Tarihi Su Yapıları / Uygarlık Harikası Uygur Karızları bildirisi

Uygarlık Harikası Uygur Karızları

Dursun Özden (Araştırmacı yazar, Belgeselci)

Giriş: Kimi günlemler, olaylar ve kişiler vardır, belleklerden silinmez. Kimi zamanlar vardır, oniks mermer sutunlara kazınır ve tarihin her döneminde bize tanıklık yapar ve hep yaşarlar… Zamanımızdan 13 bin yıl önde yapıldığını kanıtladığımız (Anadolu Su Medeniyeti belgeselinde) Şanlı Urfa Göbeklitepe Gerizleri ve öteki Anadolu Kehrizleri yanı sıra; zamanımızdan 6 bin yıl önce yapıldığı ortaya çıkan, yeraltındaki Çin Seddi olarak bilinen, Taklamakan Çölü’nün 120 metre derinliğinde ve toplam uzunluğu 5 bin 100 kilometre uzunluğunda, bir mühendislik harikası olan Uygur Karızları Su Medeniyeti bunlardan biridir… Su medeniyetinin, insanlığın, Asya ve Türklerin tarihinin yeniden yazılmasına neden olacak, yeni bulgu ve belgelerin ortaya çıkarılması, keşfi ve belgelenmesine az da olsa katkım olduysa mutlu olacağım. 20 yıldır kendi olanaklarımla; İstanbul, Bursa, İzmir, Denizli; Antalya, Niğde, Aksaray, Konya Uluslarası Su Forumları ve Çin, İran, Umman, Cezayir, Kuveyt, Yemen, Suudi Arabistan, Suriye, Sudan, Tunus, Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Makedonya, Yunanistan, İspanya gibi ülkelerde yapılan Su Medeniyeti etkinliklerinde; Türkiye’yi temsilen katıldığım UNESCI/IHP su forum ve konferanslarında, bu tarihi gerçeği kanıtlıyor ve belgesel gösterim ve sunumlarımla; suyun yaşamsal önemi, stratejik özelliği, su kullanım bilinci, su medeniyeti ve su gibi aziz olmanın sevgiyi sebil eylemekle eş değerde olduğunu kanıtlıyoruz hep… Yaşadığımız doğa/çevre ve insanlık tarihi; geleceğimiz için ders almamız gereken su kültürünü özümsemenin yaşamsal koşullarını anımsatıyor, yeniden…

Açıklama: 13 milyar yıl önce Güneş, 4,5 milyar yıl önce Dünya ve 3 milyar yıl önce su yoktu…
3 milyon yıldır insanoğlu ve 1,7 milyon yıldır da mağara duvarlarına su kanalı resmi yapan; düşüncesini, aklını ve elini kullanarak üreten ve yaratan insan denen bir canlı vardı… Yaşadığımız doğanın ve bedenimizin % 70’i sudur.

İnsanoğlu, göçebe ya da yerleşik yaşamı boyunca, su başını yurt tutmuş ve suyun olmadığı yerlere de, yer altından ve yer üstünden su getirmiştir.
Yer üstünden su getirme sistemine ya da su yoluna ark, kemer, kanal, flaş, bent, revülatör vb. isimler verilmiştir.

Yer altından ise, tarım ve yaşam alanlarına tarihi su taşıma sistemine ise; geriz, karız, kehriz, kerhiz, keriz, ganat, aflaj, uyun, tünel, galeri, hattarad vb. adlar verilmiştir. Aslında, su başını yurt tutmak, suyun olmadığı yerlere yeraltı ve yer üstünden uygarlık denebilecek özellikleri barındıran, uzun erimli ömrü, mühendislik ve matematik harikası özellikleri, estetik, sanatsal ve yaşamsal değerleri ile birlikte su kullanım bilinci, su nizamnameleri, yasaları, birlikte yaşama ve paylaşma kültürü, ileri tarım ve ziraat teknolojisi gibi, pek çok yaşamsal, sosyal ve biyolojik gereksinim özelliklerini içinde barındıran, planlı kentsel ve çevresel koşulları da içeren su odaklı tüm bu zengin tarihi / kültürel mirasları, aslında medeniyet / uygarlık olarak tanımlamaktayız.

