Kilikya Pozantı Cephesinde Milli Müfrezeler

Kuvayı Milliye Gizli Belgeleleri

Kilikya Cephesinde Milli Müfrezeler

Adana – Pozantı – Ulukışla Hattı

(1918 – 1923)

(Cumhuriyetin 100. Yılı Anısına)

Biliriz ki; 13 milyar yıl önce Güneş, 4,5 milyar yıl önce Dünya ve 3 milyar yıl önce su yoktu… 

3 milyon yıldır insan, 1,7 milyon yıldır medeniyet ve MU Kıtası izi olan; 12 bin yıldan bu yana, Anadolu coğrafyasında Türk Kültürü vardı… Tarih buna tanıklık etmektedir.

Kimi günlemler vardır, belleklerden silinmez. Kimi mekan, kişi ve olaylar vardır, oniks mermer sütunlara ve belleklere kazınır; tarihin her döneminde bize tanıklık eder… 

Kuvvayı Milliyecilerin yerel başarıları ardından gelen, çelik disiplinli Türk Ordusunun bağımsızlık zaferini taçlandıran, Kemal Atatürk gerçeği; 20. Yüzyılın başında, tarihin sayfalarına altın harflerle yazılan ve her çağda anımsanacak olan, örnek bir olgudur, bir derstir…

Birinci Dünya (Paylaşım) Savaşı ardından, Emperyalist Ülkelerin Anadolu topraklarını kuşatmasına karşı; dünyada ilk kez, Türk halkının Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde, kendi külünden yaratılan tek vücut ve ortak kolektif kamu iradesi ruhluyla kazanılan, bağımsızlık savaşının zaferle taçlanması; tüm dünyada meşru ve haklı özgürlük savaşı veren mazlum uluslara ışık, umut ve esin kaynağı olmuştur… 

Tarihte; Cilalı Taş Devri, Sümer, Hitit, Eti, İlhanlı, Selçuklu, Karamanlı, Osmanlı ve Türkiye topraklarında; “Bir devrin battığı yerde”, üç kıtada 600 yıl hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış ve“Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan Anadolu” coğrafyasının çevresi; İstanbul, İzmir, Antalya, Mersin, Adana, Antep, Van vb yerler, Emperyalist ülkeler tarafından kuşatılmıştı. İşgalci birlikler, Orta Anadolu’nun içlerine dek ilerlemişti. Hatta düşman birlikleri, Ankara’nın Polatlı ve Haymana ilçelerine dek gelmişlerdi. Birinci Paylaşım Savaşı (1914-1918)’nın tam da ortalarında, Emperyalist İngiliz ve Fransızlar, aralarında gizli bir anlaşma yaptıkları anlaşılmaktadır. Birinci Dünya Savaşı devam ederken, yapmış oldukları bu gizli antlaşması kapsamında; Osmanlı’nın Güney Cephesi (Kilikya – Çukurova Bölgesi)’ni paylaşmak için, 1916’da İngilizler ve Fransızlar arasında imzalanmış olan Sykes-Picot Antlaşması ardından, bölgeyi işgal etmeye başladılar.  

Ardından da Osmanlı toprakları, Sevr Antlaşması ile resmen paylaşıldı. Sevr Antlaşması; Birinci Dünya Savaşı sonrasında, Emperyalist Devletler ile Osmanlı İmparatorluğu Hükûmeti arasında, 10 Ağustos 1920’de; Fransa’nın başkenti Paris’in 3 km batısındaki, Sevr banliyösünde bulunan Seramik Müzesi’nde imzalanan antlaşmadır.

Emperyalistler, Türklerle ilgili bir gerçeği bilmiyorlardı oysa… Özgür ruhlu, “Şu Çılgın Türkler” hakkında, az bilgi sahibi idiler anlaşılan. Göçebe ve yerleşik zamanlarda bile, binlerce yıldır, kesintisiz ve düzenli devlet, ordu, maliye, lonca, ahilik ve tımar geleneki olan Türkler; bu emperyalist esarete boyun eğemezdi… Kutsal Vatanın işgal edilmiş tüm topraklarında olduğu gibi; Andolu’nun güney cephesinde, doğal bir güvenlik kuşağı olan Toros Dağları (Büyük İskender’in bu yoldan güneye geçişinde de görüldüğü üzere); Orta Anadolu’yu Kilikya – Çukurova’ya bağlayan Çakıt Vadisi ve Gülek Boğazı’nın stratejik özelliğinin ve Anadolu insanının özgür, bağımsız ve vatansever direniş karekterinin farkında değildi; sömürgeci ve istilacı, vahşi kapitalist düşmanlar… 

