Ateş ve suyun ruhu, bir yaşam biçimi Kam Kültürü: Şamanizm

Doğanın nefesi, ateş ve suyun ruhu, din değil ama bir yaşam biçimi olan Kam Kültürü, her yerde…  Anadolu’da, gittiğim tüm ana karalarda ve 99 ülkede, Türk Kam Kültürü izlerini sürüyorum, keşfediyorum, belgeliyorum ve araştırıyorum, yeniden…KAM - KopyaEN2C6990 The_Center_of_Asia_Kyzyl_Tuva_Tuva20150815_120844-f (1)74EN2C689162432_10200449749545855_328839891_n1001712_10200449752465928_1265885485_n713e19bc1d5d186dc34d031d1de4594cbf (1)72EN2C70091acdg-EN2C6101

Batı merkezli araştırmacıların yanı sıra, Ruslar ve onlardan beslenen Türk araştırmacıların büyük çoğunluğu; Şamanizmin bir din olduğunu ileri sürmekteler.  Oysa din; tek tanrısı, tek kutsal kitabı, tek peygamberi, ibadet yeri ve şartları / kuralları ve de cenneti / cehennemi, meleği / şeytanı olan inanç biçimi iken; Şamanizm bir yaşam kültürüdür.

 

Aslında kendileriyle röportaj yaptığım Tuva’nın başkenti Kızıl’da yaşayan ve 90 yaşında Kam dansı

yapan,  bana Şaman yetkili belgese veren konuksever Dokuz Göğ Dünya Kam Birliği reisi olan Tuva

Türk’ü KENİN LOBSAN ve Düngür Şamanlar Derneği başkanı Şifası Kutsal Şaman Ana; Şaman

sözcüğünün İngiliz ve Rus araştırmacıların uydurduğunu ve doğrusunun “KAM” olduğunu

vurguladılar.

 

Bazı araştırmacıların yaptığı çalışmalarda, Amerika’nın Arizona bölgesinde yaşayan Kızılderililer ile

benim belgelediğim Orta Asya Uygur Bölgesinde, Sibirya ve Anadolu’da yaşayan Şaman Kültürü

arasında ortak benzerlikler bulunmaktadır.

 

Rusya Federasyonu’na bağlı Kafkasya, Tataristan, Buryat, Kaşkurdistan, Hakas, Altay, Yakutistan,

Sibirya ve Tuva Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Kızıl ve çevresinde yaptığım belgesel çalışmalarda ve

röportajlarda; bir din olmayan ama Gök Tanrı Tengri / Umay’a inanan Şamanların bir yaşam tarzı ve

zengin kültürel mirası olan Kam inancı ve yakarışları ile Asya coğrafyasının başka yerlerinde, Uygur /

Turfan Karızcılarında, Pasifik Aborjinlerinde, Kafkas Yahudi Türklerinde, Moldovya / Gagauz Ortadosk

Türklerinde, Balkan ve Anadolu Yörük Türkmenlerinde, Anadolu Alevi-Bektaşilerinde, Afrika’da

Tuareg, Berberi ve Sambuşmanlarda, Amerika’da Kızılderili, Astek, İnka ve Mayalarda, Kam Kültürünü

yaşayan halkların; farklı coğraflarda olsalarda,  binlerce yıldan bu güne taşınan tarih, inanç, müzik,

folklor ve yaşam tarzı gibi ortak özellikleri bulunmaktadır. Paylaşan ve dayanışan, farklılıklarına karşın,

birlikte yaşama kültürünü sürdüren, yaşadığı doğayı ve çevreyi koruyan, barış ve kardeşlik ruhunu diri

tutan, sevgisini sebil eyleyen ve anaerkil sosyal insan özelliği ile de yaşama damgasını vuran Kutsal

Kam Kültürü geleneğinin adı olan Şamanizm, aslında tüm ruhsal yönelişlerin ve inançların mayası ya

da özgürlüğün bir başka adıdır…

 

Orta Asya Şaman kültüründeki bazı simge ve gelenekler; Türklerdeki beşik kertmesi geleneği gibi bazı

Kızılderili kabilelerinde de var. İki kültürün çadırlarındaki kilimlerde çift başlı kartal, koçbaşı, ay, yıldız

gibi aynı desenler var. Her iki kültürde de aile büyüklerine saygı, bağlılık ve büyüğün sözünü hemen

yerine getirme vardır. Şaman kültürünün vazgeçilmezlerinden davul kullanımı, Türk ve Kızılderili

kültüründe de yaygın olarak karşımıza çıkıyor. Orta Asya müzik aletlerimizden kopuz benzeri yaylı

çalgılar, Kızılderili yaşamında da var.

