İÇİNDEN NEHİR AKAN ÜÇ ŞEHİR (Kazan, Ruscuk, Hartum)

Volga-Kazan(Tataristan), Tuna-Ruscuk(Bulgaristan, Nil-Hartum(Sudan)…

Sosyoloji coğrafyasında, benzer ve ortak yanları olan pek çok kent ve yerleşim alanları bulunmaktadır. Bu benzerlikleri, kentin turizm ve görsel coğrafi dokusunda olduğu kadar; folklorik, sosyolojik, tarihi ve kültürel alt yapısında da örtüşen ortak paydaları görmek olanaklı.

Bu bağlamda, üç kıtadan üç ortak paydası bulunan üç kentin özelliklerini ve bu kentlerin adının gerçek ve mitolojik kaynağını erişebildiğim kadarıyla açıklayacağım…

Bu kentler: Asya kıtasında yer alan ve Sibirya’ya açılan kapı olan Rusya Federasyonu-Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti ve içinden Volga Nehri akan Kazan, Avrupa’dan Bulgaristan’nın Tuna Nehri kıyısında bulunan Ruscuk ve Afrika’da Sudan’ın başkenti ve içinden Nil Nehri akan Hartum. Şimdi bu üç kıtadan üç kenti birlikte gezelim…

Türk Kültürü’nün yaşadığı ve içinden su akan, üç kıtada üç kent tanıtım yazımızla okurlarımı selamlıyorum, yeniden…

İÇİNDEN VOLGA AKAN KAZAN

 Tüm Rusya topraklarında olduğu gibi giderek nüfusu azalan ve bu gün 4 milyon nüfusu ile halkının % 60’ı Müslüman Türk olan Tataristan’ın başkenti Kazan şehri’nin 2005’de, 1000’inci kuruluş yılı (Milenyum’u) coşkuyla kutlandı. Bininci yıl (Milenyum) kutlamalarında, folklorik ve tüm kültürel duruşlarıyla burada yaşayan Tatar Türkleri ve burada çalışan 4 bin civarındaki Türkiye Türklerinin başarıları coşkulu bir bayram havasında geçmesi, Ata yurdu bu topraklardaki soydaşlarımızla olan dayanışmamıza güç katmaktadır…. Son 10 yıldır Türk işadamlarının bu bölgede yaptığı cami, işyeri, kültür ve spor kompleksleri, resmi ve özel binalar, lüks alış veriş merkezleri, otel ve eğlence yerleri, çağdaş ve yaşanılabilir toplu konut alanları ile; Kazan kentini, geleneksel ile modern dokuyu buluşturan özellik ve güzelliklere kavuşturdu.

Bundan bin yıl önce Orta Asya’dan göç eden Tatar Türk boyu; kıyıdan kıyıya genişliği 8 kilometreyi geçen Volga nehri kıyısında bulunan 13’üncü yüzyılda Bulgar kasabasına yerleşen İdil Bulgar Türklerinin yoğun olarak yaşadığı bu kasaba, binlerce yıl süren her tür baskı ve asimilasyon politikalarına karşın, Türk kültürlerini ve İslami özelliklerini yitirmediler… İdil Bulgar kasabasında bulunan tarihi yerleşim, hamam, cami ve medrese avlusuna yapılan kilisenin görüntüsü, halkaların tüm farklılıklarına karşın; birlikte yaşama kültürünün bir simgesi olarak duruyor… Kazan’da bulunan camiler, özgün mimari dokusu olan dev yapılar ve öteki Türk kültürünün izleri, Volga kıyısında bir uygarlık harikası olarak yükseliyor…

Yemeklerinden düğün ve bayramlarına, giysilerinden danslarına… Geleneksel kültürlerinde çekirdek aile ve öteki toplumsal değerlerini koruyan ve çağdaş yapılanmalarıyla da dikkati çeken Kazan Tatar Türkleri, çok çalışkan, disiplinli, konuksever, gelenekçi ve biraz da inat olarak tanınmaktalar.

