
Ankara Ulukışla Yardımlaşma Derneği’nin düzenlediği etkinlik, 18 Şubat, Saat:14.00’de. Belgeselin yapımcı yönetmeni Dursun Özden, söyleşisi ve imza günü ardından, Han Duvarları belgeseli gösterimi yapılacak. “Şiirin Yol Öyküsü / HAN DUVARLARI” adlı belgeselin gösterimi ve şiir açılımı ya da belgeselin metni özelliğindeki kitabın imza günü öncesi, belgeselin yönetmeni ve metin yazarı olarak yaptığım söyleşiler devam ediyor… Bu bağlamda adı geçen projenin içeriği ve görsel zenginliği ile de dikkat çekiyor. Han Duvarları adlı etkinliklerde ve sonrasında, bazı konular artık yeniden tartışılıyor… Belgeselin çekimleri sırasında karşılaşılan sorunlar ve kamera arkası ilginç olaylar gündeme geliyor…
Ayrıca belgeselde anlatılan; 1923 yılının Mart ayında, şair öğretmen Faruk Nafiz’in Kayseri Lisesi’ne çıkan tayini ardından başlayan, Orta Anadolu yolculuğu sırasında kaldığı kervansaraylarda karşılaştığı insan manzaraları, Ulukışla’dan Kayseri’ye uzanan üç günlük yaylı at arabasıyla yapılan zorlu yolculuk sırasındaki doğa manzarasından çok etkilenen edebiyat öğretmeni Faruk Nafiz, tüm kaldığı hanları ve yol öykülerini betimleyen ve bir manzum hikaye denebilecek özellikteki bu uzun şiirin, dramatik canlandırılmasıdır bu belgesel. Aynı dönemde ilk kıvılcımları atılan Anadolu aydınlanma seferberliği, Cumhuriyet Devrimleri, dünyada Atatürk tutkusu, Faruk Nafiz’in öğrencisi Köy Enstitülü çocuklar, şimdilerde unutturulmaya çalışılan ve köy ilkokullarında hala söylenen “ANDIMIZ” ve Faruk Nafiz Çamlıbel’in Kayseri Lisesi’nden öğrencisi olan Behçet Kemal Çağlar ile birlikte yazdıkları (29 Ekim 1933), “ONUNCU YIL MARŞI”nın sırrı gibi konular dillendiriliyor bu belgeselde, yeniden…
Ve adı geçen belgeselde ve kitapta; Anadolu insanının konukseverliği, bilgi ve okumaya olan
açlığı, kendi öz değerlerine bağlılığı ve çağdaş ilerici açılımları atılımı da bu belgeselde,
‘belgeselcinin meselesi’ olarak işlendi. Kuşadası’nda bulunan ikizi ile birlikte, Han Duvarları
şiirinin yazıldığı tarihi Ulukışla Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı’nın (1610-1616) yılındaki
yapılış öyküsü (Bu kervansarayın bir ikizi de Kuşadası’ndadır) ve bir sadrazama neden
“ÖKÜZ” lagabı takılışının şiirsel anlatımı da belgeselin bir başka bilinmeyeni keşfi olarak da
yorumlanıyor…
Öte yandan, Han Duvarları adlı şiirin yazılmasına esin kaynağı olan bu kervansaray, tarihin
farklı dönemlerinde farklı işlevleri yerine getirmiştir. Osmanlı döneminde tahıl ambarı, han ve
ticaret merkezi olarak kullanılmış olmasına karşın; Birinci Dünya Savaşı ardından işgal edilen
Anadolu topraklarının güneyini Fransızlar ele geçirmişti (Serv Antlaşması sonrası). Fransız
askerleri, Çukurova’dan sonra Toros Dağı üzerinde bulunan Varda Köprüsü’nü ve 38 tüneli
geçerek, Adana-Pozantı-Ulukışla demiryolu hattı ile Anadolu’ya çıkmak istedikleri ve Ulukışla
Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı içinde saklanan buğday, yiyecek, giyecek ve silahları ele
geçirmek için, kuzeye doğru yöneldikleri bilinmektedir. Mustafa Kemal Paşa daha Samsun’a
