İstanbul-Haliç’te, Eyüp Sultan Bizi Çağırıyor (İç gezi)

İstanbul’un İnanç ve Nostalji Merkezi: EYÜP & BALAT

Dursun ÖZDEN (Gezi Yazarı)

Eyüpsultan bizi çağırıyor

1972’den bu yana, içinde su akan, çağ açıp-çağ kapayan ve bir dünya marka kenti olan İstanbul’da yaşıyorum. Daha görmediğim pek çok cennet mekanları buluna bu kenti merakla, keşfetme ve belgeleme uğraşım sürüyor… 

Piyerloti’de kahve molası

Dünyanın turizm cenneti İstanbul’u bu kadar güzel görmedim. Eyüp’ten teleferikle Piyerloti Tepesine çıkıp; Haliç, Silahtar, Kasımpaşa, Feshane, Sütlüce, Balat, Fatih, Süleymaniye, Eminönü ve Topkapı Sarayı manzarası ve eşsiz tarihi İstanbul güzelliğini; Piyerloti Kahvesinde, kahve içerek izlemenin dayanılmaz hafifliğini yaşamanın ayrıcalığı, içinden nehir akan bu gizemli şehirde; yalın ve imge yüklü şiir ve de nice sevda öykülerine esin kaynağı olan bir zaman dilimindeyim, yeniden… Sevgili Onat Kutlar abimin Piyerloti’de kahve molasını anımsadım, hüzünle… Bozulan ve kirlenen bu güzel kent, hala yaşanacak çokça güzelliklerle dolu…

“Kutsal Emanetler”, “Şiirin Yol Öyküsü Han Duvarları”, “Anadolu ve İstanbul Su Medeniyeti”, “İstanbul Karızları” ve “İstanbul’un Kimlik Kartı Taksim Anıtı” adlı belgesel çalışmalarıma esin kaynağı olan, bu kenti gezmek ve tanıtmak boynumun borcudur. Prens Adaları başta olmak üzere, İstanbul’un pek çok yaşam ve turistik yerlerini daha önce yazmıştım. Şimdi sıra, Eyüp ve Balat’ta… Feribot ile yaptığım Haliç gezimde, Eyüp’de indim ve tarihi Eyüpsultan Camisi ve çevresini gezdikten sonra, finiküler ile Piyerloti’ye çıktım. Gün batımında, Tarihi Piyerloti Kahvesinin seyirlik alanında, Haliç manzaralı kahve içmenin dayanılmaz hafifliğini yaşamanın ayrıcalığını hissettim, yeniden… Ve ben deniz kokan şiirimin esin kaynağı, İstanbul göğünün mor ışık salkımlı dansı esliğinde sevdalanıyorum… Ben İstanbul’un içinde, İstanbul benim içimde semada semah dönüyoruz; döne döne, yan yana ve yana yana… Bir kutsal şiirin kor ateşi sarmakta bedenimi… Şimdi şiir rehberliğinde, farklı inanç ve kültürler coğrafyası merkezi Eyüp ve Balatı yeniden gezmenin ve keşfetmenin tam zamanı… Eyüpsultan bizi çağırıyor… 

Eyüpsultan ya da eski adıyla Eyüp, İstanbul ilinin Avrupa yakasında yer alan bir ilçesi. 1936’da Fatih, Beyoğlu ve Sarıyer ilçelerinin bir bölümüyle kurulan Eyüpsultan ilçesinin yüzölçümü 242 km²’dir. 29 mahallesi ve 7 köyü bulunan Eyüpsultan ilçesinin nüfusu 2021 yılındaki Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerine göre 417.360’tır. İlçenin Haliç’in iç kesiminde kısa bir sahil şeridi, Karadeniz ‘de Akpınar ve Çiftalan köyleri arasında da uzun bir sahil şeridi vardır. Kurulduğunda bugünkü Sultangazi ilçesinin Eskihabipler Mahallesi dışında tamamını, Gaziosmanpaşa ve Bayrampaşa ilçelerini de kapsayan Eyüpsultan, bugünkü sınırlarına 2009’da Yayla mahallesini Sultangazi’ye vererek ulaşmıştır. Eyüpsultan ilçesi doğuda Sarıyer, güneydoğuda Kâğıthane ve Beyoğlu, güneybatıda Gaziosmanpaşa ve Bayrampaşa, güneyde Zeytinburnu ve Fatih, batıda Arnavutköy ve Sultangazi, güneybatıda Başakşehir ilçelerine komşudur.

Eyüp ismi nereden gelir?

İlçe ismini, sınırları içinde türbesi bulunan Ebu Eyyûb el-Ensarî‘den almaktadır. İstanbul’un Fethinden sonra Türklerin sur dışında kurduğu ilk yerleşim merkezi olan Eyüpsultan’da başta Eyüp Sultan Camii olmak üzere Osmanlı döneminden kalma çok sayıda tarihi eser mevcuttur. III. Selimin annesi ve III. Mustafa’nın eşi Mihrişah Valide Sultan’ın 1795 tarihinde inşa ettirdiği imaret 225 yıldan beri faaliyetini sürdürmektedir. İstanbul’un fethinden hemen sonra inşa edilen ve daha sonra Mimar Sinan tarafından şimdiki şekli ile yeniden yapılan “Eyüp Sultan Camii Kebir Hamamı” restorasyon aşamasında olup “Su Medeniyeti Müzesi” olarak planlanmıştır.[3] Tarihi Eyüpsultan mezarlığında Osmanlı döneminin önemli asker, devlet adamı, sanatkar ve alimlerinin mezarları bulunmaktadır. Bilinenin aksine bölgede bir değil yedi sahabe medfun (makamı) bulunmaktadır. Şimdiki adı Alibeyköy olan Köpekyaylası önemli yerleşim alanlarındandır. 19 Ekim 2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından alınan kararla ilçenin ismi Eyüpsultan olmuştur.

Tarih

Eyüpsultan ilçesinin kapladığı alan İstanbul (Konstantinopolis) Surları‘nın dışında kalmasına rağmen, burada daima bir köy vardı. Çünkü iki nehir çok miktarda temiz su sağlıyordu. Ve Bizans döneminde köyde bir kilise vardı. Ve daha sonra bir manastır (Bugünkü Eyüpsultan Camii’nin arkasındaki tepelerin yükseğine inşa edilmişti.) şehir duvarlarının dışında kalınca bu alan mezar yeri olarak kullanılmaya başlandı. Burada kiliseler ve mezarlıklar vardı. Buraya adını ve ününü veren Eyüp Sultan türbesinden başka Eyüpsultan’da çok sayıda önemli kişinin türbesi de vardır. Buraya defnedilme arzusundan dolayı çevrede çok sayıda müslüman mezarlığı oluşmuştur.

Endüstriyel devrim sırasında Eyüpsultan

17. yüzyıl ve 18. yüzyıl‘da İstanbul Osmanlı İmparatorluğu‘nun başkenti olarak plansız bir şekilde büyüyordu. Savaşlar nedeniyle Balkanlar’daki Türk toplumu ve Kafkasya‘lılar şehre geldiler. Bu dönemde Eyüpsultan alanı, mistik havasını kaybederek şehirle bütünleşmiş hale geldi. Çünkü Altın Boynuz boyunca fabrikalar inşa ediliyordu. Bunların ilki Feshane idi. Fabrika Osmanlı ordusuna fes üretmekteydi. Göçmenlerin ve fabrika işçilerinin bölgeyi hızlı bir şekilde iskan yeri seçmesi, kuşkusuz bazı olumsuz sonuçları da beraberinde getiriyordu.

