Şair-Ressam ÜMİT SARIASLAN’ı kaybettik

Yakası Yırtılınca Şiirin, Şairin “Ölümü Gurbet”

Dursun ÖZDEN

Anadolu Ekini Dergisi’ni çıkaran, Abece Dergisi, Cumhuriyet Kitap ve Gerçek Edebiyat yazarı, 1969 Niğde Lisesi’nden sınıf ve yol arkadaşım, sevgili kafa dengi kardeşim ve “Gökkuşağı Tarlası” kitabımın kapağını yapan ressam Ümit Sarıaslan’ın; “Ölümü Gurbet” ve vedası şaka gibi… 1 Ocak 2022’de sonsuz ve zamansız yolculuğa çıkan; Araştırmacı Yazar, Şair ve Ressam Ümit Sarıaslan’dan yalın, süssüz, duru, arı ve bir o kadar da imge yüklü dizelerin dinginliği ya da çığlığı; bizi gurbeti sılaya taşıyan demir ağlarla, başka diyarlara götürüyor… Yeni yıla “Merhaba” demeden, geçen yıla “Elveda” diyerek, “ÖLÜMÜ GURBET” oldu. Hacıbektaş Dergahı’nda semada semah dönen sevgili arkadaşım Ümit Sarıaslan’ın çığlığı yankılanıyor Anadolu’da… Ümit’in dostları, bu hüzünlü yolculuğu, farklı duygusallıklar içinde yorumladı… Ümit Sarıaslan’nın kıymetli eserleri sonsuza dek hep yaşayacaktır… Ümit Sarıaslan ölümsüzdür…

Ümit SARIASLAN (1951- 31 Ocak 2021, Ankara)

1970 Niğde Lisesi mezunu ve Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü mezunudur.  Eğitimci, grafik tasarımcı, ressam, şair ve araştırmacı yazar. Evli ve Ekin adında bir oğlu vardır. Çeşitli eğitim kurumlarında öğretmenlik yaptı. 12 Eylül 1980 Dönemi sonrasında bir süre görevinden ayrıldı ve serbest grafiker olarak çalıştı. Bu dönemde Anadolu Ekini adlı bir edebiyat dergisi çıkardı (1991- 93). Sonradan yeniden öğretmenlik görevine döndü ve bir süre MEB Talim ve Terbiye Kurulunda danışman olarak çalışarak emekliye ayrıldı. Yazı ve şiirleri; Anadolu Ekini, abece dergisi ve Cumhuriyet Gazetesi’nin yanında, bir çok dergi ve gazetede yayımlandı.

ESERLERİ: İNCELEME-DERLEME: Hacı Bektaş Aydınlığı (1992), Görüntü ve Gerçek (1994), Köprüler ve İnsanlar (1998), Demir Ağlardan Örümcek Ağlarına (2004), Cumhuriyetin Mimarları: Mimar Kemalettin – Ernst Arnold Egli – Bruno Taut (2005).

ŞİİR: Sözün Kanadında (1994), Sözün Kanadında II (1995), Başak ve Asma (Abdülkadir Paksoy ile, 1996), Güz Hevenklerinde (1998), Melami Neşesi (2000), Bir Uzaktan Bir Yakından (2004).

GEZİ: Anadolu Anadolu (A.Kadir Paksoy ile, 2001).

KAYNAK: Ümit Sarıaslan / Köprüler ve İnsanlar (1998), A. Kadir Paksoy / Cumhuriyetin Mimarları (Cumhuriyet Kitap, 10.3.2005), İhsan Işık / Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2. bas., 2009).

Ölümü Gurbet 

“İş güç aş ekmek
Artık ne geçim derdi
Ne yer ne yurt özlemi
Kaçgöç bitti
Bitti kaçmaca kovalamaca
Toprak yalnızca
Kanayıp duran gölgesi bir de 

Mahalle memleket oğul uşak
Yollar yolculuklar
Sabahçı kahveleri duvar dipleri 

Soyundu bir sabah vakti tümünden 

Soyundu hayatın gurbetini 

Tirfillenmiş hırkasını yalnızlığın 

Bir mavi tükenmez şimdi
Açık uçlu bir mektup
Adresi yeryüzü yüzü adresi 

Taşıyla buluşmadan daha başı.“  

Ümit SARIASLAN (Okudukça, Dursun Özden, Ankara Güzellemesi, Sy: 56, Marmara Yayınları, 1998).