19. yüzyılın sonunda Çarlık Rusyası döneminde yapılan baskılar sonucu bu toprakları terk edip Anadolu’ya göç eden Tatar Türkleri, bu gün Konya’nın Cihanbeyli ilçesi ve Eskişehir’de yaşamaktalar… Uzun aralıklardan sonra bu iki akraba topluluk, birbirleriyle görüşmeye başladılar…

“Kazan” adı nereden geliyor?

Kazan şehrinin en ilginç mimari yapısı, şehrin simgesi olan ve bir kazana benzeyen Süyüm Bike Kulesi’dir. XVII. yy.ın ikinci yarısında kurulmuş olduğu tahmin edilmektedir. Kulelerle ilgili pek çok efsane vardır. Bunlardan birinde, yeryüzünde eşine rastlanmamış bir güzellikte olan dul Süyüm Bike Hatun’u duyan Rus kasabı olarak bilinen Korkunç İvan’ın ona kendisiyle evlenerek Moskova Çariçesi olmasını teklif ettiği anlatılır. Süyüm Bike’nin bu teklifi reddetmesi üzerine Ruslar Kazan’a sefer düzenlemiştir. Bir katliam çıkmasını istemeyen Süyüm Bike, bir şartla Korkunç İvan’la evlenmeye razı olur: Düğün hediyesi olarak bir hafta içinde Kazan’da bulunan bütün minarelerden daha yüksek bir kule yapılmalıydı. Düğün gecesi verilen ziyafet esnasında gelin, Moskova’ya hareket etmeden önce son defa doğduğu şehre yukarıdan bakmak istedi. Son kata kadar çıktı ve… Küçük oğluyla beraber aşağı atladı. Bunu gören Korkunç İvan, bir kazana benzeyen Kazan kentini yaktı… Yanan bir kültür üzerine yeniden inşa edilen Kazan’ın adının buradan geldiği söylenmekte ise de; aslında bin yıl önce bu verimli toprakları yurt edinen; yerleşik kültür ve ziraatçılıkta oldukça ileri olan Kazan-Tatar Türklerinin soy ağacı adından geldiği bilinmektedir…

İÇİNDEN TUNA AKAN RUSCUK

Avrupa kıtasının içende dolana dolana akan ve Ruscuk’tan geçip Karadeniz’e dökülen Tuna, ikinci durak yerimiz… Bulgaristan‘ın kuzeyinde yer alan ve Romanya‘ya sınırı olan Rusçuk, 178 bin nüfusu ile bir sanayi kenti olması ile ünlüdür. Bir de, Tuna nehri üzerinde kurulu,  Romanya ile Bulgaristan’ı bağlayan tarihi çelik köprüsü (köprünün ortasında bulunan gümrük kapısı, aynı zamanda, iki ülke sınırını oluşturmaktadır) ve Osmanlı kültürü kalıntılarıyla bilinmektedir. Ruscuk: Tuna kıyısında ve nehirden yaklaşık 20 metre yükseklikteki düzlükte kuruludur. Bulgaristan’ın 5. büyük şehridir. Güneyinde, Şumnu yolu üzerinde bir tepe mevcuttur. Tuna’nın karşı kıyısında Osmanlıların “Yerköy” dedikleri Giurgiu adındaki bir Romanya şehri vardır. Bu şehir ile Rusçuk’u birleştiren “Giurgiu-RousseFriendshipBridge” adı verilen köprü 2800 metre uzunluğunda ve 30 metre yüksekliğindedir.

