İçinden Nehir Akan Üç Şehir (Kazan-Rusçuk-Hartum) (dış gezi)

Hayatı keşfetme merakımız sürüyor…

Üç kıtada; coğrafi, sosyal, kültürel ve stratejik önemi olan üç ülkede ve üç nehir çevresinde, su başını yurt tutan insanların; su kullanım bilincini ve birlikte yaşama kültürünün olumlu ve aksayan yanlarını belgeledim. Bir modern gezgin merakı ve keşfetme serüveni içinde, yollardayım yine… Volga (İdil) Nehri-Kazan (Tataristan-Rusya), Tuna Nehri-Rusçuk (Bulgaristan ve Nil Nehri-Hartum (Sudan).

Sosyoloji coğrafyasında, benzer ve ortak yanları olan pek çok kent ve yerleşim alanları bulunmaktadır. Bu benzerlikleri, kentin turizm ve görsel coğrafi dokusunda olduğu kadar; folklorik, sosyolojik, tarihi ve kültürel alt yapısında da örtüşen ortak paydaları görmek olanaklı.

Bu bağlamda, üç kıtadan üç ortak paydası bulunan üç kentin özelliklerini ve bu kentlerin adının gerçek ve mitolojik kaynağını erişebildiğim kadarıyla açıklayacağım…

Bu kentler: Asya kıtasında yer alan ve Sibirya’ya açılan kapı olan Rusya Federasyonu-Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti ve içinden Volga-İdil Nehri akan Kazan, Avrupa’da Bulgaristan’nın Tuna Nehri kıyısında bulunan Rusçuk ve Afrika’da Sudan’ın başkenti ve içinden Nil Nehri akan Hartum. Şimdi bu üç kıtadan üç kenti birlikte gezelim… Her üç nehir çevresindeki vahşi kentleşme, yoğun yaşam alanı, tarımsal ve sanayi atıkları ile birlikte yoğun deniz ulaşımınında görülmesi nedeniyle, kaynaklarından döküldükleri denizlere dek çevre kirliliklerine de neden olduğu gözlenmektedir. Bu üç nehrin çevresine verdiği yaşam standardı ve ekonomik gücüde dikkati çekmektedir. Her şeye karşın önemli bir turizm potansiyeli ve stratejik özelliği olan bu üç nehir ve çevresindeki yaşam alanları mutlaka görülmesi gerekli yerlerin başında gelmektedir. 

Türk Kültürü’nün yaşadığı ve içinden su akan, üç kıtada üç kent tanıtım yazımızla okurlarımı selamlıyorum, yeniden…

İÇİNDEN VOLGA-İDİL AKAN KAZAN (Tataristan-Rusya)

İdil ya da Volga Nehri; (Rusça: Волга, Tatarca: İdel, Ətil, Çuvaşça: Atăl) Avrupa‘nın en uzun nehridir. Rusça Volga adı Fince kökenli “valkea” beyaz demektir, Baltık dillerinde Valgõ denir.Anlamı ak sular, beyaz nehir. Uzunluğu yaklaşık 3500 km olan İdil, Moskova ile Sankt-Peterburg arasındaki Valday tepelerinden doğar. Deniz seviyesinden 28 metre aşağıda olan Hazar Denizi‘ne dökülür. Valday tepelerinde bulunan birçok göl ve bataklıklardan gelen kaynak kollarının birleşmesiyle meydana gelen İdil, Rjev‘den itibaren ulaşıma elverişli bir halde akar. Moskova Kanalı‘yla birleştiği yerden sonra genişliği 230 metre’yi bulur. Bundan sonra nehirde düzenli bir ulaşım sağlanır. Kama ve Oka Nehirlerinin Kazan yakınlarında bulunan İdil Bolkar Kasabası yakınlarında birleşmesi ile İDİL-VALGA NEHRİ adını alır ve Astrahan şehri deltasından Hazar Denizi’ne dökülür. İdil’in Yatağı üzerinde beş adet baraj bulunur. Bu barajlardan Volgograd Baraj Gölü‘ndeki santral, dünyanın belli başlı hidroelektrik tesislerinden biridir.

