KARA AFRİKA’NIN İNCİSİ SUDAN (dış gezi)

Siyahlar ülkesi Sudan’da Türk izleri

Sudan’da batı ve kuzeyin kirli oyunlarına karşın; önümüzdeki günlerde genel seçim yapılacak. Kan emici-asalak sömürgecilerin, batılı ve kuzeyli petrol tekellerinin ve organ mafyası karanlık güçlerin desteklediği kabile savaşları; Cuba’dan sonra, Batı Sudan’ın Darfur Bölgesi’nde sürüyor. Sudan’ı bölmek isteyen Haçlı irtica ve misyonerlik faaliyetleri dizboyu. 35 milyon nüfusu ve Afrika’nın en geniş ülkesi olan Sudan’ın zengin yeraltı ve yerüstü kaynakları talan ediliyor. Sudan Hükümeti bu kirli savaşın bitmesi için elinden geleni yapıyor. Acı, yoksulluk, hastalık, açlık, ölüm kol geziyor. Dünyada sünnetli 140 milyon kadın var. Bir de bunlara Sudan’da hala sünnet olan kız çocukların feryadını ekleyin…


İnsan hakları, özgürlük, adalet, eşitlik ve barış çığırtkanlığı yapanlar utansın!..
1620′den bu yana Türk kültürünün izierinin bulunduğu, bir kuzeydoğu Afrika ülkesi olan Sudan’a üçüncü kez gittim. Son gezim iki hafta sürdü. Sudan’a ilk giden Türk ben olmadığımı biliyordum. Bladu’s Sudan(Siyahlar Ülkesi) olarak bilinen Sudan, cennet ve cehennemin birliklte yaşandığı bir ülke. Resmi dil Arapça olmasına karşın, 26 eyalette 157 etnik dilin konuşulduğu Sudan tam bir kültür mozayiki. İlkel kabilelerin farklı etnik kültürlerindeki renkli zengin doku; muzik aletleri, şarkılar, dans, halk oyunları ve tüm yaşamlarına sinmiş. Sudan topraklarında Afrika’ya gelen Arap, İngiliz, Çin, Malezya ve öteki uluslar gibi Osmanlı kültürünün de izleri var. Özellikle bu gün barışla  noktalanan Cuba bölgesindeki 1969′dan beri ayrılıkçı ayaklanmalar, askeri darbeler ve Darfur’da süren çatışmalara sahne olan Sudan’da “Olağanüstü Hal Durumu” hala sürüyor. Cumhurbaşkanı General Al-Bashir yönetime geldikten sonra, doğal kaynakları en iyi şekilde kullanıyor. Artık ülke, yoksulluktan kurtuluş sinyallari veriyor. Özellikle, bir zamanlar batılı ve kuzeyli petrol şirketlerinin “petrol yok “ gerekçesi ile kapattığı kuyulardan, “Sudan-Çin-Malezya Ortak Girişimi” olan Nil Petrol Şirketi sayesinde, şimdi bu kuyulardan petrol fışkırıyor. Altın üretimi de yılda 8 ton. Yüzölçüm olarak Afrika’nın en büyük ülkesi olan Sudan, yakın bir zamanda her alanda “en büyük ülke” olmaya aday gözüküyor. 

