ÇİN (Pekin, Şankay, Şiyan, Urumçi ve Turfan) – (Dış gezi)

Asya’nın kültür ve turizm merkezi Çin

Çin Yazarlar Birliği ile Türkiye Yazarlar Sendikası arasında başlayan ikili kültürel temaslar, iki ülke arasında olumlu gelişmelerin başlamasına neden oldu. 2004 yılında benim girişimlerimle başlayan kardeşlik ve dostluk ilişkisi, 2012 yılında Türkiye’de Çin yılı ve 2013 Çin’de Türkiye yılı kutlanmasına neden oldu. Türk edebiyat klasik eseerlerinin Çinceye ve Çin edebiyat eserlerinin Türkçeye çevrilmesine ilk imzayı ben attığım için çok mutluyum. Öte yandan; Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkeleri başta olmak üzere; Dünyanın 66 haline tanıklık eden bir gezi yazarı olarak; Turfan Karız Enstitüsü‘nün olanağı ile gittiğim, 1984’de özerk olan Çin Halk Cumhuriyeti Sinciang – Uygur Özerk Bölgesi’nde bulundum. Arap harfleriyle Uygurca yazıp okuyan bölge halkı, özgün mimari zenginliği ile dikkati çeken tarihi camilerde b vakit namaz kılıyorlar. Geleneksel etnik halk kültürlerini, günlük yaşamlarında da yaşatıyorlar. Zengin mutfak ve folklorik özellikleriyle;  tümfarklılıklarına karşın, barış vehuzur içinde yaşıyorlar. Binlerce yıldır yaşatılan Karız Kültürü; yerleşik toplum, ileri ziraatçılık ve kentsel yaşamın her alanında etkisini hissettiriyor. Başkent Urumçi ve Turfan havzasında 2500 yıl önce Uygur Türkleri tarafından yapılan yeraltı su kanalları sistemi-Karızlar hakkında araştırmalar yaptım(2004). Bu bölgede bulunan Uygur Türkleri, Çinli ve öteki kardeş haklarla birlikte mutlu yaşamaktadır. Son olarak da; (24 Haziran-3 Temmuz 2009) arası, Emirates Havayollakalite, güven ve konforfarkıyla gittiğim Dubai aktarmalı, 14 saatlik İstanbul-Pekin uçak yolculuğu yaptım. Çin Yazarlar Birliği’nin davetlisi olarak, Türkiye Yaz2112027529_10205251347062792_4172861190223222800_n1174883_10200535038718031_1329371113_nsinciangdsc00167hosicimlikarizarlar Sendikası’nı temsilen yapılan bir haftalık gezim verimli geçti. İki ülke yazar örgütleri arasındaki resmi temasların yanı sıra; Pekin, Şiyan ve Şankaydaki yazar derneklerinin konuğuolarak; rehber arkadaşım Doç. Dr. Liu Zhao ile Çin’in bu üç önemli eyalet merkezlerindeki turistik, tarihi, kültürel ve doğal zenginlik kaynaklarını gözlemledim. Tüm gezim sırasında, şifalı-zarif elleriyle yaşama dokunan masajcı güzellerin ve konuksever insan manzarasının fotoğrafını çektim. Görseller: Fotoğraf Galerisinde.

Kitapçılarda Çinceye çevrilmiş Atatürk, Nasrettin Hoca, Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Can Dündar, Hikmet Altınkaynak ve bazı Türk yazarlarının kitaplarını gördüm. 1,5 milyar nüfuslu Çin’de; 1949’dan beri okullarda; 9. sınıf “Yakın Çağ Tarihi” ders kitaplarında “Türkiye Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet Devrimleri ve Kemal Atatürk”ün  okutulduğu bilinmektedir. Çinli aydınların çoğunun; binlerce yıllık tarihi mirası ve geleneksel değerlerine bağlı ve de yenilikçi olduklaını gördüm.

Mazlum ulusların umudu olarak gelişen ve güçlenen “Asya Merkezli İttifak” seçeneğinin Çin’e özgü formülü şöyle: Biraz Konfiçyus ve Mao Ze Tung, biraz da Adam Simith ve Karl Marks’ın toplumsal anlayışı ve üretim tarzının harmanlanmış hali ya da aşure tatlısı da denebilir bu Asya tipi mucizenin adına. Yani Sosyalist disiplinin ve güçlü kollektif kamu iradesinin eliyle Kapitalist olan yoldan uygulaması Çin’in öncülüğünde güç kazanıyor. Amaç; “Feodalizmden Sosyalizme geçiş aşamasında görülen aksaklaıkların Sosyalist üretim ilişkisi içinde Kapitalizin olgunlaşmasıdır” deniliyor. Bu bağlamda Çin’de; güçlü devlet ve kamucu milli irade ve milli savunma-milli sanayi-milli eğitim-yaygın ve derin milli istihbarat ağı hissediliyor. Çok okuyan ve çok gezen bilgeler ordusu, efsane ve destanlar vatanı, tek eş ve tek çocuk uygulaması, yüksek hızlı tren yolculuğunda ve gökdelenler arasında süzülen nostaljik toplu taşıma araçlarında ve bisikletlerde güler yüzlü işe yetişme telaşı, çağdaş yaşama uyumluluk yaşanıyor. Öte yandan, sosyalist üretim ilişkileri içinde kapitalist yöntemlerle rekabetçi-pazarcı ekonomik sistemin yanı sıra; güçlü kolektif iradenin ve adımların birlikte formüle edilişindeki mucizenin sırlarına tanık olmanın ayrıcalığını  yaşadım. Uçakta tanıştığım Çinli bir enerji mühendisi Liu Shi, Çin mucizesinin bir başka yanını anlattı: “Çevre dostu olan rüzgar, güneş, su ve elektrik enerjisine ek olarak, bio enerji Çin’i diğer ülkelerden farklı kılıyor. Çin’da yaşayan 1,5 milyar insan ortalama günde bir kez kaka ve üç kez de idrar yapar. Tüm bu insan atıkları belirli bölgelerde toplanır. Bunlardan bioenerji üretilir. Yetersiz olan yerlerde ise, domuz çiftliklerindeki atıklar imdada yetişir. Çin’in önemli bir enerjisi bu yolla karşılanıyor…” dedi. Görüldüğü gibi, Çinlilerin “kokaryakıt” dedikleri atıkları bile işe yarıyor. Hemen her şeyin taklitinin yapıldığı Çin’de, garanti belgeli ve uzun ömürlü-dayanıklı asılları da yapılmakta ve iç pazarda olduğundan çok, dış pazarlarda alıcı bulmaktadır.