İnsan eliyle yapılan ve su medeniyeti diyebildiğimiz bu tarihi yer altı su yapıları bizim çalışma alanımız içinde olup, uzun zamanımızı alan keşfetme, merak, araştırma, alan çalışması, yerinde halk ve uzmanlarla yapılan röportajlar, teknik ve akademik çalışmalar, uygulamalar, yok olan yapılar, yıkılan ve bakımsız eserler, hala kullanılan yapılar ve koruma amaçlı restorasyonla oranılan ve hizmet veren yapılar; bizim kitap ve belgesel çalışmalarımıza kaynak oldu…

Özellikle, Orta Asya coğrafyasında yer alan, Çin Halk Cumhuriyeti / Sincan-Uygur Özerk Bölgesi’nde bulunan ve Toksin kentindeki çökük karız kuyusunda bulunan karızcı mumyasından önce, zamanımızdan 6 bin yıl önce (yakın zamana kadar bu tarih 2500 yıl önce yani MÖ: 460). Karızların ilk yapılış tarihi olarak kabul görmektedir. Uygur Türkleri tarafından kollektif bir kamu iradeyle onlarca yıl süren emekle yapılan, hala %50’si kullanılan ve bir uygarlık / mühendislik harikası olarak adlandırılan, Uygur Karızları için bilim adamları, yer altındaki Çin Seddi demektedirler.

Karızcılar haftada bir iş ve dost toplantısı yapmaktadır. Bu toplantıya “CEM” demektedirler. Bu toplantılarda, karız sularını gereksiz kullanan ve kirletenlere ceza verilmektedir. Bu ceza işkence, dayak ve hapis değildir. Suçlu kişi toplumdan dışlanıyor ve onunla kimse konuşmuyor, cezası budur. Bu toplantıların ardından Kam dansı, Ejderha dansı ve iki telli saz ile düngür denen def eşliğinde semah dönüyorlar. Belki de, Anadolu Alevi kültüründeki benzer ritüelin kaynağı bu olabilir…

Turfan yakınlarında bulunan ve Asya koordinat sistemine göre, Dünyanın Merkezi olarak kabul edilen bu anıt, deniz seviyesinde yani “+-0” metrede yer almaktadır. Turfan havzasına 80 km mesafede bulunan Ay (Aydınlık) Göl ise, Lüt Gölü’nden sonra dünyanın en çukur kara parçadıdır (-154 metre). Ağustos ortalarında (+83 derece) sıcaklığa erişen Ay Gölü’nun suları çekilmekte ve tuz tabakası ile kaplanmaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti’nin tuz gereksiniminin önemli bir kısmı buradan elde edilmektedir. Tanrı ve Alev Dağları’ndan gelen kar ve yağmur sularının bir kısmı buharlaşmakta ve önemli bir kısmı ise, çölün altında bulunan geçirgen tabakaya erişmektedir. Taklamakan Çölü’nün ortasında yer alan Ay Gölü’nü mayalayıp yoğurt çalan, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Hasrettin Hocası (eşeğe ters binen ve muzip fıkralar söyleyip, insanları düşündüren ve güldüren) AKSAKAL AFANDİ ve Uygur Türklerinin “bilge kişi, akıl danışılan ve yoleri gezgin dervişi” olan GURBAN TULUM’un 1949 yılında, eşeğiyle 3 ayda Taklamakan Çölü’nü geçip, başkent Pekin’e gidişi ve eşeğiyle birlikte Çin’in o zamanki Devrim Lideri ve Devlet Başkanı olan Mao Ze Tung’un sarayında konuk olması ve Başkan Mao ile yaptığı pazarlık ise, bir başka sosyal araştırma konumuzdur.