Öte yandan Fauna ve Flora cenneti olan Sudan’ın başkenti Hartum’un kuzeyinde kalan tüm topraklar, Nil Vadisi dışında baştan başa çöllerle kaplı. Güneye doğru inildikçe yağmur oranı ve toprağın verimliği artar. Güney Sudan’da yaklaşık 8 ay yağış görülür. Nisan ayından Kasım ayına kadar yağışlı mevsimdir. Bu bölge tropik yağmur ormanları, fundalık ve savanlarla kaplıdır. Güney doğu Sudan’da 10 500 kilometre kare alan içinde bulunan Etiyopya sınırındaki Dinnar Doğal Hayvanat Parkı ve öteli alanlarda fil, aslan, pars, zürafa, antilop, deve kuşu, maymun türleri, ceylan, yaban domuzu timsah, yılan, yaban tavuğu ve çeşitli kuş türleri yaşar. Özel güvenlik karakolları ile korunan bu yabanıl hayvanlar, Birleşmiş Milletler gözetiminde. Sudan’da yaşam, renkli ve sıcak. Ülke nüfusunun çoğunluğu çiftçi ve köylüdür. Köylüler, kamış ve otlardan ya da kerpiçten yaptıkları silindirik tek odalı evlerde yaşıyor. Toprak renginde akan Beyaz ve Mavi Nil ile turkuvaz rengindeki Kızıldeniz, önemli bir balıkçılık kaynağı. Ülkenin iç ve güney kesimlerinde yaşayan Dinkalar, mızrakla balık avlarlar. Güneyde yetişen ambaç ağacından (hafifliği nedeniyle) oyma kayık ve hediyelik eşya yapılır. Bataklık alanda hint darısı yetiştiren Silluklar ve Dinkalar,  evlerini setler üzerine kurar. Geleneksel högüçlü öküz yetiştiren bu halklar, Marrah Dağı göçerlerinin yetiştirdiği tek hörgüçlü beyaz deve ve beyaz ekeşlerin yanı sıra, susam, pamuk ve hayvancılık önemli geçim kaynağıdır. Sudan’da İslamiyet, geleneksel dinler, hıristiyanlık ve diğerleri bulunuyor. Kabileler, yüzlerindeki işaretlerle tanınıyor. Kişi başına düşen ulusal gelir:900 $. Para birimi: Sudan Dinarı. 1$= 260 SD. Enflasyon oranı= % 8. Sudan, sudan sebepten geri kalmayacak.
Çünkü Sudan Halklarının umudu, Sudan’ın Atatürkü: Omar Hasan Ahmet Al-Bashır.