bile çıkmamışken (19 Mayıs 1919), Anadolu’da düşmana karşı ilk Kuvayı Milliye hareketleri
başlamamışken; Ulukışlalı Kuvayı Milliyeci Şevki Alpagut, Uğur Ünal, Müftü Bahattin Efendi,
Beyağıllı Partizan Hilmi Efendi ve Porsuk, Darboğaz, Hasangazi, Tekneçukur, Koçak, Horoz
ve Çiftehanlı köylülerden oluşan az sayıdaki fedakar, çılgın ve vatansever Kuvayı Milliyeci
öncü ve gönüllü bu grup; kendi elleriyle yaptıkları dinamitler ile demiryolunu havaya uçurup,
Pozantı Cephesini yaran Fransızlarla boğaz boğaza savaşıp; Fransız komutanı esir alarak,
Kayseri’ye teslim etmişlerdi… (Fransız komutana ve eşine, Türk konukseverliğinin alicenap
özelliğini göstermişlerdi.) Fransız ordusu içinde yer alan paralı askerlerin bir kısmı da; 1912
yılında, genç Osmanlı subayı Kol Ağası Mustafa Kemal’i yakından tanıyan; “Onların Jan
Dark’ı varsa, bizim de El Kainemiz var” diyen; Kuzey Batı Afrikalı, Libyalı ve Tunuslu
Müslüman Berberilerdi. Bu askerler; “Biz Müslüman kardeşlerimizi öldüremeyiz, onlara
kurşun sıkamayız…” diyerek, silahlarını Fransızlara doğrulttukları da bir tarihi gerçektir…
Çakıt Deresi’nde gerçekleşen bu küçük çaplı savaşın ardından, artık düşman Anadolu’ya ayak
basamamıştır. Ulukışla’daki handa saklanan her şey, düşmanı eline geçmemiştir. Ulusal
Kurtuluş Savaşı sırasında da Niğde’de bulunan 11. Tümen’in en önemli belgeleri burada
saklanmıştır. Kahire ve Kazablanka görüşmeleri ardından; 30 Ocak 1943 yılında Adana-Tarsus
arasında, Yenice Tren Garı’nın kuzey batısında, sota/gizli bir yerde bulunan (şimdiki Barış
Parkı) Mavi Vagon içinde; zamanın Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile İngiliz Başbakanı Winston
Churchill’in gizlice görüşmeler yaptığını öğrenen Alman Cumhurbaşkanı A. Hitler, İsmet
Paşa’ya telgraf çekmiştir. Hitler telgrafında: “Sayın Başbakan İ. İnönü, hani siz bu dünya
savaşında tarafsızdınız, bizim baş düşmanımız olan Winston Churchill ile neden ittifak yaptınız.
İstanbul’u bombalayacağım…” tehdidi savurmuştu. Cumhurbaşkanı İ. İnönü, İstanbul’a çok
acil telgraf çekerek; “Topkapı Sarayı, Harbiye Askeri Müzesi ve başka yerlerdeki Kutsal
Emanetler başta olmak üzere; kıymetli tablolar, sanat eserleri ve devletin saklanması gerekli
arşiv belgelerinin çok acil olarak sandıklara konmasını ve trenle Anadolu’ya taşınmasını…”
emretmiştir. Çekilen telgrafta bu tren Niğde’ye kadar hiçbir yerde durmaması gerektiği de
özellikle vurgulanmıştır. Çok güvenli bir şekilde hazırlanan ve sıkıca bağlandıktan sonra
mühürlenen 391sandık, 48 vagona yüklenmiştir. 31 müze ve güvenlik görevlisi ile birlikte,
Haydarpaşa Garı’ndan yola çıkan tren, gerçekten de hiçbir istasyonda durmadan Niğde’ye
gelmiştir. Niğde’de Sarıhan, Akmedrese ve Sungurbey Camisi içine gizlice ve düzenli olarak
iskif edilen sandıkların konduğu bu tarihi Selçuklu eserlerinin kapıları kitlenmiş ve güvenlik
için kapı önlerine de jandarma askeri nöbet tutmaya başlamıştır. 1943-1947 yılları arasında, 4
yıl Niğde’de saklanan Kutsal Emanetler ve kıymetli devler evrakları, daha sonra getirildiği
