|
Ulukışla siyanürlü altına direniyor
Ulukışla'nın Çılgın Türkleri direniyor... Dünyanın pek çok bölgesinde yasaklanan ama ülkemizde Bergama ve Kaz Dağları’ndan sonra altın, gümüş, kurşun, çinko, demir, bor, krom, linyit, pirit, azot taşı gibi zengin maden yataklarının bulunduğu Niğde’nin Ulukışla İlçesi’nde, işbirlikçi yerli ve küresel yabancı şirketlerin toprak satın almalarına ve siyanürlü altın çıkarma girişimlerine karşı, bölgede kahraman ve vatansever köylülerin toplu direnişi başladı. Siyanürlü ve arsenikli altın ayrıştırma tesisinin kurulacağı yerin (Hasangazi-Porsuk Köyü) etki a lanında (Ulukışla’dan Pozantı’ya kadar) bulunan 6 belediye ve 36 köy halkı örgütleniyor. ÇED Raporu ve İşletme Ruhsatı olmadığı halde, 6 köyün su gereksinimini karşılayan Porsuk Köyü Göleti üzerinde tesis kurmak üzere, Türkiye'deki bazı basın ve medya tekellerin de arkasında olan Gümüştaş Madencilik ve Ticaret AŞ tarafından 135 bin TL’ye satın alınan 27 290 metre kare tarım arazisine ek olarak;
Niğde İl Özel İdaresi’nden açık artırma ile satın alınan 23 dönüm ve de alınması planlanan 400 dönüm tarım arazi üzerinde işletilmek üzere, Made n Köyü’ndeki galerilerden getirilecek altın cevherinin ayrıştırma tesisi, stratejik bir bölgeyi etki alanında bulunduruyor. 50 km yarı çapındaki tarım, orman, turizm ve tüm yaşam alanlarını tehdit ediyor. Çatal başlı hayvanları, altı parmaklı çocukları ve kanserli insanları görmek istemiyor analar. Elma ve kiraz güzelleri, yarına endişe ile bakıyor. Dünyada yalnızca bu bölgede yaşayan; UNESCO tarafından korumay
a alınan ve nesli tükenmekte olan endemik Rana Holtzi (Toros) Kurbağaları, Kınalı Ur Kekliği, Kara Kulaklı Vaşak, Bolkar Ceylanı, Yaban Keçisi, Meydan Yılkı Atları, Toros Lalesi , Çinigöl Kardeleni gibi pek çok flora ve faunoların yanı sıra; Porsuk Zeyve Höyüğü olarak bilinen ve zamanımızdan 5500 yıl öncesine uzanan Tyana Antik Kenti, tesisin kurulacağı yere yalnızca 3 km uzaklıktadır. Eğer buraya siyanürlü tesis kurulursa; arsenik soluduğumuz havaya, besinlere ve doğaya, günde 200 ton çamurlu zehir de suya ve toprağa karışacak. Şeker Pınarı, Tekirsu ve Hayatsu kaynaklarına, Seyhan Nehri'ni besleyen Çakıt Irmağı 'na zehir akacak ve Çiftehan, Pozantı, Adana, Tarsus ve Mersin’in içme suyu tehlikede. Bölgede oluşturulan köylü platformları ve meclisleri, yeni çevreci eylemler planlıyor. Ulukışla’yı, Türkiye’yi ve dünyayı zor günler bekliyor. Anadolu topraklarında, kötü niyetli yerli ve yabancıların gözü var. Gözlerinde kem göz izi var.
Öte yandan, Çukurova’nın içme ve kullanma suyu gereksinimini karşılayan Seyhan Nehri’nin en büyük kolu olan Çakıt Irmağı’nın kaynağı da tesis kurulacak yere yalnızca 2 km uzaklıktadır. Tarihi Ulukışla Kervansarayı, Çiftehan Termal Kaplıcası, Boklar Turizm ve Dağcılık Merkezi, Şekerpınarı, Tekir ve Hayat Su Tesislerinin kaynakları da bu bölgededir. Dünyaca ünlü kiraz, elma, ceviz ve lahana üretimi yapılan bu bölgenin bir başka stratejik önemi ise; Anadolu’yu Çukurova’ya bağlayan ve en yoğun trafiğin bulunduğu demiryolu ve E-90 Karayolu da buradan geçmektedir. Fransız treninin Ulukışla’ya varmaması için, Nisan 1919’da Koçak Köyü yakınlarında demiryolu köprüsünü dinamitle havaya uçuran 40 Kuvayı Milliyeci köylü, 4 bin Fransız askerini teslim almış ve Anadolu’nun ilk direnişini başlatmıştı. Şimdi ise, onların torunları atalarının kanla-canla kazandığı bu kutsal topraklar üzerinde, işbirlikçi yerli ve yancıların (ABD, Kanada, Fransa ve İsrail) siyanürlü altın çıkarmasına izin vermiyorlar ve direniyorlar. AKP dışındaki tüm siyasi partililer, sivil toplum örgütleri, bilim ve teknik adamlar ve halk tam bir dayanışma örneği sergiliyor.
