Mayıs ayı şiiri; Nazım Hikmet’ten “Şeytan’a Mersiye”

Nâzım Hikmet’in “Şeytan” adında, uzun bacaklı ve tazıya benzer çok sevdiği güzel bir köpeği vardı.

Nazım’ı 4 kez ölümden kurtaran sevgilisi Dr. Galina, Votkinsk’deki evinde bana Şeytan ile ilgili şunları anlattı:
“Bak sevgili Dursun, senin oturduğun şu Anadolu motifli kilim üstünde Nazım ile ben sevişirdik. Sonra da Nazım’ın köpeği Şeytan gelir aramıza uzanırdı… Şeytan’nın yapağılarını ben sıkça yıkardım…
Rusya çok soğuk olduğu için Nâzım’ın soğuktan korunması ve hastalanmaması gerekiyordu. Annem ve ben, Nâzım’ı çok seviyor ve onun yeniden hastalanmaması için, annem benden daha çok itina gösteriyordu. Şeytan’ın tüyünden Nâzım’a kalpak, çorap, eldiven ve fanila örüyorduk. Nâzım da Şeytan’ın tüyünden örülen bu giyecekleri severek giyiyordu. Hatta Nâzım, Şeytan’ın ölümüne dayanamadı, bir ay kendine ceza verdi, sokağa çıkmadı ve o süre içinde yıkanmadı bile… Ardından da ağlayarak 1956 yılında, “Şeytan’a Mersiye” adında bir de şiir yazdı.”

ŞEYTANA MERSİYE

“Köpeğimin adı Şeytan’dı
(dı)’lık adıyla ilgili değil,
Adına bir şey olmadı.
Adına benzemezdi de
Şeytanlar zalim olur,
Zalimler: yalancı ve kurnaz,
Ama zalimler akıllı olamaz.
Köpeğim akıllıydı.
Biraz da ben öldürdüm köpeğimi,
Bakmasını bilemedim.
Bakmasını bilemezsen
Ağaç bile dikme.
Elinde kuruyan ağaç
Dert olur insana.
Yüzmek suda öğrenilir, diyeceksin.
Doğru.
Boğulursan
Bir sen boğulursun ama.
Kaç sabahtır uyanıyorum,
Dinliyorum ortalığı,
Kapımı tırmalayan yok.
Ağlamak geliyor içimden,
Ağlayamadığım için utanıyorum.
İnsan gibiydi.
Hayvanların çoğu insan gibidir,
Hem de iyi insan gibi.
Kalın boynu kıldan inceydi dostluğun buyruğunda.
Hürriyeti, dişleriyle bacaklarındaydı,
Nezaketi, tüylü uzun kuyruğunda.
Göresim gelirdi birbirimizi.
En büyük işlerden konuşurdu:
Açlıktan, tokluktan, sevdalardan.
Ama bilmedi sıla hasretini.
Benim başımda o iş.
Şairi cennete koymuşlar
“Ah, memleketim!” demiş.
Öldü,
Bu dünyada nasıl ölünürse,
İnsan olsun, hayvan olsun, bitki olsun,
Döşekte, toprakta, havada, suda,
Ansızın, bekleyerek, uykuda,
Bu dünyada nasıl ölünürse,
Nasıl öleceksem,
Nasıl öleceksek…
Bu gün gölgede otuz sekiz.
Ormana bakıyorum balkondan,
Çamlar ince uzun yükseliyor kıpkırmızı,
Gökyüzü çelik mavisi.
Köpeklerin dili bir karış,
Göle gidiyorlar yıkanmaya.
Kıyıda bırakacaklar vücutlarının ağırlığını,
Balıkların bahtiyarlığını paylaşacaklar.”
Nazım Hikmet.

Galina, bana Şeytanla ilgili anılarını hüzünlü bir konuşmayla sürdürdü…
“Nâzım, Şeytan’a Mersiye şiiriyle birlikte, “Moskovalı Dostlara” adlı bir makaleyi de “Den Poeziya” dergisine göndermiş ve yayınlatmıştı…. “ (*)

(*) (Galina’nın Nazım’ı / Dursun Özden, Kaynak Yayınları, 2005, İstanbul)
www.dursunozden.com.tr

70b213e229g

Yoruma kapalı.

shared on wplocker.com