yerlere güvenle teslim edilmiştir…
Ben Niğde Lisesi’nde okurken (1969), edebiyat öğretmenim sevgili Nuran Çakmak ve Orhan
Çulfa yanı sıra; değerli tarih öğretmenim Ahmet Akif Tütenk’in Fransızcadan Türkçeye
çevirisiyle yayınlanan, Albert Gabriel’in yazdığı “Niğde Tarihi” kitabı, kaynak eser olarak
çalışmalarıma ışık tuttu… Şimdiye dek, Niğde ile ilgili yazılmış en doğru ve en temel eserdir
bu kitap…
Bazı tarihçiler ve devlet adamları, bu olayı şöyle yorumlamaktalar: “Toros Dağları
Anadolu’nun doğal güvenlik kuşağıdır. Niğde, Ulukışla, Çiftehan, Bor, Altunhisar, Çamardı,
Konya Ereğli, Aksaray ve Karaman başta olmak üzere; Çankırı ve Amasya gibi bazı Anadolu
kentleri ve yaşam alanları, tarihin her döneminde Anadolu’nun en güvenli ve stratejik
özelliklere sahip yerleri olmuştur. “ Bu bölgenin insanları; 1453’de İstanbul’un fethi sonrası,
1571 ve 1974 Kıbrıs’ın alınması ardından ve Osmanlı’nın Balkanları ele geçirdikten sonra,
buralardaki yerleşim politikalarında da, bu bölgelerden götürülen ve oralara yerleştirilen aileler
için; kalıcı olarak o bölgelerin Türkleşmesi ve Müslümanlaşması için farklı bir mesken
politikası uygulandığı da bir gerçektir… Öte yandan, savaş koşullarında (1939-1945 İkinci
Dünya Savaşı ve 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında olduğu gibi) bu güvenli mekanlara,
devletin önemli kurumlarının yerleştirilmesi de gündeme gelmiştir. Ayrıca, “Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan Anadolu” coğrafyasında; Asil Türk Kültürü ile
harmanlanmış bu bölge insanının vatan ve milletine bağlılığı, hukuk düzenine ve devletine olan
güvenini de eklersek; bu stratejik özelliği olan yerlerin neden tercih edildiğini de jeo-politik ve
sosyo-politik olarak anlamış oluruz… Çok ilginçtir ki; bu bölge insanı siyasi görüş olarak, en
sağcısı ve en solcusu da; sapına kadar vatanseverdir… (NOT: Bu yaklaşım ve yorum; sakın
yanlış anlaşılmamalıdır. Elbette istisnalar vardır. Başka bölge insanlarının böyle olmadığı
anlamına asla gelmemelidir. Bu durum yalnızca benim tespitimdir, yanılabilirim…)
Yukarıdaki değerlendirmelerin ardından; Han Duvarları belgeseli etkinlikleri sırasında, tarihe
not düşülecek bazı somut yaşanmışlıkları da, siz değerli okurlarımla paylaşmayı görev bildim…
Han Duvarları belgeseli gösterimi sırasında ilginç gelişmelere tanıklık ettik. Bunlardan
bazılarını siz değerli okurlarla paylaşmak istedim… CHP’li Kuşadası Belediyesi’nin davetlisi
olarak gittiğim etkinlik tam bir fiyasko idi. Belgesel gösterimi ve söyleşide, belediyeden hiç
kimse yoktu. İlçede yaşayan benim tanıdığım 13 arkadaşım dışında salon boştu. Oysa bir gün
önce aynı salonda yapılan müzik dinletisi ve ertesi günü yapılan “Çin’in Ekonomik Yapısı” adlı
konferans için gelen meraklıları ile salon tıka basa dolu idi. Bu iki ekinlik de belediye
tarafından düzenlenmişti. Benim çağrılı olduğum CHP’li bu belediyenin düzenlediği “Dünyada
“Atatürk İzleri ve Cumhuriyet Devrimleri” içerikli, Han Duvarları belgeseli gösterimi ve
söyleşisi etkinliğine katılım yoktu. Neden?