Bundan sonra Don Nehri‘ne 72 kilometre yaklaşır ve iki nehir arasında açılan bir kanal vasıtasıyla Azak ve Hazar denizleri arasında ulaşım sağlanır. Hazar Denizi’ne 50 km kala 200’den fazla kola ayrılarak İdil Deltası meydana gelir. Bu deltanın genişliği 100 km’den fazladır.

İdil Havzası, 1.360.000 km²’lik bir alanı kaplar. Aynı zamanda Rusya‘nın nüfusunun büyük bölümü bu havzada yaşar. Bölge ulaşıma elverişlidir.

İdil, kışın üç ayında donar. Bu zaman zarfında da nehirden karayolu olarak faydalanılır. İdil’in kıyılarında Rusya’nın önemli limanları ve ticaret merkezleri yer almaktadır. Bunlardan en önemlileri Nijniy Novgorod, Kalinin, Kazan, Kuybişev ve Volgograd (Eski adıyla Stalingrad)’dır. Ortaçağ’dan beri bir ticaret yolu olan İdil, bugün hala önemli bir ulaşım yoludur. Avrupa Hun İmparatoru Attila‘nın ismi İdil’den gelmektedir (Attila = Ətilli, İdilli).

Her şehrin bir öyküsü var

550 yıl önce Korkunç İvan denilen Rus Çarı’nın, Kazan kentini yakması ve bu kentte yaşayan çoğu Tatar ve İdil Bulgar Türkünü yok etmesini eleştiren bir tiyatro yazan büyük Türk Şairi Nazım Hikmet’in “İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu” adlı eseri, 1953’de Moskova Devlet Tiyatrosu oyuncuları tarafından oynanmış ve Stalin’in emri ile ertesi gün yasaklanmıştı. Bunun üzerine Nazım Hikmet’in çok üzüldüğü ve tepki gösterdiği, Kazan’da hala anlatılmaktadır. 

Tüm Rusya topraklarında olduğu gibi giderek nüfusu azalan ve bu gün 4 milyon nüfusu ile halkının % 60’ı Müslüman Türk olan Tataristan’ın başkenti Kazan şehrinin 2005’de, 1000’inci kuruluş yılı (Milenyum’u) coşkuyla kutlandı. Bininci yıl (Milenyum) kutlamalarında, folklorik ve tüm kültürel duruşlarıyla burada yaşayan Tatar Türkleri ve burada çalışan 4 bin civarındaki Türkiye Türklerinin başarıları coşkulu bir bayram havasında geçmesi, Ata yurdu bu topraklardaki soydaşlarımızla olan dayanışmamıza güç katmaktadır…. 

1992’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, Rusya Federasyonu içinde Özerk Tataristan Cumhuriyeti olan ülkenin başkenti Kazan’ın yeniden inşaasında, Türk Yüklenici-Müteahhit firmalarının rölü büyüktür. Özellikle, Özgür şair ve Türk mimar heykeli, modern camiler, 18 yaşında daha Hukuk Fakültesi öğrencisi iken, ilk boykot eylemini başlatan Lenin adına var olan Üniversite ve Tatar yemek kültürünün damak tadı, bereketli sevze ve meyve bahçeleri, İdil-Bulgar Kasabasındaki sizin Kazan kentine gelmeniz ve İdil-Volga Nehri üzerinde sandal sefası yapmanız için, pek çok neden bulunmaktadır. Kazan başta olmak üzere, Rusya’nın pek çok kentini yeniden imar eden ve Kazan merkezini baştan aşağı, modern mimari projeleriyle, Milenyum (2000)’a hazırlayan bazı çılgın Türk yatırımcılardan olan, Kazan’daki araştırma ve belgesel çalışmalarıma destek olan genç iş adamlarımızdan, aslen Pendik-Kurna Köyü’nden olan girişimci Metin Yıldırım, İdil-Volga Nehri kıyısındaki yemekli bir sohbetimizde, ilginç bir tesbitinden şöyle söz etmişti: “Kazan başta olmak üzere, Rusya-Sibirya coğrafyasında; Stalin’in aksine,  Leninizm ve Kemalizm yükselen değer olarak yaşamaktadır. Türk dilinin ve kültürünün her koşulda, ödünsüz savunucusu Nazım Hikmet’e olan sevgi ise çok büyüktür. Rus okullarında hala Orhan Veli şiirleri okutulmaktadır. Batı özentisi genç nesil ise, bu kapsamın dışındadır…” Son 20 yıldır Türk işadamlarının bu bölgede yaptığı devlet binaları, toplu konutlar, cami, işyeri, kültür ve spor kompleksleri, resmi ve özel binalar, lüks alış veriş merkezleri, otel ve eğlence yerleri, çağdaş ve yaşanılabilir lüks villalar ile; Kazan kentini, geleneksel ile modern dokuyu buluşturan, özellik ve güzelliklere kavuşturuyor…

