Gezi Edebiyatı – Gezi Yazısı (Antoloji)

Gezi Edebiyatı Nedir? Gezi Yazarı Kimdir? Örnek Gezi Yazısı

Dursun Özden (Gezi yazarı, Belgeselci)

“Gezi yazısı ya da seyahatname nedir?” diyerek söze başlayalım… 

Edebiyatın esin kaynağı ve etki alanı içinde ve öznesinde, elbette insan ve insanın yaşadığı doğa, ekoloji, çevre, iktisadi ve sosyal iklim, üretim ilişkisi, medeniyet, kültür ve sanatsal estetik, zenginlik ve duygu mirası gibi konular yer almaktadır. Gezi yazarı, merak edip keşfetmek için araştırdığı ve yerinde belgelediği yer, konu, zaman, kültür ve estetik güzellikler, tüm görsel botuyu ile beslenip; edebi olarak kendi gözlem ve sanatsal yorumlarıyla okurun önüne koymasıdır. 

Gezgin yazarın; aslında var olan, koca bir dağın altındaki çok kıymetli som altının varlığını keşfetmesi, düşünmesi, inanması, onu çıkarmak için karar vermesi, proje yapması, kolları sıvaması, araştırması, olanak yaratması, gitmesi, işe koyulması, çıkarmak için çalışması, zaman harcaması, terlemesi, emek sarfetmesi, bulup çıkarması, işlemesi ve kullanım değeri verip, pazara sunması gereklidir… Elbette, doğa-çevre-ekoloji-mitoloji-kültür içerikli gezi yazısının okurla buluşması; maddi bir ürünün müşterisiyle buluşması olarak, benzer algılanmamalıdır. Gezi edebiyatı, akıl ve mantık süzgeci yanında, daha çok duygu ve gönül işidir… İçsel, keyifli, zor, serüven dolu ve delice bir yolculukta denebilir, bu uğraşa… 

Yaklaşık 50 yıldır geziyor, tozuyor ve yazıyorum… Gittiğim 99 ülkede ve arşınladığım Anadolu coğrafyasındaki gözlemlediğim her şey, bildik ve alışık olduklarımız dışında, alternatif gezi ve turizm potansiyeli olan algı, gözlem ve önerimi derinden etkiliyor. Tüm insanlığın ortak mirası olan zengin doğa, bereketli ve yaşanası temiz çevre, yaşam sırrımız ekolojik denge, insan eliyle yapılan medeniyet mirasları ve insan eliyle yok edilen doğal çevre ve geleceğimiz, adaletsiz gelir dağılımı, avcılık, varsıl zevkler ve maceralar, çocuk istismarı, kadına şiddet, töre, baskı, sömürü, göç, salgın hastalıklar, savaş ve terör gibi tanık olduğumuz her şey; kültürü, sanatı ve gezi edebiyatınıda derinden etkiliyor…

Bir yazarın gezdiği, gördüğü ve incelediği yerlerden edindiği bilgi, görgü ve izlenimleri yansıtan yazı türüne ‘gezi yazısı’ denebilir. Gezi yazılarında yalnız gezilip görülen yerlerin doğal özelliklerinin belirtilmesiyle yetinilmez. O yerlerdeki insanların gelenek, görenek ve zevkleri de tanıtılmaya çalışılır. Doğru bilgi ve gözlemlere dayalı gezi yazıları doğa, arkeoloji, tarih, coğrafya, toplumbilim, folklor gibi bilim dalları içinde, yararlı bir kaynak olarak değerlendirilebilir. Bu tür yazılar; merak etme, keşfetme, hayatı belgeleme gibi kişinin öğrenme ve yeni bilgilerle donanma istek ve arzusunu, sanatsal anlatım ve görsel destekle beslenme, ayrıca okurların genel kültürlerini geliştirmede önemli bir rol oynar.

Gezi yazıları, gerçekten yaşanmış bir hayat kesiminin, öyküsünün ürünüdür. Bu tür yazıların ağır basan yönü, anlatılanların dikkatli bir gözleme dayanmış olmasıdır. Yazar şüphesiz, gördüklerini anlatırken anılarından söz edebilir, birtakım yazılı veya sözel kaynaklardan yararlanabilir, karşılaştırmalar ve çözümlemeler yapabilir. Ancak tüm bu çabaların keskin ve sağlam bir gözlem gücünden kaynaklanması şarttır. Biz buna ‘görmesini bilme yeteneği’ de diyebiliriz. Gezi yazarları, uzun bir süre, daha çok insanların hiç gezip görme olanağı bulamadıkları coğrafyaları, kültürleri, ülkeleri, bölge ve kentleri tanıtma amacı gütmüşlerdir. Vahşi yabanıl yaşam, çevre ve doğal hayat, açlık, kuraklık, göç, savaşlar, su kaynakları ve suyolları, su medeniyeti, dip denizde yaşam gibi temalar ve görsel zenginlikler, gezi edebiyatının konuları arasındadır.

İç geziler bir yana; kutuplar (Arktika-Antarktika), Afrika’nın balta girmemiş ormanları, çölleri ile Orta Asya, Güney Amerika ve tüm anakaralarda-kıtalarda yaşayan insan topluluklarının ilginç yaşayış biçimlerini, kaybolan etnik kültürleri, dans, müzik, mutfak ve spor kültürlerini tanıtan gezi yazılarının yanında; gittiğim ve mutlaka görülmesi gerekli bazı kentler şunlardır: Moskova, Havana, Santa Clara, Santiago de Cuba, Varadero, Trinidad, Karakas, Lapez, Santiago, Montvideo, Arizona, Alaska, Tokyo, Kuala Lumpur, Sarawak, Paris, Hartum, Poart Sudan, Suakin, Juba, Dofar, Tunus, Douz, Bamako, Kongo, Muscat, Salalah, Kuveyt, Katmandu, Yeni Delhi, Hanoi, Pekin, Şankay, Kunming, Şian, Kaşgar, Turfan, Toksin, Urumçi, Kızıl, Altay, Bişkek, Ufa, Yakutky, Kuznetky, Votkinsky, Kırım, Batum, Kazan, Mekke, Medine, Cidde, Şam, Laskiye, Malmira, Beyrut, Amman, Tahran, Şiraz, İsfahan, Yazd, Bakü, Bilesuvar, Bükreş, Rusçuk, Budapeşte, Sofya, Tulçea, Maçin, Üsküp, Selanik, Kavala, Nea Kalvari, Kozani, İskeçe, Ayan Oros, Midilli, Rodos, Roma, Mayarko, Londra, Berlin gibi büyükşehirleri anlatan yazılara da rastlanmaktadır. İnsanlar, kendi yakın çevreleri dışında olup bitenleri öğrenmek isterler. Kitaplarda okudukları, duydukları, haritada gördükleri kıta, ülke veya kentlerde yaşayan insanların gelenek ve göreneklerini merak ederler. Görmeyi hayal ettikleri yerleri, usta yazarların aracılığıyla tanımaktan, gezer gibi olmaktan zevk duyarlar.