Ümit Sarıaslan, “Merhaba” demeden, “Elveda” ya da “Hoşça kalın” dedi ve “Harap Değirmen”in sesine gitti…

Harap Değirmen

“Hoşçakalın başkent meyhaneleri

Alkol yalazı içinde yiten günler

Betikler bitikler

Hoşça vakitleri kaçgınlığın.

Alkol şeriatinde tükenikler gücenikler

Tektekçileri başkentin

Koltuk meyhaneleri lokantalar

Tetikçisi kurbanı sofraların.

Hoşçakalın başkent meyhaneleri

Kalafata çekeceğim tekneyi

Yeniyetmeler gedikliler

“Felsefeci”leri akşamların.

Silinir nasılsa masalara sinmiş suretimiz

Hiç kimsenindir sandalyeler meyhanelerde.”

(Bir Uzaktan Bir Yakından, Ümit Sarıaslan, Filika Yayınları, 2005).

Ümit, umudunu yitirmedi ama küs gitti bu dünyaya… Nazım BAYATA:

Ümit Sarıaslan’ı, 1969’lı yıllarda Niğde Lisesi’nden tanırım. Çalışkan ve başarılı  bir öğrencimdi. Samsun Lisesi’nde sürgün olarak gelmiştim Niğde’ye. Ümit’in öğretmen babası İsa Sarıaslan dostumdu. Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS)’ün bölgede örgütlenmesi ve eylemlerine katılırdık, coğrafya öğretmeni Hami Şeneldir, edebiyat öğretmeni Orhan Culfa ve öteki öğretmen arkadaşlarla birlikte… Öğretmen Boykotu eyleminde, Ümit Sarıaslan ve Dursun Özden’in de içinde yer aldığı, Niğde Lisesi öğrencilerinin çoğu bizi destekledi. O dönemdeki Niğde Cumhuriyet Başsavcısı İsmet Kemal Karadayı, bu eyleme katılanlara “takipsizlik kararı” vermişti. Daha sonraki yıllarda, sayın Karadayı’yı şair yanıyla ve Cumhuriyet Gazetesi’ndeki çağdaş yazılarıyla daha çok tanıdım. 

Ankara’ya geldikten sonra, Ümit ile ilişkimiz ve dostluğumuz kesintisiz sürdü. Ümit’in gazete ve dergilerdeki yazılarını ve yeni çıkan kitaplarını imrenerek okurdum. Ümit, ressam ve tasarımcı özelliğinin yanı sıra; iyi bir araştırmacı, usta bir şair ve eleştirmendi. Ankara’daki pek çok yemekte ve etkinlikte dertleşir ve ülkenin-insanlığın gidişatı için, çözüm yolları arar ve tartışırdık. Şimdi onu kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyorum. Erken gittin be evladım… Bu gün ise, yaşlı ve hasta halimle Ümit’in Karşıyaka’daki cenaze törenine katıldım. Ümit’in 40 yıllık dergi ve kalem arkadaşı A. Kadir Paksoy, ailesi ve bir avuç yakın dostlarıyla birlikte gömütlükteydik. Ümit’i yıldızlara uğurladık… Ve eve döndükten sonra, Ümit’in 50 yıl öncesinden Niğde Lisesi’nde sınıf arkadaşı ve yoldaşı, öğrencim olan Gezgin Şair Dursun Özden’i telefonla arayıp, Ümit’i kaybettiğimizi söyledim. Uzun, duygusal ve hüzünlü bir konuşma ardından, yeniden görüşme dileklerimizle telefonu kapadık. Bu uzun konuşmamızın öznesi idi; şair, ressam, araştırmacı yazar, Kemalist ve vatansever olan sevgili öğrencim Ümit Sarıaslan. “Ümit, umudunu yitirmedi ama küs gitti bu dünyaya…” diyerek noktaladık konuşmamızı…

Adını aradı Ümit: Öner YAĞCI; Cumhuriyet, 08 Ocak 2022.