Bundan bin yıl önce Orta Asya’dan göç eden Tatar Türk boyu; kıyıdan kıyıya genişliği 8 kilometreyi geçen Volga nehri kıyısında bulunan 13’üncü yüzyılda Bulgar kasabasına yerleşen İdil Bulgar Türklerinin yoğun olarak yaşadığı bu kasaba, binlerce yıl süren her tür baskı ve asimilasyon politikalarına karşın, Türk kültürlerini ve İslami özelliklerini yitirmediler… İdil Bulgar kasabasında bulunan tarihi yerleşim, hamam, cami ve medrese avlusuna yapılan kilisenin görüntüsü, halkaların tüm farklılıklarına karşın; birlikte yaşama kültürünün bir simgesi olarak duruyor… Kazan’da bulunan camiler, özgün mimari dokusu olan dev yapılar ve öteki Türk kültürünün izleri, Volga kıyısında bir uygarlık harikası olarak yükseliyor…

Yemeklerinden düğün ve bayramlarına, giysilerinden danslarına… Geleneksel kültürlerinde çekirdek aile ve öteki toplumsal değerlerini koruyan ve çağdaş yapılanmalarıyla da dikkati çeken Kazan Tatar Türkleri, çok çalışkan, disiplinli, konuksever, gelenekçi ve biraz da inat olarak tanınmaktalar.

19. yüzyılın sonunda Çarlık Rusyası döneminde yapılan baskılar sonucu bu toprakları terk edip Anadolu’ya göç eden Tatar Türkleri, bu gün Konya’nın Cihanbeyli ilçesi ve Eskişehir’de yaşamaktalar… Uzun aralıklardan sonra bu iki akraba topluluk, birbirleriyle görüşmeye başladılar…

“Kazan” adı nereden geliyor?

Kazan şehrinin en ilginç mimari yapısı, şehrin simgesi olan ve bir kazana benzeyen Süyüm Bike Kulesi’dir. XVII. yy.ın ikinci yarısında kurulmuş olduğu tahmin edilmektedir. Kulelerle ilgili pek çok efsane vardır. Bunlardan birinde, yeryüzünde eşine rastlanmamış bir güzellikte olan dul Süyüm Bike Hatun’u duyan Rus kasabı olarak bilinen Korkunç İvan’ın ona kendisiyle evlenerek Moskova Çariçesi olmasını teklif ettiği anlatılır. Süyüm Bike’nin bu teklifi reddetmesi üzerine Ruslar Kazan’a sefer düzenlemiştir. Bir katliam çıkmasını istemeyen Süyüm Bike, bir şartla Korkunç İvan’la evlenmeye razı olur: Düğün hediyesi olarak bir hafta içinde Kazan’da bulunan bütün minarelerden daha yüksek bir kule yapılmalıydı. Düğün gecesi verilen ziyafet esnasında gelin, Moskova’ya hareket etmeden önce son defa doğduğu şehre yukarıdan bakmak istedi. Son kata kadar çıktı ve… Küçük oğluyla beraber aşağı atladı. Bunu gören Korkunç İvan, bir kazana benzeyen Kazan kentini yaktı… Yanan bir kültür üzerine yeniden inşa edilen Kazan’ın adının buradan geldiği söylenmekte ise de; aslında bin yıl önce bu verimli toprakları yurt edinen; yerleşik kültür ve ziraatçılıkta oldukça ileri olan Kazan-Tatar Türklerinin soy ağacı adından geldiği bilinmektedir…