Çin’deki havalimanları ve oteller başta olmak üzere, tüm yaşam alanlarında A(H1N1) grip virüsüne karşı olağanüstü önlemler dikkat çekiyor. Havaalanında henüz uçağın içindeyken maskeli iki doktor gelip, bütün yolcuları kontrolden geçiriyorlar. Ellerinde vucut ısısını ölçen bir cıhazla tüm yolcuların alnına tutarak virüz taraması yapıyorlar. Aynı uygulama, kalmak için gittiğiniz otellerde de devam ediyor. Daha otelin ilk kapısından girince başlıyor sağlık ve güvenlik kontrolu. Caddelerde ise yay ve bisikletli maskelerle dolaşan Çinliler hemen dikkat çekiyor. Dünyayı sarsan küresel (Global) ekonomik krizin, bizi değil ama Çin’i nasıl teğet geçmekte olduğuna tanık oldum. Profesyonelce ve kolektif olarak tarım ve sanayide uygulanan endüstriyel üretim ve pazarlama uygulamaları, bildik sistemi sarsıyor. Klasik sistem ve üretim ilişkileri anlayışları, yeni anlam ve değer kazanıyor. Çin Mucizesinin formülü bu olsa gerek: Dans ve sporla bütünleşen ışığın, renklerin ve müziğin ritminde özverili çalışma, sağlıklı-mutlu yaşam ve akılcı-stratejik-gerçekçi ekonomik planlama…

Gezilip görülecek yerler:

Çin mucizesine yakınen tanık olmak için, bir haftalık gezi programı içinde, gezilip görülmesi gerekli yerlerin başında; iç hat uçak seferleriyle gidilen Xi-an (Şiyan), Şankay (Shanghai) ve Beijing (Pekin) eyalet merkezleri gelir. Başkent Pekin’e indikten sonra ilk durağım, Çin’in ortasında yer alan 8 milyon nüfuslu Tanrı yurdu Xi-an, zengin mimari dokusu ve açık-kapalı müzeleriyle ünlüdür. Özellikle kent merkezine 40 km. uzaklıktaki Linto ilçesinde bulunan; ilk Çin İmparatoru Huangdi döneminde, M.Ö. 200’de yapılmış olan Çinling Dağı kuzeyinde ve Veyhi Nehri arasındaki Terekota Müzesi, yerli ve yabancı turistlerin uğrak yeri. 1974 yılında ilk kez köylüler tarafından bulunan Yeraltı Seramik Ordusu görülmeye değer. İmparatoru öbür dünyada-cennette koruması için yapılmış. Çamurdan yapılarak yeraltında korunmuş askerler ve atlar birebir ölçüsünde. Birbirine benzemeyen 8 bin askerin ve atlı arabaların boyaları bile bozulmadan duruyor. Korumaya alınan alandaki kazı çalışmaları, 20 yıldır 7 bin işçi ve uzman tarafından titizlikle sürmektedir. Aynı bölgede yer alan ve uzaktan bakıldığında bir piramide benzeyen ağaçlarla kaplı bir tepe ise, tam turizm alanı. Burada İmparatorun himayesindeki esir Türk komutanlar ve sanatçıların birlikte yaptıkları söylenen dünyanın en büyük ve en eski piramitleri, yeraltından çıkarılmayı bekliyor. Öte yandan, Asya kültürü ve edebiyatını geliştiren, eyaletleri birleştiren, birleşik devleti kuran ve Çin dilinin mimarı olarak bilinen, ilk İmparator Huangdi’nin mezarı, piramitlerin içinde bulunduğu yazılmaktadır. Bu tepeye “Türk Piramidi” diyenlerde var. Xi-an’da dört kapılı ve surlarla çevrili kent merkezinde bulunan iki tarihi kule; şimdiki zamanda bile, davul ve çan sesleriyle yaşama tanıklık ediyor. “Akşam davul, sabah çan” deyimi, şarkılara bile girmiştir. Xi-an merkezinde, Çince konuşan Huizu halkının yaşadığı Müslüman mahallesindeki tarihi cami, 13. asırda yapılmış ve Çin’in ilk mescidi olduğu söylenmektedir. Beyaz giysili, takkeli, bastonlu ve aksakallı Büyük Cami imamı (Hacı) Yunus Ma-Muhammed (70), kentte 7 başka cami daha olduğunu ve özgürce ibadetlerini yaptıklarını vurguladı. Bu mahallede bulunan Çinli Müslümanlar Derneği arkasındaki sokaktaki Caser Uygur lokantasında, özgün Uygur Türk yemeklerini tadabilirsiniz. Ayrıca, arka sokaklardaki insan manzaraları görülmeye değer…