Çocukluğumun geçtiği Yerköy’e yakın şimdi ilçe olan Yenifakılı köyündendi. Pazarören Köy Enstitüsü’nü 1946’da bitirip ömrünü TÖS’ten TÖB-DER’e öğretmenlerin mücadelesine veren İsa Öğretmen’in oğluydu. 1970’te girdiği Gazi Eğitim Enstitüsü günlerinde başlayan 50 yıllık dostluğumuzla kıvanç duyardık.

“Ölüme terk etmeli kimi şeyleri / Kimi şeyleri ölüme terk etmeli / Ölümü çiçekleyen adamın şiirini / Şiiri çiçekleyen ölümünü adamın” diyen, yeteneğiyle sevgisini Cumhuriyet sevdasıyla ve umutla çoğaltan, insan sıcaklığını çoğaltan bir aydındı Ümit Sarıaslan.

2021’in son günü kaybettik onu.

BİLİNCİ YENİLEMEK

Gazi’nin resim-iş bölümünde öğrenciyken bilinçli bir 68 delikanlısıydı.

Resim-iş öğretmenliğine ressamlık, eğitim örgütçülüğü, grafikerlik, şairlik, yazarlık kattı. Cumhuriyet’te, Cumhuriyet Kitap’ta, can dostu Abdülkadir Paksoy ile çıkardıkları Anadolu Ekini  dergisinde yazdı. İkinci romanım Turnalar’ın kapak resmi onun armağanıdır. Yıllarca eğitimcilerin dergisi abece’nin kapaklarını, grafik işlerini yaptı gönüllü olarak.

Anadolu ve Ankara sevdalısı Ümit’in 1990’lı yıllarda İnkılap Sokağı’ndaki grafik atölyesinde gerçekleştirdiğimiz doyumsuz sohbetlerimizde bilincini ve sevdasını yenilemesini, güçlendirmesini inatla, umutla sürdürdüğünü görürdüm. Okurdu hep.

SANATIN DERİNLİĞİ, GÜZELLİĞİ

Ümit Sarıaslan, “İnsan bir garip! Bir yandan düne, yarına köprüler kurarken, öte yanda yıkıyor köprülerini; kültürün kültüre, insanın insana uzattığı kavuştakları…” düşüncesiyle yazdığı kitaplarla buluşturdu bizi. Aydınlık yürekli bir sanatçı duyarlığıyla ülkemizin sorunlarına, aydınlığına, kültürüne tuttu ışığını. “Yeni bir aydınlanma çağı”nın gerekli olduğunu söyledi. Tüketici, hazırcı eğitime karşı üretici, yaratıcı eğitimi savundu: Görüntü ve Gerçek, Öğretmenler Odasından, Köprüler ve İnsanlar.

“Anadolu kültür teknesinde karılı hamurun özünü kuran sürekliliği kavradığı” için “bizim” olan Hacıbektaş Veli’yi anlattı: Hacı Bektaş Aydınlığı.

Demiryollarından tarihe, mimarlığa, resme uzandı: Demir Ağlardan Örümcek Ağlarına, Cumhuriyet Treninden Tanzimat Trenine-Pamukova Dosyası, Cumhuriyetin Mimarları: Mimar Kemalettin-Ernst Arnold Egli-Bruno Taut, Aramızdan Ayrılışının 80. Yılında Bruno Taut-DTCF Mimarı, Kendinin Ustası-Ali Demir Resmine Toplu Bir Bakış.

1929-1973 arasında aralıklarla 24 yıl Bartın Belediye Başkanlığı yapan ve evi etnografya müzesi haline getirilen Kemal Samancıoğlu’nu (1897-1985) anlattı: Çerçevesinden Taşan Tarih / Yaşım ve Başımla Ben.