Bir gezi yazısının kendi türünde değerli olabilmesi, bazı nitelikler taşımasına bağlıdır. Bu niteliklerden biri, okuyucu için ilginç görünüm, durum veya olayları kapsayabilmesidir. İkinci nitelik, gezilen yerler ile görülen şeylerin dış görünüşünden çok öze inen ve insanların iç dünyalarını yansıtan hususları gözler önüne serebilmesidir. Üçüncü nitelik ise, görülen yerler, kültürleri ve insanları, edinilen izlenimleri yalın, sürükleyici ve renkli bir öykü diliyle anlatabilmesidir. Gezi yazılarını, ele alınan konular ve anlatım bakımından; ‘seyahatname’, ‘anı’ ve ‘röportaj’ türünden yazılara benzer bazı yönleri bulunur. Çünkü gezi, anı ve röportaj diye adlandırılan yazılar geniş ölçüde yazarın gözlem, izlenim ve yorumlarına dayanır. Bu nedenle bu türlerde yazılmış eserleri bir sınıflamaya tabi tutmak bazen güçtür. Bununla birlikte, her üç türün de birtakım ayırıcı özellikleri vardır. İyi bir okur bu özellikleri bilir veya belirlemede güçlük çekmez. Gezi türünün uzun bir geçmişi vardır. Bu günkü tanımına ve niteliğine tam uymasa da çok eski çağlarda gezi türünden sayılabilecek örneklerin bulunduğu bilinmektedir. Sümerler, Hititler, Frigyalılar, Lidyalılar, Hintliler, Persler, Romalılar ve Helenlerden başlayarak, günümüze kadar çeşitli ülkelerden birçok gezgin, coğrafyacı, tarihçi, elçi, şair ve yazarlar, gezip gördükleri yerleri anlatan eserler meydana getirmişlerdir. Son 2 bin yılda ise, gezi edebiyatı daha bir zenginliklerle doludur. Fotoğraf makinası ve kameranın icadı ile gezi yazıları, zengin görsel dokularla güçlenmiştir.

Gezi edebiyatına bir örnek, farklı ve özgün bir gezi yazısı ile siz değerli okurlarımı selamlıyorum, yeniden… Öncelikle, Gezi Edebiyatı tarihinde iz bırakan ve çok okunan, yerli ve yabancı bazı gezi yazarlarını anımsamakta yarar vardır.

Bazı yabancı gezi yazarları: Egeli Heredot, Amasyalı Strabon, Tarihçi Priskos, Klikyalı Zemarkhos, Marco Polo, İbn Battuta, Ibn Jubayr, Pausanias, Fan Chengda, Su Shi, Xu Xiake, Erling Kagge, Fraye Stark, David Livingstone, İsabella Bird, Fridtjaf Nansen, Kristof Kolomb, Xuang Zang, Gertude Bell, Junko Tabei, Heinrich Barth, Simon Grynaeus, Nasır Husrev, Ernest Hemingway vb.

Bazı yerli gezi yazarları: Piri Reis, Evliya Çelebi, Seydi Ali Reis, Gıyasettin Nakkaş, Ali Ekber Hatai, Tokatlı İbrahimoğlu Ahmet, Trabzonlu Mehmet Aşık, Keçizade İzzet Molla, Ömer Lütfi, Katip Çelebi, Yetmişsekiz Çelebi Mehmet, Celalettin Ezine, Ahmet Mithat Efendi, Namık Kemal, Ali Suavi, Ziya Paşa, Ahmet Haşim, Burhan Arpat, Reşat Nuri Gültekin, Cenap Şahabettin, Falih Rıfkı Atay, Saik Sabri Duran, Şükufe Nihal, Faruk Nafiz Çamlıbel, Sadri Ertem, Azra Erhat, Haldun Taner, Melih Cevdet Anday, Bedii Faik Akın, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Yılmaz Çetiner, Atilla İlhan, Burhan Felek, Nevzat Üstün, Orhan Kural, Alpay Kabacalı, Dursun Özden, Nedim Gürsel, Zeynep Oral, Banu Avar, Mustafa Balbay, Yahya Benekay, Selahattin Batu, Özcan Yurdalan, Mehmet Emin, Ahmet İlhan, Ebru Erke, Ayhan Sicimoğlu, Saffet Emre Tonguç, İsmail Sarı, Tolga Özbek, Bahar Akıncı, Halil Çelik, Hakan Şen, Servet Somuncuoğlu, Halil Ömer Camcı vb.

Yoleri Çelebi Derviş, Seyyah-ı Şaman, Modern Seyyah, Gezgin Şair ve Turizm Yazarı sıfatıyla, hayatı belgelerken; dünyanın 99 haline tanıklık etmenin ve bereketli Anadolu coğrafyasını arşınlamanın yanı sıra, pek çok gezgin coğrafyacıdan (bunların bir kısmı ise misyonerdir) farklı olarak, doğayı, kaybolan etnik halk kültürlerini, göçleri, savaş ve terörden acı çeken çocuk ve kadınları, sözlü edebiyatın folklorik zenginlikleri, insanlığın ortak mirası olan öteki değerleri, sanat ve estetiğin izlerini merakla keşfetmeyi ve hayatı belgelemeyi amaçlamanın yanı sıra; Anadolu Su Medeniyetini ve su kültürünü yeniden keşfetmenin ve belgelemenin heyecanı, ayrıcalığı ve mutluluğunu yaşamaktayım. 

Özellikle, yaklaşık 40 yıldır gezen ve yazan bir modern seyyah olarak; öncelikle Evliya Çelebi’nin Anadolu coğrafyasına yaptığı gezilerinin izini sürdüm. Sonra da, Roma’dan hareketle Balkanlar, Trakya, İstanbul, Bolu, Samsun, Ankara, Kayseri, Niğde, Gülek Boğazı, Adana, Antep, Bağdat, Tahran, Hazar Denizi güneyinden, Deylem, Şiraz, İsfahan, Horasan, Yazd, Tacikistan, Tibet, Kaşkar, Şian, Şankay, Yuan, Himalaya Dağları, Katmandu, Yeni Delhi yolunu takip ettim. Bu gezim, Hindistan ve Çinden hareketle batıya uzanan Tarihi İpek Baharat Yolu’nun güney hattı idi. Bu yolun kuzey hattı olan; Pasifik renklerinin bereketi olan Kuala Lumpur, Kamerun çay bahçeleri, Sabah ve Sarawak Adası yerlileri ile başlayan Aborjin dansı; Vietnam’da Hanoi’deki Ho Şi Ming izleri ve Taylan mutfak kültürü ardından başlayan Çin Seddi gezimiz; beyaz piramitleri ve 8 bin seramik asker ordusu müzesi ile ünlü Şian, Asya’nın borsa merkezi olan Şankay ve başkent Pekin’den Taklamakan Çölü’ne kadar uzanır. 