 

İki toplumun dil, inanç, örf, adet, müzik aletleri, el sanatları gibi konuda çok sayıda benzerlikleri

bulunuyor. Kızılderililer hakkında bilim insanlarının farklı görüşleri var. Amerika kıtasına yerleşen

Kızılderililerin, Orta Asya kökenli Türklerle akraba topluluklardan olduğu kanısına vardım. Bu

akrabalığı teyit edecek çok sayıda bilgi mevcut. Ural-Altay dil grubundan olan ‘Atabaskan’ dil grubu

bazı Kızılderili kabilelerinde kullanılıyor. Türkçe ile benzer kelimeler var. Göçe ‘köç’, toza ‘toos’, tepeye

‘tepek’ diyorlar.

 

Yörük yaşamındaki oba geleneği, yani anne, baba, kardeş ve birinci derecedeki akrabaların aynı

yaylada birlikte yaşaması, geleneksel Kızılderili kültüründe de var. Kızılderililer de yakın akrabalarıyla

yaşar ve yaşadıkları çadırların başında kabile reisleri bulunur. Kızılderililerdeki çadır mimarisi ve

kullanımı, Yörük yaşamında da devam ediyor. İki toplum da hayvancılıkla geçinir, avcılık ve toplayıcılık

yaygındır. Eti kurutarak saklama geleneği iki kültürde de var. Göktürkler ve Hunlarda saç uzatarak

bağlama geleneği Kızılderililerde ve Yörük kültüründe devam etmektedir. Kızılderili elbiselerinde, en

büyük simgeleri bozkurt olmak üzere kurt, at, kartal, ay ve geometrik simgeler, Türk el sanatları ve

Yörük yaşamında da görülmektedir. Türk kültüründeki atın önemi Kızılderili kültüründe de devam

etmektedir. At süsleme geleneğinin bir benzerini Yörük yaşamında da kırpım gününde keçilerin farklı

şekillerde kırpılarak süslenmesinde görmekteyiz.

 

Bu konuşa yerli ve yabancı çalışmalar bulunmaktadır. Osmaniye Amanos Dağları Türkmenleri ve Toros

Dağlarını yurt tutmuş Karakeçili Yörükleri üzerine araştırmalar yapan İbrahim Çenet’in, Karacoğlan

üzerine yaptığı folklorik araştırması da dikkate değer. Kaz Dağı yamaçlarını yurt tutmuş Şaman / Alevi

Türkmenler ile akraba olan, İran / Horasan ve Deylem’den Dersim (Tunceli)’ye göç etmiş Zaza

Yörüklerin yaşam kültürleri de Şaman inancının bir başka zenginliğidir. Bu konuda Tuncelili

araştırmacı yazar Ali Kaya’nın “Dersim Tarihi” kitabı, meraklılara kaynak özelliğinde ciddi bir

çalışmadır.  Toros Dağlarında Sarıkeçili Aşiretleri üzerine çalışmalar yapan, öykü yazarı arkadaşım Zeki

Oğuz’un konuyla ilgili kitaplarını okudukça ve birbirinden güzel çektiği fotoğraflarını gördükçe; Şaman

Kültürü ile Türkmen Yörükler arasındaki benzerliklere şaşırmamak elde değil… Ayrıca, Mersin

Aslanköylü değerli yazar dostum, sevgili Yörük abim Osman Şahin’in “Son Yörük” kitabı da bu zengin

kültürü doğrulamaktadır…  Ünlü gazeteci yazar ve ressam Fikret Otyam; ölümünden kısa bir süre önce

kendisiyle Antalya’daki evinde yaptığım uzun röportajda; Hasan Dağı yamaçlarını yurt tutan