Ayrıca; MHP’li Fethiye Belediyesi’nin düzenlediği Han Duvarları belgeseli gösterimi, Han
Duvarları kitabı imza günü ve “Dünyada Atatürk Tutkusu ve Milli Seferberlik” başlıklı
söyleşiye de; ilçede yaşayan 3 arkadaşım, 2 polis, 2 ADD üyesi ve 1 belediye çalışanı katıldı.
Sağ olsunlar, gelen izleyiciler etkinliğin sonuna kadar salondan ayrılmadan pür dikkat izlediler
ve dinlediler. Bir kişi de olsa meraklısı için sabırla zaten ben anlatmaya kararlıydım. Öyle de
oldu… Oysa aynı akşam, aynı salonda; yerel bir TV kanalının canlı yayınında boy göstermek
için adeta belediyeciler yarıştırlar… Ve aklımdan şu soru geçti: “Türkiye nereye koşuyor?”
Öte yandan; şimdi Çorum Valisi olan sayın Niğde Eski Valisi Necmettin Kılıç’ın girişimiyle
gerçekleşen ve TC Kültür ve Turizm Bakanlığı / Sinema Genel Müdürlüğü desteği ile
sonuçlanan Han Duvarları belgeseli, Niğde ve çevresinin tanıtımına büyük katkı sağlayacaktır.
Ulukışla’da; 29 Ekim 2016 Cumhuriyet Bayramı günü yapılan bu etkinliğin anlamı da oldukça
derindir… Benim doğup büyüdüğüm, ilk şiirimi yazıp, ilk sevdalandığım bu bereketli
toprakların insanı olmamın yükü var omuzumda…
Han Duvarları arkasında; “uçurtmayı vurmasınlar” diyenlerin özgürlüğe susadığı, zindanda
kara karıncaya aşık olunduğu bir zamanda; şiir yazanın ve okuyanların tutsak edildiği bir
mekandayız. Ulukışla Kervansarayı’ndayız… Eskiden hapishane olan bu kışlanın tam da bu
salonu; gezgin derviş olan bir şairin kaleminden damlayan ve sevgisini sebil eyleyen yalın ve
süssüz dizeliyle, şimdi bir şiirin yol öyküsü, bu belgeselin gösterimine tanıklık etti. Ne güzel…
Han Duvarları şiirinin yazarı ve DP İstanbul Milletvekili olan Faruk Nafiz Çamlıbel, 1960’da
zamanın Başbakanı Adnan Menderes ile birlikte, Yassıada’da17 ay hapis yatmıştı. Ve ardından
da, Kayseri Lisesi’nden öğrencisi olan Behçet Kemal Çağlar ile birlikte yazdıkları “Onuncu
Yıl Marşı” ve “Kayseri Lisesi Marşı” şiirinin esin kaynağı Kayseri’de geçen sürgün yılları;
Faruk Nafiz Çamlıbel’e, en anlamlı ve en güzel şiirlerini yazdırmıştı…
Bir zamanlar solun kalesi olarak bilinen Niğde’nin Ulukışla ilçesinde, şimdilerde başarılı işlere
imza atan AKP’li Belediye Başkan Ali Uğurlu’dan; “Sadrazam Öküz Mehmet Paşa’nın
heykeli ve yanında, bir sadrazama “Öküz” lagabı takılması öyküsünü canlandıran bir
kaide” yapılmasını istiyoruz…
Ulukışla Belediye Başkanı Ali Uğurlu ve Belediye Meclisinin bu etkinliğe sahip çıkması ve ev
sahipliği yapması beğeni topladı. “Han Duvarları belgeseli, Ulukışla’nın tarihi, kültürel, doğal
zenginlikleri ve alternatif turizm potansiyelinin tanıtımına katkı sağlaması inancı ile bu projeye
maddi ve manevi destek sağlamaktayız” diyen, Belediye Başkanı Ali Uğurlu bu girişimiyle; her
görüşten seçmenin beğenisini kazandı. Adı geçen belgesele esin kaynağı olan Faruk Nafiz
Çamlıbel’in 1923’de, “Han Duvarları” şiirinin ilk dizelerinin yazıldığı tarihi Ulukışla Öküz
Mehmet Paşa Kervansarayı içinde yapılan; Han Duvarları belgeseli ilk gösterimi / galası,
söyleşisi ve imza günü etkinliğine ilgi büyüktü. Etkinliğe gelenlerle; çevre köy, ilçe, il ve
bölgelerden gelen çok sayıda meraklı ile salon doldu taştı. Salonda yer kalmadığı için çok
sayıda konuk da dışarıda kaldı. Ulukışla Belediyesi’nin ikramı olan aşure, gözleme, ayran, çay
ve bir de kitap sunumu beğeni topladı.