Anadolu Anadolu’da (A. Paksoy’la), doğası, kültürü, sanatı, aydını ile Antakya, Akşehir, Hacıbektaş, Devrek, Demirci, Bartın ve daha birçok yöreden gezi notlarını aktardı.

ŞİİRLE AYDINLIK

Şiir kitapları çıkardı: Sözün Kanadında I-II, Güz Hevenklerinde, Başak ve Asma (A. Paksoy’la), Melami Neşesi, Bir Uzaktan Bir Yakından, Dilin Gecesinden. 

Genellikle dörtlükleriyle seslendirdi Anadolu sevdasını, Ankara güzellemelerini: 

“Bir gül düşer toprağa / Gözlerini ister bir asker / Gök mavisini, dal yeşilini yitirir / Eksilirim ses vermezsem / Senlenemem bir daha.”

Cumartesi Anneleri’ne seslendi:

“Beyaz karınları kayıp haberleriyle yüklü bulutlar / Ne söyler acının haritası mayınlı yüreklere / Büyüdükçe büyür karadelikleri günlerin / Sağır kuyulara düşer yüreklerimiz.”

Ümit’ti adı, sonsuzluğa gidene dek adını aradı hep:

Bir umudumuz var hepimizin kötülük niye / Gerçek karamsar mı bugün iyimseriz yine de / Olur a zifiri gecenin içinde yüzse de insanlar / Ya kurtulacağız hep birlikte yapayalnız ya da.”

Güzel bir dostumuzu daha yitirdik… Atilla AŞUT:

Bu sabah acı haberi A. Kadir Paksoy paylaştı: Uzunca bir süredir ciddi sağlık sorunları yaşayan Ümit Sarıaslan’ı yitirmişiz… Kadir’le Ümit, bir elmanın yarısı gibiydi. Birlikte kitaplar da yazdılar. Onu dünya gözüyle en son görebilen kişi de Paksoy arkadaşımızdı.

Sevgili dostumuz Ümit Sarıaslan, yazar, ozan, ressam, yayıncı ve düşünce insanıydı. Her şeyden önce iyi bir arkadaş, ilkeli bir yazın emekçisiydi. “Anadolu Ekini” dergisiyle hepimizi bir araya toplamıştı.  “Abece” dergisine de emek vermişti. Eğitimci dostlarla zaman zaman buluşur, Nazım Bayata‘nın düzenlediği mütevazı yemeklerde sohbet ederdik. Eşim Dr. Özen Aşut’un TTB Yayınları’ndan çıkan “Hekim ve Sigara” adlı kitabının kapağını da o yapmıştı. Onu çok özleyeceğiz. Hepimizin başı sağ olsun.

Fotoğrafta kadim dostlar: Alaattin Bayazıt, Attila Aşut, Oğuz Bozkurt, Nazım Bayata ve Ümit Sarıaslan, EĞİT-DER lokalindeki bir buluşmalarında görülüyor. (15 Mayıs 2011).

Av. Ali Ozanemre (Adana), 01 Ocak 2022.

Merhaba ya da Elveda…

Yeni yılın ilk günü, ortak arkadaşımız şair ve belgeselci Dursun Özden’i arama gereksinimi duydum. Dursuncuğum, Ümit Sarıaslan’ı kaybettik… Başımız sağolsun… Erken gittin be dost… Ümüğüm düğümlendi… Ağzımdan başka sözcük dökülmüyordu… Hıçkıra hıçkıra ağlaştık… Ve uzun bir sessizliğin ardından telefonlarımız kapandı… Ben şimdi sevgili Ümit’in ardından başka ne söyleyeyim, ne yazayım? Sözün bittiği yerdeyim… Işığın bol olsun dost… Merhaba demeden daha, elveda dedi…

Hülya Yücel, 02 Ocak 2022.