İÇİNDEN TUNA AKAN RUSCUK (Bulgaristan)

Tuna Nehri, Almanya’nın güneyinde Kara Orman bölgesinde Donaueschingen kasabasında Brigach ve Breg nehirlerinin birleşmesiyle meydana gelen nehir. Tuna nehri havzası, 801.463 km² toplam alanıyla İdil Nehri’nden sonra Avrupa’nın en büyük ikinci nehir havzasıdır. Uzunluğu 2850 kilometre ve yaklaşık genişliği 1 kilometre olan Tuna Nehri, Rusçuk’ta Ruse Port limanı ile Romanya’nın Podul Prietenie kenti arasında ter alan tarihi Giurgiu-Ruse ya da Tuna Köprüsü’nün taam ortasında iki ülkenin gümrük kapısı yer almaktadır. Diğer köprüler üzerinde olduğu gibi bu köprü üzerindeki korkulularda da renkli binlerce kilit asılıdır. Dilek simgesi olan bu kilitlere turistler büyük ilgi duymaktadır. 10 ülkeyi katederek Romanya-Bulgaristan ve Romanya-Ukrayna arasında ülke sınırı da olan Tuna Nehri, Karadeniz’e dökülmektedir. 

Avrupa kıtasının içende dolana dolana akan ve Rusçuk’tan geçip Karadeniz’e dökülen Tuna, ikinci durak yerimiz… Bulgaristan’ın Tuna Nehri kıyısında bulunan Russe-Rusçuk kentidir. 

Bulgaristan’ın kuzeyinde yer alan ve Romanya’ya sınırı olan Rusçuk, 178 bin nüfusu ile bir sanayi kenti olması ile ünlüdür. Bir de, Tuna nehri üzerinde kurulu,  Romanya ile Bulgaristan’ı bağlayan tarihi çelik köprüsü (köprünün ortasında bulunan gümrük kapısı, aynı zamanda, iki ülke sınırını oluşturmaktadır) ve Osmanlı kültürü kalıntılarıyla bilinmektedir. Rusçuk: Tuna kıyısında ve nehirden yaklaşık 20 metre yükseklikteki düzlükte kuruludur. Bulgaristan’ın 5. büyük şehridir. Güneyinde, Şumnu yolu üzerinde bir tepe mevcuttur. Tuna’nın karşı kıyısında, Osmanlıların Yerköy dedikleri Giurgiu adındaki bir şehir vardır. Bu şehir ile Rusçuk’u birleştiren ve Giurgiu-Rousse arasında “Friendship Bridge” adı verilen bu köprü 2800 metre uzunluğunda ve 30 metre yüksekliğindedir.

Bulgarlar Ruse der. Haritalarda Rousse veya Russe diye gecer. Osmanlı öncesi de Türklerin yoğun olarak yaşadığı Tuna Nehri kıyısında bulunan bu verimli toprakların bulunduğu Rusçuk, Osmanlı Valisi olan ve Ziraat Bankası’nın kurucusu Mithat Paşa’nin yaşadığı (Mithat Paşa’nın Tuna Nehri kıyısında bulunan evi, özgün mimari dokusuyla hala dikkati çekmektedir) ve Elias Cenetti’nin doğduğu şehirdir. Türkiye dışında Türk mimari eserlerinin başında gelen Seyyid Mustafa Paşa Camisi’de, Rusçuk’da bulunmaktadır. Son Yeniçeri isyanında cariyeleriyle birlikte yanarak can veren Alemdar Mustafa Paşa, II. Mahmut Devri sadrazamlarındandır. 1750 yılında Rusçuk’ta doğdu. Rusçuk Yeniçeri ağalarından Hasan Ağa’nın oğludur.