Bugünkü Eyüpsultan 

Yakın zamanda pek çok fabrika kapatıldı veya buradan kaldırıldı. Haliç artık kokmuyor. Su kenarında oturmak artık mümkün. Bundan dolayı Eyüpsultan’ın nitelikleri tekrar olumlu olarak değişiyor. Semtin değişim süreçleri her alanda fark ediliyor. Kırk veya elli sene önce burada şehir hayatının alışılagelmiş zevkleri yaşanırdı. Günümüzde camiye yakın bölgede barlar yok. Fakat köşe dükkanlarda bira satılabilir. Sokakları kahvehanelerle doludur. İnsanlar buralarda vakitlerini kahve-çay içerek veya oyun oynayarak geçirirler.

Yeni apartman blokları ile birlikte nüfus da büyüdü. Fakat atmosfer hala barış dolu. Camiler ve tarih semte hala hakim vaziyette. 

Eyüpsultan ruhsal sakinlik ve rahatlama imajını vurgulamaya çalışmakla meşgul durumda. Eyüpsultan sadece bir cami ve mezarlıktan ibaret olmayıp civarı bir zamanların sivil toplum kuruluşları olarak kabul edilen tekkeleri ile de meşhurdur. İlk kadın sığınma evi olarak kabul edilen “Hatuniye Tekkesi”, Türkistanlı hacıların uğrak yeri olarak kabul edilen “Kaşgari Dergahı”, sahilde yer alan ve Zekai Dede Efendi’nin bir akademisi olarak faaliyet gösteren Bahariye Mevlevihanesi devrin önemli mekanlarıdır. Piyer Loti mevkiinde, mezarlıkların sona erdiği yerde Karyağdı Ali Baba isimli Bektaşi Tekkesi de bulunmaktadır. 19. yüzyıl‘ın son çeyreğinde tekkenin içinde bir matbaanın olduğu çeşitli kaynaklarda zikredilir. Yukarıda mezarlıkların bittiği yer olan tepelerde ağaçlıklar bulunur. Burada genişçe yayılmış vaziyette duran ve adını Fransız yazar Pierre Loti‘den alan bir kır kahvesi vardır. Haliç üzerinde şahane bir manzaraya sahiptir. Eminönü‘ne giden bütün yollar görülebilir. Büyük bir barış ve huzur duygusunu ağaçların altında çayınızı yudumlarken hissedebilirsiniz. Dünyanın pek çok yerinden insanlar bu güzelliği görmek için gelir. Şimdi Haliç temiz olup, nostaljik sandallar insanları eskiden olduğu gibi karşı sahillere taşımaktadır.

Eyüpsultan Belediyesi 2016 yılında ilçenin tarihi dokusuna göre yenileyerek, yerli ve yabancı ziyaretçilere daha iyi bir hizmet verebilmek adına ESTAM (Eyüp Sultan Tarihi Merkez) kimliği ile çalışmalara başlamıştır.Ayrıca belediye her yıl ilk ve ortaokul öğrencilerine kırtasiye desteği vermekte,12. sınıf öğrencilerine ise üniversiteye giriş desteği olarak nakdi yardım sağlamaktadır.

Ebu Eyyûb el-Ensarî camii ve türbesi

Eyüp adı, Muhammed’in yoldaşı ve sancaktarı olan Ebu Eyyûb el-Ensarî‘den gelmektedir. Kendisi buraya Arap ordusu ile birlikte şehrin ilk defa feth edilme denemesinde gelmiş ve burada ölmüştür. Son arzusu ise buraya gömülmekti. Onun istirahat yeri Bizans döneminde hürmet edilen bir yerdi. Fakat Latin İstilası olarak da bilinene Dördüncü Haçlı Seferi sırasında diğer kutsal Bizans yerleri ile birlikte dağınık duruma düştü. Yedi yüzyıl sonra, İstanbul’un fethi sırasında II. Mehmed‘in (Fatih Sultan Mehmed) hocası şeyh Akşemseddin tarafından yeniden keşfedildi. Fatih Sultan Mehmet, şehrin alınmasından sonra bir mezar yeri veya Türbe Ebu Eyyûb el-Ensarî’nin istirahat yeri üzerine ve bir cami onun onuruna yapılmasını emretti. İstanbul’a ilk büyük cami inşa edilecekti. Geleneksel hamam, okul odaları ve kantin kompleksi camiyi çevreleyecekti. Aynı zamanda İstanbul’a ilk defa böyle bir yapı yapılacaktı. 

Eyüpsultan’ın kutsal yer olması noktasından, Caminin bir taşının Peygamberin ayak izini taşıdığı söylenir. Pek çok cami, dua yerleri, şadırvanlar inşa edildi. Ve pek çok Osmanlı yöneticisi Ebu Eyyûb el-Ensarî’nin istirahat yeri yakınına gömülmek istiyordu. Alan büyüyordu ve pek çok dini mimarı kazanıyordu. İstanbul’a bu alana serin hava ve güzel manzara için gelmiş olan Türk ve yabancı turistlerin derviş tekkelerine ulaşabilme yeri haline geliyordu. Osmanlı İmparatorluğu‘nun yükselme döneminde Eyüpsultan, şehir duvarları dışında kalan tanınmış üç yerleşim yerinden biri idi. Diğer ikisinden biri Üsküdar ve sonuncusu Galata idi. Bu dönemin bazı karakteri, Count Preziosi’nin çoğu Eyüpsultan’ı içeren şehrin yağlı boya tablolarında görülebilir.

Eyüpsultan İskelesi ve çevresi, arka planda Eyüp Sultan Camii (Şubat 2013)

Karyağdı Ali Baba Tekkesi

Bugünkü Karyağdı Mahallesinde, mezarlıkların bittiği noktada ve Pierre Lotti tesislerinin yanı başında bulunmaktadır. 18. yüzyılın sonlarında kurulan bu Bektaşi tekkesi dönemin Osmanlı münevverlerinin ve Yeniçerilerin devam ettiği bir tekke idi. 1828’de Padişah II. Mahmud tarafından Yeniçeri Ocağı’nın ve Bektaşiliğin yasaklanmasıyla birlikte kapatılmış ancak sonraki dönemlerde tekrar açılmıştır. Mehmed Necib Baba, (ö. Bursa 1296/1879) Karyağdı Tekkesi şeyhi. Nicolas Vatin ve Thierry Zarcone’nin araştırmalarına göre bu şeyh tekkenin içine bir matbaa kurar. En azından, bilindiği kadarıyla, 1291/1874-1875 yılında tekke tarafından yayınlanan bir eser vardır. Bu yayın, sufi şiirlerinden oluşan, “Risale-i la’ihat-i cami” adında, 20 sayfalık küçük bir litografidir. İlk sayfasında, bu kitapçığın “Milli Eğitim Bakanlığı izni ile Karyağdı tekkesindeki Necib Baba Efendi matbaasında” basıldığı belirtilmiştir.Tekkenin çevresinde Bektaşi tarikatına ait kişilerin kabirleri vardır. Buradaki en eski kabir 1779 tarihinde resmi olarak tekkenin yönetimine getirilen es-Seyyid Muhammed Ali’ye aittir.

Feshane[

II. Mahmud tarafından Osmanlı İmparatorluğu‘nun Fes ihtiyacını karşılamak için kurulmuştur.2018 yılında başlayan restorasyon çalışmaları, 22 Haziran 2023 tarihi itibariyle sona erdi ve Artistanbul Feshane adıyla kültür sanat merkezi olarak ziyarete yeniden açıldı.

Pierre Loti Tepesi

Adını Fransız şair Pierre Loti‘den almaktadır. İstanbul’a geldikten sonra Eyüpsultan’da yaşaması ve kendisini her zaman Türk dostu olarak nitelendirmesinden dolayı tepeye Pierre Loti Tepesi adı verilmiştir.2007 yılında dönemin Belediye başkanı Ahmet Genç, “Pierre Loti Tepesi diye bir yer yoktur, bunu düzeltelim. Eyüp Sultan Tepesi diye bir yer de yoktur. Burası illaki Pierre Loti olmasın diye bir çalışma yapmayız” şeklinde açıklama yapmıştır.