Bir anımsatma ile sizi tarihin bir başka zaman dilimine uçuracağım: 12 Aralık 1996’da Havana’da, kendisiyle yaptığım özel röportajda, Küba’nın efsanevi lideri Fidel Castro’nun da vurguladığı gibi; “Mazlum halkların umudu, mavi gözlü komutan, diplomat, iyi insan, toplum bilimci, diplomat, devlet adamı, demokrat, çağdaş, fen ve bilimi önemseyen, yalnız aksakal bilge derviş ve devrimci Mustafa Kemal Atatürk gerçeği, düşmanları korkutmuş; dostlara, Anadolu insanına ve tüm mazlum halklara esin kaynağı olmuştur. Kendinize başka bir lider, öncü ve umut aramayınız…“  demişti.

Mazlum halkların esin kaynağı Mustafa Kemal, daha Harp Akademisi’nden 11 Ocak 1905’de, beşinci olarak mezun olup; 7. Erkanı Harp Yüzbaşısı rütbesiyle gittiği Şam’da; “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”ni kurdu (1906). 2. Meşrutiyet ilanı ve 31 Mart 1325 (13 Nisan 1909) Olayı’nın baş kahramanı olan, İttihat ve Terakki Partisi ve Alman hayranlığı ile bilinen yöneticileri Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa’nın, Mustafa Kemal’i İstanbul’dan (Saray’dan) uzaklaştırma girişimleri sonunda; 1 Temmuz 1909 tarihinde, Yemen Asir Jandarma Komutanı olarak görevlendirilmişti. Mustafa Kemal yeni görevi için yola çıktı. Kilikya coğrafyasını (Yemen, Lübnan, Suriye, Filistin ve Trablus’a (1911) giderken ve dönerken, bölgeyi tanıyan) ve çevreyi iyi bilenOsmanlı Ordusu İstihbarat Subayı Kolağası Mustafa Kemal, daha sonra da Anadolu’da başlayan direnişlerin Başkomutanı Albay Mustafa Kemal Paşa’nın talimatıyla, birbirinden bağımsız olarak direnen; Yerel Bölge Kuvayı Milliye Milisleri ve Milli Müfrezeler, hemen direnişe geçtiler. 

Kutsal topraklarımızı, biricik anavatanımız Anadolu’yu kuşatan, vahşi kapitalizme-emperyalizme ve onun işbirlikçisi yerli uşaklarına karşı, ölüm kalım savaşı veren Anadolu’nun yiğit vatansever halkı ve onların büyük kahraman önderi Kemal Atatürk; “Gözüm Sakarya’da, Dumlupınar’da, Kilikya’da; kulağım İnebolu’da”sözlerinin derin anlamı vardı. Kuzey komşumuz ve müttefikimiz olan Sovyet Birliği lideri Lenin ile mektuplaşan Mustafa Kemal Paşa, Sovyetlerden İnebolu limanına gelecek yardımı, silah ve askeri teçhizatları, dört gözle bekliyordu… Pozantı Cephesi de bu silahları bekliyordu.          

Bunlardan biri de, Kuvvayı Milliye Pozantı Cephesi’ydi. Niğde, Bereketli Maden (Çamardı), Ulukışla, Çiftehan, Pozantı, Gülek, Belemedik, Karaisalı, Gökbez, Tekir, Karboğazı, Seyhan ve Çakıt Irmağı vadisinde, Toros Dağı yamaçlarında ve Kilikya – Çukurova hattında, önce yerel olanaklarla direnişler başlamıştır. Bu tarihten (1918) itibaren, bölgede küçük küçük de olsa, Yurtsever Yörük müfrezeler, Türkmen firariler, milisler ve Kuvayı Milliyeci gruplar; bölgede Fransız ve İngiliz işgalcilerine ve onların kışkırtttığı Ermeni milislere karşı direnmeye ve aralarında örgütlenmeye başladılar. Merkezi disiplin ve düzenli ordu ile savaşmanın avantajı, bu direnişleri başarıya götüreceğini savunun Mustafa Kemal Paşa, daha Samsun’a çıkmadan (19 Mayıs 1919) önce, Kuvayı Milliye Müfreze Komutanları ve Niğde 11. Tümen Komutanlığı ile görüşmeler ve destek yazışmaları yapılmaya başlandı… 