Kaşkar, Turfan, Urumçi, Altay, Kızıl, Yakutsky, Hakas, Kuznetsky, Votkinsky, Ufa, Kazan, Moskova, Kırım, Odesa, İsmaliye, Tulça, Maçin, Russe, Bükreş, Sofya, Budapeşte, Kırcali, Üsküp, Radoviç, Kozani, İonya, Selanik, Nea Epivades, Nea Kalvari, İskeçe, Gümüldür, Ayanoros yolu ile de farklı bir güzergah takip ettim. Bu yolun tersini ise, 1530-1535 arasında, Osmanlı padişahı Organ Gazi’nin parasal desteği ile Cezayirli gezgin İbni Batuta yapmıştı. İbni Batuta; Kuzey Batı Afrika’dan (Rabat, Cezayir, Tunus, Douz) hareketle, Büyük Sayrayı geçip, Mali, Çad, Sudan Piramitleri, Mavi ve Beyaz Nil Nehri, Hartum, Port Sudan, Savakin limanı, Kızıldeniz, Yemen, Umman Denizi, Salalah, Muscat, Kuveyt, Basra, Palmira, Cidde, Mekke, Medine, Kahire, Amman, Şam, Halep, Urfa, Antep, Adana ve Mersin limanında biten bir başka yolculuktu bu… 

Akdeniz’in incisi olan Mayorka Adası ve Kıbrıs Adası gezim ise, ayrı bir rota olarak ele alındı… Çünkü bu iki adadın ortak paydası olan Magosa Zindanı’nda, farklı zamanlarda Donkişot yazarı Cervantez ile Vatan yahut Silistre yazarı Namık Kemal yatmış olmalarıydı… Karayiplerin prensesi olarak bilinen Che ve Fidel’in devrim şarkıları eşliğinde gezeceğiniz Küba’ya yaptığım 5 ayrı zamandaki gezimle ilgili izlenimlerim, üç ayı kitap olarak yayınlandı. Latin Amerika’da izleri var olan Astek, İnka ve Maya geleneğinin izlerini sürmek için; Bu gezilerimi Uruguay, Şili, Peru ve Arjantin’i selamlayan Ant Dağlarını mutlaka gezi haritanıza ekleyiniz. Büyük Amazon Nehri’nin Karayip Denizi’ne döküldüğü coğrafyada bulunan Venezuela’nın başkenti Karakas ve yerli kabile kültürlerini mutlaka görünüz. 1930’lu yıllarda Atatürk’ün Nazilli’de kurdurduğu Basma Fabrikasınadaki Gıdıgıdı Treni’ni örmek alan Chavez’in eserlerini de görünüz… Dünyanın 99 haline tanıklık ettiğim bu gezilerimde; tarihin başka zamanlarında yapılmış gezilerin seyyahları; bana rehberlik eden şu gezginlerin izini sürdüm yalnızca: Egeli Heredot, Amasyalı Strabon, Tarihçi Priskos, Klikyalı Zemarkhos, Marco Polo, İbn Battuta, Ibn Jubayr, Pausanias, Fan Chengda, Su Shi, Xu Xiake, Erling Kagge, Fraye Stark, David Livingstone, İsabella Bird, Fridtjaf Nansen, Kristof Kolomb, Xuang Zang, Gertude Bell, Junko Tabei, Heinrich Barth, Simon Grynaeus, Nasır Husrev, Ernest Hemingway vb.

Yayınlanmış onlarca kitabım ve belgesellerimle; Uluslararası TurizmYazarları ve Gazetecileri Federasyonu (FIJET) üyesi olarak gezilerim sürüyor… Emekli maaşım ve kitaplarımdan gelen sınırlı olanakların yanı sıra; farklı ülkelerin Kültür ve Turizm Bakanlıklarının davetlisi olarak gittiğim ülkeleri tanıtan gezi yazılarımla, yok olmaya yüz tutan Gezi Edebiyatına katkı sağlamaya çalışıyorum… UNESCO-IHP Dünya Su Forumlarına, çok kez kendi olanaklarımla katıldım ve ülkemi temsil ettim. Pek çok davetlere maddi olanaksızlık nedeniyle katılamıyorum. Canım sağolsun… Bu koşullarda okumanın, gezmenin ve yazmanın farkındayım… 

Gezi Yazarı Kimdir?

Sınırlar ötesinde iz bırakan, keşfeden ve araştıran; görsel, belgesel, doğal ve kültürel kaynaklardan hareketle, insan ve uygarlık manzarasının konuşan ve anlatan fotoğraf altı öyküsünü yazmaktır, gezi edebiyatı… 

Eline fotoğraf makinası alıp, resmi rehberler öncülüğünde yalnızca bakan ama göremeyen paralı turistlerin dolaşması ve kimi dergi ve gazetelerde anılarını yayınlaması ya da internetten hazır bilgi ve fotoğrafları çalarak yayınlamak değildir gezi yazarlığı. Peki nedir? Gezmek ve uçuş keyfini yaşayarak mutlu olan ve keşfedendir. Yoksul ve mutlu olanı gören, insanlığın ortak kültürel miraslarını belgeleyen ve onların korunup yaşatılmasına katkıda bulunandır. Keşfettiğini özgün, özgür, farklı ve aykırı olarak yazan ve paylaşandır. Zaman ve yer olgusu içinde, sonsuz ve zamansız evrende güzelliklere dokunmak ve sevgide odaklanmaktır. Sevginin ve düşlerin fotoğrafını çekmek ve umuda yolculuk yapan göçerlerin kervanına katılmaktır… 

Binlerce yıldır göç eden atalarımız, su başında durmuşlar ve oralara otağ kurup, uygarlıklarına yenilerini katmışlar. Belki de, bizim gezme ve keşfetme arzumuz genetiktir. Sözlü edebiyat kültürümüz, gezi edebiyatıyla yazılı eserlere dönüşmüştür. Gezi edebiyatı; hırçın fiziki topoğrafya, doğa olayları, zengin tarihi miras, kültürel ve folklorik coğrafyanın farkına varmak ve onu tanımak ve öğrenmek gereksiniminin ürünüdür. Danslar ve zikirlerin ritmi ile doğanın dingin ve ürkütücü-korkutucu müziğinin ortak paydası, bizi yollara düşüren. Ya da; sevdalıların dağları delip ayırmasına tanıklık etmektir. Bel ki de; gözyaşı şişesinde biriken bağlılığın ve hüzünlü sevginin kanıtıdır bir damla okyanusta kürek çeken kölelerin alın yazısını bozmaktır, gezi edebiyatı…

Pek çok kaynağa göre; bir yazarın gezdiği, gördüğü, araştırıp ve incelediği yerlerden edindiği bilgi, görgü ve izlenimleri yansıtan yazıya gezi yazısı denir. Bu yazıların teknik, dil, resim altı öykü, edebi bir kurgu ve üslup içinde olanlarına da edebi gezi yazıları denir. Konuşan ve anlatan fotoğraflar ve öteki görsel materyallerle zenginleşen gezi yazılarına olan ilgi, özellikle resmi ve hazır-bildik gezi programları ya da profesyonel rehberlerin mekanik turları dışında; arka sokaklar, köyler, mezralar, kaybolan etnik kültürler, danslar, müzikler, folklor, tarih, zengin doğa ve insan manzaraları ile yüklü ve yazarın duyguları (önyargıları değil) ile de sürüklenen ve gezmek, görmek, eğlenmek ve alış veriş yapmanın yanı sıra; serüven, heyecan, aksiyon, öğrenme ve keşfetme isteğinin okuyarak-bilerek-görerek-algılayarak-yazarak yerine getirilmesi eylemidir gezginlik. Buna; okuyan ve yazan Yoleri gezgin dervişleri de eklersek, gezi edebiyatı daha bir zenginleşmektedir.