Surp Asdvandzadzin Apostolik Ermeni Kilisesi[

1812 yılında ahşap olarak inşa edilen kilise, 1855’te günümüzdeki halini almıştır. Coğrafyacı Gugios İnciciyan kilise hakkında: “Çeşmeli Odalar Mahallesi’nde bulunan bu küçük kilise bir sene evvel kısmen yıkıldı ise de, kalan kısmında âyin yapılmıştır.” demiştir.

Surp Yeghia Apostolik Ermeni Kilisesi

18. Asırda İstanbul adlı eserinde: “Eskiden, buranın Serviler Mahallesi denilen yerinde Surf Egia adlı bir ermeni kilisesi vardı, fakat 1182 (1766) senesinin 16 mayıs günü kaldırıldı, bugün aynı yerde mevcut Surf Egia Kilisesi 1800 senesinde alınan fermanla tekrar yapılmıştır. Bu kilise 1832 de tamamen yeniden yapılmıştır. Serviler Mahallesi daha sonra Yukarı Mahalle adını almıştır.” demiştir.

Silahtarağa Elektrik Santrali[alar

1914 yılında, Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulan kömür yakıtlı santral, kurulduğu tarihten, kapılarını kapattığı 1983 yılına değin İstanbul’un enerji gereksiniminin karşılanmasında kullanıldı.Günümüzde Santralistanbul ismiyle İstanbul Bilgi Üniversitesi tarafından Enerji Müzesi olarak kullanılmaktadır.

KARYAĞDI BABA ALEVİ-BEKTAŞİ TEKKESİ

Eyüp gezimin son noktası olan Piyerloti’ye çıkıpta, Karyağdı Baba Tekkesi’ni ziyaret etmeden olmazdı… Bölgede bulunan tarihi, kültürel ve turistik yapılara ek olarak; cami, manastır, kilise, şapel, havra ve mezarlıkların ve türbelerin ardından, bölgede yoğun olarak yaşayan Alevi-Bektaşi kültürünü yaşatan İstanbullu hemşehrilerimizin bildiği bir yapıyıda sizin için ziyaret ettim. Karyağdı Baba Tekkesini.

Tekke, Eyüp-Silahtarağa sırtlarında, İdris köşkü mevkiinde, Gümüşsuyu mahallesi, Karyağdı sokağı ile Ballı Baba sokağının birleştiği yerde, etrafı duvarlarla çevrilmiştir. Karyağdı Baba Tekkesinin, Horasan erenlerinden olup İstanbul’un fethinde bulunduğu rivayet edilen Karyağdı Baba lakaplı Es-Seyyid Mehmed Ali Baba tarafından kurulduğu kaynaklarda yer almaktadır. Karyağdı Mehmed Ali Baba’nın kabri, tekke haziresinde olup, etrafı parmaklıklı ve baş tarafındaki şahide elifi taclı, kalın ve silindiriktir. 

Karyağdı Baba tekesi ve türbesi İstanbul-Eyüp’te, Piyer Loti Tepesinde yer almaktadır. Tekke binası ve diğer yapılar ahşap olup, yakın tarihte bir kısmı yanmış ve bir kısmı da yıkılmıştır. Bugün yalnız tek katlı ahşap bir ev mevcuttur. Aile bu mekanın Bektaşi kültürünün yaşaması için Şahkulu Vakfı’na devretmiştir.

Şeyh Es-Seyyid Mehmed Ali’ye Karyağdı Baba denmesinin nedeni menkıbesine göre, çok sıcak bir yaz mevsiminde Ali Baba’dan bir keramet arzu etmişler. O da yaz mevsiminde kar yağdırmış. O andan itibaren “Karyağdırdı Baba” diye anılmış ve bu da sonradan “Karyağdı Baba”ya dönüşmüş. Bu menkıbeler dışında, Bazılarına ve kitabesine göreyse, İstanbul’un kuşatmasında (1453’de) buralara gelmiş ve Fatih Sultan Mehmet’in gizli sancaktarı olan, bir Horasan erenidir, Karyağdı Baba hazretleri…

BALAT GEZİ REHBERİ

Biraz bohem biraz varoş  biraz entel biraz Asya biraz Avrupa olan buram buram tarih ve kültür kokan İstanbul burası… Kültür izleri, tarih, tezatlar ve kozmopolit yaşam gibi özellikler eski İstanbul semtlerinde olduğu gibi Balat’ta da var. Dar sokaklarda karşı eve gerilmiş iplerdeki renkli çamaşırları, üst katın cam kenarında çekirdek çitleyen kızı, merdiven önlerinde oturup dedikodunun dibine vuran şirin teyzeleri görebileceğiniz, kıraathanelerdeki çay kaşığı seslerini ve birbirine karışan ezan seslerini duyabileceğiniz, cafelerden gelen mis gibi pankek kokusunu içine çekebileceğiniz, her anını dolu dolu yaşayabileceğiniz bir semttir Balat. Farklı inançların sembolik merkezidir Balat…

Çok yakın bir geçmişin oldukça popüler mekanlarından biri olan Balat, Fener ve Cibali semtleri ile iç içe geçmiş olduğundan Fener-Balat olarak da biliniyor. Tarihi dokusuyla uzun yıllar cazibesini korumuş olan semt, son birkaç yıldır yerli turistlerin yanı sıra yabancı turistlerin de ilgisini çekiyor. Haliç kıyısıyla sahil surlarının arka kısmından iç kısımlara doğru, Eğrikapı yönünde yükselen bölgede kurulu olan Balat, gezilecek yerler, birbirinden güzel eğlence mekanları, cafeleri, tarihi ve turistik cazibe merkezleri ile sıkılmadan birkaç saatinizi geçirebileceğiniz eşsiz bir deneyim sunuyor.

Balat, bireysel olarak keşfedebileceğiniz kolay semtlerden biri olsa da, turlar ile gezinizi çok daha eğlenceli ve anlamlı hale getirebilirsiniz. 4-5 saat süren bu tur gezileri ile, Fener, Balat ve Cibali’nin en önemli ve en popüler turistik noktalarını görebilirsiniz. Viran hale gelmiş binaların yanında yenilenmiş rengarenk evler, tarihi camilerin yakınında yer alan sinagoglar ve çocuk dolu sokakları ile son yıllarda popüler semt kervanına katılan bir yer burası. Antika cenneti olarak da bilinir Balat. Gramafonlar, 45’lik plaklar, kırılmadan 50 yıl boyunca ayakta kalabilmiş çay bardakları, birbirinden güzel abajurlardan porselenlere Balat’ta hepsini bir arada bulabilirsiniz.

Artık nostalji olsun diye mi, yoksa annem sevinir diye mi bir parça alırsınız bilemeyiz ancak dilerseniz kapısından geçerken bir antika müzayedeyesine katılabilir, almak istemeseniz bile açık artırmayı kızıştırabilirsiniz. Ya da binlerce eski eşyanın içinde nostaljik bir fincanı alabilirsiniz. Kısaca Balat’ın tarihinden bahsedecek olursak da; Balat’ın tarihi bir Musevi mahallesi olarak Bizanslılara kadar uzanıyor. Adını Rumca bir kelime olan, ”Saray” anlamına gelen Palatiyon‘dan almış olan semt, Osmanlılar döneminde ise Yahudi yerleşmesi olmuş. Birbirinden eski kilise ve sinagogları, mimari yapısı, rengarenk evleri, hamamı ve çarşısıyla sosyoekonomik ve kültürel açıdan İstanbul’un yaşayan en önemli semtlerinden biri. Fener, Balat ve Cibali farklı semtler olmasına rağmen, iç içe geçmiş olduklarından dolayı bir bütün olarak düşünülebilir. Fener olarak adlandırılan yer, Fener Rum Lisesi ve Patrikhanenin bulunduğu bölge, Balat, Çıfıt Çarşısı ve Bulgar Kilisesi’nin olduğu bölge, Cibali ise, Kadir Has Üniversitesi’nin olduğu bölge olarak geçiyor.