Kilikya Cephesinde; 1 Nisan 1920’de Şahinbey öncülüğünde başlayan Antep  Direnişi ve 12 Şubat 1920’de Sütçü İmam öncülüğünde başlayan Maraş Direnişi ve öteki bölge direnişleri birbirini izledi. Anadolu’nun her yanında başlayan Kuvayı Milliye direnişleri, giderek düzenli orduya dönüştü ve merkezi olarak Müdafaayı Hukuk Cemiyeti ve TBMM Milli Ordusu olarak; bütün Vatan sathında, Mustafa Kemal Paşa ve Kurmaylarının önderliğinde, Ulusal Kurtuluş Savaşı verilmeye başlandı. Bu top yekün direniş sayesinde, Emperyalizme karşı ilk kez bağımsızlık savaşı kazanıldı. 24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan Antlaşması ile bu zafer taçlandırıldı. Ve 29 Ekim 1923’de, Türkiye Cumhuriyeti ilanı, resmen tüm dünyaya duyuruldu. İlk Cumhurbaşkanı ise; TBMM tarafından oy birliği ile Mustafa Kemal Atatürk seçildi. Kurtuluştan kuruluşa giden bu utku dolu yolda, ilk adım ve ilk kıvılcım görüldü. Ardında da Cumhuriyet Devrimleri, toplumsal ilerleme ve demokrasi yolunda, kararlı adımlar atıldı…  

29 Ekim 2023, miladi bir yıldır. Cumhuriyetimizin 100. Yılıdır. Aradan bir asır geçti… 

Yüz yıl önce, her coğrafyadan vatansever Anadolu insanının, Ortak coğrafya ve Türk Kültürü şemsiyesi altında; tüm vatan savunmasındaki özverili direnişin, bu hattında (Batı Kilikya – Pozantı Cephesi) Kuvayi Milliyeci Milislerin kahramanca direnişleri ve Pozantı, Ulukışla ve Niğde Milli Müfreze Yiğitlerinin destan yazan zaferlerinin öyküsünü ve her cephenin tarihi, kronolojik bir sıra dahilinde, kendi aralarında ve üst komuta kademeleriyle olan “ÇOK GİZLİ” yazışmaların deşifresi olan bu belgeler; aynı zamanda, Tekelioğlu Sinan Bey’in, Batı Kilikya-Çukurova yöresinde verilen Millî Mücadele’ye ilişkin, Kilikya Kuvayı Milliye Komutanı sıfatı ile yazmış olduğu resmi ve özel hatıralar içinde, Ulukışla-Pozantı Cephesi ile ilgili yazışmalarından örnekler yer almaktadır.

Ulukışla Müdafaayı Hukuk Cemiyeti elemanları;14 Aralık 1919’da; Konya, Karaman, Ereğli, Ulukışla, Pozantı, Adana Demiryolu hattını kontrol eden, İngiliz Yüzbaşı’nın Fransızlara desteği sonrası; Ulukışla Tren İstasyonunu işgal eden Fransızlara, bir kesin uyarı vererek, hemen Ulukışla’yı bırakıp gitmelerini istedi. Fransızlar, gitmemek için diretince, onları zorla yük trenine bindirerek, Fransızların işgalindeki Çiftehan karakoluna sürdüler. Böylece onları ulusal egemenliğin dimdik ayakta durduğu kanıtlayan Ulukışla’nın sınırlarından dışarı atmış oldular.