Sosyalist Çin’in kapitalist yüzü ya da borsa ve finans merkezi Şankay, ikinci durağımız. Bir uzay üssünü andıran 18 milyon nüfuslu Şankay Havalimanı’ndan kent merkezine, 430 km/h süratle giden Maglev adı verilen yüksek hızlı trenle ulaşmanın ayrıcalığını yaşadım. Yüksek hızlı trenle yolculuk ederken, süratlı gidiş anında dışarıdaki görüntüler, ağaçlar ve evler gözleri yormasın gerekçesiyle trenin camları bile özel yapılmış. Sanki, 90 km/h’la giden otobüsle seyir halindeyiz. Maglev’in hızlı gidiş anında savrulmaması için teker yerine, alttan kavramalı ve mıknatıslı özel ray sistemi yapılmış. Maglev yolcuları seyir halinde, oturdukları yerdeki rumaratörden trenin hızını görebiliyorlar. Öte yandan, 468 metre yüksekliğindeki “Doğunun İncisi” kulenin tepesinden, döne döne Şankay’ı seyrederek çubuklarla akşam yemeği eşliğinde Çin rakısı içmek ve mavi bulutlarla dans eden ışık ve renlerin büyüsüne bürünmüş dev gökdelenlerin fotoğrafını çekmemek elde değil. Kulenin ara katlarındaki alışveriş merkezleri ve İngiliz sömürgecilik dönemin izlerini taşıyan Kule altındaki müze gezilmeye değer. Şehrin tam ortasından dingince akarak Sarı-Doğu Denizi’ne dökülen Huang Pu Irmağı üzerindeki köprüler ve nehrin altından geçen çok şeritli otoyollar, metropol kentin can damarları gibi akıp duruyor. 101 katlı dev gökdelenler içindeki super lüks oteller, uluslararası bankalar, borsa ve küresel finans merkezlerinin gölgesinde kalan tarihi binaların zengin mimari dokusu; eski ile yeninin uyumunu gösteriyor. Belediye binasının önündeki Kent Müzesi ve Halk Meydanı, gençlerin özgürce seviştikleri yerlerden biri. Halk Parkı ise, sağlıklı ve mutlu yaşamak için sabah sporu yapanların ikinci adresi. İzmir öncesi, Expo 2010’a hazırlanan Şankay sokaklarında gezerken, çevre dostu akü ile çalışan bisikletli insanların mola verdiği yerlerin başında; Anadolu Türküleri eşliğinde, Türk mutfağının leziz yemekleri ile Türk rakısı içilen Anadolu kebap, lahmacun ve dönerci lokantaları bulunuyor. Şankay güzellerinin akşam sefası için voltaladıkları yer ise, Huai Caddesi’dir. Shanxi Caddesi’nde bulunan Hu-Uygur Lokantası’nda öğle yemeği için mola verebilirsiniz. Şankay Yazarlar Derneği’nin yayınladığı 15 günlük ve 500 bin trajlı Filiz Edebiyat Dergisi’nin özel statüsü bulunuyor. Bu dergide ürünü yayınlanan ve seçici kurul tarafından umut ışığı gösteren başarılı liseli öğrencilerin üniversite sınavlarına girmeden Edebiyat Fakültelerine başlayabiliyorlar. “Filiz Edebiyat Dergisi” yazarlarından Şankay güzeli şair Shelley Yang‘ın yalın ve imge yüklü dizeleri; sonsuz ve zamansız bir yolda, dünü yarına bağlayan dudak izinde donakalmış “Metrodaki kız”ı mı? Yoksa içinden sevgi dolu Huang Pu Irmağı akan, bu büyülü Şankay’ı mı anlatıyor? Bilinmez… Bilinen tek şey ise; ütopya ile gerçeğin kaynağı olan efsane, masal, destan ve insana özgü olan her şeyin ortak paydasında yer alan gizemli ve yalın sevgide odaklanmalarıdır. Sosyologların dediği gibi; “Asya tipi üretim tarzı”nın Çin versiyonu da denebilir, bu mucizeye…

Bir uygarlık harikası olarak bilinen, 2500 yıl önce Uygur Türkleri tarafından yapılmış ve Yeraltındaki Çin Seddi olarak adlandırılan Turfan Karızları‘ndan (Taklamakan çölü’nün 110 m. altında ve toplam 5100 km. uzunluğunda) sonra,  Türk akıncılarına karşı yapıldığı söylenen ve uzaydan görülebildiği ileri sürülen, Asya’nın güvenlik kuşağı Çin Seddi (5000 km.); bir başka Çin Mucizesidir. Ördeği ile ünlü Pekin‘deki Yasak Kent, Cennet Tapınağı ve Dünya Olimpiyatları’nın yapıldığı bir kuş yuvasına benzeyen ve bir uzay üssünü andıran stadyumun önünden geçerek, 50 km. sonra Ju Yong-guan ve Jundu sıra dağlarının tepelerini kuşatan, duvarlarında zincire sıralı-asılı binlerce kilidin yanı sıra, şiirlerin yazılı olduğu gözetleme kulelerinin kime karşı yapıldığı net söylenmese de; binlerce yıldır nice efsanelere, ejderha danslarına ve kanlı savaşlara tanık oldukları belli. Toplam 5 bin km. uzunluğundaki, M.Ö. 200 yılında başlayıp, M.S. 1368’de tamamlanmış olan tarihi Çin Seddi’nin binlerce sayıdaki basamaklarını tırmanarak, zirvedeki kuleye varmak için 2 saat boyunca 40 derecede  ter dökerek, sekerek  ve mavi bulutları sağarak son kulede zılgıt çekip, çığlık atmanın dayanılmaz hafifliğini yaşadım. Çılgın, özgür, çocuksu, şairane, delice ve aykırı…