Sayın büyüğüm ne kadar ne kadar güzel anlatmışsınız bir olmayı …yazınızı okurken anladım ki daha 13 yaşlarındaki çocuk Hülya’nın hayatında nasıl bir iz bırakmış olmalı ki ellili yaşlarda ısrarla arayıp buldum Öğretmenimi… iyi ki iyi ki de buldum İyi ki de tekrar onu yaşadım Ben de benim gibi birçok çocuğun idolü rol modeli oldun sevgili öğretmenim pek çok çocuğun hayatına dokundun dik duruş farklı bakış kazandırdın anılarımızda hep vardın var olacaksın saygı ve minnetle Işıklar içinde uyu…

M. Sabri Tezcan, 02 Ocak 2022.

Ne güzel özetlemişsin sevgili A.Kadir (Müdür).Sana “müdür”diye seslendiği günlerde serbest çalıştığı bürosunda, Hacıbekta’ta “mebus Fuat” ın evinde, Esenboğa Havaalanı’ndan değerli Aziz Nesi’i birlikte alıp Hacıbektaş’a birlikte gidişimiz..

Ümit ile 1968-69 yılında Niğde Lisesi’nde öğrencim iken başlayan yolculuğumuz Ankara’da devam etti. Ne yazık ki 2012 yılında Ankara’dan ayrıldım ve ayrı düştük.Ama Ümit hep yüreğimin bir köşesine hep var oldu. O’nu yitirmenin derin üzüntüsü içindeyim.Işıklar içinde uyusun, yıldızlar yoldaşı olsun. Eşi sevgili Servet kardeşime, oğlu sevgili Ekin’e,dost ve arkadaşlarına sabır diliyorum.

Bahattin Gemici, 02 Ocak 2022.

Çok değerli, mücadeleci, aydın bir insandı. Güzel kitaplar, iyi anılar, dostluklar bıraktı geride. Umutların Peşinde adlı kitabımda onun bana yazdığı iki mektuba yer vermiştim.

Eserleriyle yaşayacak… Işıklar içinde uyusun.

A. Kadir Paksoy yazdı: UMUDASLAN

Ümit Sarıaslan. Artık fiziksel olarak yaşamıyor. Dümeni sonsuzluğa kırdı.

İnsan çok sevdiği birini yitirince ne diyeceğini bilemiyor. Sözcükler de acıdan boğuluyor. İlk aklıma gelen anacağımın ona seslenişi oldu: Umudaslan!..

Nereden başlayacağımı bilemiyorum. Kırk yıllık bir dostluk. Birlikte dergiler çıkardık, iki ortak kitap yayımladık. Deyim yerindeyse ikimiz bir adamdık. Sanki Tanrı tek bir adam yaratmak isterken ikiye bölmüştü. Ona iyi çalışan bir beyin vermiş, bana iyi çalışan bir kalp. Yahu günde beş yüz sayfa okunur mu? Vallahi okuyordu. Bana da bir kalp doktoru sormuştu, bir bayılma sonrası kardiyolojiye gitmiştim, ağır spor mu yapıyorsunuz bayım, demişti. Kanımda kreatin kinaz diye bir madde fazla çıkmış, bu da kalp kaslarının zarar gördüğü anlamına geliyormuş, ağır spor yapanlarda ya da ağır iş görenlerde olurmuş. Şiir yazıyorum bayım deyince de gülmüştü doktor!…

“Üstâd” demiştim ona kırk yıl önce tanıştığımız gün. Aslında “Üstâd” yerine usta sözcüğünü benimserim ama bir kere ağzımdan çıkmıştı ve öyle de kaldı. Özel bir ada dönüştü. Evet, o üstâddı ben tilmiz, o Sidherta’ydı ben Gautama, o Mustafa Kemal’di ben İnönü, o Fidel Kastro’ydu ben Che Guevera, o Hacı Bektaş’tı ben Yunus, ve özellikle o Metin’di ben Zeki… Ama her zaman o oydu, ben de ben. Bu yüzden dostluğumuz baki kaldı.

Bize “eküri” diyordu dostlar. Eküri ne demek? Fransızcada (écurie) ahır/ahırdaş anlamında kullanılsa da Türkçede daha çok sürekli birlikte olan, birlikte güzel işler yapan anlamında kullanılmaktadır. Elbette, ne güzel işler yaptık birlikte. Ama daha çok onun sayesinde, onun emeğiyle. Ankara’da meşhur Tavukçu Lokantasında bir gün bizi gören Mustafa Ekmekçi Ağabeyimiz, birlikteliğinize imreniyorum, demişti. Sevgili Muzaffer Ağabeyimiz (Erdost), ortak kitabımız Başak ve Asma’yı resimlemiş, Sevgili İlhan Abi (Selçuk) bile şapka çıkarmıştı bu dostluğa.