1877 Osmanlı-Rus Savaşı öncesi, Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı Tuna vilayetinin merkezi Rusçuk’tur. 1291 Salnamesine göre, vilayette toplam 2.044.578 kişi yaşamaktadır. Bunların 1.052.128’i Müslüman, 992.450’si ise Gayri Müslümdir. Yani Müslümanlar 60.000’e yakın bir farkla çoğunluğu teşkil etmektedirler. Vilayet Rusçuk, Vidin, Sofya, Trnovo, Tulça ve Varna olmak üzere altı sancaktan oluşmaktadır. Bu altı sancaktan Rusçuk, Sofya, Tulça ve Varna’da Müslümanlar, Vidin ve Trnovo’da ise, Gayri Müslimler çoğunluktadır. Geçtiğimiz seksenli yıllarda Türklere yönelik baskılar, isim değiştirme, sünnet, göçe zorlama ve asimilasyon uygulamaları sonucunda Anadolu’ya toplu göçler olmuştur. Bu gün hala az da olsa, Rusçuk’ta yaşayan Müslüman Türkler bulunmaktadır.

İçinden Tuna akan kent Rusçuk; sanayi, tarım ve Avrupa’yı nehir ulaşımıyla Karadeniz’e bağlayan liman kenti özelliğinde olmasına karşın; aynı zamanda çevresinde bulunan Şumnu, Deliorman, Filibe, Silistre ve Hoca Nasrettin gibi Türklerin yoğun yaşadığı bölgelerde görülen Osmanlı ve Türk-Alevi Kültürü’nün de izleri görülmektedir… Meşhur Demir Baba Tekkesi de bu bölgededir. Öte yandan, İstanbul’dan hareket eden RORO feribotu, Karadeniz’den sonra Tuna yoluyla Rusçuk ve öteki kıyı şehirlere konuk olmakta ve önemli bir taşımacılık hizmeti vermektedir…

Rusçuk (Russe) adı ne anlama geliyor?

Osmanlı döneminde Eflak-Boğdan Eyaleti’ne bağlı, Ortadoks Rusların özgürce yaşadığı ve yalnızca Osmanlı’ya vergi ödeyen yarı özerk durumda olan halkların yaşadığı kent Rusçuk’da olduğu gibi; bilindiği gibi Türkçede “cuk, çuk, cik, cık” ekleri küçültücüdür. Rusçuk; Rusların yaşadığı küçük bölge, yer, köy, kasaba ve kent anlamına gelmektedir. Rusçuk adı da buradan kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Rusçuk ve Russe adıyla ilgili başka söylenceler ve efsanelerde var…

İÇİNDEN NİL AKAN HARTUM (Sudan)