Balat Gezi Rotası

70’li ve 80’li yılların İstanbul’unu en iyi anlatan semtlerden biridir Balat. Sokaklarda oynayan çocuklar, iplere dizilmiş çamaşırlar, her evin önünde kaldırımlara oturanlar, rengarenk tarihi evler, kiliseler, yıllara meydan okuyan konaklar ve daha neler neler…

Balat gezilecek yerler için aşağıdaki harita üzerinden semtte geçirmek istediğiniz süreye ve zevkinize göre bir liste çıkarabilirsiniz. Harita üzerinde yer alan turistik noktalar, Fener, Balat’ta kaçırılmaması gereken noktalar arasında.

Agora Meyhanesi 1890

Balat’ın en meşhur mekanlarından biri olan Agora Meyhanesi, yıllara inat ayakta kalmayı başarmış İstanbul’un en iyi bilinen eğlence mekanlarından. Haliç’e bakan tüm sokakların çıktığı yerde, 1890 yılında kurulmuş ve o dönemde kurulmuş meyhanelerden günümüze kadar gelebilen tek mekan. Osmanlı’nın kültürel mozaiğini de etkileyici bir biçimde gözler önüne seren bu meyhane, Sultan Abdülhamit’in şehirdeki gayrimüslim azınlıkların sosyal yaşamına gösterdiği hoşgörünün günümüze yansıması olarak değerlendiriliyor. Uzun yıllar denizcilikle uğraşan ”Dulidis” ailesinin bir ferdi olan Rum Kaptan Asteri, Rum kızı Eleni’ye aşkından dolayı kaptanlığı bırakıp, ürettikleri şarap, şıra ve sirkeyi satabileceği bir dükkan açmaya karar verir. Sultan Abdülhamit döneminde Kaptan Asteri, kalyonunu satar ve Rumca ”Meydan” anlamına gelen Agora’yı 1890 yılında açar. Asteri Dulidis’in ardından oğlu Stelyo Dulidis mekanı devralır. Daha sonra Stelyo’nun oğlu Hresto ve en sonunda da Agora’da 4 yıl boyunca kalfa olarak çalışmış Ersin Kalkan’ın devraldığı meyhane, günümüzde Kalkan ailesi tarafından işletiliyor.

Merdivenli Yokuş

Balat’ın en çok fotoğraflanan yerlerinden biri de Merdivenli Yokuş.

Balat’ın olmazsa olmaz gezilecek ve görülecek yerleri arasında olan bu yokuş, her semt ziyaretinde mutlaka ziyaret edilen, birkaç fotoğraf çekilmeden gezginlerin ayrılmadığı yerlerden. Sıra sıra rengarenk cumbalı evlerin gökyüzüne doğru merdiven misali çıktığı bu yokuş, özellikle hafta içi fotoğraf için ideal adreslerden. Hafta sonu bu yokuş kenarında oturanlardan dolayı, istediğiniz gibi fotoğraf çekemeyebiliyorsunuz. Yokuşun sol tarafında yer alan evler, UNESCO projesi kapsamında aslına uygun olarak restore edilmiş ve özenle seçilmiş pastel renkler ile boyanmış. Balat’ta en çok aranan sokak olan Merdivenli Yokuş Sokağı’nda basamaklara oturup birkaç kare fotoğraf çekmeyi unutmayın.

Sancaktar Yokuşu

Fener Balat’taki en çok fotoğraflanan yokuşların biri de, Rum Lisesi’ne (Kırmızı Mektep) çıkan Sancaktar Yokuşu. Balat turu için başlangıç noktası olarak da bu yokuşun bulunduğu yer tercih edilebilir. Hem Balat’ın kalbinin attığı yer hem de Fener’deki tarihi ve turistik cazibe merkezleri buraya oldukça yakın olduğundan çok daha kolay bir gezi rotası çıkarabilirsiniz.

Hobbit House

Fener’den Balat’a doğru gittiğinizde Yıldırım Caddesi’nin hemen köşesinde yer alan bu renkli ve hoş mekan, Balat’ta kahvaltı yapılacak en güzel ve en popüler yerlerden biri. Bölgedeki kedilerin kapılarında nöbet tuttuğu Hobbit House kahvaltının yanı sıra, atıştırmalık yiyecekleri ve güzel kahveleri ile mola verebileceğiniz hoş bir mekan.

Rengarenk bir sokakta bulunan bu mekan, kahvaltının yanı sıra ”Paylaş Kurtul Organizasyonu” ile de tanınıyor. Mekanın girişinde hemen yan tarafta kullanmadığınız eşyaları bırakabileceğiniz bir paylaş kurtul alanı bulunuyor. Buraya paylaştıklarınız ihtiyacı olan insanlara ulaşıyor. Balat’ta güzel bir hafta sonu kahvaltısı planlıyorsanız Hobbit House’a gidin. 100-150 TL gibi bir ücrete dolu dolu bir kahvaltı yapabilirsiniz. Ayrıca evinizde kullanmadığınız ne varsa getirmeyi de unutmayın.

Özel Fener Rum Erkek Lisesi (Kırmızı Mektep)

Kırmızı Lise veya Kırmızı Mektep olarak da bilinen Özel Fener Rum Erkek Lisesi, bilinenin aksine bir kilise değil özel bir lisedir. İlk görüşte bir kiliseye benzetebileceğiniz bu lise, görkemli yapısı ve eşsiz mimarisiyle tüm manzaraya hakim bir noktada bulunuyor. Sancaktar Yokuşu’nu çıktıktan sonra karşınıza çıkacak olan bu yapının tarihi ise, üzerindeki kitabeye göre 1881 yılına kadar uzanıyor. Fener Rum Patrikhanesi ile karıştırılabilen Kırmızı Mektep, Haliç’ten bile görülebiliyor. Tüm görkemiyle şehri yukarıdan selamlayan yapı, ilk kurulduğu yıllarda 500’den fazla öğrencinin eğitim gördüğü bir yer iken, günümüzde bu sayının 50’lerde olduğu söyleniyor.

Marsilya’dan getirilmiş kırmızı tuğlalar ile inşa edilmiş olan lisenin içerisini ancak özel izinle gezebiliyorsunuz. Dış mimarisiyle de kendisini sevdiren yapının bulunduğu yerden, güzel fotoğraflar kareleri de çekebilirsiniz.

Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi

Ortodoks dünyasının merkezi olan Fener Rum Patrikhanesi, çok detaylı süslemeye ve mimari bir yapıya sahip olmasa da, dünya çapında 250 milyon Rum’un inanç üssü olmasıyla oldukça ünlü. Hz. İsa’nın havarilerinden olan Aziz Andrea tarafından 4. yüzyılda kurulmuş olan Patrikhanenin içerisinde kütüphane ve Aya Yorgi Kilisesi de bulunuyor. Özellikle kilisesi ile ziyaretçilerin dikkatini çeken Patrikhane, Fener Balat’ta gezilecek en önemli yerler arasında. Patrikhane, kapısıyla da oldukça ünlü tarihi bir yapı. Sebebi ise, Osmanlı döneminde patriğin Osmanlı devletine ihanet ettiği anlaşılmış ve bu yapının orta kapısının önünde idam edilmiş. Bu orta kapı o günden beri kapalı. Hatta Kin Kapısı olarak da bazı kaynaklarda geçiyor. Sadrazam Ali Paşa ve İncebel Sokağı arasında yer alan Fener Rum Patrikhanesi’deki kilise içerisinde günümüzde azizlerin kemiklerini ve tabutlarını görebilir, altın varaklarla süslü duvarlara göz atabilirsiniz.