Ama her şeye karşın; ucuz işgücünün ve turizmin getirdiği kirliliklerin, Çin tarafından ABD’ye verilen 500 milyar dolar borcun ve Asya ülkelerinde meşruluk kazanan Batı taklitçiliğinin bir bedeli olmalı ve bu bedel için insanlar ölmemeli…

Uzun yıllardır Türkiye-Çin dostluğuna katkıda bulunan Kültür Ataşesi Ruilin Shi’ye teşekkür borçluyuz. Sizleri, başta Çin olmak üzere; tüm dünyada mazlum ulusların önderlerinin esin kaynağı olan Kemal Atatürk’ün şu veciz sözü ile baş başa bırakıyorum: “YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ!”

3 Temmuz 2009 / İstanbul

KUTU İÇİ NOT:

Çinli yazarlar; “Ben Çin’in Atatürk’üyüm” diyen Başkan Mao‘ya saygılı ve son dönem uygulamalarından kaygılılar. Bir akşam yemeğindeki sohbette; ABD, AB, NATO, Rusya, Afrika, Latin Amerika, Asya, Kırgızistan, Afganistan, Türkiye ve Ortadoğu’daki gelişmelerin yanı sıra; J. Soroz, Fethullah Gülen,  Ergenokon davası, Ermeni soykırımı iddiaları, Nobelli Orhan Pamuk ve Türk futbolunu yakından izlediklerini söyleyen Çinli yazarlarla, görüş alış verişinde bulunduk. Türk Edebiyatının seçkin eserlerinin Çinceye çevirisi konusunda mutabık kaldık ve iki yazar örgütü olarak, eşit koşullarda protokol hazırlanmasına karar verdik. Şankay(Shanghai) Yazarlar Derneği Müdürü Chen Xiandi: “Çin’de Feodalizmi yıkıp Sosyalizme geçmede büyük katkısı olan tarihi önderimiz Mao Ze Tung‘un daha sonra başlattığı, 1966-1976 arasındaki “Kültür Devrimi” sırasında, etnik kültürlere yönelik uygulamaları, tarihi bir hata idi. Biz kendi tarihimizle hesaplaşıyoruz. Batılı karanlık güçler Sosyalizm düşmanlığını sürdürüyorlar ve bu dönemde yapılan bazı yanlış uygulamaları bahane ederek; başka ülkelerle olan iyi ilişkilerimizde olduğu gibi günümüzde hızla canlanan, Türkiye-Çin arasında artan ticari ve resmi gelişmeleri baltalamak  ve Türkiye’yi Batı’nın kucağında tutmak için, etnik kültürleri ve özellikli kökten inci unsurları koruma adına kendi Global kültür kuşatmalarını meşrulaştırıyorlar. CIA destekli provokasyonları sonunda; teröre dönüşen ve zaman zaman Tibet, Kaşgar ve Urumçi’de baş gösteren bölücü, ayrılıkçı, çağdışı, kökten dinci ve ırkçı karanlık güçlerin her türlü kışkırtmalarını ve kirli oyunlarını boşa çıkaracak olan formül şudur: Zaman zaman savaşlar olsa da, herkese yetecek zenginlikte ve bereketli Asya topraklarında binlerce yıl birlikte yaşamış olan halkların, bundan sonra da sağduyu içinde yaşaması olanaklıdır. Şankay’dan İstanbul’a uzanan İpek Yolu Kuşağı, Turfan bölgesinde öteki halklarla birlikte kardeşçe yaşatılan Karız Kültürü ve Orta Asya’daki yazılı tarihi kökleri 10 bin yılı aşan ve uygarlıklar yaratan Oğuz, Kazak, Uygur ve Salur Türk Kültür Mirasındaki Şaman geleneği başta olmak üzere; 1,5 milyar insanın yaşadığı Çin Halk Cumhuriyeti topraklarında, Budizm başta olmak üzere, öteki din ve kültürel mirasların yanı sıra; bugün farlı eyaletlerde yaklaşık 100 milyonu aşkın Müslümanın da bulunduğu Çin coğrafyasında, 56 etnik kültürün aynı çatı altında dayanışarak ve paylaşarak birbirine saygılı, barış, kardeşlik ve hoşgörü içinde birlikte yaşama deneyimidir. Örneğin: Sinciang-Uygur Özerk Bölgesi’ndeki halk, özgürce camilerine gidiyor. Arap harfleriyle Uygurca yazıyor ve okuyorlar. Bu onların tercihidir. Hatta ülke genelinde yapılan, tek çocuk uygulamalı nüfus planlaması, bu bölgede yer yer göz yumulmaktadır. Pekin ve Urumçi’deki pek çok yayınevi, İslami ve Türkçe kitapları Çince ve Uygurca basıp satmaktadır. Atatürk kitapları bunların başında geliyor. Turfan bölgesinde halk yılbaşı, düğün, bayram ve hasat zamanlarında önce Ejderha dansı, ardından Kam dansı ve Semah dönmekteler. Kendi kültür ve yaşam geleneklerini özgürce yerine getiriyorlar. Bu bizim için büyük bir zenginliktir. Bu bir yaşam tercihi ve tarzıdır. Hiçbir baskı buna engel olamaz. Bu bölgeden yetişen çok ünlü komutanlar, akademisyenler, parti yöneticileri, devlet adamları ve sanatçılar bulunmaktadır. Bu bölgenin çok meşhur yazarları ve şairleri vardır. Pek çok başarılı üreticileri ve madalyalı Emek Kahramanları bulunmaktadır. Sinciang-Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayan tüm insanlar; öteki halklarla aynı koşullarda, Çin Halk Cumhuriyeti’nin seçkin bireyi olarak, hakları ve sorumlulukları olan yurttaşlarıdır. Yasalar önünde eşittir. Türk edebiyatı klasik ve çağdaş eserlerini Çince olarak okumak istiyoruz. Bu bağlamda, sizin aracılığınızla başlayan Türkiye Yazarlar Sendikası ile birlikte başlattımız bu olumlu girişimler, eşit koşullarda sürmeli…” dedi.  Tüm bunlara karşın, bir yanda etnik yapıları kışkırtarak terörü besleyen ve öte yandan da “Küresel Kültür Kuşatması“nı dayatarak dünya barışını, ekolojik dengeyi ve insanlığın ortak miraslarını yok sayan ve tehdit eden ABD’nin başını çektiği “Tek kutuplu dünya” haydutluğu sürüyor.