Afrika’nın rengi Sudan, suyun rengi Osmanlı

1172 yılında Selahattin Eyyubi’nin kardeşi Turan Şah ve 1260′da Baybars bu günkü Sudan topraklarına birer sefer düzenlediler. Sonra, Yavuz Sultan Selim tarafından 1517′de Osmanlı Devleti’nin Mısır’ı fethetmesi, Sudan da etkisini gösterdi. Esas olarak, 1821 yılında Osmanlı’nın Mısır Valisi olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Sudan’ı ele geçirmesi ile başlayan ilişkiler, tarihi olarak Sudan-Osmanlı tanışıklığına neden oldu. İlk kez Hartum şehrini başkent yapan Osmanlı Valisi M.Ali Paşa, 60 yıl Sudan’dan vergi aldı. Ta ki, Sudan ulusal kahramanlarından Ahmet El-Mehdi’nin yürüttüğü “Ensar Harekatı” ne adını veren direnişle, 1881′de Osmanlı’nın Sudan’daki yönetimi son buldu. Sonra, 1899′da İngilizlerin Sudan topraklarına girmeleriyle başlayan sömürgecilik ve köle ticareti, en acımasız bir şekilde 1 Ocak 1956′ya kadar sürdü. Hatta İngiliz sömürgeciler, yerli Afrika kabilelerini sınıflandırarak yüzlerine “belirti” işaretleri yapmalarını zorunlu kılmıştı. Bu gün bile Sudan’daki tüm etnik gruplar, yüzlerindeki işaretlerle tanınıyor. Oysa bu gün, petrol, altın, susam, pamuk, hayvancılık ve öteki doğal zenginlik kaynaklarının yanı sıra; 32 milyon nufusu ve 2.5 milyon kilometre kare yüzölçümü ile Sudan, Afrika kıtasının en büyük ülkesi.
Kara Afrika’ya yaşam veren Nil Nehri, kıtanın beline dolana dolana akar durur.  Özellikle Sudan’ı güneyden kuzeye kuşatır. Nehrin geçtiği yerlerde, tarih boyunca insanlar barınmışlar ve yaşamlarını sürdürmüşler. Toprak renginde akan koca Nil, Sudan’ın başkenti Hartum’da ikiye ayrılır. Tam burada oluşan delta adası Tuti, ülkenin en verimli sebze ve meyva bahçesi. Beyaz ve Mavi Nil olarak adlandırılan kolları Afrika’yı sarar. Bir fil hortumuna benzediği için de Hartum adını almış. Sudan’da Türkler devlet yönetiminde Osmanlı askerlerinin ve Anadolu’dan getirilip Hartum ve Kızıldeniz kıyısında bulunan Port Sudan ve Suakın adasına yerleştirilen Türklerin 1881′den sonra Sudan’da kalan torunları, bugün Sudan Cumhuriyeti’nin yönetiminde söz sahibi. Türk kökenli Sudanlılar, özellikle teknik, idari, iktisadi ve hukuki alanlarda en üst düzeylerde yönetici konumunda. Cumhurbaşkanı Omar Hasan Ahmed Al-Bashir ekibinin önde gelen isimlerinin başında Türk kökenli bürokratlar var. 23 Aralık 2000′de yapılan genel seçimlerde 360 sandalyalı parlamentonun ezici çoğunluğunu alan iktidardaki Ulusal Kongre Partisi(NC)’nin önemli bakanlıklarında Türk kökenli parlamenterler bulunuyor. Tüm ülke ekonomisinden sorumlu Maliye ve Milli Ekonomi Bakanı Abdel Rahim Hamdi, Dış Ticaret Bakanı Abdel Hamid Musa Kasha, Dış İşleri Bakanı Dr. Mustafa Osman İsmail, Adalet Bakanı Ali Ahmet Karti, Sanayi Bakanı Ali Ahmet Osman, Başkent Hartum Valisi Dr. Abdulhalim Al-Müdafi, Cumhurbaşkanı eski müşteşarı Ankara’da Sudan Büyükelçisi Dr. Bahattin Hanefi, Sudan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve pek çok sivil toplum kuruluşunun ve bürokrasinin başında Türk kökenli olduklarını açıklayan Sudanlı bulunuyor. Özellikle Türkiye Sudan ilişkilerinin canlandığı 1980′den bu güne, hemen her işkolunda ikili ilişkiler sürüyor. Türkel Fuarcılık tarafından Hartum’da geleneksel olarak düzenlenen “Türk İhraç Ürünleri Fuarı” bu bağlamda öncülük ediyor. Resmi ilişkilerin canlanmasında Devlet Bakanı Prof.Dr. Ramazan Mirzaoğlu’nun yanı sıra; Sudan’daki Türkiye Büyükelçisi Duray Polat, Anakara’da Sudan Büyükelçisi Dr. Bahattin Hanefi, Sudan İstanbul Fahri Konsolosu Zeynel Abidin Erdem ve biz gazetecilerin katkısı büyük.

Port Sudan’da Türk kökenli kara kargalar

Afrika’nın en önemli kara ve deniz yollarının birleştiği yerde, Kızıldeniz kıyısındaki Port Sudan limanı, Osmanlı döneminde de önemini korumuş. Ulaşım, ticari ve stratejik özellikleri bakımından Port Sudan, bu günde Türklerin yoğun olarak yaşadıkları bir şehir. Hatta, Türk kökenli olduğunu söyleyen Sudanlı ailelerle, çalışmak için Sudan’a gelmiş Türk gençlerinin evlenmeleri bile oluyor. Yeni ve eski nesilin kucaklaşmasına tanık olunuyor. Port Sudan Maarif Mahallesinde oturan Türk kökenli Ahmet Ali Hüseyin ailesi bize geleneksel konuk severliklerini gösterdi. 75 yaşında ve İngilizce de konuşan baba Ahmet Ali, 3 kızını okuttuğunu ve onlarla öğündüğünü söylerken gözleri şavkıdı. Türkiye’de soy ağacını araştırmış. Ama bir ize rastlayamamış. Bize Kızıldeniz’in odun közünde kızartılmış en leziz balığı “Bhar” ikram eden eşi Fatıma ve acılı Sudan kahvesi sunan güzel kızı Sümeyya ile havadan sudan konuştuk. Sudan’ın sudan sebeplerden geri kalışını tartıştık. İstanbul, Anadolu ve şiirden söz ettik. Sudan’da kızların sünnet olmasından, çok eşlilikten ve kına gecelerinden konuşttuk. Hatta evin annesi Fatıma bir kara karga esprisi patlattı. Dışarıda ki ağaçlar üzerine konmuş onlarca kargayı göstererek, “bunları 120 yıl önce İngiliz gemiciler İstanbul’dan getirdi. İstanbul’dan gelen bir çift kara karga, bu gün binlerce oldu ve Port Sudan’ı işgal ettiler. Bizim gibi kara benizli bu kuşlarla baş edilmiyor artık. Afrika’da yalnızca burada var. Port Sudan kara kargaların cenneti. Kargalarda bizim gibi Türk kökenli. Akrabayız nede olsa. “