Fener Rum Ortadoks Patrikhanesi

İstanbul’un Eyüp-Balat semtinde konumlanıyor. Fener Balat gezi rotasının en önemli tarihi eseri olan Ortodoks Patrikhanesi, tarihsel açıdan çok önemli bir yer. Bu yazıda Fener Rum Patrikhanesi’nin tarihi hakkında bilgi vermek için biraz uzun bir yolculuğa çıkacağız. Roma İmparatorluğu’ndan ve erken Hristiyanlık döneminden bahsederek, patrikhanenin neden bu kadar önemli olduğunu vurgulayacağız.

Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi, aşağıdaki resimden göreceğiniz üzere birden fazla yapıdan oluşuyor. İçinde gezilecek en önemli tarihi eser ise, patrikhanenin kalbindeki Aya Yorgi Kilisesi. İlerleyen satırlarda Aya Yorgi Kilisesi’nin altın renkli eserlerini paylaşacağım. Ancak biraz sabredip giriş kısmını da okursanız, patrikhane hakkında derinlemesine bilgi edinebilirsiniz.

Patrikhane Tarihi

Hristiyanlık öğretisi, Hz. İsa‘nın ardından havarileri tarafından yayılmaya devam etti. Havariler, Antik Çağ‘da dünyanın merkezi olan Akdeniz kıyılarında Hristiyanlığı yaymak için gayret sarf ettiler. Aziz Petrus ve Aziz Paul, Antik Çağ’ın en önemli kenti olan Roma‘ya kadar gittiler. Bu sebeple, Roma, Hristiyanlar için her zaman önemli bir şehir olagelmiştir. Bunun yanında Antik Çağ‘ın kültürel merkezleri olan İskenderiye, Kudüs, Antakya, İstanbul gibi şehirler de Hristiyanlığın önemli merkezleriydi.

Roma İmparatorluğu içinde varlık gösteren Hristiyanlar, yaklaşık 300 yıl boyunca zulme uğradılar. Kapadokya‘da olduğu gibi, derin vadilere veya sarp kayalıklara kiliseler ve manastırlar inşa eden Hristiyanlar, sert uygulamalara rağmen varlıklarını sürdürmeyi başardılar.

Hristiyanlık öğretisinin önlenemez yükselişini fark eden ilk Roma İmparatoru, Konstantin oldu. İmparator Konstantin, bu yeni ve güçlü inanışı, çöküşte olan Roma İmparatorluğu’nu birleştirecek bir itici güç olarak kullanmak istedi. Hristiyanlığı kabul ettiğinde ilk olarak, güçlü bir örgütlenme kurmak istedi. Bu amaçla da Birinci İznik Konsili‘ni topladı. Bu konsilde Roma, Konstantinopolis (İstanbul), Antioch (Antakya), Jerusalem (Kudüs) ve Alexandria (İskenderiye) beş önemli Hristiyanlık merkezi olarak kabul edildi.

Roma ve Konstantinopolis Çekişmesi

Hiyerarşide ilk zamanlar Roma başta gelse de, İmparator Theodosius döneminde (4. Yüzyıl sonu) İstanbul ile Roma‘nın statüsü eşitlendi. Bu uzun vadede iki kilise arasında bir husumete neden oldu. Yükselen tansiyon, 1054 yılında Büyük Ayrılık (Great Schizm) ile patlak verdi. Konstantinopolis’teki Patrik ile Roma’daki Papa birbirlerini karşılıklı aforoz ettiler.

İstanbul’da Latin İşgali

Bu husumet, 1204‘te düzenlenen IV. Haçlı Seferi‘nde, Konstantinopolis’te vuku bulan Latin İstilası‘na da kapı araladı. Latinler bir dost gibi kapısına kadar geldikleri Bizans başkentini, hile ile ele geçirdiler ve yağmaladılar. Ne yazık ki, bu işgal dünyanın o dönemdeki en güzel şehri olan Konstantinopolis’i yerle bir etmiş ve enkaz haline getirmiştir.

Bizans’ın Çöküş Süreci

1261‘de geri alınan şehir, artık bir viranedir. Sultanahmet’te bulunan Büyük İmparatorluk Sarayı harabe haline gelmiş ve İmparatorlar son 200 yıl boyunca Balat yakınlarındaki Blachernae Sarayı‘nı kullanmışlardır. Fatih Sultan Mehmet‘in, bu dillere destan şehri beklediğinden çok daha kötü halde bulduğu için çok hüzünlendiği rivayet edilir.

Patrikhanenin Fetih Sonrası Yolculuğu

Ayasofya, 532-537 yılları arasında Bizans İmparatoru Justinian tarafından inşa edilmişti. Halkın ve imparatorların büyük bir önem atfettiği bu muhteşem yapı, Fatih Sultan Mehmet‘in kararıyla camiye çevrilince; Konstantinopolis Patrikliği’nin taşınması şart oldu. İlk olarak Havariyyun Kilisesi’ne geçtiler. Ancak orası bir süre sonra yıkıldı ve yerine Fatih Camii inşa edildi.

Bu sebeple, bu günlerde Ortadoks Başpiskopos Bartelamos’un başında olduğu, Patrikhane; birkaç kez yer değiştirmek zorunda kaldı. Patrikhane’nin bugün bulunduğu Fener semtinden önceki en uzun süreli durağı, bugün Fethiye Müzesi olarak bilinen Pammakaristos Manastırı idi. 1453 ile 1590 arasında birkaç kez adres değiştiren Patrikhane, son olarak bugünkü Fener semtinde konumlanan Aya Yorgi Kilisesi‘ne taşındı ve 400 yılı aşkın bir süredir de aynı yerde hizmet veriyor. İstanbulu ziyaret eden; yerli ve yabancı meraklı turistlerin gezip gördükleri yerlerin başında gelmektedir…

Sveti Stefan Bulgar Kilisesi

Demir Kilise olarak da bilinen Sveti Stefan Bulgar Kilisesi, Haliç’in mavi sularının kıyısında 1898 yılında ibadete açılmış şanlı bir geçmişe sahip ”Anıt-Kilise” özelliği taşıyor. Mimari özelliğiyle dünyada tek olan kilise, Bulgarların güven ve gurur vesilesidir.

Yanmış olan bir kilisenin yerine açılan Sveti Stefan, her şeyi demirden yapılmış olan bir kilise olması bakımından da önemli. Bu yüzden de yapı ”Demir Kilise” olarak anılıyor.

Dünyanın tek demir kilisesi olması bakımından mimari açıdan oldukça dikkat çeken kilisenin yapımında 500 tona yakın demir kullanılmış. 19. yüzyıla kadar kendilerinin ibadet edecekleri bir kiliseleri olmayan Bulgar cemaati, uzun yıllar boyunca Rum Ortodoks cemaatinin kiliselerine giderlermiş. Bulgar cemaatinden olan ”Stefanaki Bey”in kendisine ait olan arazisini bağışlaması ile ilk olarak ahşaptan yapılmış kilise, sonrasında bu kıyıların en gösterişli demir kilisesine dönüşerek, dünyada mimari bakımdan bir ilke imza atmış.

2018 yılında biten restorasyon sonrası açılan kiliseyi günümüzde ziyaret edebilirsiniz.

