Bir Anadolu Medeniyeti; İlk Tapınak GÖBEKLİTEPE

Anadolu Su Medeniyeti (13x24’) ve Anadolu Karızları (57’) adlı belgesel çalışmalarımız nedeniyle gittiğimiz Şanlıurfa’da bulunan GÖBEKLİTEPE kazı alanında, 15 yıldır burada kazı yapan Alman arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt ile kazı alanında (Haziran 2010 yılında) yaptığımız röportaj oldukça faydalı geçti.  Kazı alanında ve çevresinde bulunan tarihi su yapıları, yağmur sularını toplama kanalları, yeraltı su taşıma kanalları (karızlar), su dinlendirme depoları ve sarnıçları bize gösteren sayın Klaus Schmidt, bu yapıların MÖ: 11 bin yılında, yani zamanımızdan 13 bin yıl önce yapıldığını vurguladı. “Belki de bu yapılar bize, insanlığın ilk tapınağı, ilk tarımı, ilk buğday üretimini, ilk birlikte yaşama kültürünü ve ilk su medeniyetini uygulayan insanların yaşadığı bir bölge…” olarak söylemesi, bu bulgu ve belgeleler ışığında, Anadolu ve insanlığın tarihinin yeneden yazılacağı ortaya çıkmıştır.

Bazı batı merkezli kaynaklardan beslenen ve insanlığın yaşam serüveni ve medeniyeti hakkında yanıltıcı bilgiler yazan ve konuşan araştırmacı ve bilim adamlarının aksine;

Anadolu’da bulunan pek çok antik zengin tarihi miraslar için; Yunan, İtalyan ve başka batı merkezli coğrafyalara ait olduğu iddia edilen tezler, giderek çürüyor. Göbeklitepe başta olmak üzere; Çatalhöyük, Alacahöyük, Frig, Likya, Patara, Sümer, Hitit, Urartu, Milet, Efes, Bergama ve Troya gibi pek çok antik bulgular bize, bu yaşamsal kültür izlerinin hepsinin birer Anadolu Medeniyeti olduğunu kanıtlamaktadır. Son olarak Antalya’da kendisiyle yaptığım röportajda, benim bu yöndeki araştırmalarımı ve belgesel çalışmalarımı doğrulayan değerli bilim adamı, arkeolog Prof. Dr. Fahri Işık hocaya da bu ulusalcı ve gerçekçi bilim adamı çalışmaları ve söylemleri için, sonsuz teşekkür borçluyuz…

Göbeklitepe tarihi hakkında bildiklerimizi yeniden düşünmemizi sağlayacak, yerleşik tarih anlayışını ve bilgilerini değiştirip, dinler tarihini sorgulatacak, bir kısmımızın varlığından haberi dahi olmadığı bir arkeolojik çalışma 1995 yılından beri Urfa Göbeklitepe’de devam ediyor. İnşası Milattan önce 10000 yılına uzanan Göbeklitepe tarihteki en eski ve en büyük ibadet merkezi olarak biliniyor. Göbeklitepe İngiltere‘de bulunan Stonehenge’den 7000, Mısır piramitlerinden ise 7500 yıl daha eski. Ayrıca yerleşik hayata geçişi temsil eden kültür bitkisi buğdayın atasına da Göbeklitepe eteklerinde rastlanmıştır. İnşa edildikten 1000 yıl sonra üstleri insanlar tarafından kapatılarak gömülen bu tapınaklar yeniden gün ışığına çıkıyor.

Göbeklitepe’nin coğrafi konumu

Göbeklitepe, Şanlıurfa‘nın 20 kilometre kuzeydoğusundaki Örencik köyü yakınlarında, yaklaşık 300 metre çapında ve 15 metre yüksekliğinde geniş görüş alanına hakim bir konumda yer almaktadır.