Bulgarlar Ruse der. Haritalarda Rousse veya Russe diye gecer. Osmanlı öncesi de Türklerin yoğun olarak yaşadığı Tuna nehri kıyısında bulunan bu verimli toprakların bulunduğu Rusçuk, Osmanlı Valisi olan ve Ziraat Bankası’nın kurucusu Mithat Paşa’nin yaşadığı (Mithat Paşa’nın Tuna Nehri kıyısında bulunan evi, özgün mimari dokusuyla hala dikkati çekmektedir) ve Elias Cenetti’nin doğduğu şehirdir. Türkiye dışında Türk mimari eserlerinin başında gelen Seyyid Mustafa Paşa Camisi’de, Ruscuk’da bulunmaktadır. Son Yeniçeri

isyanında cariyeleriyle birlikte yanarak can veren Alemdar Mustafa Paşa, II. Mahmut devri sadrazamlarındandır. 1750 yılında Rusçuk’ta doğdu. Rusçuk Yeniçeri ağalarından Hasan Ağa’nın oğludur.

1877 Osmanlı-Rus Savaşı öncesi, Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı Tuna vilayetinin merkezi Ruscuk’tur. 1291 Salnamesine göre, vilayette toplam 2.044.578 kişi yaşamaktadır. Bunların 1.052.128’i Müslüman, 992.450’si ise Gayri Müslümdir. Yani Müslümanlar 60.000’e yakın bir farkla çoğunluğu teşkil etmektedirler. Vilayet Ruscuk, Vidin, Sofya, Tırnovo, Tulça ve Varna olmak üzere altı sancaktan oluşmaktadır. Bu altı sancaktan Ruscuk, Sofya, Tulça ve Varna’da Müslümanlar, Vidin ve Tırnovo’da ise, Gayri Müslimler çoğunluktadır. Geçtiğimiz seksenli yıllarda Türklere yönelik baskılar, isim değiştirme, sünnet, göçe zorlama ve asimilasyon uygulamaları sonucunda Anadolu’ya toplu göçler olmuştur. Bu gün hala az da olsa, Rusçuk’ta yaşayan Müslüman Türkler bulunmaktadır.

İçinden Tuna akan kent Ruscuk; sanayi, tarım ve Avrupa’yı nehir ulaşımıyla Karadeniz’e bağlayan liman kenti özelliğinde olmasına karşın; aynı zamanda çevresinde bulunan Şumnu, Deliorman, Filibe, Silistre ve Hoca Nasrettin gibi Türklerin yoğun yaşadığı bölgelerde görülen Osmanlı ve Türk-Alevi Kültürü’nün de izleri görülmektedir… Meşhur Demir Baba Tekkesi de bu bölgededir. Öte yandan, İstanbul’dan hareket eden RORO feribotu, Karadeniz’den sonra Tuna yoluyla Ruscuk ve öteki kıyı şehirlere konuk olmakta ve önemli bir taşımacılık hizmeti vermektedir…

Rusçuk (Russe) adı ne anlama geliyor?

 Osmanlı döneminde Eflak-Boğdan Eyaleti’ne bağlı, Ortadoks Rusların özgürce yaşadığı ve yalnızca Osmanlı’ya vergi ödeyen yarı özerk durumda olan halkların yaşadığı kent Rusçuk’da olduğu gibi; bilindiği gibi Türkçede “cuk, çuk, cik, cık” ekleri küçültücüdür. Ruscuk; Rusların yaşadığı küçük bölge, yer, köy, kasaba ve kent anlamına gelmektedir. Ruscuk adı da buradan kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Ruscuk ve Russe adıyla ilgili başka söylenceler ve efsanelerde var…