Mersin’de bulunan Fransız Kilikya Kumandanlığı, bu durumu İstanbul Hükümeti katında protesto etti. İstanbul Hükümeti de Fransızları kovan Ulukışla Müdafaayı Hukukçuları için, kovuşturma açılmasını özel bir telgrafla, Ulukışla Kaymakamlığına bildirdi. O zamanki Ulukışla Kaymakamı Tayyar Bey, İstanbul Hükümeti ve İttifak Devletleri yanlısı olduğundan,hemen uygulamaya geçti. Bunu üzerine, Ulukışla Müdafaayı Hukuk Cemiyeti yöneticileri ve Ulukışla Müftüsü Kuvayı Milliyeci Mehmet Bahaeddin Efendi; “GİZLİ” bir telgrafla acilen, Sivas’ta bulunan Vatan Cephesi Temsil Kurulu’na durumu bildirdi. Kemal Paşa’nın talimatı ile bunun etkisi hemen görüldü. Niğde’deki 11.Tümen’den Üsteğmen Tahsin Bey, acele gelerek Ulukışla Hükümet Konağını askerle çevirdi. Kendisi Kaymakam Tayyar beyin odasına girip, kovuşturma evrakını istedi; evrakı alıp Kaymakamın gözü önünde yırtarak yere attı. Sonra, İstanbul Hükümeti yanlısı Kaymakamı tutuklatarak Niğde’ye gönderdi.

Ulukışlalıların, Tren istasyonuna yerleşen Fransız ekibini kovduğunu işiten; Karaman ve Ereğli Yurtseverleri de onların örneğine uyarak, oralardaki Fransızları, Kuvayi Milliye topraklarından sürüp attılar. Adana bölgesinde gittikçe şiddetlenen Fransız zulmüyle buna karşı saldırıya geçen Karboğazı Baskınıyla, taçlanan Kuvayı Milliye utkusu, onu destekleyen geniş halk yığınlarının heyecanını ve morallerini yükseltti. Niğde, Ulukışla, Bor, Arapsun gibi şehirlerde ve kasabalarda halk, ulusal duyguların kasırgasına kaptırıyordu. 

2428 Mayıs 1920’de, Kilikya-Pozantı Cephesi’nde pek çok kahramanlıklara imza atan, Ulukışla Kuvayı Milliye Müfrezesi ve Müdafaayı Hukuk Cemiyeti üyelerinin kahramanlıkları sonunda gerçekleşen, Karboğazı Baskını ve Zaferi ardından; Mustafa Kemal Paşa’nın şu yorumu anlamlıdır: “Arkadaşlar! Gidip, Toros Dağları’na bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki, bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez… sözüne ilham kaynağı olduğu bilinmektedir. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa, “Devamlı başarılarınızı tebrik eder, size ve kahraman Kuvayı Milliyemize selam ve teşekkür ederim.” şeklinde bir telgraf çekerek Pozantı Cephesinde kahramanca savaşan Kuvvacıları tebrik etmiştir. Bu kazanılan zafer, Lozan Antlaşmasına giden ve tuğla tuğla örülen Kurtuluş Savaşı’nın en önemli faktörlerinden biri olmuştur…

Pozantı-Belemedik’e yapılan baskın sonrası, kendilerinden kat kat fazla Fransız birliğini ve komutanlarını etkisiz hale getiren Karboğazı Baskınında; önemli kahramanlıklar gösteren yiğitlerdi onlar… Baskın ardından, Adana’dan gelen ve iyi derece Fransızca bilen Süvari Müfrezesi Komutanı Besim Albayrak yanı sıra;  çoğu köylü gönüllülerden oluşan ve 620 üyesi bulunan Ulukışla Müdafaayı Hukuk Cemiyeti Komutanı Şemsi Alpagut, Deli Hüseyin Ağa, Haci Mehmetoğlu Küçük Hatıp (Süleyman Güney), Deli İbrahim Ağa, Deli Hüseyin Çavuş (Terzi), Çoban İbrahim, Haci İbrahimoğlu Mehmet Sarı, Ulukışla Müftüsü Mehmet Bahaeddin Efendi, Uğur Ünal (Sümer Ünal’ın dedesi), Gökşen Ağa (Yakup Gökşen) ve ağırlıklı olarak Hüsnüye, Eminlik, Beyağıl, Porsuk, Tarbaz, Emirler, Tabaklı, Alihoca, Ardıçlı, Horoz ve Koçak gibi köylerden oluşan, gönüllü birlik üyeleri direnişe başladı. Fransızlar, daha önce yaptıkları keşif ardından, Ulukışla’ya gelerek, Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı’nda saklanan silah, hububat ve erzaklara el koymak üzere, trenle Adana-Pozantı-Çiftehan’dan yola çıktı. Fransız birliğinin Ulukışla’ya geleceği istihbaratını alan Ulukışlalı Kuvayı Milliye Müfrezesi ve İstikam Subayı Üsteğmen Cemal Efe, Fransızların işgali altında bulunan Çiftehan yakınlarında, Koçak Boğazındaki çelik demiryolu köprüsünü, kendi yaptıkları dinamit kalıplarla havaya uçurarak, Fransızların Ulukışla’ya gelmesini önlediler. Ardından da, Fransız Komutan Binbaşı Pierre Mesnil ve (istihbaratçı) hemşire eşi Edrige Aubry’i, Pozantı Belemedik direnişi sonrası, 44 Yörük Kuvacı ile birlikte Karboğazı Baskınında esir aldılar. 