Ülkemizde bilinen çağdaş 550 gezi yazarı (bunun 50’si gezi edebiyatı alanında olup) ve ISBN tescilli 750 gezi kitabı bulunmaktadır. Peki; gezi fotoğrafı, gezi notları, gezi yazıları, gezi edebiyatı nedir ve gezi yazarı kimdir?

Gezi yazarı; “yenilen kazıkların bileşkesi olan deneyimler” ışığında, bilgi, belge, akıl, el yordamı, öngörü, cesaret, disiplin, duygu, keşfetme ve araştırma merakı ile harmanlanan görsel malzemelerin sırt çantasından gazete, dergi ve kitap sayfalarında okurla paylaşılmasını sağlayan gezgin bilge derviştir gezi yazarı. Ya da; konuşan ve anlatan fotoğraflarla desteklenen özgün, özgür, duygu yüklü ve nesnel gezi notlarını; daha bir okunur duruma getirmesi için, şu ana kurallara yanıt olacak kaynaklarla beslenmelidir. 

Bunlar; 4K (Kafa, Kol, Kuvvet, Kalp) ve 5N1K (Ne, Nasıl, Neyle, Nerede, Ne zaman, Kim)? Aynı zamanda, üretici ve yaratıcı da olan gezi yazarı; her gezi notunun bir resim altı öyküsü olduğunu unutmamalıdır. Yani; somut, candan, sıcak, sürükleyici, nesnel, duygu yüklü, zaman ve mekan içindeki doğa ve insan manzaralarını topoğrafik, sosyolojik, folklorik ve kültürel bakımdan zenginleştiren usta ve profesyonel yaratıcı gözlemlerini, en sıradan ve en ilgili okurla paylaşandır. 

Hatta, zaman zaman da okurlarla; uçuk, aykırı, farklı, gizemli, çocuksu ve delice serüvenlere sürükleyen; bilinmeyene, sır olana, merek edilene, erişilmesi güç olana, zora, maceraya, görmek ve keşfetmek istediğimize, araştırma ve incelemeye değer olana, belgesel ve turizm potansiyeli zengin konu, kişi, yer, olay, zaman ve tarihi miras zenginliği bulunanı yazmak ve okurla paylaşmak, okuru da aynı serüvene teşvik ve tahrik etmenin ayrıcalığını yaşamaktır. İr Belki de; altında hiçbir açıklama ve dipnot olmayan, zamansız ve yersiz sonsuzlukta hep var olan bir kare fotoğraf etrafında konuşulan, anlatılan ve ahkam kesilen edebi gevezeliklerdir gezi yazıları…

Ama en ilginci hiç kuşkusuz bir gezi yazarı; dil bilmeden ve parasız dünyayı dolaşmaktır. Gönüllü-fahri bir kültür ve turizm elçisi olmaktır. Barış ve çevreci olmak ve açlıkla, yoksullukla, kirli savaşlarla, çevreyi kirleten, ekolojik dengeyi bozan sömürücü ve tüketici güçlerle savaşmaktır. Varsıl, zengin, iyi, kötü, güzel, çirkin, günah, ayıp, yasak…vb. gibi kavram ve önyargılardan arınmış, bunların farklı coğrafyalardaki ve toplumsal yaşam ilişkilerindeki aykırı yorumunu, özgün bir yaşam tarzı veya yerel kültürel zenginlik olarak kabul etmek, çatışmacı eğilimlere karşı sağduyu ve hoşgörüyü kalıcı kılan anlayışın neferidir gezi yazarı. Örtünme kültürü olmayan ve konuklarına eşlerini sunan ve bu sunuyu kabul etmezseniz çok üzülen ve acı çeken Afrika yerli kabilelerin tamtamlı eğlencesi, ateş dansı ve hamham müziği ile zenginleşen bu konukseverliği karşısında ne yapmalı? Erkek konuklara sunduğu eşinin kırmızı çamurla boyanması bir yana, bayan konuklara kendini ve oğullarını sunan kabile reisinin zurnasında peşrev olmayışı, bir başka zenginlik mi? Bilinmez, yaşanır… 

İnsani değerlere sahip çıkmak, etik ve ahlaki değerlere saygı duymak, farklı etnik kültürlerin varlığını zenginlik kabul etmek, onların korunup yaşamasını dillendirmek, hangi ülkede ve hangi coğrafyada olursa olsun, insanlığın ortak mirası olan tarihi ve kültürel zenginliklerin ortaya çıkarılması, korunması ve yaşatılması için savaşım verendir gezi yazarı. Sözlü, görsel, işitsel, dokunsal ve koklamak gibi özelliklerimizin yardımıyla, teknik olanaklarında katkısıyla yerinde ve zamanında araştırıp, belgeleyen ve yazandır gezi yazarı. Sözlü ve yazılı edebiyatın ortak paydasıdır gezi edebiyatı. Gelenekten geleceğe, doğadan insana ve barışa, aşklara ve sevgiye uzanan ışık ve edebiyatımızın aydınlık yüzleridir gezi yazarları… Sevgide odaklanandır. Sonsuz ve zamansız evrende, yitik zaman ışığında şiir ülkesinden gelen ve düşe düşen bir umut habercisidir, sılayı gurbete bağlayan bitmez tükenmez yollarda; sırt çantasında pasaportu, azığı, haritası, kalemi, not defteri ve fotoğraf makinesi ile gezen ve mola veren sevgi elçisidir, çelebidir gezi yazarı… Bize, “Çağdaş Evliya Çelebi” demeleri, boşuna değildir…