İÇİNDEN NİL AKAN HARTUM

 Hartum, Afrika’nın en büyük yüzölçüme sahip olan ülkesi Sudan’ın başkentidir. 25 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ve 35 milyon nüfusuyla geleceğin petrol, altın ve elmas zengini Sudan’nın başkenti Hartum; geleneksel olarak yapılan uluslararası fuar ve kültürel etkinliklerle de adını duyuruyor… Elbette batının kirli oyunlarının sonucu burada süren iç savaşlar ve açlıktan ölen çocuklar, bu ülkenin olumsuz imajı gibi yansıtılmaktadır. Dünyanın en uzun akarsularından biri olan Nil Nehri, Sudan, Mısır’ın güneyinde ve 9 Afrika ülkesiyle komşudur. Nil Nehrinin suladığı ve yaşam verdiği uçsuz bucaksız dünyanın en sıcak ülkelerinden biridir… 157 etnik kültürün yaşadığı ve dilin konuşulduğu, insan ve yaşam renklerinin iç içe girdiği bir coğrafya ve bir sosyolojik kültür mozayikidir Sudan. Kadınların hala sünnet edildiği, örtünme kültürü olmayan ilkel kabilelerin yaşadığı ve bir İslam ülkesi olan Sudan’ın başkenti Hartum ise, tüm bu zengin coğrafi ve toplumsal dokunun aynasıdır.

Dansları, zikirleri, hüzün ve mutlulukları ile özgün insan kültürel mirasının izlerini taşıyan Hartum, kara Afrika’yı Kızıldeniz’e (Port Sudan kıyı kentine)’e bağlayan önemli bir stratejik yerde bulunmaktadır. Kara Afrika’nın derinliklerinden akarak gelen Beyaz ve Mavi Nil, Hartum’da birleşerek ana Nil Nehri’ni oluşturur ve kuzeyde tarihi Sudan Pramitlerini selamlayıp; Nubye Çölü’nü geçerek, Mısır’a can verir. Ardından da Nil, pek çok uygarlıklara ev sahipliği yapmış Kahire ve İskenderiye arasındaki büyük deltayı suladıktan sonra Akadeniz’e dökülür…

İçinden su kana üçüncü kentimiz Hartum’da da öteki kentlerde olduğu gibi Osmanlı ve Türk Kültürünün izlerini görmek mümkün… Kızıldeniz’deki Türk adası, Port Sudan’daki sumak üreten Türk köylüler, Cebel Marah Dağı’nda elma yetiştiren Türkler, Rekşa denilen üç tekerlekli taksi sürücüsü Türkler, 1700’lerden itibaren bir Osmanlı toprağı olan ve 1820’de Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Osmanlı’ya ters düşmesiyle birlikte, bu bölgede görevli komutan ve askerlerin çoğu geri dönmemiş. Hartum’u yurt edinen Türklerin önemli bir kısmı bu dönemden kalanlardır. Bu kentte de cami, medrese, saray, konak ve tarihi dokularıyla Osmanlı izleri bulunmaktadır. Mehdi Türbesi, Suakın antik kentinde Bennabi Bey’in sarayı ve Türk Hastanesi bunlardan bazıları…  Hartum’da, Türk kültürü izlerine en ilginç örmek teşkil edecek durum ise, hiç kuşkusuz başkent Hartum Valisi başta olmak üzere; Maliye, Dış Ticaret, Milli Ekonomi, Dışişleri, Devlet Bakanları ve pek çok Büyükelçileri kendilerinin Türk kökenli olduğunu söylüyor ve bununla gurur duyduklarını özellikle vurguluyorlar… Sudan klasik şiirinin öncülerinden ünlü şiar Tacüssir Hasan’da Türk kökenli olduğunu dile getirmiş ve Yunus Emre’den esinlendiğini vurgulamıştır… Kara Afrika’yı aydınlatan Türk kültürü, tüm insanlığın ışığı umudu olmaya devam ediyor…

Peki, Hartum adı nereden geliyor?