Öte yendan, Uygur Türkleri dahil, Çinli Müslümanların Hac ve Umre ziyareti öncesi gittikleri Yedi Uyurlar Türbesi ve Mescidi ise, Alev Dağlarının vadisinde bulunmaktadır. Bu vadi kutsal olarak kabul edilmektedir.

Büyük surlarla çevrili ve kent girişinde büyük bir davulun yer aldığı, HUİ adı verilen Müslümanların yaşadığı ve özgün mimarideki cami ve minaresi ile dikkat çeken Şian kentine gittiğim de; Beyaz Piramitlerin olduğu ormanla kaplı tepe ve o tepeyi yeraltından birleştiren Kutsal Yol ile 8 bin seramik askerlerin, atların, at arabalarının olduğu müzedeki gördüklerim ise, Uygur sanatçıların estetik ve medeniyet harikası eserler yaptığının bir başka göstergesidir… Bir iddiaya göre, Uygur Türkleri zamanımızdan 12 bin yıl öncesine dayanan ve kimi coğrafyalarda izleri bulunan ve insanlık medeniyetinin kaynağı olarak adlandırılan, Pasifik Okyanusu’ndaki batık kıta Atlantis / Mu Uygarlığı’nın devamı ya da kalıntısı şeklindeki tezler, günümüz zamanlamasındaki belirtileri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Taklamakan Çölü’nün 120 metre altında ve toplam 5 bin 100 kilometre uzunluğundaki bu tarihi yeraltı su kanalları sistemine verilen ad ise, “KARIZ”dır. Karız sözcüğü Öz Türkçe olup, yeraltındaki yağmur ya da kar izi – su yolu anlamına gelmektedir.

Karızların başlangıç noktasına ya da ilk / baş kuyularına ise, baş kuduk / baş kuyu denmektedir. Pek çok karız su kanalları sistemindeki sözcükler Türkçe olup, günümüzde hala kullanılmaktadır. Karızların yapımı sırasında açılan kuyular, yaklaşık 50-200 metre aralıklı olup, derinlikleri ise 5 metre ile 120 metre arasındadır. Karızların uzunluğu ise, 5 ile

60 kilometredir. Uygur karızlarının toplam uzunluğu ise; 5 bin 100 kilometredir. Bu gün bu karız sisteminin %50’si hala kullanılmaktadır. Uygur Bölgesinde, Turfan yakınlarında iki ırmak ve iki vadi arasında yükselen bir tepe platformu üzerinde, yukarıdan aşağı doğru taş taş üstüne konmadan ve kazılarak yapılan, özgün yapım tekniği ve mimarisiyle hala ayakta duran ve MÖ: 460’da kurulan tarihi Yarnaz / Jiaohe / Yarkhoto Antik Kenti’ne su getiren özel karız sistemi yanı sıra; Toksun, Hami, Kumul ve Kaşgar bölgelerinde de karızlar, 2 bin 500-6 bin yıldır bu bölgeye hizmet vermektedir. Bu karız su sistemi sayesinde tarım ve yaşam alanlarına suyun getirilmesi sonucu, yılda iki kez ürün veren ilk turfanda sebze ve meyveye de turfanda adı verilmektedir. Çin Halk Cumhuriyeti, Sinciang / Uygur Özerk Bölgesi’ne bağlı, bereketli toprakları ve tarihi İpek Yolu’nun geçtiği antik bir kent olan Turfan şehri, adı da buradan (turfanda sebze ve meyve üretimiyle bilinmesinden) gelmektedir.