Karboğazı Baskını’nda; Adana ve Ulukışla’dan gelen Kuvayı Milliyecilerin yanı sıra; büyük fedakarlıklar gösteren, Pozantılı 44 Kuvayı Milliyeci içinde yer alan, isimsiz yiğitlerimizi ve özellikle üç kadın kahramanımızı asla untmayacağız. Bunlar: (Fransız askerlerini şaşırtıp, başka yere yönlendiren) Gülekli Hatice Kadın, Tingil Fatma ve Yanık Hacca’dır.

Bu cephe savaşında; Fransız Komutan Mesnil’in özel notlarından edinilen bilgilere göre; Fransız birliği içinde zorunlu savaşan Tunuslu Berberi Müslüman askerlerin, Türklerden yana tavır alması önemli bir nottur. Bu baskında teslim alınan Mesnil, Ulukışla üzeri, Kayseri’ye götürüldü. Eşi Edrige ise, önce Şemsi Alpagut’un Ulukışla’daki evinde misafir edildi. Ardından da Kayseri’ye gitti. 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara Anlaşması üzerine, serbest kalarak eşiyle birlikte Fransa’ya döndü. Fransız Hükümeti tarafından Ödüllendirilen Binbaşı Pierre Mesnil, 24 Haziran 1924’de, Almanya’da Kablentz kentinde, sıtma hastalığından öldü. Binbaşı Pierre Mesnil ve eşi Edrige Aubry (Mesni); Fransa’dan Ulukışla’ya, Şemsi Alpagut ailesine gönderdikleri mektuplarda;İnsan Hakları ve Uluslararası Hukuk Kurallarına bağlı, Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk ve tüm Türklerin konukseverliği, Ulukışla ve Kayseri’de tutsak oldukları günlerde, Türklerin kendilerine esirliklerini unutturduğunu vurgulayan, övgü ve saygı dolu güzel sözler yazdılar… 

Fransız Binbaşı Pierre Mesnil’in hemşire eşi Edrige Aubry (Mesnil) daha sonra; Türkiye’de geçen günlerini; Mersin, Adana, Pozantı, Ulukışla ve Kayseri anılarını kitaplaştırdı. Yayınlandıktan hemen sonra, büyük yankı uyandıran bu kitabın tanıtım haberi, Fransa’nın yüksek trajlı gazetesi LE MONDE’de, genişçe yer aldı.

Edrige Aubry (Mesnil), bu anıkitabında özetle: “Türkler, (özellikle Pozantı’dan tutsak olarak getirildiğimiz Ulukışla’daki evlerinde beni el üstünde tutan, o zor ve yoksulluk koşullarında bile, bana en iyi yiyecek ve içeceklerini, en temiz yataklarını, konuksever ve dostça, tüm insancıl sevgilerini esirgemeyen ve de beni en güzel şekilde ağırlayan; Ulukışla Müfreze Komutanı Şemsi Alpagut ve Ailesi başta olmak üzere) hepsi, o kadar kadirşinaslar ki, bize o kadar iyi davrandılar ki; esirliğimizi unutturdular… 

Uluslararası hukuk kurallarına, antlaşmalara ve savaş esirlerine yapılması gerekli doğru davranışlara bağlılığa eksiksiz uyulmasının yanı sıra; insan haklarını ve Türklerin konuksever özelliklerini, bize fazlasıyla hep hissettiren; sıradan en yoksul insanından, Büyük devlet adamı, yüce komutan, demokrat, çağdaş, diplomat ve iyi bir insan olan Başkan Kemal Atatürk’ün şu sözü, ne kadar da anlamlıdır: ‘Yurtta Barış, Dünyada Barış!..”