Masalara akşam güneşi düştüğünde nasıl geçerdik Sakarya Caddesinden, ardımızda bize yetişmeye çalışan ağaçlar hâlâ gözümün önünde…

Şimdi vicdanını yitirmiş bir kentle karşı karşıyayım. Evet evet, o kentin vicdanıydı. Bu benim sözüm değil. Türkiye’nin ilk Kültür Bakanı Talat Sait Halman söylemiş ve yazmıştı bunu…

Ortak bir davamız vardı: Rayından çıkarılan Cumhuriyet trenini yeniden rayına oturtmak.

Ona göre ülkemizin gelişememesinin en önemli nedeni, Cumhuriyetin Kuruluş Döneminden sonra demiryolu politikasının terkedilmesi, demiryolu yerine karayoluna ağırlık verilmesiydi. Bu nedenle, öğretmenlikten emekli olunca bu alanda yoğunlaştı, art arda çok önemli yapıtlar üretti: Cumhuriyet Treninden Tanzimat Trenine, Demir Ağlardan Örümcek Ağlarına, Pamukova Dosyası

Ben de bu konuda ona hak vermekle birlikte, ülkemizin gelişememişinin en önemli nedeni olarak tarih bilincinden yoksunluğu görüyordum. Bu yüzden, onun da özendirmesiyle Tarihin Talihsizliği, Ulus Devlet ve Tarih Eğitimi’ni kotardım…

Elbette en önemli ortak yanımız şiire olan tutkunluğumuz, bağlılığımızdı. Ama onun şiirleri Anzer balı ise, benimkiler Atatürk Orman Çiftliği balı sayılır, halk işi…

İkimiz de bıyıklıydık. Bir gün, bu bıyık iyi bir şey olsa Atatürk kesmezdi, deyince kesmiştik bıyıklarımızı birlikte. Ama üç beş yıl sonra bizim Üstâd yeniden bıyık bıraktı. Savunmasını da şöyle yaptı: Metroda, otobüste beni Yaşar Nuri Öztürk sanıp “Hocam, dinimize göre şu nasıl, bu nasıl, ne dersiniz?” demelerinden usandım!… Eh neyse, bir hafifletici nedeni var ama ben onu bıyıksız haliyle çektiğim bir fotoğrafındaki gibi anımsayacağım… (Gerçek Edebiyat, 2 Ocak 2022).

Ümit Sarıaslan’dan iki araştırma kitabı, Dursun ÖZDEN

Niğde Lisesi’nden (1970 mezunu) sınıf arkadaşım değerli yazar, şair ve ressam Ümit Sarıaslan’dan iki araştırma kitabını okuyorum, yeniden…“Demirağlardan Örümcek Ağlarına” ve “Cumhuriyetin Mimarları”. 

Ankara, Yerköy ve Boğazlıyan’dan gelen ve 5 Şubat 1934’te, Kemal Atatürk’ü konuk eden posta treni, Niğde tren istasyonundan son yolcusu olan Köy Enstitülü İsa Sarıaslan hocayı aldıktan sonra, Bor ve Ulukışla üzeri, 38 Toros Dağı tünelini geçip, Varda Köprüsü‘nden sonra aşağıya doğru, Çukurova’nın sarı sıcaklı ve portakal çiçeği kokulu, bereketli topraklarına süzülür. Yenice Garı’nda tren şefi mola verir. Bu garda bulunan “Barış Parkı”ndaki Beyaz Vagon, 30 Ocak 1943’te; İngiltere Başbakanı William Churchill ile Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün buluşmasına tanıklık eder. Aslında, gurbeti sılaya bağlayan ve Anadolu’yu demir ağlarla ören demiryolları, ne de çok gurbet türkülerine, şiirlere ve sevda öykülerine esin kaynağı olmuş ve tanıklık etmiştir. Ve çağdaşlaşmanın ve birlikte yaşama kültürünün ölçütü olan kentler ve çevre dostu mimarı yapılardan ve üç mimardan söz ediliyor.