Üzerinde uzun zamandır çalıştığım, özgün bir kitap araştırma ve belgesel projem olan “İpek Yolu Kültürü” (Hindistan, Çin, Kazakistan, Rusya, İran, Azerbaycan ve Türkiye yol haritası) izlerinin görüldüğü ve bir İpek Yolu Kervansarayı olan Turfan şehri; bir kolektif kamu irade ürünü olan karızlar sayesinde; yocuların güvenle konaklayabileceği ve yaşamsal ve göç gereksinimlerini karşılayacakları, aynı zamanda insanlığın ortak tarihi ve kültürel zengin mirası olan bu tarihi su yapıları kenti; Turfan Karız Cenneti Müzesi ile de yerli ve yabancı turistlerin ve araştırmacıların ilgi odağında yer almaktadır. İnsanlık tarihinin bilinen 1,7 milyon yıllık uygarlık ve sanat tarihi bulgularının devamı olan; Orta Asya coğrafyasında kalıntıları var olan Prato-Turk/Ön-Türk, Gök-Törük, Uygur / Altay Medeniyeti, Orhun Yazıtları, Bilge Kaan, Salur Türkleri kitabesi, Kaşgarlı Mahmut, bir yaşam biçimi ve kültürel yönelişi olan Kam Kültürü Şamanizm ve Gök Tanrı’ya yakarış, folklorik ve sanatsal izler; sosyal ve iktisadi yaşam, kültür ve medeniyet izleri; “vatan toprağında devlet olmanın koşulu olan, kutsal ve milli değerlerin yanı sıra; sevgi, sadakat, düzenli ordu, düzenli maliye, düzenli defter tutma, düzenli eğitim, gümrük, ziraat, sağlık, vergi ve dil birliği; birlikte yaşama kültürü hüneri yanı sıra; Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan Anadolu’ya gelen atalarımız, binlerce yıllık yol haritasında; göç ya da yerleşik durumlarda bile, düzenli ve kesintisiz güçlü devlet kültürü geleneği” bilgi ve belgeleri de Turfan, Kumul, Toksun, Kaşgar, Urumçi, Şangay, Şian, Kunming ve Pekin Müzelerinde bulunmaktadır. Rusya, Azerbaycan ve bazı batı kent müzeleri yanı sıra, İran ve Umman müzelerindeki bulgular, bu gerçekleri beslemektedir.

Uygur Karızları yapımının bir matematik ve mühendislik harikası olmasının da nedenleri vardır. Karızların çölde yapımı sırasında; yer üstünde belirli aralıklarla düz / aliyman olarak belirlenen hatta, bu gün jeodezi / haritacılıkta yani, arazide topoğrafya ölçümlerinde kullanılan trigonometrik yöntemlerin kullanıldığını görmekteyiz. Belirli aralıklarda açılan kuyularda su bulunana dek, kazıların yapıldığı ve yeryüzünde kuyu ağızlarına dikilen düzgün çubuklara bağlanıp aşağıya sarkıtılan iplerin ardına yakılan kandillerin iki ip ardından gelen ışık yönleri, izleri doğrultusunda kazıldığı bilinmektedir. Karız sistemi iki yeraltı kazıdan meydana gelmektedir. Çıkan malzemelerin dışa atılması ve havalandırma işlevi de olan dik kuyular (kuduk) ve diğeri ise; suyun kendi cazibesinde akmasını sağlayan yatay kazılar (80-160 cm yüksekliğinde ve 50-90 cm genişliğinde) Yer altında 50-200 metre aralıklarla kazılan kuyuların içinde, aynı yönde sürmesi ve ıskalamadan tam da orta bir yerde buluşmaları, dikkate değer bir mühendislik olayıdır. Baş kuyuda suyu bulan karızcılar, su geçirmez deriden yapılan tulum giysilerle ve özel çizme ve başlıklarla kazma ve küreklerle, diz kapaklarına kadar suyun içinde çalışırken, suyun kendi cazibesinde akması için; %1 ile binde 6 arasında akar kot eğim hesabı yaptıkları belgelenmiştir. Bunu da temizlenmiş ve şeffaf hale getirilmiş hayvan bağırsağı içine konan su ile, su terazisi yöntemiyle yaptıklarını bilmekteyiz. Belirli aralıklarla açılan karız kuyuları, hem iş sırasında çıkan toprağın çıkrık sistemiyle dışarı atılmasına, hem de havalandırma sistemi olmasına

yaradığı anlaşılmaktadır. Bu sayede tarım ve yaşam alanlarına, yaşam kaynağı içilebilir ve kullanılabilir temiz su getirilmektedir.