Resim altı notlar:
1-Şankay Kulesi. 468 metrelik bu kule dünyanın en uzun kulelerinden biri. İçinde iş merkezleri, televizyon yayın istasyonları, Yakın Çağ Tarihi Müzesi bulunuyor.
2- Yaşar Kemal’in eseri İnce Memed de Çinceye çevrilen Türk yapıtları arasında. 3- Şankay kulesinden şehre bakış. 4- Xi-an’daki Yeraltı müzesinde sergilenen 8 bin kişilik seramik Çin Ordusu. 5- Şankay Kulesi, şehri 360 derece görebilme özelliği nedeniyle, Çinlilerin ve turistlerin uğrak yerlerinden biri. 6 ve 7- Yakın Çağ Tarihi Müzesi’nde bulunan balmumu heykellerle, Çin tarihinde kısa bir yolculuk yapmak mümkün. 8- Çinli komutanın çamurdan yapılan heykeli Xi-an Yeraltı Seramik Müzesi’nde sergileniyor. 1974’ten beri renkleri bile bozulmadan korunuyor. 9- Şankay’da bir Türk dönerci. 10- Xi-an kent merkezinde Çan ve Davul Kulesi. Kulede sabahları çan, geceleri davul çalınıyor. “Akşam davul, sabah çan” deyimi şarkılara bile girmiş. 11- Beyaz Piramit Tepesi. İlk İmparator Huangdi’nin mezarının, piramitlerin içinde bulunduğu yazılmaktadır. Bu tepeye “Türk Piramidi” diyenler de var. 12 ve 20- Şi-an Müslüman mahallesinde takı ve hediyelik eşya satan Çinliler. Ürünleri, kendi el emekleri. 13- Müslüman mahallesinin girişi. Cadde boyunca sağlı-sollu tezgahlar ve Uygur lokantaları bulunuyor. 14- Xi-an Büyük Camii İmamı Yunus Muhammed, 70 yaşında.15-Şankay Hayvanat Bahçesi’nde bir bahçıvan. Bahçedeki çiçeklerin bakımı her gün yapılıyor. 16 ve 18- Çin Seddi’nin Jundu sıradağlarının tepesini kuşatan bölümündeyiz. Binlerce yıldır nice efsanelere, ejderha danslarına ve kanlı savaşlara tanık oldukları belli.17- Şankay Yazarlar Derneği önünde Çinli yazarlarla. 19- Eski Şankay‘da bir turistik sokak. 21- Dursun Özden, Çin Yazarlar Birliği Divan Heyeti Başkanı ve ÇKP Birinci Sekreteri Zhang Shengyou ile birlikte-Pekin’de.22- Pekin Büyük Park’ta Cennet Tapınağı. 23- Xi-an’daki Büyük Camii’nin minaresi, alıştığımız minarelerin aksine, Çin mimarisinin bütün özelliklerini taşıyor.

Asya’nın güvenlik kuşağı Çin Seddi

Pekin’deki  Yasak Kent, Cennet Tapınağı ve Dünya Olimpiyatları’nın yapıldığı bir kuş yuvasına benzeyen ve bir uzay üssünü andıran stadyumun önünden geçerek 50 km sonra Ju Yong-guan ve Jundu sıra dağlarının tepelerini kuşatan, duvarlarında sıralı-asılı binlerce kilidin yanı sıra, şiirlerin yazılı olduğu gözetleme kulelerinin kime karşı yapıldığı net söylenmesede, binlerce yıldır nice efsanelere, ejderha danslarına ve kanlı savaşlara tanık oldukları belii. Toplam 5 bin km. uzunluğundaki, M.Ö. 200 yılında başlayıp, M.S. 1368’de tamamlanmış olan tarihi Çin Seddi’nin binlerce sayıdaki basamaklarını tırmanarak, zirvedeki kuleye varmak için 2 saat boyunca 40 derecede  ter dökerek, sekerek  ve mavi bulutları sağarak son kulede çığlık atmanın dayanılmaz hafifliğini yaşadım. Çılgın, çocuksu, şairane, delice ve aykırı…
Dünyanın iman tahtası olan Çin Seddi, Asya Anakarası’nın beline dolanan bir güvenlik kuşağı olarak, tüm görkemi ile bizi bekliyor. Çivit mavisi gök ile çim yeşili dağların aynı ufukta buluşup, lacivert akşam ları teğet geçtiği gizemli Çin Seddi, gezginlerin esin kaynağı oluyor. Çin’e gidenlerin görmeden gelmeyeceği yer hiç kuşkusuz Çin Seddi’nin yanı sıra, başkent Pekin de Çin’deki değişimin sembolü olarak mutlaka gezilmeli. Çin, tüm gezginlerin ve araştırmacıların en çok görmek istediği ülkelerin başında geliyor. Uzak diyar Çin’in mutfağına alışamayanlar olursa, endişelenmesin. Pekin Minzu Oteli’nin içindeki Türk Lokantası’na gidebilirler. Ama ben, dünyanın en beğenilen Çin Mutfağı’nın leziz yemeklerini öneririm. Ekmek bulamazsanız pirinç yiyin…