Göbeklitepe, tarihin bilinen ilk ve en büyük tapınağı

Neolitik döneme ait Göbeklitepe, ilk tapınağın dolayısıyla yeryüzündeki ilk inancın merkezi olabilmesi açısından önemli. Bu bölgede yaklaşık 20 tapınak tespit edilmiş ve şu ana kadar yalnızca 6 tapınak gün ışığına çıkartılmıştır.

En eski yapıttan 7500 yıl daha eskiye ait

Göbeklitepe bu zamana kadar bilinen en eski yapıt ve tapınaktan 7500 yıl daha eskiye ait. Göbeklitepe’nin keşfine kadar bilinen en eski tapınak ise Malta’da bulunmakta ve 5000 yaşında. Ayrıca Stonehenge’den 7000, Mısır piramitlerinden ise 7500 yıl daha yaşlı…

Kayaların biçimlendirilmesi ve tapınağın inşası

Göbeklitepe’nin inşa edildiği dönemde insanoğlu bitki toplayan ve hayvanları avlayan küçük gruplar halinde sürekliliğini sağlıyordu. Kayalık bölgelerden, büyük sütunların ve ağır taşların el arabaları ve yük hayvanları olmadan 2 kilometre taşınarak Göbeklitepe’ye getirilmesi için muhtemelen tarihte insanların ilk defa bu kadar kalabalık bir şekilde bir arada olması gerekmişti.

Mağara duvarlarındaki resimlerden kabartma hayvan figürlerine

Mağarada duvarlarındaki avcılığı temsil eden resimlerden ziyade burada hayvan figürleri tek ve kabartma olarak işlenmiş, sanatsal açıdan farklı bir anlayışı etkileyici biçimde yansıtmaktadır. Taşlar üzerinde işlenmiş akrep, tilki, boğa, yılan, yaban domuzu, aslan, turna ve yaban ördeği figürleri yer almaktadır. Bir kısım arkeoloğa göre bu hayvan figürleri tapınağı ziyaret eden farklı kabilelerin sembolü olarak nitelendiriliyor.

Buğdayın atası Göbeklitepe’de

Bölgede yapılan araştırmalar ve elde edilen bulgular doğrultusunda önemli kültür bitkisi olan ve yüzlerce genetik varyasyonu bulunan buğdayın atasının ilk olarak Göbeklitepe eteklerinde yetiştiği ortaya çıkarıldı.

T sütunlarda yer alan 3 boyutlu aslan figürü

Arkeologlar boyları 3 ile 6 metre arasında değişen T biçimindeki sütunların stilize edilmiş insan figürleri olduklarını düşünüyorlar. Sütunlar üzerine yansıtılan diğer figürlerden farklı olarak aşağı doğru iner şekilde tasvir edilen 3 boyutlu aslan kabartması dikkat çekiyor. Bu ve diğer aslan figürleri neolitik dönemde aslanların Anadolu’da yaşamış olma ihtimalini güçlendiriyor. İnsanları temsil eden T sütunlarının ağırlıkları 40 ile 60 ton arasında değişiyor

Çiftçinin bulduğu oymalı taşla gelen arkeolojik devrim

1983 yılında tarlasını süren Mahmut Kılıç tarlada bulduğu oymalı taşı müzeye götürdü fakat eser sıradan bir arkeolojik bulgu olarak Urfa Müzesi’nde sergilenmeye başlandı. 1963 yılında ise İstanbul Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi ortak bir çalışma yürütmüş, bölgeyi incelemiş fakat çalışmaların üzerinde durulmamıştır.

Ve çalışmalar 1995 yılında başlıyor

Şanlıurfa Müzesi başkanlığında ve Prof. Dr. Klaus Schmidt’in bilimsel danışmanlığında kazılar başlamıştır. 2007 yılında ise kazı başkanlığına Klaus Schmidt getirilmiştir.

Tarihi tapınakta tarihi hırsızlık

2010 yılında, 40 santimetre boyunda, 25-30 kilogram ağırlığında taştan yapılmış ve üzerinde hayvan figürleri olan insan başı heykelinin çıkartıldıktan iki gün sonra kazı alanından çalındığı tespit edildi.