Suyun getirilmesi, korunması ve kullanılması için, su kulanım bilinci ve su kültürü ile birlikte; yasalar ve toplumsal kurallar getirilmiştir. Özellikle Su Kullanım Nizamnamesi bunların başında gelir. Bu işlere bakan karız görevlilerine Mirav ya da Kenkan adı verilmektedir. Her karısın bir de adı var. Karız kazıları sırasında ölen emekçinin adı verildiği gibi, saygın kişilerin adları, semt ya da köylerin adları da verilmektedir. Alimcan Kanızı, Tursuncan Karızı, Badegül Karızı, Toksun Karızı, Aygölü Karızı…vb. Karızcıların erkek çocuklarının adının sonuna “CAN” eki, kızlarının adının sonuna ise, “GÜL” eki gelmektedir. Tursuncan ya da Arzugül gibi…

Tarım alanları ve yaşam alanları / ev ve işyerleri içinden akan karız sular, önce çevresi söğüt ya da dut ağaçları olan havuz ve bentlerde dinlendirilmekte ve sonra da kullanılmaktadır. Kollektif bir kamu iradesiyle yapılan ve hala kullanılan Karız sularını tutumlu kullanmak ve kirletmemek zorunludur. Buna uymayanlar cezalandırılmaktadır. Bu anlamda Uygur Karız sistemi, insanların doğal gereksinimlerini binlerce yıldır karşılamaktadır. Şimdilerde ise; Karız kanallarına ve su toplama havzalarına yakın yapılan bazı kömür arıtma (lavvar), demir-çelik ve petro-kimya fabrikaları ve işletmelerin, yer altına bıraktığı kirlilik sızıntısı ise, bir tehlike olarak karız sularını ve yaşamı tehdit etmekte, şimdi ise ülkede büyük bir sorun olduğu tartışılmaktadır.

Öte yandan değişik kıtalarda ve de İran, Irak, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Afganistan, Azerbaycan, Suriye, Suudi Arabistan, Umman, Cezayir, Fas, Macaristan, Finlandiya, İspanya, Balkanlar, Kuzey ve Güney Amerika ülkelerinde de, Karız su sistemi bulunmaktadır.