Biz, “doluya koşar, boşa kürek çekmeyiz.” Yelkenler fora!.. Fırtınalı yaşam tipi, bora!.. Yaşadığım ve yazdığım dünyanın 66 hali yetmez. Daha keşfedilecek çok yerimiz var. Gitmeliyim ora, bura… Yaşamı ve deneyimleri paylaşmak mutluluktur, hurra!.. Leyleği tavada-havada gören Yoleri Gezgin Derviş’le düşelim yola… Keşfedilecek ve yaşanacak düşler bizi bekliyor. Çılgınca, dostlukla, sevgiyle ve umutla gezme zamanı… Zamanı kovalamak, şimdi… Dünyanın bin bir haline tanık olmak için yollardayız yeniden… Yeniye erişmek için, yolcu yolunda gerek… Gerekli olanı yanınıza almayı unutmayın sakın… Unutma! Ömür çok kısa ve yollar uzun… Gezi yazarı; çalışkan, disiplinli, planlı-darmadağın, özverili, özgün, özgür, arayan ve sorgulayan, ağız dolusu gülerken hıçkırarak ağlayan, okuyan, gezen ve yazandır, deli ve bilge kişi… Sınırlar ötesinde iz bırakma zamanı… Yolumuz ve bahtımız açık olsun…

Güneş yanmadan ve ay sallanmadan, düşlerin ve renklerin gölgesinde açılma zamanı… İnsanlığın ortak geçmişi ve geleceğine ışık tutan uygarlık tarihimizin Bilge Kaan’ı ve Piri Reisi’ni selamlarken; Asya-Anadolu Türk kültürünün bekçisi ay yıldızın gölgesinde, Mu Kıtası’na ulaşmak için Kemal Atatürk’ün pusulasıyla yollara düşmenin ayrıcalığıdır, gezi yazarlığı… Yaz gelmeden, gezmek ve yazmak için, yolcu yolunda gerek… Abbas yolcu…

Pek çok kaynağa göre; bir yazarın gezdiği, gördüğü ve incelediği yerlerden edindiği bilgi, görgü ve izlenimleri yansıtan yazıya gezi yazısı denir. Gezi yazılarında yalnız gezilip görülen yerlerin doğal özelliklerinin belirtilmesiyle yetinilmez. O yerlerdeki insanların gelenek, görenek ve zevkleri de tanıtılmaya çalışılır. Doğru bilgi ve gözlemlere dayalı gezi yazıları tarih, coğrafya, toplumbilim gibi bilim dalları için de yararlı bir kaynak olarak değerlendirilebilir. Bu tür yazılar ayrıca okurların genel kültürlerini geliştirmede önemli bir rol oynar…

İnsanlar, kendi yakın çevreleri dışında olup bitenleri öğrenmek isterler. Kitaplarda okudukları, haritada gördükleri kıta, ülke veya kentlerde yaşayan insanların gelenek ve göreneklerini merak ederler. Görmeyi hayal ettikleri yerleri, usta yazarların aracılığıyla tanımaktan, gezer gibi olmaktan zevk duyarlar. Kendisi de gezi türünde eser vermiş olan Ahmet Haşim bu duyguyu şöyle dile getirir,  seyahatname okumanın tadını öteden beri bilirim. Bütün çocukluğum onları okumakla geçti. Kış geceleri dışarıda rüzgar olurken, bir gaz lambasının ışığını gözbebeklerimde iki altın nokta gibi taşıyarak zengin bir ateş karşısında, rahat bir koltukta okuduğum o Afrika ve Amerika seyahatnamelerinin masum ve namuslu üslubundan aldığım tadı bana pek az edebiyat eseri verebilmiştir. (Bize Göre, Gurebahane-i Laklakan, Frankfurt Seyahatnamesi.)

Gezi yazıları gerçekten yaşanmış bir hayat kesiminin ürünüdür. Bu tür yazıların ağır basan yönü, anlatılanların dikkatli bir gözleme dayanmış olmasıdır. Yazar, şüphesiz, gördüklerini anlatırken anılarından söz edebilir, birtakım yazılı veya sözel kaynaklardan yararlanabilir, karşılaştırmalar ve çözümlemeler yapabilir. Ancak tüm bu çabaların keskin ve sağlam bir gözlem gücünden kaynaklanması şarttır. Biz buna görmesini bilme yeteneği de diyebiliriz.

Gezi yazarları, uzun bir süre, daha çok insanların hiç gezip görme imkanı bulamadıkları ülkeleri, bölge ve kentleri tanıtma amacı gütmüşlerdir. Kutuplar, Afrika’nın balta girmemiş ormanları ile Orta Asya, Güney Amerika gibi kıtalarda yaşayan insan topluluklarının ilginç yaşayış biçimlerini tanıtan gezi yazılarının yanında New York, Tokyo, Paris, Londra gibi büyük şehirleri anlatan yazılara da rastlanmaktadır.

Bir gezi yazısının kendi türünde değerli olabilmesi, bazı nitelikler taşımasına bağlıdır. Bu niteliklerden biri, okuyucu için ilginç görünüm, durum veya olayları kapsayabilmesidir. İkinci nitelik, gezilen yerler ile görülen şeylerin dış görünüşünden çok öze inen ve insanların iç dünyalarını yansıtan hususları gözler önüne serebilmesidir. Üçüncü nitelik ise görülen yerler ve insanları, edinilen izlenimleri yalın, sürükleyici ve renkli bir dille anlatabilmesidir.

Gezi yazılarını, ele alınan konular ve anlatım bakımından, anı ve röportaj türünden yazılara benzer bazı yönleri bulunur. Çünkü gezi, anı ve röportaj diye adlandırılan yazılar geniş ölçüde yazarın gözlem, izlenim ve yorumlarına dayanır. Bu nedenle bu türlerde yazılmış eserleri bir sınıflamaya tabi tutmak bazen güçtür. Bununla birlikte, her üç türün de birtakım ayırıcı özellikleri vardır. İyi bir okur bu özellikleri bilir veya belirlemede güçlük çekmez.

Gezi Türünün Gelişimi

Gezi türünün uzun bir geçmişi vardır. Bu günkü tanımına ve niteliğine tam uymasa da çok eski çağlarda gezi türünden sayılabilecek örneklerin bulunduğu bilinmektedir. Eski Yunanistan’dan başlayarak günümüze kadar çeşitli ülkelerden birçok gezgin, elçi, şair ve yazar gezip gördükleri yerleri anlatan eserler meydana getirmişlerdir.

Başka ülkelere yapılan yolculuklarla ilgili ilk gezi yazılarına örnek olmak üzere M.S. 448 de Hun hükümdarı Atilla ya gönderilen elçilik heyetinde görevli tarihçi Priskos’un eseri ile M.S. 568 de Kilikyalı Zemarkhos’un Göktürkler ülkesinde Bizans İmparatorluğu elçisi iken tuttuğu notları gösterebiliriz.

İranlı şair ve din adamı Nasır Hüsrev’in hac maksadıyla yaptığı Mekke gezisini ve bu arada Mısır ve Anadolu’nun doğusunda gördüklerini anlatan Sefername adlı eserini de ilk gezi kitapları arasında sayabiliriz.

Gezi türünün ilk önemli eselerini verenlerin başında şüphesiz Venedikli ünlü gezgin Marco Polo ile yine ünlü Arap gezgini İbn-i Batuta’yu anmamız gerekir.