“Demir Ağlardan Örümcek Ağlarına”

1930’lu yıllardan 209 Fotoğraf ve Belgenin Tanıklığında, Cumhuriyet Demiryolculuğu ve ötesi anlatılmaktadır. Onuncu Yıl Marşı, Mustafa Kemal’in isteği ve önermesiyle yazılmış ve ilk dörtlüğün son dizesi doğrudan onun isteğiyle “demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan” biçimini almıştır. Doksan yıl sonra bugün, “Demir ağlarla ördük,” dediler! Neyi ördün yahu, neyi? “Ama bak, biz örüyoruz; öreceğiz inşallah!” denilerek, Atatürk’ün sözleri ve yaptıkları yok sayılmaya çalışılıyor.

Elinizdeki kitap, Atatürk döneminde anayurdun nasıl bir baştan bir başa demir ağlarla örüldüğünü çoğu ilk kez yayımlanan 209 belgesel fotoğraf eşliğinde anlatmakta, Amerika’ya bağlandıktan sonra demir ağların nasıl örümcek ağlarıyla değiştirildiğini en çarpıcı örnekleriyle gözler önüne sermektedir. Bu kitapta yer alan yazılar, şarksızlığın ve umarsızlığın bulanık ufkuna değil, ulusal bir yeniden silkiniş gereksinmesinin aydınlık tan vaktine adanmışlardır.

Yüzümüze gözümüze bulaştırdığımız “hızlandırılmış tren” denemesinden sonra “ilk hızlı trenimiz”, mirasçısı olduğumuz Osmanlı İmparatorluğu ile aşağı yukarı aynı tarih kesitinde demir yolculuğuna başlamış olan İspanya’ya sipariş edilmiştir. 1992’den beri hızlı tren işleten ve imal eden İspanya, tarihindeki ilk hızlı tren teknolojisi ihracatını da, böylece gerçekleştirmiş olmaktadır.

Hem İspanya’da hem de Osmanlı İmparatorluğu’nda, demir yolculuğun başlamasında yabancı sermayenin etkin bir rol oynadığı ve ilk demiryolu şebekelerinin yabancı şirketler eliyle kurulup işletildiği biliniyor. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu söz konusu olduğunda, İngilizlerin ve Almanların Osmanlı topraklarını ve bu toprakların ötesini hedef alan siyasi emellerinin Osmanlı demiryollarının kuruluşunda belirleyici olduğu ve bu konuda, Osmanlıyı kendi emellerine uygun olarak yönlendirdikleri de bilinen başka bir gerçek.

“Cumhuriyetin Mimarları”

Ankara, kurucusunun gözleri üzerinde iken de, O’nu sonsuzluğa uğurlayıp büyük adı ve anlamını giyindikten sonra da, Türk’ün ve Türkiye’nin kalbi idi. Her türlü kırılma ve kamalanmaya karşın, bugün de öyledir! Ankara, kurucusu gibi, kurucusuyla birlikte varlığında varlığımızı, adı ve anlamında benlik ve bizliğimizi bulduğumuz; sevip bağlandığımız bir yurt, hava ve yön idi. Bu kent, varoluş ateşini bizden aldığı, o ateşten varoluşumuzu besleyen özü ve gücü bize sunduğu için, özleyip öncelediğimiz, hep diri ve taze tutmak için düşleyip didindiğimiz bir ‘Kemal Hali’nin öteki adıydı. Ussal ve ulusal hareketin başkentiydi. Onun içindir ki; Falih Rıfkı Atay, 1932’de yazdığı “Ankara Havası” adlı yazısında, “Bu hava seyahatsiz de bulunabilir. Elverir ki aransın” demişti.