Nil Nehri, Etiyopya‘nın yüksek yerlerinden kaynağını alan Mavi Nil, Hartum (Sudan)’da Güney Afrika’dan gelen Beyaz Nil ile birleşerek, Mısır‘ın doğusunu kuzey-güney yönünde katederek, Akdeniz‘e dökülür. Nehrin uzunluğu 6695 km’dir. Nil Nehri, Mısır içinde çok uzun bir mesafe kat etmesine rağmen, hemen hiç bir kol almaz. Nil’in Mısır’ı geçtiği 1500 km uzunluğunda ve ortalama 10 km genişliğinde saha boyunca tarım yapılır. Asvan Barajı yapıldıktan sonra, Nil’in Mısır’da yaptığı taşkınlar durdurulmuştur. Kuzeydoğu Afrika’da büyük bir nehir. 6695 kilometrelik uzunluğu ile dünyanın en uzun, 3.200.000 km2 su alma alanı ile dünyanın üçüncü büyük nehridir. Nil’in su alma havzasında bir grup göl bulunur. Bunlardan biri olan Victoria Gölü, dünyanın ikinci büyük gölüdür. Nil, başlangıçta Beyaz Nil (esas kol) ve Mavi Nil olarak iki ana kol halinde doğar ve bu kollar Sudan başkenti Hartum’da birleşir. Nil, dünyanın en uzun nehri. 4.187 mil (6,695 km.) uzunluğundadır. Afrika Kıtası’nın üçte birini kaplar. Güneyden kuzeye doğru… Kara Afrika Kıtasına can veren Nil Nehri çevresinde kurulan kentler, yaşam alanları ve tatıma elverişli bereketli topraklar yanı sıra; su tekneleriyle yapılan ulaşım ve turizm potansiyeli olarakta, kara kıtaya can vermektedir… Bir anımsatma yapmak gereği duydum. Nil Nehri boyunca timsah, yılan, elmas ve altın avcılığı yapılmaktadır. Nehir kıyısındaki yaşam alanlarında var olan Çeçe sineği ısırması sonunda, Çeçe Uyku Hastalığına ve başka hastalıklara yakalanmamak için dikkatli olunuz ve hijyenik koşullar başta olmak üzere, aşılarınızı yaptırınız, yeme-içmede ve yakın ilişkilerinizde dikkatli olunuz… Askeri, stratejik önemi olan resmi yerlerin fotoğrafını çekmeyiniz. Kadın ve çocukların fotoğrafını çekerken, mutlaka izin alınız. Kabile dilllerini de bilen yerel rehberlele çalışınız… Nil sevdası üzerine merak ettiğiniz her şeyi keşfetmek ve belgelemek için, yeni ve çılgın serüvenlere hazır olunuz…

Hartum, Afrika’nın en büyük yüzölçüme sahip olan ülkesi Sudan’ın başkentidir. 25 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ve 35 milyon nüfusuyla geleceğin petrol, altın ve elmas zengini Sudan’nın başkenti Hartum; geleneksel olarak yapılan uluslararası fuar ve kültürel etkinliklerle de adını duyuruyor… Elbette batının kirli oyunlarının sonucu burada süren iç savaşlar ve açlıktan ölen çocuklar, bu ülkenin olumsuz imajı gibi yansıtılmaktadır. Dünyanın en uzun akarsularından biri olan Nil Nehri, Sudan, Mısır’ın güneyinde ve 9 Afrika ülkesiyle komşudur. Nil Nehrinin suladığı ve yaşam verdiği uçsuz bucaksız dünyanın en sıcak ülkelerinden biridir… 157 etnik kültürün yaşadığı ve dilin konuşulduğu, insan ve yaşam renklerinin iç içe girdiği bir coğrafya ve bir sosyolojik kültür mozayikidir Sudan. Kadınların hala sünnet edildiği, örtünme kültürü olmayan ilkel kabilelerin yaşadığı ve bir İslam ülkesi olan Sudan’ın başkenti Hartum ise, tüm bu zengin coğrafi ve toplumsal dokunun aynasıdır.

Özellikle Hartum yakınlarında bulunan Nil Nehri kıyısındaki Omdurman kasabasında yapılan zikir ve dans gösterilerine katılan rengarenk giysili, yüzleri döğmeli, gözleri sürmeli olan farklı dil konuşan kabilelerin kadın-erkek birlikte yaptığı toplu zikir ve dansı görülmeye değer… Dansları, zikirleri, hüzün ve mutlulukları ile özgün insan kültürel mirasının izlerini taşıyan Hartum, kara Afrika’yı Kızıldeniz’e (Port Sudan kıyı kentine)’e bağlayan önemli bir stratejik yerde bulunmaktadır. Kara Afrika’nın derinliklerinden akarak gelen Beyaz ve Mavi Nil, bir hortum gibi kıvrılıp dolanarak, Sudan’ın başkenti Hartum’da birleşir ve ana Nil Nehri’ni oluşturur. Kuzeyde ise, bir uygarlık harikası olan tarihi Sudan Pramitlerini selamlayıp; Nubye Çölü’nü geçerek, Mısır’a can verir. Ardından da Nil, pek çok uygarlıklara ev sahipliği yapmış Kahire ve İskenderiye arasındaki büyük deltayı suladıktan sonra, Mısır topraklarında Akdeniz’e dökülür…