Kara Afrika’nın derinliklerinden süzüle süzüle gelen Beyaz Nil ile Habeş ve Etiyopya düzlüklerinden gelen Mavi Nil, bir hortum gibi kıvrılarak oluşturduğu deltada en verimli toprakları besleyip, tam da başkentin orta yerinde birleşir. Hala bu hortumu andıran Nil kıyısında eleklerle altın arayanları görmek mümkündür. İşte, 18. yüzyılda buraya gelen Türkler, bir hortum gibi akarak bu kente can veren Nil Nehri’nin kollarının sarılıp kavuştuğu bu bereketli yere HARTUM adını koymuşlar…

Şimdilerde Hartum’un can verdiği topraklarda en üst düzey yönetici Türkler bulunuyor. Ülke ticareti ve yatırımına Türklerin de katkısı oluyor… Köle ticaretinin yaygın olduğu bir dönemde gelip Antalya’nın Manavgat yakınlarındaki Sarılar Köyüne yerleşen Hartumlu zenciler ile Hartum yakınlarında bulunan Omdurman kasabasındaki akrabalarının yıllar sonra görüşmeleri ise, bir başka güzel. Özlerine ve köklerine kavuşmanın mutluluğu, Türk vatandaşı Sudanlı kardeşlerimiz adına, ortak kültür ve dostluklarımızın yaşaması için daha çok dayanışmaya gereksinim var…

Sonuç

 Kendini ulusuna ve tüm insanlığa adamış araştırmacı gezginlerin ve batı merkezli düşünüp yazmayan, bilimin ve etik olanın ışığında gerçekleri ve nesnel olanı yazan tarihçiler ve özellikle sosyologlar; somut olarak bize bulgu, belge, gözlem ve insan kasnaklı araştırmaları sonucu bilimsel, doğru ve yansız toplum tarihi yazılması için gayret ediyorlar… Bölgemizde ve dünyada oynanan kirli oyunlar ve savaş tüccarları tarafında çizilen “yeni bölücü haritaların” çöplüğe atılması, bir insanlık görevi olarak önümüzde duruyor… İnsanlık tarihi yeniden yazılmalı mı? Bu sonuca varmamız, herhalde abartı olmaz… Bu yaklaşımlar; kutsal ve yurtsever, barışçıl ve duygusal, köktendinci-tarikatçı ve ırkçı-kafatasçı yaklaşımlardan uzak, sevecen ve insancıl, evrensel ve ulusaldır, haklarını-özgürlüğünü bilen ve özverili-sorumlu, nesnel-diyalektik ve bilimseldir… Göktürk yazıtlarında Bilge Kaan’ın buyurduğu gibi: “Titreyip kendi özümüze dönme zamanıdır…”

Üç kıtada, içinden nehir akan üç şehir’de bir kısa gezinti yaptık. Elbette bunları çoğaltmak mümkündür. Çarpıcı üç örnekle tüm anakaralarda-kıtalarda kültürel izleri bulunan ve yaklaşık 350 milyon Türkü kucaklayan, kökü 15 bin yıl eskilere-tarihin derinliklerine dayanan, gövdesi tüm anakaraları kaplayan ve yüce birikimleri olan dev soy ağacımızın damarlarından beslenen Türk Kültürü; tüm insanlığın ortak malıdır… Cumhuriyetimizin kurucusu Kemal Atatürk’ün işaret ettiği gibi: “Yurtta barış, dünyada barış” belgisi ışığında, sevgi ve insancıl değerlerle beslenen “Birlikte yaşama kültürü”nün mayası ve tutkalıdır…  Yaşamın tadıdır… Barıştır, umuttur, sevgidir ve mutluluktur…

Dünyanın 99 haline tanıklık ettim. Gittiğim tüm coğrafyalarda, yaşayan Türk Kültürü izlerine tanık oldum. Bu anlamda belleğime kazınan ve yaşanabilir dünya cenneti diye tanımlayabileceğimiz bu uygarlık harikası üç şehri tanımanızı istedim. Üç kıtada, içinden nehir akan üç şehri anlatan dış gezi tanıtımlarımız sürecek. Başka yaşam alanlarını ve uygarlık harikası coğrafyalarda buluşmak dileğiyle, dostlukla… Yolunuz ve bahtınız açık oldun…

www.dursunozden.com.tr

 hartumkazankhartumpic-ruscuk-1475739432ruscuk

 

Yoruma kapalı.

shared on wplocker.com