Küçük Mustafa Paşa Hamamı

II. Bayezit dönemi vezirlerinden olan ”Karamanlı Mustafa Paşa” tarafından 1470’li yıllarda yapıldığı tahmin edilen Küçük Mustafa Paşa Hamamı, bir kiliseden çevrilmiş olmasıyla da farklı bir hikayeyi barındırıyor. Hem erkekler hem de kadınlar için farklı bölümleri olan hamam, çifte hamam olarak günümüze kadar kullanılmış. İstanbul’daki hamamlarda görülmeyen dev kubbe yapısına sahip olması hamamın daha önceden bir ibadet yeri olarak kullanılmış olduğunu kanıtlıyor. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte özelleştiren hamam 1995 yılına kadar kullanılmış, daha sonra talep az olduğundan dolayı kapatılmış. Son yıllarda yapılan geniş çaplı bir restorasyonun ardından yeniden hizmete giren hamam, Cibali’de Gül Camii ile karşılıklı bir konumda yer alıyor.

Gül Camii

Tarihi Bizans dönemine kadar uzanan Gül Camii, İstanbul’da kiliseden çevrilen camiler arasında önemli bir yere sahip. Tarihi ve hikayesinin yanı sıra mimari yapısıyla da dikkat çeken camii, Ayakapı – Balat gezilecek yerler arasında yer alıyor. Haliç kıyısındaki güzel konumuyla da dikkat çeken caminin iç duvarlarında 19. yüzyıldan kalma kalemişi nakışlar yer alıyor. Azize Teodosia Manastırı olarak da bilinen bu yapının II. Bayezit döneminde camiye çevrilmiş olduğu söyleniyor. Camideki minare II. Selim tarafından yaptırılmış, Sultan II. Mahmut tarafından da camii onarılmış ve hünkar mahfili eklenmiş.

Balat Surp Hreşdagabet Ermeni Kilisesi

Birbirinden farklı ibadet mekanlarına ev sahipliği yapan Balat, bir de Ermeni Kilisesi’ne ev sahipliği yapıyor. Balat’ın en önemli tarihi yerleri arasında başı çeken bu kilisenin bulunduğu yerde ”Aya Strati” adında başka bir kilise bulunuyormuş. Daha sonra uzun bir süre boyunca kaderine terk edilmiş olan bu kilisenin bulunduğu yere 1625 yılında ahşaptan başka bir kilise yapılmış. Yapılan bu kilise 1628 yılında ibadete açıldıktan kısa bir süre sonra, çıkan bir yangından dolayı hasar görmüş ve yeniden onarılmış. 1692 yılında çıkan bir başka yangının ardından harap olan kilise, uzun yıllar boyunca kullanılmamış.

Günümüzdeki kilise ise 1835’te yapılmış. Birçok badire atlatmış olsa da, onarılarak ve sağlamlaştırılarak günümüze kadar gelmeyi başarmış. Kilisenin giriş kısmında İsa’nın göğe yükselişi tasvir edilmiş. Ayrıca iç mekan dış cepheye nazaran daha süslü ve gösterişlidir. Zamanınız varsa kilisenin içerisine mutlaka göz atın derim.

Ferruh Kethuda Camii

Kanuni Sultan Süleyman‘ın sadrazamlarından Semiz Ali Paşa’nın Kethüdası Ferruh Ağa tarafından 1562’de Mimar Sinan’ın tasarımı ile küçük bir külliye olarak yaptırılmış. Caminin dışında külliyede mahkeme binası, çeşme ve tekke bölümleri de bulunuyormuş. Balat Camii olarak anılan bu tarihi yapı, 1877 yılında çıkan bir yangından dolayı zarar görmüş, mahkeme binası ve tekke bölümleri yanarak yıkılmış. 1925 yılında tekkelerin kapatılmasının ardından terk edilmiş olan camii, uzun bir süre kullanılmamış ve mahalle halkının kurduğu bir dernek tarafından 1953 yılında onarımına başlanmış. Daha sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü‘nün desteği ile 1960 yılında tamamlanmış restorasyon sonrasında ibadete açılmış olan camii, son görünümünü ise 1980 yılında yapılan restorasyon sonrasında almış. Günümüzde hem ziyarete hem de ibadete açık olan camii, tarihi İstanbul camileri arasında önemli bir yere sahip.

Moğolların Meryemi Kilisesi

Kanlı Kilise olarak da bilinen Moğolların Meryemi Kilisesi, daha çok hikayesiyle Balat’ta görülmeye değer yerler arasında. Kilisenin temelleri kendisini dine adamış, iyilik yaymasıyla ünlenen bir kadının, bir prensesin hüznüyle atılıyor. Bir rivayete göre, 800 yıl önce Bizans Kralı, kızı Prenses Maria’yı Moğol Hükümdarı Hülagü Han ile evlenmesi için Moğol topraklarına yolluyor. Yolda prensesin kocası olacak Hülagü Han ölüyor ve yerine hükümdarın oğlu Abhaka Kağan ile evlendiriliyor. Abhaka Kağan‘ın da hayatını kaybetmesinin ardından, başka bir kişi ile evlenmesinin uygun olmayacağına karar verilip, prenses baba evine dönüyor. Aradığı mutluluğu evlilikte bulamayan prenses bir daha evlenmiyor ve kendini dine adıyor. İşte bu kiliseyi de evine döndükten kısa bir süre sonra yaptırıyor. İstanbul’un fethinden sonra kilise olarak kalmasına izin verilen yapı günümüzde ibadete açık.

Atik Mustafa Paşa Camii

Hz. Cabir Camii olarak da bilinen Atik Mustafa Paşa Camii, 9. yüzyıl Roma döneminden kalan Aya Tekla Kilisesi’nin camiye çevrilmesiyle oluşturulmuş. Kiliseden kalan eserlerin büyük bir bölümü ise günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergileniyor. Duvarlarının birinde güneş saati bulunan bu tarihi mabet, 1490 yılında II. Bayezit’in vezirlerinden Koca Mustafa Paşa tarafından camiye dönüştürülmüş. Günümüzde ibadete açık olan bu camii de, Balat gezilecek yerler listenize ekleyebileceğiniz önemli tarihi yapılar arasında yer alıyor.

Çıfıt Çarşısı

Çıfıt, Osmanlı döneminde Yahudilere verilen bir isim. 1492 yılında bölgeye yerleştirilmiş olan Yahudilerin açtıkları bu çarşıya, o günden beri Çıfıt Çarşısı deniyor. Günümüzde Leblebiceler Sokağı veya Balat Çarşısı olarak da bilinen bu çarşı, Balat’ı an be an yaşayabileceğiniz, tarihe tanıklık edebileceğiniz yerler arasında. Esnafların hemen hemen hepsi Türk. Çarşıda aklınıza gelebilecek birçok şey de bulunabiliyor. Ancak özellikle antikacılar, turistler tarafından ilgi görüyor. Ayrıca Agora Meyhanesi ve 15. yüzyılda inşa edildiği tahmin edilen Balat Yangol Sinagogu da burada bulunuyor. Çok eski zamanlarda Tekfur Sarayı’nın ahırları olarak kullanılan bu bölge, günümüzde çok çeşitli ve renkli dükkanlara ev sahipliği yapıyor. Balat’a kadar gidip, İstanbul’un en ünlü çarşılarından biri olan Çıfıt’ı görmeden, Balat turu tamamlanmış sayılmıyor.

Tahta Minare Camii

İstanbul’un en eski camilerinden biri olan fakat çok da tanınmayan Tahta Minare Camii, küçük bir sokak arasında yer aldığından çoğu gezginin Balat’ta es geçtiği bir tarihi yapı. İstanbul’un fethinden kısa bir süre sonra, 1458 yılında Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış olan camii, kagirden yapılmış minaresi ve küçük boyutu ile göz atılabilecek mabetlerimizden biri.