Ve Edrige Aubry kitabında şu gerçeği de dile getiriyor:Peki ama bizler (Fransızlar) ve öteki devletlerin, Anadolu topraklarında ne işi vardı? Türklerin; bu vatan savunmalarında, son derece meşru ve haklı olduğu inancındayım…”

Ya İstiklal, Ya ölüm!” diyerek, kurtuluşa yürüyen Mustafa Kemal Paşa’nın başlattığı “Tam Bağımsız Türkiye” Savaşımında şehit ve gazi olan, tüm bilinen ve adsız kahramanları saygıyla anıyoruz, yeniden… 

Ulusal Savunmadan tam 50 yıl sonra yeniden; “Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!” belgisi ile yola çıkan, 68 Kuşağı Gençliğinin, yurtsever ilkeleri ve yol haritası, Kuvvayı Milliyeci vatansever halk öncülerinin, yiğit çıkışları ile örtüşmektedir. 

Vatanın her köşesinde, Çukurova’nın çeltik tarlalarında, fabrikalarda, okullarda, köylerde, Nurhak Dağı, Amanos Dağı ve Toros Dağları yamaçlarında; 1920’lerde atalarının başlattığı bağımsızlık, demokrasi, vatan, emek ve halk için savaşan ve “Gün doğdu, hep uyandık…” diyerek, yollara dökülen Devrimci Gençler; aynı coğrafyada ve aynı inançla, özgürlük kavgalarında yürürken ve dar ağacına giderken, ağızlarında bir nara yükseliyordu: “Yaşasın, Tam Bağımsız Türkiye!..” 

Dünyada emperyalizme karşı ilk zafer kazanan Bağımsız Türkiye’nin bir kurtuluş anıtı olan, İstanbul Taksim Meydanı Anıtı’nda taçlaşan; Ulusal Kurtuluş Savaşımıza maddi ve manevi destek veren Sovyetler Birliği Kurucu, Devlet Başkanı Lenin ile Atatürk mektuplaşması ve Atatürk’ün Lenin’e yazdığı mektubun sansürsüz tam metnini ilk kez bu kitapta okuyacaksınız…

Mustafa Kemal Paşa ile Lenin arasındaki bu tarihi mektuplaşmalar ardından; Sovyetler Birliği’nden İnebolu Limanına gönderilen silah, mermi ve askeri teçhizatların bir kısmı; Güneye-Kilikya Cephesine ve Niğde 11. Tümene gönderildi. Bu silahlar, Toros Dağı yamaçlarında, Pozantı’da ve Karboğazı Baskınında, Fransız askerleri dize getiren, bir avuç Kuvayı Milliyecinin de elinde idi.

Bolkar Dağı Kuvayı Milliyeci Müfrezenin yaktığı ilk kıvılcım, attığı ilk kurşun, ilk çığlığın yankısı, bu günde alevleniyor… Bolkar Dağları burcunda, 2600 metrede, Karagöl’de yaşam savaşı veren, Toros Kurbağalarının sessiz çığlığıdır bu sevda… Konar göçer Türkmen Yörüklerin son yaylak otağında, kara kıl çadırda tüten dumanda anlamlaşan; “KAR ile KOR” Öyküsüne esin kaynağı olan yiğitlerin çığırdığı; “Dağ başını duman almış” marşı, “Zahidem Kurbanım” bozlağı ve “Adana’ya bir kız kaçtı, gördün mü?” türküsüdür. Şeker Pınarı, Gülek Boğazı ve Karboğazı’nda yankılanan ve yaşananlardır, yeniden…   

Pozantı Cephesinde ve Karboğazı Basınına katılan, Niğdeli Kuvayı Milliyeciler için Kemal Atatürk, 14 Ekim 1924’de Kayseri’de ve 5 Şubat 1934’de Niğde’de şöyle demiştir: “Niğdeliler fedakardır, çalışkandır, yurtseverdir. Çanakkale ve Dumlupınar’da, Milli Mücadele başladığında her türlü desteği sağlamışlar. Vatanın her cephesinde, mücadeleye katılmışlar ve özellikle Pozantı Cephesinde, işgalcileri geri püskürten ekibin içinde yer almışlardır…“ “Bu nedenlerle, Benim Niğdelilere karşı alakam büyüktür. Niğdelileri her zaman sevmişimdir…”  