Marco Polo, Yakın Doğu ve Orta Asya ülkelerini kapsayan uzun bir yolculuğa çıkmış ve bu yolculuğunda gezip gördüğü yerleri anlatan bir eser yazmıştır. Birçok dile çevrilen bu eser gezi edebiyatının ilk klasik örneklerinden biri sayılır. Arap gezgini İbn Batuta da Anadolu, Harezm, Maveraünnehir ve Horasan’ı dolaşarak oralarda yaşayan Türklerin teknik ve toplumsal özelliklerini anlatan bir kitap yazmıştır.

Önceleri daha çok tarihçilerin ilgi gösterdikleri bu eserler, sonradan edebiyatçıların da dikkatini çekmiştir. Ele alınan konular, kullanılan dil, yazarların gözlem ve anlatım özellikleri bakımından gezi yazı ve kitapları artık edebiyatın bir kolu, bir başka deyişle bir yazı türü özelliği kazanmıştır.

Gezi Yazılarının Çeşitleri

Gezi yazılarını, yolculuk yapılan yer bakımından ikiye ayırmak mümkündür: yurtiçi gezi yazıları ve yurt dışı gezi yazıları; yurtiçi gezi yazıları, bir yazarın herhangi bir amaçla kendi ülkesinde yaptığı bir yolculuk sırasında gezip gördüğü yerleri ve edindiği izlenimleri anlattığı yazılardır. Bu tür gezi yazılarına, Reşat Nuri Güntekin’in 

Anadolu Notları’nı gösterebiliriz.

Yurtdışı gezi yazıları ise bir yazarın kendi ülkesi dışında yaptığı gezi ve incelemelerinin bir ürünüdür. Bu tür gezi yazısına da Falih Rıfkı Atay’ın Deniz Aşırı adlı eseri örnek olarak gösterebiliriz.

Gezi yazılarını, gezi türünde eser veren kimselerin durumları bakımından da ikiye ayırabiliriz: uğraşları yazarlık olan kimselerin kalemlerinden çıkan gezi yazıları, uğraşları yazarlık olmayan kimselerin ortaya koyduğu gezi yazıları. Yazarlığı bir meslek olarak benimsemiş kimselerin eserlerinde gezilen görülen yerler, değinilen konular, insanlarla ilgili gözlemler yazı sanatının birçok özelliğini yansıtan renkli bir dille anlatılır.

İkinci kategoriye giren yazılar, genellikle yazarlıkla ilgili olmayan, fakat yurt içinde veya dışında bazı yerleri görmek üzere geziye çıkanların veya geçici görevlerle yabancı bir ülkede oturanların kaleme aldıkları yazılardır. Bu gibi kimselerin eserlerinde anlatım kuru ve renksiz olabilir. Ancak bu tür eserlerde bazen çok ilginç gözlemlere, sağlam bilgilere ve mantıklı yorumlara rastlayabiliriz. Örneğin ünlü Türk denizcisi Piri Reis’in Bahriye adlı kitabı bu bakımdan ilginçtir. Bu kitap Akdeniz’i çevreleyen karalar, ormanlar, dağlar, kentler üzerinde verdiği bilgilerle hem bir deniz atlası, hem de bir gezi kitabı niteliği taşır.

Gezi yazılarını amaç ve yazılış bakımından da üçe ayırmak mümkündür: günü gününe alınmış notlara dayalı gezi yazıları, mektup biçiminde yazılan gezi yazıları ve bir ülkeyi daha nesnel ve derinlemesine tanıtmayı amaçlayan gezi yazıları.

Kimi yazarlar, gezip gördükleri yerleri günü gününe veya aralıklı olarak tuttukları notlarla anlatırlar. Bu gibi gezi yazıları çoğu kez anı türünün de özelliklerini taşır. Bu çeşit gezi yazılarına Burhan Arpad’ın Gezi Günlüğü adlı eseri örnek olabilir.

Kimi yazarlar da gezi izlenimlerini belli aralıklarla arkadaşlarına yazdıkları mektuplarda anlatırlar. Bu gibi gezi yazılarında mektup türünün hemen hemen her özelliğini görebiliriz. Bu çeşit gezi yazılarına Celaleddin Ezine’nin Amerika Mektupları örnek olarak gösterebiliriz.

Üçüncü tür gezi yazıları, yazarın kişisel gözlemleri yanında daha başka bilgi ve belgelere dayalı tasvir ve yorumları içerir. Örneğin: Falih Rıfkı Atay’ın gezi kitapları genellikle bu biçimde yazılmış eserlerdir.

Türk Edebiyatında Gezi Yazıları

Bugünkü bilgilerimize göre Türkçe yazılan ilk gezi kitabı, tanınmış denizcilerimizden Seydi Ali Reis’in Miratül-Memalik adlı eseridir. Eser Portekizlilere karşı savaşırken Hint Denizi’nde fırtınaya yakalanıp Gücerat’ta karaya çıkan Seydi Ali Reis’in Hindistan, Afganistan, Buhara ve Maveraünnehir yoluyla Edirne’ye dönüşü sırasında başından geçen serüvenleri kapsar.

Ünlü bilginlerimizden Kâtip Çelebi’nin Cihannüma adlı eseri de gezi yazılarında rastlanan birtakım özellikleri içermektedir. Kâtip Çelebi, Osmanlı ülkesinin birçok yerini dolaşmış ve eserinde gördüğü bu yerlerle ilgili ayrıntılı bilgiler vermiştir.

Edebiyatımızda gezi türünde ilk büyük ve önemli eserin yazarı Evliya Çelebi’dir. Tarih-i Seyyah adını taşıyan on ciltlik eserinde Evliya Çelebi, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde ve dışında gezip gördüğü yerleri anlatır. Bu yerler arasında Bursa, İzmir, Trabzon gibi şehirlerimiz yanında Avusturya, Hicaz, Mısır, Habeşistan ve Dağıstan gibi yabancı ülkeler de bulunmaktadır. Evliya Çelebi’nin gezi kitabından XVII. yy. toplumumuzun zengin kültür özelliklerini öğrenmek mümkündür. Anlatımdaki sadelik, içtenlik ve söyleşi havası da eser için ayrı bir üstünlük sayılır.

XVII. yy da Hac yolculuklarını anlatan bir takım gezi kitapları ile birlikte Avrupa ve Yakın Doğu ülkelerine gönderilen elçilerimizi yazdıkları Sefaretname’leri de birer gezi eseri sayabiliriz. Bu eserler arasında gezi türünün özelliklerini en belirgin biçimde taşıyanı Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin Fransa Sefaretnamesi’dir. Yazar bu eserinde Lale Devri’nde Fransa’da elçilik yaparken gördüklerini tatlı bir dille anlatmıştır.