Kiremit Caddesi

Balat’ın en çok aranan caddelerinden. Rengarenk evlerin dizilmiş olduğu bu cadde, Balat gezilecek yerler arasında oldukça popüler bir yer. Bölgedeki en güzel fotoğraf karelerini yakalayabileceğiniz bu caddeyi takip ettiğinizde, Balat’ın gizli kalmış yerlerini de keşfedebiliyorsunuz. Bu caddeye çıkan çok sayıda ara sokak bulunuyor. Zamanınız varsa cadde üzerindeyken bu ara caddelere tek tek girin. Hiç beklemediğiniz İstanbul manzarasıyla bu ara sokaklarda karşılaşabiliyorsunuz. Cadde üzerinde 1-2 market bulunuyor olsa da yanınıza bolca su almayı unutmayın. Caddenin bazı yerlerinde ağır yokuşlu yollar yer aldığından sıcak yaz aylarında bunaltıcı olabiliyor.

Ayakapı Hamamı

Mimar Sinan‘ın en önemli eserleri arasında sayılan Ayakapı Hamamı, 1582’de III. Murad’ın annesi Nurbanu Sultan tarafından yaptırılmış. Haliç kıyısında Fener ile Ayakapı arasında yer alan hamam, tek hamam olarak inşa edilmiş. Hamam, tuğla hatıllı kesme bir taştan yapılmış. Günümüzde harap bir halde olan hamam dışarıdan birkaç dakikalığına göz atılabilecek tarihi yapılar arasında.

İncir Ağacı Kahvesi

Balat turunda görülecek en güzel yerlerden biri de renkli bir dış görünüme sahip popüler Instagram spotlarından olan İncir Ağacı Kahvesi‘dir. Adeta Yeşilçam filmlerinden fırlamış bir görünüme sahip olan mekan, daha çok çiftler tarafından rağbet görüyor. Balat’ın muhteşem tarihi güzellikleri arasında gezerken kısa bir mola verebileceğiniz, Balat Kafesi olarak da bilinen İncir Ağacı Kahvesi, rengarenk tabelasıyla dikkatinizi mutlaka çekiyor. İncir Ağacı Kahvesi’nin bulunduğu yerdeki merdivenler, Balat turuna çıkan her turistin fotoğraf çektirmeden ayrılmadığı yerler arasında. Merdivenlerin başından kafenin girişine kadar sizi Emel Sayın, Sadri Alışık, Tarık Akan ve Kadir İnanır gibi ünlü Yeşilçam oyuncularının boy boy film afişleri karşılıyor. Kafenin dış mekanı içinden çok daha fazla ilgi görüyor olsa da, dışarıda bulunan taburelerde oturmak yerine, tam ortasından incir ağacının geçtiği iç mekana oturun derim. Biraz daha sessiz bir atmosfere sahip iç mekan da, en az dışarısı kadar başarılı bir şekilde süslenmiş. Balat’ta unutulmaz bir yorgunluk kahvesi içebileceğiniz mekan arıyorsanız, İncir Ağacı Kahvesi gitmeniz gereken en özel yerlerden biri olacaktır.

Molla Aşkı Manzara Tepesi

Ezel ve İncir Reçeli gibi filmlerin çekildiği yer olmasıyla ünlenmiş Molla Aşkı Manzara Tepesi, İstanbul’u en güzel seyredebileceğiniz yerler arasında. Sahip olduğu cafesi ile ünlü olan bu tepede manzaraya karşı kahvaltı yapabilir veya yorgunluk kahvesi içebilirsiniz. İstanbul’da manzaraya karşı kahvaltı yapılabilecek en güzel yerlerden biri desem, sanıyorum abartmış olmayız. Tepedeki cafede fiyatlar İstanbul’un geneline göre gayet uygun. 2 kişilik bir kahvaltıyı ortalama 120-180 TL gibi bir ücrete alabilirsiniz. Sıcak veya soğuk içeceklerin de servis edildiği cafenin, hafta sonu biraz kalabalık olabileceğini de unutmayın. Molla Aşkı Kültür Parkı, özellikle Balat gezilecek yerler listesine eklenebilecek bir yer olmasa da, Balat’ta kahvaltı yapmayı planlıyorsanız mutlaka göz atın deriz.

Balat Ahrida Sinagogu

Romanyot Yahudileri tarafından 1430 yılında iki sinagog olarak inşa edilmiş olan Ahrida Sinagogu, Balat Çarşısı’nın yakınında merkezi bir konumda yer alıyor. Makedonya’nın Ohri şehrinden gelen Yahudilerin kullandığı, bu yüzden de bu isimle anılan tarihi yapı, 1860 yılında birleştirilerek tek bina haline getirilmiş. İstanbul’un en büyük Sinagogu olma özelliğine sahip olan Ahrida Sinagogu’nun en önemli özelliği Teva’sının (Dua Kürsüsü) tekne pruvası şeklinde yapılmış olması. Bir inanışa göre bu tekne pruvasının ”Nuh’un Gemisini” anımsattığı söylenir. Bir diğer inanışa göre ise, tekne pruvasının Balat’a getirilen Yahudileri taşıyan kadırgaya ithafen yapıldığı söyleniyor.

Coffe Department

Kenya çekirdeğinden demlenmiş olan drip kahvesi, sadece Balat’ta değil tüm İstanbul’da meşhur. Şehirdeki en iyi kahvelerden birini içebileceğiniz bu cafede güzel bir kahvenin yanı sıra, ünlü haşhaşlı limon kekini de deneyebilirsiniz. Ayrıca bu cafenin hemen karşısında yer alan Kadraj Cafe de oldukça popüler.

Maison Balat Cafe

Balat’ın küçük ve sevimli cafelerinden biri olan Maison Balat Cafe, ayrıca birçok antika eşyalarını satın alabileceğiniz küçük bir dükkan olarak da hizmet veriyor. Ayrıca Balat’ta kahvaltı için şirin ve sessiz bir mekan arıyorsanız, Maison Cafe’den daha iyisini bulamayabilirsiniz. Fiyatlar bölgedeki mekanlar ile hemen hemen aynı düzeyde seyrediyor.

Tarihi Balat Sokakları

Şüphesiz Balat gezilecek yerler arasında bu tarihi sokaklar başı çekiyor. Her sokak birbirinden farklı atmosfere sahip olduğu gibi, farklı renkte konaklara ve tarihi evlere de sahip. Balat’ın her bir sokağı güzel olsa da, Çorbacı Çeşmesi Sokak, Kiremit Caddesi üzerinde yer alan sokaklar, Dr. Sadık Ahmet Caddesi’ndeki sokaklar ve Fener Külhanı Sokağı kaçırılmaması gereken tarihi sokaklar arasında yer alıyor.

Fethiye Camii

Tarihi Yarımada üzerinde Çarşamba semtinde bulunan, İstanbul’un en eski tarihi yapılarından biri olan Fethiye Camii olarak bilinen yapının tarihi 12. yüzyıla uzanıyor. İlk başta Pammakaristos Kilisesi olarak inşa edilmiş olan yapı, 16. yüzyılda camiye dönüştürülerek günümüzdeki halini almış. Balat’ta görülmesi gereken yerler listesinin en önemli yapılarından biri olan Fethiye Camii, Fethiye Kapı Sokağı’nda yer alıyor.