Katılımcılar arasında: Patates, soğan, lahana, elma ve kiraz üreticilerinin sorunlarını Meclis
gündemine taşıyan, Niğde CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Niğde Vali Yardımcısı
Abdullah Uçkun ve eşi, Ulukışla Kaymakamı Ferhat Atar ve eşi, Ulukışla Belediye Başkanı Ali
Uğurlu ve eşi, Kemerhisar Belediye Başkanı Beytullah Kirazcı ve eşi, Niğde Belediye Başkanı
Faruk Akdoğan, Türkiye Dağcılık Federasyonu Niğde Temsilcisi Nuri Dokuzoğlu, Niğde
Müzesi’nden Arkeolog Mustafa Eryaman, Araplı Köyünden Mehmet Yıldırım, İncesulu Ahmet
Kızılışık, Kayseri Lisesi eski Müdür Yardımcısı Yusuf Özmerdivenci, Seslendirme sanatçısı
Nur Subaşı, Kameraman Sinan Can, Kurgucu Yorgo Demir, oyuncu Gürsel Fırat, özel
destekleri ile bu belgesele katkı sağlayan Porsuk Köyü Muhtarı Faruk Ünver ve eşekli seyyar
kütüphanesi Mehmet Efendi yanı sıra; canlandırmada rol alan Porsuklu kadınlar, Darboğazlı
erkekler, Beyağıl Köyü öğretmen ve öğrencileri yanı sıra; Üniversite Öğretim üyeleri, öteki ilçe
kaymakamları ve belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, siyasi parti temsilcileri,
muhtarlar, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, köylüler, Konya Ereğli ve Mersin’den gelen çok
sayıda seçkin izleyici vardı…
Röportajlarıyla belgesele destek olan Köy Enstitülü yaşlı öğretmenler, Belgesel oyuncuları ve
teknik ekibi, müzik yapımcıları ve belgesel dramatik canlandırmasında rol alan köylülerden
Beyağıl, Porsuk, Darboğaz, Tekneçukur, Hasangazi, Horoz, Maden, Hüsniye, Kolsuz,
Kemerhisar, Bor, Niğde, Çamardı, Altunhisar, Eski Gümüş, Araplı, İncesu ve Kayserili dostlar
ve çocuklar da belgeselin galasındaydı…
Anadolu’nun aydınlık yüzü Niğde; yayınlanmış onlarca kitabı ve çok sayıda belgeseli olan,
UNESCO / IHP Forumlarında Türkiye’yi temsil eden ve gittiği 99 ülkede Türk Kültürü ve
Atatürk izini süren, bu gezgin dervişine sahip çıktı. Saygım sonsuz…
1970 yılında mezun olduğum Niğde Lisesi (yeni adı Anadolu Lisesi)’nde, Han Duvarları
belgeseli gösterimi ve 45. Sanat Yılımı kutlamak için yaptığım resmi başvuruya; Niğde Milli
Eğitim Müdürlüğü, “OHAL” gerekçesiyle izin vermedi. Terörle böyle mi mücadele ediliyor?