Tanzimat’tan Sonraki Gelişmeler

XIX. yy. nin sonlarında yayımlanan ve gerçek bir gezi yazısı niteliği taşıyan eser Ahmet Mithat Efendi’nin Avrupa da Bir Cevelan adlı kitabı olmuştur. Yazar bu eserinde İstanbul’dan Stockholm e kadar yaptığı tren yolculuğuna ve dönüşünde uğradığı birçok Avrupa kentlerine ilişkin gözlem ve izlenimlerini anlatır. Ali Bey’in Seyahat Jurnali adlı kitabı da bu yüzyılın önemli gezi eserleri arasında sayılır.

1908 den sonra gezi türünden eserlerin sayısında önemli bir gelişme görülmektedir. Bunda okur sayısının artışı yanında yabancı gezi kitaplarının Türkçeye çevrilmesinin etkisi büyük olmuştur. Bu dönemin tanınmış şair ve yazarlarından Cenap Şehabettin’in Hicaz yolculuğunu anlatan Hac Yolunda Suriye ve Irak’tan söz eden Afak-ı Irak ve bir Avrupa gezisinde gördüklerini yansıtan Avrupa Mektupları adlı eserlerini Türkçe gezi türünün başarılı örnekleri arasında gösterebiliriz.

Cumhuriyet Döneminde ve Günümüzde Gezi Yazıları

Cumhuriyet döneminde edebiyatımızda gezi türünde nicelik ve nitelik yönünden büyük bir ilerleme sağlanmıştır. Bu dönemin tanınmış gezi yazarları arasında önce Falih Rıfkı Atay’ı anmamız gerekir. Atay’ın Denizaşırı, Taymıs Kıyıları, Bizim Akdeniz, Tuna Kıyıları, Hind, Yolcu Defteri, Gezerek Gördüklerim ele alınan konular ile gerek gözlem gerekse anlatım ustalığı bakımından ilginç ve değerli eserlerdir.

Cumhuriyet döneminde gezi türünde eser veren diğer yazarlar arasında İstanbul’dan Londra’ya Şileple Yolculuk ve Akdeniz’de Bir Yaz Gezintisi adlı kitaplarıyla Saik Sabri Duran’ı, Finlandiya adlı kitabıyla Şükufe Nihal’i, Bir Vagon Penceresinden ve Ankara-Bükreş adlı kitaplarıyla Sadri Ertem’i, Tuna’dan Batıya ve Anadolu Notları adlı iki ciltlik kitabıyla Reşat Nuri Güntekin’i, Anadolu Manzaraları adlı kitabıyla Hikmet Birand’ı, Gezi Günlüğü ve Avusturya Günlüğü adlı kitaplarıyla Burhan Arpad’ı sayabiliriz.

Son yıllarda gezi edebiyatımız yeni eserlerde daha da zenginleşmiştir. Yabancı ülkelerle kültürel ilişkilerin artması ve bireysel gezi olanaklarının çoğalması sonucu olarak bu türde eser yazanları sayısında da bir artış görülmektedir. Günümüz yazarları arasında gezi yazı ve kitaplarıyla ün yapmış olanlar arasında Mavi Yolculuk ve Mavi Anadolu isimli eserleriyle Azra Erhat’ı, Düşsem Yollara Yollara adlı eseriyle Haldun Taner’i,  Sovyet Rusya, Azerbaycan, Özbekistan, Bulgaristan, Macaristan adlı eseriyle Melih Cevdet Anday’ı, Sam Amca’nın Evinde ve Bir Garip Ada adlı eserleriyle Badii Faik Akın’ı, Canım Anadolu adlı eseriyle Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu, Küba Uzak Değil eseriyle Dursun Özden’i, Şu Bizim Rumeli adlı eseriyle Yılmaz Çetiner’i ve Almanya Beyleri ile Portekiz’in Bahçeleri adlı eseriyle Nevzat Üstün’ü sayabiliriz.

Ayrıca, farklı türde ün yapmış Türk Edebiyatında gezi notları ve kitaplarıyla da bilinen yazarlarımız şunlardır: ATTİLA İLHAN: (1925- 2005), Eseri: Gezi notla­rı: Abbas Yolcu (1959). REŞAT NURİ GÜNTEKİN: (1889-1956), Eseri: 1. Anadolu Notları (2 cilt, 1936, 1966), Tanrı Dağı Ziyareti (1954), Bâbür Şâh’ın Seccadesi (1931). BURHAN FELEK: (1889-1982), Eseri: Mint Masalları (Gezi yazıları – 1944). BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU: (1911-1975), Eseri: Canım Anadolu (1953, gezi notları), 2. Tezek (1975, gezi not­lan). BEHÇET KEMAL ÇAĞLAR: (1908-1969),Eseri: Hür Mavilikte (1947, gezi notları. CENAP ŞAHABETTİN: (1870-1934), Eseri: Hac Yolunda (Gezi yazıları, 1909), 2. Âfâk-ı İrak (Gezi notları, 1915), 3. Avrupa Mektupları (Şeyehat yazıları, 1919). YAHYA BENEKAY:

(1930—-), Eseri: . Güneydoğu Yollarında (Gezi-Röportaj, 1962, TDK Röportaj Mükâfatı aldt), 2. Gülen Anadolu (Gezi notları, 1962), 3. Uçaktan Anadolu (Gezi notlan, 1964). SELAHATTİN BATU: (15.XII.1905-24.V.1973), Eseri: 1-İnsan ve Sanat (Gezi-Deneme­ler, 1945), 2. Romancero (Gezi notları, 1953), 3. İsviçre Gün­leri (Gezi, 1966), 4. Avusurya ye Venedik Günleri (1970). YAVUZ BÜLENT BAKİLER:  AHMED HÂŞİM: (1884-4-VI.1933), Eseri: Frankfurt Seyahatnamesi (Gezi yazıları, 1933). Yusuf Ziya Ortaç: Eseri: 1-Göz Ucuyla Avrupa (1958), 2. Portreler (1960), 3. Bizim Yokuş (1966). ZEYNEP ORAL: Eseri: Benim Uzak Doğum,  DURSUN ÖZDEN. Eseri: Dünyanın 99 Hali, BANU AVAR: Eseri: Sınırlar Arasında (2008), COŞKUN ARAL: Eseri: İZ Tv. Belgesel kanalı.

Türk Gezi Yazımında iki örnek:

EVLİYA ÇELEBİ: (1611-1682)

Ünlü Seyahat-nâme yazarı. Asıl adı Evliyâ’dır. Derviş Mehmed Zıllî’nin oğludur. İstanbul’da Unkapanı’nda doğdu. Devrinin Ahfeş Efendi ve Evliya Mehmed Efendi gibi meşhur bilgin­lerinden ders gördü. Enderun’da da dört yıl öğrenim göre­rek sipahi oldu. 1630′da gördüğü bir rüya üzerine İstanbul’u inceden inceye gezdi, notlar aldı. Sonra İstanbul dışına çı­karak Bursa, İzmit, Trabzon, Kırım ve Girit’e gitti. Tanıdığı devlet adamlarının yanında görev alarak veya seferlere katı­larak Kafkasya, Iran, Anadolu, Suriye, Filistin, Avusturya ve Almanya’yı hatta Mısır, Sudan ve Habeşistan’ı gördü. Çelebi’nin hangi tarihte ve nerede öldüğü bilinmiyor.