Türkmenlerin ve Orta Anadolu coğrafyasında yaşayan pek çok Alevi ve Sunni / Hanefi mesebine

inanan Müslüman Türk köylüsünün, Şaman inancı etkisi altında olduklarını vurgulamış ve örnekler

vermişti… Sibirya coğrafyasından / Hakasya’dan Ankara’ya gelip yerleşen sosyolog Dr. Timur

Devletov’un “Şamanizm, Kadın ve Doğa” üzerine yaptığı çalışmalar ise, bu konuda yapılan

araştırmaların bir başka zenginliğidir… Öte yandan, pek araştırmacı yazarın ve öğretim üyelerinin bu

konuda yaptığı çalışmaların yanı sıra; Ankara Üniversitesi DTCF/ Türk Lehçeleri Bölümü’nün özel

çalışmaları da takdire değer niteliktedir… Benimkisi ise, Yağmur duasında Zevter / dilek ağacına

yakaran ve köyde kurt ağzı bağlayan, ölü yıkayan ve köy ebesi olan Şifacı Şaman Anamın (Emine

Özden), Niğde’nin Ulukışla İlçesine bağlı Beyağıl Köyü’nde, el yordamıyla sürdürdüğü Şaman

Kültüründen esinlenen ve bir belgeselci titizliğinde yaptığım araştırmaların dışa vurumudur. Tuva

Şaman Türklerinin belgeselini çekerken, ve aralarında yaşarken ki gözlemlerimdir yallnızca…

2010 yılında, benim de aynı güzergahı izlediğim ve onun izini sürdüğüm; 1953 yılında “İvan İvanoviç

Var mıydı, Yok muydu” tiyatro oyunu yasaklanan ve ardından intihara teşebbüs eden büyük Türk şairi

Nazım Hikmet’in, Sibirya coğrafyasında yaptığı 10 bin kilometre uzunluğundaki tren yolculuğu

ardından; “Benim esin kaynağım Türk mitolojileri, destanları, efsaneleri, masalları, dansları, zikirleri ve

zengin kültürel miraslarıdır…” vurgusu; bu çalışmamda benim de esin ve ışık kaynağım oldu…

 

Nazım Hikmet’i yakından tanıyan ve Dünya Şamanlarının Tuva Türk’ü lideri olan KENİN LOBSAN (90)’a

sağlıklı uzun ömür diliyorum. Sevgili Kenin Reis; gırtlağına ve şifa dağıtan ellerin sağlık…  Başındaki

kartal yelesi özgürlüğün ve elindeki düngür ritmi ile kımız tadındaki içeceğin her damlasının akça rengi

ile ateş alevi sıcaklağında başlattığın ruhlarla dansın hep sürsün… Sayan Dağlarında yankılanan ve

Yenisey Irmağında coşan, ateşli al atların özgür yelesi hepimizi, Gök Tengri’nin iyiliklerine eriştirsin…

Kötü ruhlar, savaşlar, terör, sömürü ve yoksulluk son bulsun… Yaşanılır doğaya barış, kardeşlik,

özgürlük ve sevgi gelsin, yeniden…

 

Sekiz milyar insanın ve milyarlarca canlının soluklandığı bir nefeslik şu dünyada; “Ben bir daha bu

dünyaya gelirsem, şunları şunları yapacağım ve şunları şunları yapmayacağım” deme şansımız asla

olmayacaktır… Öyleyse, bu dünya nimetleri, solukladığımız hava gibi hepimize yeter; yeter ki

paylaşmasını ve sevgimizi sebil eylemesini bilelim…  Şifacı Kutsal Şaman Ana’nın gırtlaknamesi

eşliğinde; Dokuz Göğ Şamanlar Birliği otağında, Düngür zamanı; doğayı süsleyen ve besleyen renklerin

senfonisi dinginliğinde, Kam dansı başlıyor…

 

Dursun Özden (www.dursunozden.com.tr)

Yoruma kapalı.

shared on wplocker.com