4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi’nde, Niğde’yi temsil eden Mustafa Soylu ve Halit Mengi, Kuvayı Milliye Cephelerinde ve Vatan Savunmasında; Kemal Atatürk’ün hep yanında yer almışlardır. TBMM Hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri döneminde; Atatürk ekibinde olan Soylu ve Mengi, Cumhuriyet Devrimlerinin uygulanmasında da önemli katkı sağlamışlardır… 

Öte yandan, 15 Mart 1923’de, yeniden Adana’ya gelen ve toplumun her kesimiyle, ayrı ayrı ve uzun uzun görüşen, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözleri çok anlamlıdır: “Arkadaşlar! Gidip, Toros Dağları’na bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki, bu dünyada hiç bir güç ve kuvvet asla bizi yenemez…

Türklerin binlerce yıllık özgür ve bağımsız devlet geleneki ardından; Mustafa Kemal Atatürk ilkeleri ve Cumhuriyet Devrimleri ışığında; susmayan ve yeniden kendi küllerinden dirilen yüce utku; Kurtuluştan Kuruluşa giden, bu çağdaş yolda böyle başladı… Bu çığlık, sevgisini sebil eyleyen emektar Anadolu halkının, kahraman yiğitlerin ve kınalı gelinlerin bayramda, toyda, halayda ve sevdada, inançla koruduğumuz bu kutsal Anadolu topraklarında; aşkın ve barışın, mutluluğun çığlıdır, dillerden düşmeyen bir coşku… 

100. Yılını kutlamaya hazırlandığımız Türkiye Cumhuriyeti’nin bir asırlık kuruluş destanıdır bu… Otağında hep duman tüten Türkmen Yörüklerin, Karacaoğlan’ın, Dadaloğlu’nun özlemi ve sevdasıdır bu türkü… Tarihin yamaşlarında yankılanan, kutsal ve ulusal bir çığlıktır, söylenen bu marşlar… Kavgamız, utkumuz, ilk ödevimiz; korkmayan, sönmeyen, yılmayan ve susmayan, şu çılgın Türlerin çığlığıdır… Bağımsız bir vatan, sağlıkı ve sevgi dolu, insanca adil ve özgür bir yaşam için; açlık, savaş ve terörün olmadığı, yaşanılır temiz bir dünyada tek arzumuz, tek emelimiz budur:Yurtta Barış, Dünyada Barış!..” 

Anadolu vatan, Ulukışla can, Toroslara canım kurban!..

———————————————————

    ÖNSÖZ’E Kaynak:

–  Mustafa Kemal Atatürk, NUTUK, Belgeler, Cilt: 2, Türk Tarih Kurumu, 1976, Ankara.

  • Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 1-33, Kaynak Yayınları, 2010, İstanbul.
  • Kuşatılmış Yazılar, Dursun Özden, Edebiyat Koop Yayınları, Ocak 2009, İstanbul.
  • Fidel’in Atatürk Tutkusu, Dursun Özden, Milliyet Gazetesi, 26 Aralık 1996.
  • Fidel’in Öyküsü, Dursun Özden, Kategori Yayınları, Kasım 2017, İstanbul.
  • Şiir Alayı, Dursun Özden, Yoleri Yayınları, Nisan 2018, İstanbul.
  • Niğde Tarihi, Albert Gabriel, Çeviri: Ahmet Akif Tütenk, Bengi Matbaası, 1962.
  • Ayrıca, bu kitaba kaynak olan, belge ve bilgilerin bir kısmı: TC. Genel Kurmay Personel Başkanlığı, Askeri Tarih ve Stratejik Etüd (ATASE) Daire Başkanlığı, (Kuvayı Milliye Kilikya Komutanı Tekelioğlu Sinan Bey’in Günlüğü) adlı dosyadan alınmıştır. Bu kitabın meydana gelmesinde, katkıda bulunan resmi ve özel kişi ve kuruluşlara teşekkür ederim. İyi ki varsınız…

DURSUN ÖZDEN 

(23 Nisan 2020)

www.dursunozden.com.tr

gezim

Yoruma kapalı.

shared on wplocker.com