Kızıldeniz’de bir hayalet Türk adası: Suakın

Sudan’da Osmanlı izlerini taşıyan kalıntıların başında hiç kuşkusuz, Port Sudan’a 60 kilometre
güneyde bulunan Suakın adası gelir. Kızıldeniz içinde bulunan bu hayalet adasının yakınında
bulunan Suakın kasabası da eski Osmanlı adasından farklı değil. Orasıda bakımsız ve evler yıkılıyor. Kasabanın en sağlam yapısı ise, yeşil minareli cami ve küllüyesi. Ülkedeki olağanüstü hal uygulamasının yanı sıra, adaya giriş, resim çekme ve gezmek için de ayrıca adanın sahil güvenlik görevlilerinden izin almanız gerekli. Güvenlik elamanlarının ve ada girişinde görevli müze bekçileriyle dolaşmanıza izin veriliyor. Fotoğraf çekme izin belgeniz olsa bile burada o izin geçerli değil. Adaya bir köprü ile kara bağlantısı yapılmış. Uzaktan bakıldığında adaya, atom bombası atılmış ya da çok şiddetli bir deprem sonrasını andırıyor. Oldukça ürkütücü ve üzücü. Ada, yüz yılı aşkın bir zamandır terkedilmiş ve kendi haline bırakılmış. Zamana bırakılmış her şey. Yıkılan, dökülen ve çürüyüp düşen hiç bir şeye el değmemiş. Değerli eşya ve mobilyaların yağmalandığı gözden kaçmıyor. Sanki lanetli bir hayalet şehri. Uğursuz baykuşların ve balıkçıların barınağı…
Çift açılır büyük ahşap kapının iki yanındaki top arabaları bile çürümeye yüz tutmuş. İçeri girdiğinizde fosilleşmiş taşlar ve çürümüş ahşap kısım ürkütücü. Bu Osmanlı şehrinin ayakta kalmayı başarabilen, orta yerdeki cami minaresi, tersane, yıkık vali konağı, iskele, bazı kıyı barınakları ve girişteki bekçi odası dışında herşey yerle bir… Vali Konağının girişi dikatimi çekti. İstanbul ‘daki Çırağan Sarayı’nın deniz tarafındaki eski girişine benziyor. Çift açılır ahşap kapı, yanlardan mermer merdivenleryukarıda giriş balkonunda birleşip, büyük salona giriyor. Bunun tek farkı ise, döşemelerin büyük ağaç kalaslar üzerine dizilmiş ahşap kaplama olması. Balkon, pencere, dolap, taka, raf ve yüklüklerdeki ahşap işçilik, boyama ve süslemeler tipik bir Osmanlı mimarisi özellikleri taşıyor. Özellikle deniz tarafındaki seyirlik balkon korkulukları ve pencere pervazlarındaki ince ve özenli işçilik dikkati çekiyor. Duvarlardaki ve ahşap üzerindeki boyalar ise hala duruyor. Konağın dış kapı girişi üzerindeki aslan başlı ahşap figür ve tura ayakta kalmış değerli şeylerden bazıları. Vali Konağının, girişinde sol merdiven başında duvara gömülü bir mermer üzerindeki “1874″ (Latince ve Arapça) yazılı tarih, bize Osmanlı’nın Sudan’daki son yıllarında yapıldığını belgeliyor. Kasabanın girişindeki özel bir müzede, bu adaya özgü pek çok kitap, harita, silah, ev ve ofis araç gereçleri sergileniyor. Özellikle ada hakkında yazılmış şiirler ve adanın tarihçesi siyah büyük mermerler üzerine kazınmış. Müzenin bahçesinde eski tarihli bir dökük şiir sutunu dikili duruyor. Tıpkı, Kızıl-deniz’de 60 yılın ardında Osmanlı’dan kalan hayalet şehri Suakın gibi… Suakın’da şiirin rengi Osmanlı.