Sultan III. Murad tarafından Osmanlı döneminde camiye çevrilmiş olan yapı, 1845-1846 yılları arasında büyük bir restorasyondan geçmiş. Fethiye Camii’nin de bulunduğu yapı bir manastır kompleksi olduğundan, camiye çevrilen ana yapının dışındaki şapel olarak kullanılan güney kilise, müzeler idaresine verilmiş ve günümüzde bir müze olarak hizmet veriyor. Güney Kilise, daha çok kubbe mozaiğiyle ziyaretçilerin dikkatini çekiyor. Bu mozaiklerin tarihi 14. yüzyıla uzanıyor. Kubbedeki bu mozaiklerde Havarilerle çevrili Pantakrator İsa yer alırken, apsiste Deesis sahnesi tasvir edilmiş. İsa kubbedeki tasvirinde tüm pantakrator İsa tasvirlerinde olduğu gibi sağ eliyle takdis işareti yaparken sol elinde de incil tutar.

Yavuz Sultan Selim Camii

İstanbul’un az bilinen camilerinden biri olan Yavuz Sultan Selim Camii, 1519-1522 yılları arasında, Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle inşa edilmiş. Evliya Çelebi’ye göre caminin mimarı Mimar Sinan olsa da, birçok kaynağa göre caminin Mimar Acem Ali tarafından yapıldığı biliniyor. Şehirdeki yedi selatin camisinden biri olan Yavuz Sultan Selim Camii, görkemli ve büyük kubbesi ve tek şerefeli olan iki büyük minaresiyle tabhaneli camilerin en son örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Haliç’e hakim İstanbul’un beşinci tepesinde inşa edilmiş olan camii, sadeliğiyle dikkat çekiyor. Camii, kesme küfeki taşından inşa edilmiş olup, eşsiz bir Haliç manzarasına sahip. Caminin bir yanı uçurumken diğer yanında sarnıç yer alıyor. Caminin dış cephesi sade bir mimariye sahip olsa da iç mekan biraz daha süslü.

Özel Maraşlı Rum İlköğretim Okulu

Özel Maraşlı Rum İlköğretim Okulu, Fener Rum Patrikhanesi’nin bulunduğu sokağın sonunda yer alıyor. Balat’ta görülecek yerler arasında olsa da, çoğu turistin es geçtiği tarihi yapılardan biri. Bu okul, görkemli yapısıyla bir sarayı andırıyor. Ayrıca okul, eski Yunan tapınaklarını andıran 4 sütunlu girişiyle de dikkat çekiyor. Rum tüccar Grigoris Maraslis’in katkılarıyla okulun inşaatı başlamış ve inşaat 1901 yılında tamamlanarak okul açılmış. O günden günümüze birçok öğrenciye eğitim vermiş olan okul, günümüzde de bir eğitim evi olarak hizmet veriyor. Okulun içerisine giremeseniz de, bu tarihi görkemli yapıyı dışarıdan görebilirsiniz.

Balat Kültür Evi

Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyonu tarafından, Balat’ın toplumsal yaşamını, özellikle semt kadınlarının ekonomik hayata katılımını artırmak amacıyla kurulmuş olan Balat Kültür Evi‘nde bir cafe, sergi salonu, el işi eğitim alanı ve mutfak eğitimi alabilecekleri bir de mutfak bulunuyor. Bu mutfakta yapılan el işi ürünler ise Vodina Cafe’de satışa sunuluyor. Kültür evine katkıda bulunmak isterseniz, Vodina Cafe’nin birbirinden güzel ve lezzetli ev yemeklerini deneyebilirsiniz.

Cibali Tütün Fabrikası

Balat gezi rotası için en popüler başlangıç noktalarından biri olan Cibali Tütün Fabrikası, 1884 yılında, II. Abdülhamit döneminde inşa edilmiş. Düyûn-ı Umûmiye’ye bağlı Reji şirketi binası olarak inşa edilmiş olan fabrika, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası olarak anılmış. 1995 yılında boşaltılan yapı, detaylı bir restorasyonun ardından Kadir Has Üniversitesi’ne tahsis edilmiş. 2002 yılından beri de bina, Kadir Has Üniversitesi olarak hizmet veriyor. Günümüzde Kadir Has Üniversitesi’ne ait olan bu tarihi binayı ücretsiz olarak gezebiliyorsunuz.

Daha Başka Balat’ta Nereler Gezilir?

Balat’ta gezilmesi gereken yerler tabii ki bu liste ile sınırlandırılamaz. Daha semtin görülmeye değer birbirinden güzel tarihi ve turistik cazibe merkezleri var. Cennet Mahallesi Pembe’nin Evi ve Balat Turşucusu da bunlardan bazıları. Sadece semtte değil, İstanbul’da nam yapmış bu turşucuya uğramayı da unutmayın. İstanbul’un en gözde müzelerinden olan Tekfur Sarayı Müzesi ve Kariye Müzesi de Balat gezilecek yerler arasında denebilir. Teknik olarak Balat’a 20-25 dakika yürüme mesafesinde. Ancak Balat’tan Fener’e geçebilir, buradan kısa bir yürüyüş sonrası bu iki müzeye güzel bir gezi ile ulaşabilirsiniz.

Balat turu sonrasında detaylı bir İstanbul turu yapmak isterseniz de, İstanbul gezilecek yerler veya İstanbul gezi rehberi adlı yazımıza da göz atabilirsiniz.

Balat Nerede ve Nasıl Gidilir ?

Özellikle fotoğraf ve antika meraklıların favori adreslerinden biri olan Balat’a ulaşım, İstanbul’un birçok noktasından kolaylıkla sağlanabiliyor. Semte ulaşım için en ideal yollardan biri Eminönü‘nden Balat’a giden otobüsleri kullanmak. İETT otobüslerinin yanı sıra, semte giden birçok özel halk otobüsü de var. Ayrıca hava güzelse 1.5 saat gibi bir sürede Eminönü’nden Balat’a yürüyerek ulaşmak bile mümkün. Metrobüs ile Balat’a ulaşım için Ayvansaray durağında inmeniz gerekiyor. Bu duraktan Balat’ın kalbinin attığı yere kısa bir yürüyüş sonrası ulaşılabilir. Ayrıca yeteri kadar zamanınız varsa, Ayvansaray’daki tarihi ve turistik noktalar da görülmeye değer.

Balat’ın En Güzel Cafeleri

Balat gezilecek yerler dışında, kahvaltı yapabileceğiniz veya şehirdeki en güzel kahvelerden bazılarını içebileceğiniz hoş mekanlara da ev sahipliği yapıyor. Bu cafeler arasında en çok tercih edebilirsiniz. Balat gezilecek yerler listesine eklenebilecek daha birçok tarihi ve turistik cazibe merkezinden bahsetmek mümkün. Yeteri kadar zamanınız varsa, Eyüp-Fener-Balat turu için en azından yarım gününüzü ayırın. 

Bu semt kaybolarak gezilecek en güzel sokaklara ve caddelere sahip. Bu yüzden gezilecek yerler için liste yapmak yerine, her gördüğünüz caddeyi, sokağı keşfedin. Kulağınızın pasını, ruhunuzun buğusunu silen tarihi Eyüp, Balat, Piyerloti ve Haliç manzaralı Silahtar ve Eyüp sokaklarını doyasıya gezin. Gezin ki, İstanbul sur içinde yaşamanın ayrıcalığı ve dayanılmaz hafifliğini keşfedin, yeniden…

Şiirlere ve şarkılara esin kaynağı ve bir dünya cenneti, dünya kültür başkenti olan güzel İstanbul’un bir başka semtinde (elinizde İstanbul Gazetesi olduğu halde); kahve molası vermek için; başkasına söz vermeyiniz. Yoleri gezgin derviş ve Modern Seyyah’ın yeni kent rotasında, yeriniz çoktan rezerve edildi, unutmayınız. Dostlukla kalın… Yolunuz ve bahtınız açık olsun canlar…

Kaynak: www.dursunozden.com.tr

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

shared on wplocker.com