Tam da hasat mevsiminde işin tehlikesini sezen ve AKP'li İl Genel Meclisi üyesi Ulukışlalı Ali Uğurlu'ya sert tepki gösteren köylüler, işini gücünü bırakıp yollara döküldü. Siyanürlü altının cehennemin yolu olduğunu ve 1 damla siyanürün 1 km alanı zehirlediğini söyleyen halk, geleneksel giysiler içinde ve kucağında çocuklarıyla emekçi köylü kadınlar, şapkalı ve eli nasırlı yaşlı-genç köylü erkekler: “Siyanürle altına hayır”, “Ölüler altın takmaz”, “Yerin üstünde elma ve kiraz, altın-dan daha kıymetlidir”, “Kanser hastası olmak istemiyoruz”, “Siyanürle ve arsenikle ölmek istemiyoruz”, “Yaşasın köylülerin direnişi”, “Susma haykır, siyanüre hayır”, “Biz Kuvayı Milliyecilerin torunlarıyız”, “Topraklarımız ve Vatanımız satılık değil”, “Ulukışla’nın Kuvayı Milliyecileri tükenmez”, “Susma, sustukça sıra sana gelecek”, Ölmek var, dönmek yok” belgilerini haykırarak; “Ben böyle bir direniş görmedim” dedirten coşku ve kararlılıkla binlerce kişinin katıldığı Ulukışla ve Niğde mitingleri ardından, Hasangazi Köyü yakınlarında E-90 Karayolu üzerindeki yoğun trafiği 2 saat oturma direnişiyle kapatarak yaptıkları eylemde, polis ve jandarma barikatlarını aştılar, bir sel gibi coştular.
Bölgede yapılması planlanan siyanürlü altın çıkarmaya karşı örgütlenmeler sürüyor. Köyün gençlerine iş bulma sözü veren (oysa ilk önce siyanürden ve arsenik zehirinden ilk önce ölecek onlar) ve siyanürün zararsız olduğunu göstermek için, şirket yetkilileri tarafından Bergama’daki tesislere götürülen 7 köy muhtarı da olayın ciddiyetini kavramış ve bölgede şirketten nemalanmak isteyen kişi ve bazı siyasi parti yetkililerine karşı direnişe geçtikleri gözlenmektedir. Bergama deneyiminden hareketle, hiçbir siyasi parti ve eğilimin etkisi dışında oluşturulan bu üst komite, çevreci ve duyarlı herkesin desteğini bekliyor. AKP dışındaki partililerin de desteği, direnişçi köylülere güç katıyor. Köylüler, yasal yollara başvurarak ve de olayı MHP Niğde Milletvekili Mümin İnan aracılığıyla TBMM gündemine taşıyarak kararlılıklarını sürdürüyor. Boklar Dağları Platformu, Hasangazi Köyü Meclisi, Maden Köyü Çevre Platformu, Porsuk Köyü Meclisi, Darboğaz Dağcılık Kulübü(DARKAY), Ulukışla Avcılar Kulübü, Niğde Çevre Eğitim ve Kültür Derneği gibi örgütlenmeleri ve halkı temsil eden bir de üst komite oluşturuldu. Bunlar: Hüseyin Özçelik (Hasangazi), Bülent Erdem (Porsuk), Erdoğan Özgüler (Maden), Birol Önder (Ulukışla), Mustafa Ulusoy (Darboğaz), Selahattin Çevik (Beyağıl) ve Av. Feyzi Özler (Sözcü)’den oluşan komite, yasal ve demokratik yollardan haklarını aramayı sürdürüyor.
Öte yandan, Erzurum’a giden eski Niğde Valisi Sebahattin Öztürk, Ulukışla Kaymakamı Ozan Gazel, İlçe Jandarma Komutanı Üsteğmen Talip Kurt, Niğde Belediye Başkanı Faruk Akdoğan (AKP), Niğde İl Genel Meclisi Başkanı Nuri Aydoğan (AKP), İl Emniyet Müdürü Kadri Kartal, Çiftehan Belediye Başkanı Göksel Akçam (AKP) ve Gümüştaş Madencilik AŞ yetkilerinin de arasında olduğu heyet, Çiftehan eski belediye başkanı ve Çiftehen Oteli yeni işletmecisi Durmuş Demirsoy’un verdiği iftar yemeğinde buluştular. Otelin açılış pastasını kesen Vali Öztürk burada yaptığı konuşmada; “Buradaki amaç sadece iftar açmak değil. Birlikteliği de sağlamaktır. Tüm kurumlarımız birlik ve beraberlik içerisinde, Çiftehan’a en iyi hizmeti vermeye çalışmaktadır” dedi.
Çiftehan, tesisin yapılacağı Porsuk Göleti’ne yalnızca 5 km uzaklıktadır. Tarihi İpek Yolu, Hicaz Demiryolu, Sağlık turizminde adı bilinen termal kaplıcaları, alabalık tesisleri, Çakıt Irmağı, İçme suyu kaynakları, Dağ ve yayla turizmi, SİT alanları, ünlü Toros ladin ve çamları, balı, bekmezi, meyve ve sebzesi ile ünlü bir beldedir. Porsuk Köyü Göleti yakınlarında kurulması planlanan ve buradaki tarım arazilerinin satış ihalesinin yapıldığı ve Gümüştaş Madencilik AŞ’nin aldığı 16 Eylül 2009 gününden 3 gün önceki bu iftar yemeğinde ne konuşuldu? Direnişçi köylüler ve tüm Türkiye kamuoyu merak ediyor.
Direnişçi köylüler, ÇED Raporu ve İşletme Ruhsatının verilmemesi için tüm yasal yolları zorluyor. 1924 Mübadelesi (Nüfus Değişimi) sonunda Maden Köyü’ne yerleşen halkın öncülüğünde başlayan ve Hasangazi Köyü’nün yiğit kadınlarının direnişiyle gelişen “yurttaşlık” hareketi, tüm komşu köyleri ve Anadolu’yu aydınlatıyor. 1919’da olduğu gibi Ulukışla köylüleri, tüm kirliliklere ve baskılara karşın, yeni bir tarih yazacaklar. Siyanürsüz altın harflerle. Tek dileğimiz kanlı olmasın…
Kaynak: http://www.dursunozden.com.tr
|