Hartum’da Musa Paşa Türbesi ilgi bekliyor

Başkent Hartum’da Osmanlı Paşalarından Kavalalı M.Ali Paşa’nın oğlu Sudan fatihi İsmail Paşa, sevgiyle anılıyor. Ayrıca, Ahmet ve Musa Hamdi Paşaların Hartum ‘daki türbe ve gömütlüklükleri bakımsızlıktan dökülüyor. Çevresiçok kirli ve onarım gerekli. Türkiye’deki, Antalya-Manavgat Sarılar Köyü’ndeki Sudanlılar üzülüyor bu işe… Osmanlı’nın Sudan’daki 60 yıllık yönetimi sırasında, ülke tarihinin en istikrarlı dönemi yasanmıştır. İngiliz sömürhecilerin denetimindeki köle, altın ve fildişi ticareti yapan silahlı çeteler, bu dönemde zararsız hale getirilmişlerdir. Osmanlı döneminde, Sudan’da İslamlaşma hareketi en ileri düzeydedir. Kuş Kırallığı (M.Ö.750)’den Bu güne dek, Kara Afrika’nın kara yazgısında hep yabancılar belirleyici olmuş. Oysa, 1 Ocak 1956 Bağımsızlık hareketiyle İngiliz işgaline son veren Sudan Yurtseverleri, kendi kaynaklarına sahip çıkarak; Afrika’nın en büyük ülkesi olmanın bilinci ve övüncünü yaşıyor. Sudan-Türkiye dayanışması içinde.

Sudan’da Türk Hastanesi “Kardeş Hastane”

Sudandaki Türkiye Büyükelçiliği’nin ve Ankara’daki Sudan Büyükelçiliği’nin özverili ve dostça çalışmaları sonunda, iki ülke çıkarlarına yönelik resmi ilişkiler en üst düzeyde seyrediyor. Devlet Bakanı Prof.Dr. Ramazan Mirzaoğlu’nunikili ilişkiler ve Türk yatırımcı ve ticaret adamlarına güvence vermesi, İki ülke ilişkilerinde önemli derecede gelişmelere neden oldu. Özellikle Türkel Fuarcılık tarafından her yıl Hartum’da düzenlenen “Türk İhraç Ürünleri Fuarı” iki ülke ilişkilerini pekiştiriyor. Bu bağlamda, Türkiye ile Sudan arasında “Sağlık ve Tıp Alanında İşbirliğine Dair Protokol”un 26 Haziran 1998′de imzalanmasından sonra; Sudan’a ilaç kalite kontrol, uzman doktor, hemşire ve teknik sağlık personeli eğitimi konularında Türkiye öncülük ediyor. Türk kökenli Hartum Valisi Dr. Abdulhalim El-Mütafi’nin Ankara’da imzaladığı hastane protokolu üzerine, Sudan’ın Kalakla şehrinde bulunan “Türk Hastanesi” ile Ankara Kadın Sağlığı Eğitim Araştırma Hastanesi arasında “Kardeş Hastane” işbirliği protokolu imzalandı. Sudan’da 250 km. çapında tek kadın ve doğum hastanesi olan Türk Hastanesi’nin tüm araç-gereçleri Türkhayırseverleri tarafından karşılandı. Sudan’daki en çağdaş hastanenin Türk Hastanesi olduğu ve hastane ekibinin Türkiye’de eğitildiği biliniyor. Sudanlı yöneticiler ve Sudan halkı şöyle diyor: “Bizi Türk doktorlarına-kardeşime emanet edin!”