Yazık…
Niğde Kültür ve Turizm İl Müdürü’nün ilgisizliğine karşın; Niğde Valisi Sayın Ertan
Peynircioğlu’nun girişimiyle, Niğde Ömer Halis Demir Üniversitesi okul sekreterliğinin
düzenlediği; Han Duvarları belgeseli gösterimi ve imza günü etkinliğine çok sayıda öğrenci
katıldı. Etkinlik oldukça coşkulu geçti. Türk gençliğine güvenimiz sonsuzdur… Çünkü Ata’nın
dediği gibi; “Türk gençliğinin muhtaç olduğu kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur…”
Han Duvarları belgeselinin Niğde bölgesinde üç yıl süren çekimleri sırasında, ilk gösterimi
öncesinde, 29 Ekim günü Ulukışla Kervansarayı’nda yapılan galada ve Niğde ÖHD
Üniversitesi’ndeki gösterimi sonrasında; bizi hiç yalnız bırakmayan, objektif haber ve
yorumlarıyla destekleyen yerel ve ulusal basına (Anadolu Haber, Niğde Gündem, Toros Haber,
Bor Haber, Hamle; AA, İHA, DHA, SHA, TRT, Hürriyet, Milliyet, Aydınlık vb.) gazete / Tv
muhabir ve yazı işlerindeki kardeşlerime teşekkür borçluyuz.
Büyük merak, beğeni ve ilgiyle izlenen Han Duvarları belgeseli gösterimi her yerde sürüyor…
Kocaeli Niğdeliler Derneği ile Kocaeli Yüksek Öğrenim Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği,
Han Duvarları belgeseli gösterimi ve “Anadolu Aydınlanma Seferberliği” söyleşisine, bölgede
yaşayan Niğdeliler ve öteki seçkin konuklar katıldı. Yerel basın bu etkinliği manşet haber yaptı.
Niğdeliler Derneği Başkanı Cumali Bozok ve KYOD Başkanı Mehmet Toker, imza günü ve
etkinlik sonrası bana teşekkür plaketi verdiler. Onurlandırdılar…
Ulukışla, Niğde, Fethiye, Kuşadası, Denizli, Marmaris, İzmir, Ayvalık, Bergama, Edremit,
Balıkesir, Çanakkale, Silivri, İstanbul, Adana, Mersin, Kayseri’de yapılan etkinlikler ardından;
Merkezi Ankara’da bulunan Ulukışla Yardımlaşma Derneği ile Çankaya Belediyesi’nin
ortaklaşa düzenledikleri Han Duvarları belgeseli gösterimi ve “Şiirin Yol Öyküsü” söyleşisine,
Ankara’da yaşayan çok sayıda Niğdeli ve diğer meraklı seçkin konuklar katıldı. Dernek
Başkanı Kemal Erdağ; “Han Duvarları belgeseli, Ulukışla ve Niğde’nin tanıtımına büyük katkı
sağlayacaktır. Artık Niğde ve Ulukışla, bu belgesel sayesinde yeniden keşfedilen, alternatif
turizm potansiyeli ile de, yeni iş ve zenginlik kaynağı olacaktır. Aslen Ulukışla’nın Beyağıl
Köyünden olan, değerli hemşerimiz Dursun Özden başta olmak üzere, emeği geçenleri ve
destekleyenleri kutluyoruz…” dedi.
Tarihe not düşüyoruz yeniden…
Bu belgeselcinin bir meselesi var… Tüm engellere karşın; yeni belgeseller ve yeni kitaplarla;
hayatı belgelemeye ve emperyalizmin tuzağına düşmeden, batı merkezli kirli yalanları ve
devletin olanaklarını kötüye kullanan hainleri lanetleyip, özümüze dönerek; kadim zengin
kültürel miraslarımızı yeniden keşfetmeye, araştırmaya, tanıtmaya ve korumaya devam…
Yaşanabilir bir çevrede insanlık, kardeşlik, barış, özgürlük, adalet, demokrasi, huzur ve
farlılıklarımızın zenginliği ile birlikte yaşama kültürü, kutsal değerlerimiz ve vatan ortak
paydasında; yeniden şiir sıcaklığında dostlukla… Sevgide odaklanma, dayanışma ve ihtiyaca
göre paylaşma zamanı…
Birinci baskısı kısa sürede tükenen ve Han Duvarları kitabının genişletilmiş yeni baskısını
yapan, değerli yayıncım İsmet Öğütücü ve Kategori Yayınları ekibine, ayrıca teşekkür
ederim canlar…
Su gibi aziz olmanın ve sevgimizi sebil eylemenin tam zamanı…
Dursun Özden (Yapımcı / Yönetmen)
14 Şubat 2017 / İstanbul














