6 Mayıs 1972′de idam edilen Üç Fidan’ın avukatı Çelenk’in anıları…

1156 Mayıs 1972 günü sabaha karşı, Ankara Ulucanlar Cezaevi avlusunda idam edilen üç fidanın asılışlarına tanık olan Av. Halit Çelenk’in kızı Serpil Çelenk Güvenç ile babasının o geceyi nasıl geçirdiğini konuştuk.  “Babam Av. Halit Çelenk, gerçekten inandığı gibi yaşadı. Yani para için ödün yok, mevki için ödün yok. Gelip teklif ediyorlardı; “CHP’den milletvekili olur musunuz?”, “Teşekkür ederim, sağ olun.” gidiyor. Demokrat Parti’den geliyorlardı, çok ünlü bir avukattı çünkü orada da, çok teşekkür ederim ben böyle bir şey istemiyorum diye. Sadece Türkiye İşçi Partili oldu. Çünkü bu parti benim düşünceme uygun dedi. Orada da mücadelesini de verdi, kavgasını da verdi. Yani inanmadığı şeylere de bu partinin liderleri böyle davranıyorlar, ben onların önünde biat edeyim deyip de eğilmedi. Kimsenin önünde eğilmedi. Ne kendi yoldaşlarının, arkadaşlarının önünde inanmadığı düşünceler için eğildi, ne askeri savcılar önünde eğildi, ne hakimlerin önünde eğildi. Bir de böyle çok dik duruşu olan ama insanları da rahatsız etmeyen bir insan, çok nazikti. Son derece efendi, çok nazik ama kendi düşüncelerine karşı da, inancına karşı da en ufak sataşmaya da izin vermeyen bir insandı. Benim babam çok özeldi. Farklıydı yani…” -Denizler asıldıktan sonra eve geldiğinde nasıldı? Sizinle o anı nasıl paylaştı? Paylaşmadık… Şöyle söyleyeyim. O gün bekliyorduk, 6 Mayıs sabahı asılacaklarını, zaten bekliyorduk yani. Çünkü artık o tükendi, bu tükendi. CHP tekrardan başvurmayınca, açıkçası son güvendiğimiz yer Anayasa Mahkemesi yolu kapanınca, artık daha fazla bir güvencemiz kalmamıştı. O gece yarım gibi geldiklerinde hepimiz anladık tabi, sabaha kadar oturduk, bekledik. Geldikleri zaman beni en çok çarpan, konuşma falan yok tabi, kapıdan girdiler; o gün babamın saçları çok beyazlamıştı, yani bir o dikkatimi çekti. Bir de ten rengi böyle beyaz falan değil, yeşil gibi garip bir şey, resmen gözlerinin altı simsiyah… Hiç bir şey söylemediler, kapıdan içeri girdiler. Av. Mükerrem abi ağlıyordu. Balkon vardı, hemen balkona çıktı, gitti. Babam hiç konuşmuyordu. “Hemen otur” dedi. Anlamadım, dedim. “Daktilo masanın basında, çabuk bir kaç tane kopyalı kağıtları koy, hemen otur.” dedi. Oturdum daktilonun başına. “Mükerrem’i çağırın, gelsin hemen” dedi. Hemen balkondan geldi, aralarında konuşmuşlar. Sen birinci cümleyi ezberleyeceksin, sen ikinci cümleyi, karşılaştıracağız. Çocukların söylediğinden yanlış bir şey yazmayacağız. Çünkü babam biliyor; söylenenler 141 ve 142′ye göre suç ve yansıtmayacaklar tutanağa ve hakikaten de öyle, çok eksik, yok yani son sözler. Ama onlar çok önemli. Oturdu. Av. Mükerrem abi geldi; ‘Hadi bakalım.’ dedi; Nasıl söylüyordu Deniz? Biz söylüyoruz, sen yaz, öyle… Bana anlaşarak, konuşarak, birbirlerine doğrulatarak son sözleri öyle yazdırdı. Okudular, ‘Tamam mı Mükerrem?’ dedi, ‘Tamam abi.’ dedi. Şimdi git, dedi. Ondan sonra kendisi de hiç konuşmadan yatak odalarına gitti. Kapıyı kapattı, ne yaptığını hiç bilmiyoruz. Saatlerce orada kaldı. Ordan babamlar geldiler. Annem onlara çorba yaptı. Deniz’in babası Cemil amca; ‘Elinize sağlık, çok bitkindik, çok iyi geldi.’ diye Ben hatırlamıyorum, Bora Gezmiş o gün kendisinin de geldiğini söylüyor. Tabi elimizde 3-4 kopya var son sözlerden. Onlardan bir tanesini onlara verdik, sizde bulunsun diye. Ondan sonra babam çok rahat ve erken uyuyan bir adamdı, annem çok şikayet ederdi. Babam yıllarca 10,5′ta kafasını koyar, sabah 6′da kalkar, bu kadar düzenli bir adam. İlaç bilmez, bir şey bilmez, çok sağlıklı. O gece babamın uykuları bitti. Babam bir daha ilaçsız gece 10,5′ta uyuyamaz oldu. Mutlaka bir şey alacak ve uykuya geçecek. Ben biliyorum, 3 ayda 20 kilo verdi. Uyku yok, gece ben bunalıyorum deyip evden çıkıp dolaşıp tekrardan geri gelen bir insan oldu. Geçenlerde annemle ilgili bir kitap hazırlayalım dedik. O arada, o dönemde CHP Genel Sekreteri olan Kamil Kırıkoğlu, kimse bilmez ben evinde kaçaktım, evinde kalmıştım kaçakken. Çok cesur bir adamdı, CHP’li ama kafa olarak bize son derece yakın bir insan, çok saygılı. Şurada 60. sokağın sonunda otururdu o da. Baldızı vardır, şu resmi yapan Güner Ener, uluslararası çapta tanırsınız belki, bir sanatçıdır Güner. Kanser şu anda. Serpil, son bir anıyı anlatayım Kamil abinin, eniştemin anlattığı, o benimle  gitmesin, dedi. Yazdı, defteri bana verdi. Orada Kamil Amca bir gün, Denizlerin asılma olayından sonra; Halit Bey artık yeter, sen çok kötü durumdasın, biz karar verdik eşimle, sizi bir yemeğe götürmek istiyoruz, demiş. Kıramamış da babam, benden dolayı da; sakladı evinde diye Kamil Amca bir borcu var gibi. Peki, madem öyle götürün, demiş. Gitmişler, yemeyi tam yarılamışlar. O sırada artık bilemiyorum nasıl bir şey ama; semazenler çıkmışlar, gösteri yapıyorlar artık nereye gittilerse… Semazenler beyaz elbiselerinin içinde dönüyorlar, babam yerinden kalkmış, Allahaısmarladık falan demek yok, yürümüş ve çıkmış. Terkediyor, annemi falan da bırakıyor. Tabi Kamil Amca yazık, annemi, Belkıs teyzeyi de alarak; Halit Bey durun vs yok, babam gitmiş yürüyor. “Bir dakika, tamam biz de kalktık.” demiş. Ne oldu, nedir falan diye. Babam gözyaşlarını tutamadan ayağa fırlayıp şey demiş; “Bakın Kamil Bey, bizim çocuklar dönüyorlar… Beyazlara bürünmüş halde, kefenleri içinde Deniz, Yusuf ve Hüseyin semazenler gibi gökyüzünde dönüyorlar…” “6 MAYIS, ÖTE YAKAYA GEÇELİM” adlı belgesel çalışmalarım kapsamında, 68 Kuşağı ile yapılan röportajlar sürüyor… Bu bağlamda; 6 Mayıs 1972 günü sabaha karşı, Ankara Ulucanlar Cezaevi avlusunda idam edilen üç fidanın asılışlarına tanık olan Av. Halit Çelenk’in kızı Serpil Çelenk Güvenç ile babasının o geceyi nasıl geçirdiğini konuştuk. Bu gün Halit abi de aramızda yok artık. Hüzünlü bir andı… Katiller unutuldu birer birer. Ama “Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!..” diyerek, ölüme yürüyen yiğitleri;  Türk halkı ve insanlık asla unutmayacaktır… www.dursunozden.com.tr 1508584_10203025876001635_179825900706006623_ndeniz gezmis'in filistin kimlik belgesei6-DSCF7909nevruz4131hankaraEN2C0313EN2C3016EN2C3634ZAPSUYU

Yoruma kapalı.

shared on wplocker.com