Dünyanın en köklü uygarlıklarının yaşadığı ve 9,6 milyon kilometre kare yüzölçümü, 2 milyara yakın nüfusu olan Çin’e vize alıp uçmaya başladığınızda, bu masal ve düşler ülkesine ulaşmak için yüreğinizdeki tıpırtının arttığını hissedeceksiniz. Bu dev coğrafyaya ayak bastığınızda ise, “Sosyalist Üretim İlişkisi” izlerinin, sizi hiç de rahatsız etmediğine tanık olacak ve yer yer imreneceksiniz. Bireyin üretici ve yaratıcı yanını frenleyen kimi özgürlükler kısıtlı da olsa; özellikle kolektif iş bölümü, kültür, eğitim, çevre, bilişim, turizm, tekstil, tarım, mimari doku ve kentsel alt yapı inanılmaz ileri boyutta…
Çin Seddi’nde Ejderha Dansı
İki haftalık gezi programımızın 2. günü, rehberimiz Ciang bey, Başkan Mao’nun bir sözünü anımsatarak, yeni gezi haritasını anlatmaya başladı. Esprili ve hep gülen eda ile: “Bu Dea Çan Çen Fei Hahan!” Türkçesi: “Çin Seddi’ne ulaşamayan kahraman değildir!”  Biz de, büyük bir sabırsızlık ve heyecanla, kahraman olmak için değil ama dünyanın bu eşsiz harikasını görmek için yola koyulduk…
Yolda giderken ilginç insan manzaralarına tanık olduk. Özellikle, seyyar sokak berberleri, bisikletine yaslanıp dev duvar gazetesi okuyanların yanı sıra, dünyanın en çok satılan günlük gazetelerinden biri olan Halk Gazetesi almak için kuyrukta bekleyen yaşlı-genç Çinlilerin, her koşulda okuma merakı oldukça anlamlı idi. Zengin mimari dokunun arasında, sürüler halinde insanların en yoğun ulaşım aracı olan bisikletleriyle gidiş-gelişleri, farklı bir trafik manzarası oluşturuyordu.
Düşler ve masallar ülkesi Çin’de dev bir ejderha gibi uzanan Çin Seddi, tüm gizemi ve ihtişamıyla bize kollarını açtı. 5 bin yıl önce çizilen ejderha, ülkenin simgesi ve şölenlerin vazgeçilmez görüntüsü olarak bizi selamlıyordu. Dev ejderha, kollarını açmış ve iri bedenini altımıza sermişti çoktan… Samanyolu’nu andıran, göğün göğsüne takılan bir altın gerdanlık gibi, Asya’nın boynunda şavkıyan Çin Seddi, Şahmaran edasıyla ateş soluyordu…
“Yin” ve “Yan” denilen zıtlar ve dengeler enerjisi, çoktan bedenimizi ve belleğimizi sarmıştı. Ateş ve su, aydınlık ve karanlık, zenginlik ve yoksulluk, neşe ve hüzün… gibi “Zıtların Birliği İlkesi” yaşam biçimimiz olmuştu. İçsel dilimizle konuşup, içimizdeki feneri ateşleyerek etrafımızı aydınlatıyorduk. Çince bilmesek de, Çinlilerle anlaşıyorduk. Beden ve ruh dilimiz yetiyordu…
“Wo ayni!” “Seni seviyorum!”
Asya’da Türk saldırılarına karşı kalkan olarak yapılan Çin Seddi, değişen Çin’in simgesi olarak tarih boyunca hep gizemli özelliğini korumuş. Hemen her yerde, sarı benizli ve çekik gözlü güzel bir kıza: “Wo ayni!” yani “Seni seviyorum!” derken bir öpücük kondurmamız, sevi yüklü yeni sıcak dostlukların başlamasına yetiyordu. Daha oradan ayrılmadan, Çin Seddi üzerinde yazılan dudak izli mektuplar, artık vazgeçilmez düşler dünyasında bir masal kahramanı gibi yaşama dokunmamıza yetiyordu, yeniden…
Çin Turizm cenneti
Rehberimizin söylediğine göre, 2002’de Çin’in dünya turizm pazarından aldığı payın 6,4’e ve gelen turist sayısının ise 100 milyonu aşması, dünyanın 4. sırasına yükselmesine neden oldu. Çin’in artan yabancı turist sayısı, dünyanın uzaydan görülebilen tek insan yapısı Çin Setti’ne iyi gelmediği ve tarihi dokusunu giderek bozulduğu ileri sürülse de; bize bir yaşam iksiri gibi geldiğini söylemem, hiç de abartı olmaz. Binlerce kilometre duvarın üzerinde bu anı görüntülemek isteyenlerin yanı sıra, sevişen, dans eden, şarkı söyleyen ve bu harika yapını sihirine kapılıp dona kalan gezginleri gördükçe, bu coğrafyanın çekici gücüne inanmamak elde değil. Çin Ulusal Ruhu’nun simgesi olan bu yapıyı her yıl milyonlarca insanın gezdiğini öğrenmemiz, bizi şaşırtmadı. Dünyanın iman tahtası olan Çin Seddi’nin altında ya da üstünde soluklanan insanlığın yüreği Sarı Irmak, Ejderha Şenlikleri’nde bereketli topraklara dolana dolana akarken yükselen su sesine, uzaklardan pirinç tarlalarında diz boyu su içinde hasat yapan emekçilerin söylediği “hasat türküleri”  eşlik ediyordu. Yabanıl hayvanların çığlıkları ve Şaman çobanların kaval sesi ise, bir başka orkestra oluşturuyordu. Nefes nefese, can cana, yan yana ve yana yana sonsuzlukta… Yoleri gezgin dervişler gibi masal dünyasının zamansızlığı içinde soluklanıyorduk…
Gezilip görülecek yerler
Uzak Doğu’nun bu masal ülkesinin Çin Seddi dışında, pek çok ilginç yerleri olduğu şüphesiz. İnsanlık tarihinin tüm kalıntı ve izlerini görmek heyecan veriyor insana. Dünyanın en kalabalık ve en zengin insan, doğa, tarih ve kültür dokusunun bulunduğu Çin, gezginlerin gündeminde mutlaka olması gerekli bir ülke. Uçsuz bucaksız steplerden, başı dumanlı yüce dağlara ve tarihin binlerce yıllık izlerini taşıyan kentlere dek, hemen her yerde “Kültür Devrimi”nin etkisi görülüyor.
Konfüçyus Felsefesi; tek tip elbise giyen buruşuk şapkalı işçiden, yaylalardaki köylülere ve Tiananmen Meydanı’ndaki “Batı” özentili öğrenciden, kızıl yıldızlı kasketiyle “uygun adım” nöbet tutan askere, bilgisayar başında odaklanan bilim adamından, sokak satıcılarına dek, hemen herkesin bilge esprilerini süslüyor. Şanghay’daki dev kulenin mimarının, bir ilkokul öğrencisinden etkilenmesi de bunun kanıtı değil mi?
Dünya Turizm Örgütü (WTO)’ne göre, Çin dünyada en çok görülmek istenen ülkelerin başında geliyor. Yüze yakın kültürün yaşadığı Çin’de, hemen her şey insanların ilgisini çekiyor.
Başkent Pekin (Beycing), İpek Yolu’nun ana uğrak yeri Şian, Şanghay ve Guilin bölgelerinin akıl almaz güzelliği bize Büyük Kanal, ipek, çay, porselen, Çin mutfağı, Çin yazısı ve Çin resmini öğretti. Başkent Pekin’de Tiananmen Meydanı, Ming İmparatorlar Mezarı, Yazlık Saray, Büyük Çin Setti, Yasak Kent, Lama ve Konfüçyus Tapınakları, Gök Tapınağı ve Öküz Caddesi’nde bulunan Camiyi gezmeyi unutmayın. Şian (Xian)’da ise, Davul ve Çan Kuleleri, Büyük ve Küçük Yaban Kazı Pagodaları, İmam Yunusi tarafından yaptırılan Ulu Cami, kent kenarındaki Banpo adlı neolitik köy, Huacing kaplıcaları ve Çömlek Askerler Ordusu gibi çağın en önemli jeolojik buluntularını gezerken, geçmişe yolculuk edeceksiniz. Öte yandan, Yu Bahçesi, Yeşim Buda Tapınağı, Çocuk Sarayı, Beş Keçi Heykeli, Altı Banyan Tapınağı, Hz. Muhammed Camisi ve pazar yerleri gezilmeye değer. Daoizm, Atalara Tapma, Ataizm, Şamanizm, Budizm, Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Konfüçyus Felsefesi gibi inançlara sahip Çinliler, 56 değişik etnik dil konuşuyor.
Çin’de herkes biraz şair
“Çin, bir şiir ve şarkılar ülkesidir” diyebiliriz. Köklü, yaygın ve çok etkilere dayanan (İ.Ö. 1050), bir şiir ve müzik geleneğinin egemen olduğu Çin’de, her Çinli kendini biraz şair sayar. Çinlilerin hemen hepsi birer “halk şairi”dir.
Din ya da felsefe kurucu önderlerin (Konfüçyus gibi), siyasal önderlerin (Mao Zedung gibi) aynı zamanda iyi birer şair olarak edebiyata girmeleri, bunun en inandırıcı örneğidir. Çin Edebiyatı’nın baş yapıtı sayılan “Şarkılar Kitabı” bu savı doğrulamaktadır. Bu eserde, Çin halkının toprağa bağlı insanlarda görülen bilgeliği, sevdası, sabrı ve olgunluğu anlatılır. 1956’daki “Yüz Çiçek Açsın Harekatı” ve 1962’de başlayan “Kültür Devrimi”  bu yapılanma üzerine inşa edilmiştir. Tiannanmen Meydanı’ndaki çiçekleri sulayan yaşlı Çinli’nin şarkı söyleyerek çalışması bundandır. Anhui Eyaleti’ndeki Hefei kenti yakınlarındaki pirinç tarlasında çalışan kızların, Şair Mao Ze Tung’un şu dizeleri eşliğinde dans etmeleri, onların şiir ve müziğe olan  yanlarının dışa vurumu değil mi? Haydi, şiir tarlasında türkü söyler gibi hasat yapalım!…
“…Dağlar / Hep eğerin üstünde kamçılıyorum atımı / Dönüp bakıyorum: Hayret! / Gökyüzünün üç ayak, üç parmak yanındayım / Gökyüzü bel verir / Dağlar onun desteği…”