İçinden su akan üçüncü kentimiz Hartum’da,  öteki kentlerde olduğu gibi Osmanlı ve Türk Kültürünün izlerini görmek mümkün… Kızıldeniz’deki Türk adası Sevakin, Port Sudan’daki sumak üreten Türk köylüler, 3420 metre yüksekliğinde ve eşsiz görsele sahip volkanik çökelti ve şelalenin olduğu Jabel Marrah Dağı yamaçlarında elma ve susam yetiştiren Karamanlı ve Niğdeli Sudanlılar, Rekşa denilen üç tekerlekli taksi sürücüsü Hataylı Türkler, 1700’lerden itibaren bir Osmanlı toprağı olan ve 1820’de Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Osmanlı’ya ters düşmesiyle birlikte, bu bölgede görevli komutan ve askerlerin çoğu geri dönmemiştir. Sudan’da ve Hartum’da yaşayan ve burayı yurt edinen Türklerin önemli bir kısmı bu dönemden kalanlardır. Bu kentte de cami, medrese, saray, konak ve tarihi dokularıyla Osmanlı izleri bulunmaktadır. 

Çat sınırı bölgesinde yıllardır süren, yerleşik ve göçebe kabileler arasındaki iç savaş ile ayrılıkçı hristiyan Sudanlı zencilerin yaşadığı Cuba bölgesindeki karışıklıklar birazda olsa durmuşa benziyor. Aynı bölgede yaşayan bazı ilkel kabilelerin konuklarına eşlerini ikram etme geleneki yanı sıra; binlerce yıldır devam eden kız çocukların sünnet olması da bir başka sorun olarak insanlığın gündeminde yer almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nun verilerine göre dünyada 140 milyon sünnetli kadın olduğu bilinmektedir. 

Mehdi Türbesi, Afrika’nın doğu kapısı özelliğini taşıyan Port Sudan liman kenti ve o dönemde Kızıldeniz kıyısında bir uluslararası Osmanlı Gemi Tersanesi olan Suakın antik kentinde Bennabi Bey’in sarayı ve 250 kilometre yarıçapında çölün orta terinde, Ankara Yüksek İhtisas Hastanesi tarafından kurulan ve yalnızca kadın ve çocuk hastalara hizmet veren, modern donanımlı Türk Hastanesi bunlardan bazıları… Hartum’da, Türk kültürü izlerine en ilginç örmek teşkil edecek durum ise, hiç kuşkusuz başkent Hartum Valisi başta olmak üzere; Maliye, Dış Ticaret, Milli Ekonomi, Dışişleri, Devlet Bakanları ve pek çok Büyükelçileri kendilerinin Türk kökenli olduğunu söylüyor ve bununla gurur duyduklarını özellikle vurguluyorlar… Sudan klasik şiirinin öncülerinden olan ünlü şair Tacüssir Hasan’da, Türk kökenli olduğunu dile getirmekte ve Yunus Emre’den esinlendiğini vurgulamıştır… Kara Afrika’yı aydınlatan Türk kültürü ve girişimci örnek yatırımlarıyla, tüm insanlığın ışığı ve umudu olmaya devam ediyor…

Peki, Hartum adı nereden geliyor?