Türkiye’nin 60 ilinde yaptığımız araştırmalar ve “Anadolu Karızları / Anadolu Su Medeniyeti” adlı belgesellerimizde tesbit ettiğimiz çok sayıda Karız / Kehriz / Geriz tarihi yeraltı su yapı sistemi bulunmaktadır. Bunlar ise, ayrıca bir bildiri konusu olup, fazla detaya girmeyeceğim. Ama şu gerçeğin bilinmesinde yarar vardır. Urfa Göbeklitepe’de belgelediğimiz, bu ören yeri eski kazı başkanı Alman Arkeolog Prof. Dr. Klaus Shemith’in verdiği ve gösterdiği bilgi ve belgeler ışığında; zamanımızdan 13 bin yıl eskilere dayanan su medeniyeti ve karız sistemi gibi özel ve özgün bulgularımız bulunmaktadır.
Ayrıca; Toros Dağları’ndan Akdeniz’e uzanan Mersin Silifke’de tesbit ettiğimiz Uzunca Burç Gerizlerinin uzunluğu ise 115 kilometredir. Van’da Urartu Kehrizleri / Samiramis Su Yolu, Amasya Ferhat Su Kanalı, Tokat, Turhal, Zile Sarnıçları, Samsun, Bayburt, Çanakkale, Bergama, Efes, Patara, Akropol, Milet, Söke, Didim, Side, Manavgat, Fethiye, Milas, Bodrum, Datça, Aspendos, Pamukkale, Hierapolis, Laodikya, Foça, İzmir Akrapol, Kemalpaşa, Seferihisar, Bursa, İznik, İzmit, Kütahya, Ankara, Konya, Beyşehir, Tarsus, Adana, Ceyhan, Osmaniye, Kozan, Hatay, Şanlıurfa, Mardin, Hakkari, Diyarbakır, Tunceli, Erzincan, Kemaliye, Erzurum, Kars, Nahçıvan, Kapadokya, Nevşehir Göre Karızları, Niğde Yeşilburç Kehrizleri, Kemerhisar Su Kemerleri, Kayseri Su Yolu / Ali Dağı Sarnıcı, Ermenek Kehrizleri, Edirne Mimar Sinan Su Yolu, İstanbul Kemerburgaz, Göktürk, Belgrad Ormanı, Bahçeşehir, Kuruçeşme, Taksim, Suriçi, Unkapanı Su Kemerleri ve Ayazmalar vb. tüm bunlar, bereketli Anadolu topraklarına can veren ve yaşam kaynağımız su ile taçlanan; denizler, göller ve akarsu kaynaklarına ek olarak, tarihi zenginlik mirasımız olan Anadolu Tarihi Su Yapıları, Anadolu Kehrizleri ve Anadolu Su Medeniyeti’nin ne kadar önemli olduğunun ölçüsüdür.

Sonuç: Bu belgesel araştırmalarımdan şu sonucu çıkarmak mümkündür: Avrasya odaklı birlikte yaşama kültürümüzün ve yaşam kaynağımızın özü olan su ve su medeniyetinden

hareketle, İnsanlık tarihi yeniden yazılmalıdır. Suyun izinde hayatı keşfetme serüvenimiz sürüyor…
Yaşadığımız çevreyi, tarihi ve kültürel miraslarımızı ve de doğayı korumak, yaşam kaynağımız su ortak paydasında, birlikte hayatı paylaşmak, su kullanım bilinci ve kültürü kazanmak; “hakları ve sorumluluklarının bilincinde olan çağdaş yurttaş” olmanın ışığında; sevgimizi sebil eylemek için, su gibi aziz olmanın tam zamanı…

Dursun Özden

“ozdendursun@gmail.com”

www.dursunozden.com.tr

KAYNAKÇA:

  • -  Uygur Karızlarına Yolculuk, Dursun Özden, Kaynak Yayınları, Nisan 2005.
  • -  Uygarlık Köprüsü Karızlar, Dursun Özden, Bilim ve Ütopya Dergisi, Ekim 2005.
  • -  Avrasya Kültürü, Dursun Özden, Azer News, Bakü, 30 Haziran 2006.
  • -  Uygur Karızları belgeseli (65’), Dursun Özden, Urumçi / Turfan, Ekim 2009.
  • -  Su Medeniyeti / Tarihi Su Yapıları, Dursun Özden bildirisi, UNESCO / IHP Su Forumları; İstanbul, Tahran, Şiraz, İsfahan, Yezdi,Moskova, Cezayir, Rabat, Turfan, Urumçi, Hartum, Damascus, Atina, Budapeşte, Muscad, Salalah, Sana, Cidde, Afganistan, Pekin,
  • -  Şangay, Şian, Yunnan / Kunming… (2005-2017).
  • -  Turfan Karız Cenneti, Dursun Özden, Yoleri Yayınları, 2009.Uygarlık Harikası Karızlar, Dursun Özden, Kategori Yayınları, Şubat 2017.
  • EKİ: Fotoğraflar (Dursun Özden arşivi).

21

 

Yoruma kapalı.

shared on wplocker.com