Bu kitapta, yazar kuruluş Ankara’sında (1923 / 1938-40) yapılan yapılara imza atmış, bu ‘Kemal yeri’nin bayındırlaştırılmasında birbiri peşi sıra, sorumluluk yüklenmiş üç mimarla, onların elinde biçimlenen eğitim yapılarını işliyor. O yapıların ardındaki havayı, bir taze zaman diliminde, Başkentin kurulmasına emek vermiş, üç büyük mimarı ve yapılarını günümüze açılımlarıyla irdeliyor. Başkent Ankara’nın “tarih”i ve “talih”ine, bu yapılar içinden ve üzerinden bakıyor. “Sağ kalanlara yaşamak ve çalışmak olanağını vermek için canlarını vermiş olanların mirası”nı da kuşanmış bir kentsel ve kültürel kalıt olarak, soluduğumuz havaya karışmış bu mimarlık yapılarına bakışımızı ya da bakışsızlığımızı tartışıyor.

Ankara’nın, “Kemal hali” ve havasından, kendiyle birlikte öteki kentlerimizi de tanınmaz duruma sokan yeni “hava”lara ağan süreçte, içinde tıkıldığı mimari karmaşayı ve kentsel çıkmazı eleştiren yazar, kitabını “yaşayıp gitmek” ile “yerleşik yaşamak” arasında öksüz bırakılmış bir umuda ezgi olarak niteliyor.

“Anadolu Ekini” bereketindeki ürünleriyle yazın dünyamıza çok faydalı eserler bırakan sevgili arkadaşım, can dostum Ümit Sarıaslan’ı; “Karakaş gözleri elmas” olan Niğdeli güzellerin otağı olan, aslan kapılı Fertek bağlarında sararan umudu, şiir sıcaklığında kucaklıyorum.

Değerli kitap dostları; ressam, şair ve araştırmacı yazar Ümit Sarıaslan‘ın mutlaka okunması gerekli bu değerli iki eserini öneriyorum: ‘Demir Ağlardan Örümcek Ağlarına’ ve ‘Cumhuriyet Mimarları’. Bu iki başyapıt, Cumhuriyet Devrimleri ve atılımları ya da Kurtuluş’tan kuruluşa giden yolda, kolektif bir kamu iradesi ruhu ile toplumsal ilerlemenin lokomotifi olan demiryolu politikası ve çağdaş kentleşmenin yorumu olan Cumhuriyet mimarlık projeleri konularına ışık tutan ve bizleri aydınlatan Ümit Sarıaslan’nın yeni eserlerini merakla bekliyoruz.

Korona tutsağı olup evlere kapandığımız bugünlerde, en güzel zaman değerlendirme eylemi, hiç kuşkusuz kitap okumaktır… Ben de Ümit Sarıaslan kitaplarını okuyorum, yeniden… Kitapsız günlere son… 

Köy Enstitüsü eğitimi alan Ümit’in değerli babası; çağdaş ve aydın ışık kaynağı öğretmen İsa Sarıaslan’ın yiğit oğlu, aslen Yozgatlı ve Niğdelidir ama içten ve işten Ankaralıdır. Ümit Sarıaslan, Ankara sevdalısıdır. Onun Ankara güzellemeleri, okuyana başkenti sevdirir. Bu konu içinse ayrı bir yazı gerekir. Selam olsun Ümit Sarıaslan yoldaşa…

NOT: 31 Aralık 2021 günü Ankara’da kaybettiğimiz değerli yazarımız Sarıaslan; Cumhuriyet Kitap, Anadolu Ekini ve ABeCe Dergisi, Kent ve Demiryolu Bülteni yazarı olan eğitimci, şair, ressam ve araştırmacı yazar Ümit Sarıaslan’nın eşi; araştırmalarında ona yardımcı olan, Ankara Demiryolu Müzesi emekli müdürü Servet Sarıaslan ve oğlu Ekin Sarıaslan’a başsağlığı ve sabır dileriz. Sevenlerinin ve dostlarının başı sağ olsun… Yıldızlar yoldaşın olsun dost!..  Kaynak: www.dursunozden.com.tr

Yoruma kapalı.

shared on wplocker.com