Kara Afrika’nın derinliklerinden süzüle süzüle gelen Beyaz Nil ile Habeş ve Etiyopya düzlüklerinden gelen Mavi Nil, bir hortum gibi kıvrılarak oluşturduğu deltada en verimli toprakları besleyip, tam da başkentin orta yerinde birleşir. Hala bu hortumu andıran Nil kıyısında eleklerle altın arayanları görmek mümkündür. İşte, 18. yüzyılda buraya gelen Türkler, bir hortum gibi akarak bu kente can veren Nil Nehri’nin kollarının sarılıp kavuştuğu bu bereketli yere HARTUM adını koymuşlar…

Şimdilerde Hartum’un can verdiği topraklarda en üst düzey yönetici Türkler bulunuyor. Ülke ticareti ve yatırımına Türklerin de katkısı oluyor… Köle ticaretinin yaygın olduğu bir dönemde gelip Antalya’nın Manavgat yakınlarındaki Sarılar Köyüne yerleşen Hartumlu zenciler ile Hartum yakınlarında bulunan Omdurman kasabasındaki akrabalarının yıllar sonra görüşmeleri ise, bir başka güzel. Özlerine ve köklerine kavuşmanın mutluluğu, Türk vatandaşı Sudanlı kardeşlerimiz adına, ortak kültür ve dostluklarımızın yaşaması için daha çok dayanışmaya gereksinim var…

Sonuç

Kendini ulusuna ve tüm insanlığa adamış araştırmacı gezginlerin ve batı merkezli düşünüp yazmayan, bilimin ve etik olanın ışığında gerçekleri ve nesnel olanı yazan tarihçiler ve özellikle sosyologlar; somut olarak bize bulgu, belge, gözlem ve insan kasnaklı araştırmaları sonucu bilimsel, doğru ve yansız toplum tarihi yazılması için gayret ediyorlar… Bölgemizde ve dünyada oynanan kirli oyunlar ve savaş tüccarları tarafında çizilen “yeni bölücü haritaların” çöplüğe atılması, bir insanlık görevi olarak önümüzde duruyor… İnsanlık tarihi yeniden yazılmalı mı? Bu sonuca varmamız, herhalde abartı olmaz… Bu yaklaşımlar; kutsal ve yurtsever, barışçıl ve duygusal, köktendinci-tarikatçı ve ırkçı-kafatasçı yaklaşımlardan uzak, sevecen ve insancıl, evrensel ve ulusaldır, haklarını-özgürlüğünü bilen ve özverili-sorumlu, nesnel-diyalektik ve bilimseldir… Göktürk yazıtlarında Bilge Kaan’ın buyurduğu gibi: “Titreyip kendi özümüze dönme zamanıdır…”

Üç kıtada, içinden nehir akan üç şehirde bir kısa gezinti yaptık. Elbette bunları çoğaltmak mümkündür. Çarpıcı üç örnekle tüm anakaralarda-kıtalarda kültürel izleri bulunan ve yaklaşık 350 milyon Türkü kucaklayan, kökü 15 bin yıl eskilere-tarihin derinliklerine dayanan, gövdesi tüm anakaraları kaplayan ve yüce birikimleri olan dev soy ağacımızın damarlarından beslenen Türk Kültürü; tüm insanlığın ortak malıdır… Cumhuriyetimizin kurucusu Kemal Atatürk’ün işaret ettiği gibi: “Yurtta barış, dünyada barış” belgisi ışığında, sevgi ve insancıl değerlerle beslenen “Birlikte yaşama kültürü”nün mayası ve tutkalıdır…  Yaşamın tadıdır… Barıştır, adalettir, özgürlüktür, umuttur, sevgidir ve mutluluktur…

Dünyanın 99 haline tanıklık ettim. Gittiğim tüm coğrafyalarda, yaşayan Türk Kültürü izlerine tanık oldum. Bu anlamda belleğime kazınan ve yaşanabilir dünya cenneti diye tanımlayabileceğimiz bu uygarlık harikası üç şehri tanımanızı istedim. Üç kıtada, içinden nehir akan üç şehri anlatan dış gezi tanıtımlarımız sürecek.

İçinden nehir akan başka şehirleri, başka yaşam alanlarını ve uygarlık harikası cennet coğrafyalarda buluşmak dileğiyle, dostlukla… 

Yolunuz ve bahtınız açık oldun…

Dursun Özden

www.dursunozden.com.tr

Yoruma kapalı.

shared on wplocker.com