Antakyalı Sudanlılar

Sudan’da lokantacılık, otobüs işletmeciliği, fırıncılık, susam ticareti, konfeksiyon, gıda, petrol taşımacılığı gibi pek çok konuda Antakyalı girişimciler önde geliyor. Sudan’daki 547 Türkiye pasaportlu çalışanın %90′nı Antakyalı. Hemde tamamı Samandağ ilçesinden. Arap kökenli bu vatandaşlarımız, dil sorunuda yaşamıyor. Ana dilleri olan Arapça, iş ve ticaret ilişkilerinde işe yarıyor. Sudan’ın en lüks otobüs filosuna sahip olan Samandağlı Aslan Turizmin sahibi Abid Aslan, “Biz Sudan’daki Türkiye’yiz. Ülkemizi temsil ediyoruz. Sudanlılara en çağdaş hızmeti sunuyoruz. Birde yollar iyi olsa” dedi. Pan, Nur, Has, Ali İbrahim ve Aslan Tur gibi otobüslerle, 14 saatlik şehirlerarası yolculuk(45 derecede) bol ikram ve havalandırma sistemi ile çekilir oluyor. Türkiyeli yatırımcılar ve ticaret adamları için bulunmaz bir pazar Sudan…

Sudan uzak değil-dudak izi yolum
Afrika Türkleri bekliyor yeniden

Şehirlerarası karayollarında yoldaki çukurları dolduran ve yol tamiratı yapan çocuklara bahşiş vermeyi unutmayın. Çocuk yaştaki karayolu işçilerine selam… Emeğin küçük değerleri onlar…
Sudan Havayolları’nın güvenli-modern uçakları, deneyimli pilotları ve Tahani Osman gibi güleryüzlü güzel hostesleriyle; İstanbul’dan Hartum’a 4 saatte varılıyor. Tam bir aile ortamı…        Hartum, Omdurman, Port Sudan, Sinnar, Kosti, Atbara, Moroe gibi gezdiğim şehirlerde ve yollarda, “Fotoğraf Çekme İzin Belgesi” olmasına karşın, kadınların resmini çektiğim için çok kez gözaltına alındım. Rehber arkadaşım Dr. Necmettin her seferinde imdadıma yetişti. Candan, sıcak, güleç ve dost insanlarıyla Sudan, sizi bekliyor. Yüzü işaretli insanlar, danslı zikir törenleri, fildişi, yılan, timsah ve ahşap hediyelik eşyaları, godia adı verilen silindirik evleri, kınalı, boyalı, süslü ve gökkuşağı renkli giysili kadınları, petrol, altın ve elmas madenleri, sünnetli, sürmeli ve kınalı güzel kızları, bedenlerini boyayanlar, yılanla elmas avlayanlar, çölün yağlı güreşçileri, yabanıl hayvanlar, etnik, ilkel dans ve müzik şöleni, Kızıldeniz’in gizemi, çöl hortumu, piramitlerin esrarı, şelalede piknik, Sudan sakızı, acılı çay, karkaden çiçeğinin renkli içkisi, Jabal Marah Dağı’nın elma yanaklı, iri dudaklı, küpeli uzun kulaklı kızları, hayvanlar alemi, Omdurman pazarında Nil sevdası, eşlerini ikram eden Cubalı kabilenin konukseverliği, Hartum Üniversitesi’nde lacivert derili kızlarla son tango, Cuma namazında Usama bin Ladin hutbesi, gündüzleri hep uyuyan insanları görünce akla çeçe sineği ve uyku hastalığı geliyor. Sudan’ın güney komşusu Kenya, Uganda ve Zaire’de görülen çeçe sineğinden bulaşan bir virüsün neden olduğu “Trpanozomiyaz” adı verilen uyku hastalığına Sudan’da rastlanmadığı söyleniyor. Ama Sudan’da gündüzleri bazı insanlar, ağaç ve duvar gölgesinde hep uyuyorlar. Özellikle Nil Nehri çevresinde… Sıcaktan mı acaba? Bir de, sokak başlarında güzel Sudanlı kadınların kınalı elinden acılı Sudan kahvesi içmek isterseniz, Sudan sizi bekliyor. Çünkü bir acı kahvenin kırk yıl hatırı vardır. Sudan hatırı sayılır bir ülke. Ata toprağı. Dost ve sıcak….
Sudan uzak değil… Bir dudak izi kadar yakın.
Sabah El-Hayr, Sabah El-Nur! Şükran Sudan…

(Fotoğraflar: Dursun ÖZDEN)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

shared on wplocker.com