Çin mutfağı ve diyeti
“Ekmek yoksa, pirinç yiyin! “ Bu söz, Çin Mutfağı’nın ana felsefesini oluşturuyor. Dünyada en çok beğenilen Çin Mutfağı’nın en önemli özelliği, yemeklerin çabuk pişirilmesidir. Yüksek ateşte pişirilen yemeklerde, baharat ve soslarla aromalı tatlar yaratılıyor. Kaşık ve çatal terine, iki çubukla yenilen bu leziz yemeklerde, tatlı ve şarabın yeri ayrı. Türk insanının damak tadına uymayan ama kısa sürede alışılan bu yemek kültürü, Çinlilerin sağlıklı beslenmesine ve uzun ömürlü olmalarına katkıda bulunuyor.
Tamamen diyet içeren Çin yemeklerinden benim tadabildiklerim ve tadı damağımda kalan bazıları şunlar: Çiğ balık (sashimi), Çin salatası, Çin usulü sazan balığı, etli pırasa, denizanası yemeği, kelebek karides ve Çin usulü pirinç mucveri…
Enerji veren Çin diyeti, batılı uzmanlarca da uygulanmaktadır. Yin ve Yan. Ateş ve gücü temsil eden bu iki sözcük, Çin Mutfağı’na girmiş. Örneğin: Yin peynirde, sebzede ve meyvede bulunuyor. Yan ise, baharatlarda ve soslarda. İdeal kiloya ve forma kavuşmak için, dengeli beslenme, en az yağ alımı, sınırlı karbonhidrat ve sebzenin yanı sıra, toprağa ve suya bağlı dişi enerji içeren yiyecekler alınmalıdır.
Yin tipi, bir günlük diyet şöyle olmalıdır. Kahvaltıda: Tarçınlı çay, 1 bardak pirinç sütü ve 3 etimek. Öğle: Sebzeli pirinç pilavı, soya soslu tavada sebze. İkindi: 1 meyve. Akşam: Buharda pişirilmiş pilav ve safranlı dana eti ya da balık, fırında domates, 3 haşlanmış erik.
Afiyet olsun…  Yarasın….
Karnımız doydu. Bize yol göründü. Başka zamanda, başka ülkelerde ve başka kültürlerde buluşmak dileğiyle… Yolunuz açık olsun… Yolunuzun ve sözünüzün eri olun… Yoleri olun… Dostlukla!…