Bira için tarım!

Bulgular taş devri insanlarının bira içtiğini de gösteriyor. Kazılarda şu ana kadar en büyüğü 160 litrelik kapasiteye sahip kireç taşına oyulmuş, altı bira varili bulundu. Klaus Schmidt,  bulgular ışığında, insanoğlunun ekmek için değil, bira uğruna tarıma başladığına, bunun da ilk kez Urfa’da gerçekleştiğine kanaat getirmiş.

Sıvı kullanılarak yapılan törenler

Arkeologlar tapınak kalıntılarındaki  zeminlerinin özellikle sıvıyı geçirmeyecek şekilde yapıldığına dikkat çekiyor. Buradan, törenleri ne olduğu şu an kesinleşmese de bir sıvı (kan, su, alkol v.b.) eşliğinde gerçekleştirdikleri fikri oluşuyor.

Tarımla değil tapınakla gelen yerleşik hayat

Göbeklitepe, yıllardır tarih derslerinde öğretilen “göçebe toplulukların tarımı öğrenerek yerleşik hayata geçtiği” tezini de çürütüyor. Yerleşik hayata geçişin çiftçilik ve hayvancılığın ortaya çıkışıyla birlikte gerçekleştiği düşünülüyordu. Schmidt’e göre ise avcı ve toplayıcı toplulukların Göbeklitepe gibi dini merkezlerde sürekli olarak bir araya gelmelerinin sonucunda yerleşik hayata geçilmiştir. Kalabalık toplulukların ibadet merkezine yakın olma arzusu ve çevrede bu toplulukların ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde yeterli kaynak bulunmamasından dolayı insanlar tarıma yönelmişlerdir. Yani tarım yerleşik hayatı getirmemiş, dini mabetlerin etrafında kalma arzusu sonucunda yerleşik hayat tarımı getirmiştir.

Göbeklitepe UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde

Göbeklitepe 2011 yılında UNESCO tarafından Dünya Miras Geçici Listesi’ne alınmıştır. Göbeklitepe’de kazı başkanlığını yürüten Prof. Dr. Klaus Schmidt ise, geçtiğimiz yıl Almanya’da yaşadığı kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

Geçtiğimiz yıl yaşamını yitiren Alman arkeolog ve Göbeklitepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Klaus Schmidt: Göbeklitepe’deki kazılarda elde ettiğimiz bulgularla, dünyanın bilinen en eski tapınma merkezlerinden birinin bu bölgede olduğunu ortaya çıkarmıştık. Ancak, son kazı çalışmalarıyla tapınma merkezinin dünyanın en büyük tapınma merkezi olduğunu tespit ettik. Yaptığımız araştırmalarda, Cilalı Taş Devrinde yaşamış insanların, yabani sığır, akrep, tilki, yılan, aslan, yaban eşeği, yaban ördeği ve yabani bitki kabartmalarını incelediğimizde hayvanlarını evcilleştiremedikleri sonucuna ulaştık. Ayrıca, dikili taşların (Stel) üzerindeki resimler ve kabartmalar o dönemde yaşamış olan insanların sanatları hakkında bizlere fikir veriyor. Buradaki tapınak, dünyanın bilinen en büyük tapınağı olma özelliğini taşıyor.”

 

DURSUN ÖZDEN

KAYNAK: www.dursunozden.com.tr

prof-schmidt-in-evi-ziyarete-acilacak-9641956s-5ba317a4ef3f553905c0b7a3ebb0da900d27f0d3s-8f4360ec42be2515e3b403c651a4973ba9b5a220s-96a6784f01b3316929f6ed1e975603ab0c5a4530s-97dad58239b4242d6b325bdbc7b7231124d05eeds-6534aeca220c83905d554f3a7579337cbf592487s-c4a1dee88f956af69fd670cf86476e5c1d5f3047

Yoruma kapalı.

shared on wplocker.com