristiyan bir kadın tarafından restore edilmiştir. Üç katlı ve bin kişi alabilecek kapasitedeki bu hamamın diğer katları dinlenme odaları, kütüphaneler ve eğlene salonlarından oluşmaktaydı. Taban ve duvarlar mermer ve mozaiklerle kaplanmıştır.

Latrina

Kentin genel tuvaleti olan bu yapının ortasında kare planlı bir havuz, yanlarında bir sıra tuvalet taşı bulunmaktadır. Tuvalet taşlarının hemen önünde su kanalı yer alır. Tabanı mozaiklerle kaplıdır

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

shared on wplocker.com