ÇİN HALK CUMHURİYETİ hakkında kısa bilgi:

Resmî adı Çin Halk Cumhuriyeti’dir. Başkenti Pekin olan ülkenin nüfusu, 1 261 832 482 (2000), yüz ölçümü, 9 736 000 km2dir. Yönetim biçimi sosyalist cumhuriyettir. Ülkenin para birimi, Çin yeni, resmî dili Çince’dir. Halkın %20’si geleneksel dinler, %6’sı Budist, %2’si Müslüman, %72’si de başka dinlere mensuptur. Çin, Doğu Asya’nın çok geniş bir bölümünü kaplar. Komşuları kuzeyde Moğolistan ve Rusya Federasyonu, kuzeydoğuda Kazakistan ve Kırgızistan, batıda Tacikistan, Afganistan ve Pakistan, güneyde Hindistan, Nepal, Butan, Birmanya, Laos, Vietnam, kuzeybatıda da Kuzey Kore’dir. Ülkede kişi başına düşen ulusal gelir, 582 $’dır. Zorunlu eğitim süresi 9 yıl, insanların ortalama ömrü de 69 yıldır.

En büyük kenti, Şangay, en yüksek dağı K2 (8611 m), en uzun ırmağı Yangtze (5500 km) ve en büyük gölü de Koko Nor (4209 km2)’dur. Ülkenin büyük bir bölümü dağlıktır ve yüksek plâtolarla kaplıdır. Batıda çöller, doğuda düzlükler, deltalar ve tepeler bulunur. Ülke genelinde yazlar sıcak ve nemli, kışlar da uzun ve soğuk geçer. Kuzey ve batı bölgelerde kurak ve yarı kurak, güney ve güneydoğu bölgelerde sıcak ve nemli bir iklim egemendir. Çin’de kutup tundraları dışında kuzey yarı küreye özgü bütün bitki türleri görülür. Güney Çin Denizi kıyılarında bataklıklar, Hainan Adası ve Yunan’ın güneyinde tropik yağmur ormanları bulunur. Öteki bölgelerde çöl, step, çayır ve savanlar egemendir. Ülkenin doğal kaynakları kömür, demir, petrol, doğal gaz, cıva, kalay, tungsten, antimon, manganez, vanadyum, alüminyum, kurşun, çinko ve uranyumdur.

Dünyanın en büyük pirinç, patates, yer fıstığı, çay, darı, arpa ve domuz eti üreticileri arasındadır. Pamuk ve öteki lifli ürünler, yağlı tohumlar, çeşitli çiftlik hayvanları üretilir. Temelde kendi besinini kendi üretir.

Ülkede gelişmiş sanayiler; demir-çelik, makine, silâh, tekstil, gıda işleme, motorlu araçlar, elektronik ve telekomünikasyondur. Başlıca kentleri, Şangay, Pekin, Tianjin, Shenvang, Wuhan ve Guangzhou’dur.

www.dursunozden.com.tr

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

shared on wplocker.com