anayurt palas
(adana’da-bir otelde, ölü bulunan arkadaşım nurettin anısına)
kırılan bardaklar, kuru içip çakırkeyf olan sarhoşlar-birhoşlar
özgür olmak adına hanı, otel odalarını, yaşam alanı sananlar
yalnız, evsiz, barksız, yuvasız, vatansız ya da köksüz olanlar
hafifçe esen o ılık yelde, cılız-serin meltemde bile savrulanlar
köy göçüren hortum, kuşkonmaz toz ile daldan dala uçanlar
karı kor hissedenler, kendi derin, kör, o kor ateşinde yananlar
arka sokaklarda: heyt! var mı bana yan bakan? narası atanlar
komşunun cenaze namazında, kıs kıs gülen-keş oğlu zülfikar
kuru içen o dönekler ve kaypaklığın adını, özgürlük koyanlar
‘meyhanede cam cama değil, can cana dokunur, şerefe içilir
ve şerefsiz olunmaz’ diyenler, dostla meyhanede buluşanlar
‘şu rakı sofrası, kalbin anahtarının çözüldüğü tek yerdir oysa
bu yüzden adına sebil, çilingir sofrası denir’ keyifli ya erenler
bizi sarhoş-nahoş-birhoş-beynanaz, kimsesiz öldü sananlar
biz; kimsesizlerin kimsesiyiz, dünyayı yoktan var eden onlar
can baba, kutlar, göçmen, boysan ve akalın sofrası, bizi anlar
anayurt palas, kimsesizler gömütlüğü; susan o ezan ve çanlar
oysa, anayurt oteli-ana evi değil; asla unutulmaz o yaşananlar
yitik arka sokakların ön yüzünde; haydi şerefe! yarasın canlar!..
dursun özden
www.dursunozden.com.tr