Yaklaşık olarak, elli yıl süren gezi izlenimlerini Seyahat-nâme adlı on ciltlik eserde yazdı. Bu, eski edebiyatımızın en büyük seyahat eseridir. İçinde tarih, coğrafya, biyografi, folklor, dil, sosyoloji vb. konularda çok zengin ve çeşitli bil­giler vardır. Başından geçen bazı olayları nükteli bir dil ile, bazı hâllerde abartarak anlatır. Duyduklarını olduğu gibi ya­zıya geçirir. Halk diline yakın bir dil ile sade ve samimi bir üslûp ile yazmıştır. Seyahat-nâme önce Batılı Türkologların il­gisini çekmiş (J. V. Hammer, F. Taeschner), sonra Türkiye’de değeri anlaşılmıştır.

Seyahat-nâme’nin ilk sekiz cildi (1898-1928) eski yazı ile son iki cildi de yeni yazı ile (1935-1938) basıldı. Yeni baskıla­rı daha çok seçmeler halinde çıkmıştır. Bunlar arasında, Re­şat Ekrem Koçu’nun Evliya Çelebi Seyahat-nâmesi (5 cilt, 1943 -1951); Mustafa Nihat Özön’ün Seyahat-nâme’si (3 cilt, 1944 -1945); Mehmet Aksoy ile Server İskit’in Evliya Çelebi Seyahat-nâme’sinden En Güzel Parçalar’ı (1962); Zuhuri Pa-nışman’ın Evliya Çelebi Seyahat-nâme’si (10 cilt, 1969 -1970);  Nihâi Adsız’ın ‘Evliya Çelebi’den Seçmeler’ (2 cilt, 1971, 1972) sayılabilir.

“Çağdaş Evliya Çelebi” DURSUN ÖZDEN (21.10.1950 –):

Çocukken “Şehir Bilmece Oyunu” ile gezme merakı ve coğrafya öğrenme eğilimi, Baharda Toros yaylalarına göç, Tarihi İpek Yolu üzerideki kervansaraylarda turistleri izleme ve Ulukışla-Niğde posta treninde su ve elma satarak gezme alışkanlığı; 1965’de Ortaokul ve Lisede en iyi dersi Coğrafya ve Edebiyat olan Özden’in okuma, gezme ve yazma yolculuğu başlamıştı. Şair ve araştırmacı gazeteci kimliğinin yanı sıra, özgün gezi yazılarıyla daha çok tanınan Dursun Özden’in yayınlanmış şiir, deneme, eleştiri ve araştırma kitaplarına da esin kaynağı teşkil eden gezi notları; haritacılık mesleğinin deneyim ve bilgisi, öğrenme-keşfetme disiplini, dil bilmeden dünyayı gezme kararı; onun içsel dünyasındaki sevgi yüklü yolculuğun ve pozitif enerjinin iletişimine yansımasıdır. Faydasız, çıkarsız, bencil olmayan, önyargısız, saf, temiz ve paylaşan, “Aksakal Bilge Derviş’ gibi öngörü sahibidir. Kaybolan etnik kültürler, zikirler ve danslar onun gezi yazılarında öne çıkar. Resmi gezi programları ve alışılmış gezi rotaları, onun uymadığı ve yaşamın akışına cesaretlice kendini bıraktığı gözlenmektedir. Bu çılgınca durum, gezi yazılarına bir başka serüven ve merak katmaktadır. 

Dilini bilmediği insan ve tüm canlılarla göz göze geldiğinde anlaşmasına kolaylık sağlayan ve güven veren sıcak, candan ve dost yanının fotoğrafı gibidir. Bir yaşam felsefesi olarak tanımladığı “Sevgim Sebil” sözü, Özden’in tanık olduğu farklı özelliklere sahip halkların birlikte yaşam kültürünün dışa vurumudur. Savaş, açlık ve yoksulluk koşullarında gülebilen çocukları ve sünnet olan kadınları belgeleyen Özden, hangi coğrafyada olursa olsun, insanlığın ortak mirası olan tarihi eserlerin ve kültürel varlıkların korunması, bozulan ekolojik dengenin acımasız intikamına dikkat çekiyor. Ayrıca, endemik flora ve faunaların yaşatılması ise, Özden’in bir başka savaşım alanıdır. 

Anadolu’da ve gittiği 66 ülkede köylerde, varoşlarda ve arka sokaklarda yaşayan varsıl ve yoksul insanların sınıfsal, sosyal, kültürel, sanatsal, folklorik, sevimli ve insani yanlarını şiirsel bir dille, kendi duygularını ve nesnel gözlemlerini somut olarak okurla paylaşan ve de konuşan, anlatan zengin fotoğraf arşiviyle insan ve doğa manzarasını tam bir resim altı öyküsü tadında yazan ve gezi kitaplarının çoğu yabancı dillere de çevrilmiş olan; yerli ve yabancı gezi-turizm dergilerinde resimli gezi yazıları yayınlanan, Uluslararası Turizm Yazarları ve Gazetecileri Federasyonu (FIJET) üyesi olan, bu dalda uluslararası pek çok ödül de alan, 30 yıldır dünyanın farklı, aykırı, uçuk ve merak edilen, imrenilen ama zor olan, coğrafyanın ve yaşamın serüven dolu çılgın-dingin yanını keşfetmek için yollara düşen, yerli ve yabancı bazı gazete ve dergilerde yazan, radyo ve Tv kanallarında “YOLERİ-Gezgin Derviş” adlı gezi programları da yapan Dursun Özden’in yayınlanan gezi yazılarından bazıları şunlardır:

Bolkar Çığlığı (1970), Kocaeli Başabağ Su Yolları (1975), Anadolu’nun Aydınlık Yüzü Niğde (1978), Anadolu’dan İnsan Manzaraları (1983), Sarhoş Atlar Diyarı Kapadokya (1986), Anadolu’nun Aydınlık Yüzü Niğde (1988), Afrika’da Türk İzleri – Nil Sevdası Sudan (1995), Küba Uzak Değil (1997), Küba Gezi Rehberi (1999), Erkekler Cumhuriyeti Ayanoros (2001), Malezya Pasifik Renkleri (2002), suriye Gezi Notları (2003), Maçka’dan Maçin’e (2003), Tunalı Gül Baba-Budapeşte (2004), Uygur Karızlarına Yolculuk (2004), Umman’da Deve Yarışı (2005), Sibirya 10 Adım (2006), Kuşatılmış Yazılar (2009), Anadolu’nun 33 Hali ve Dünyanın 99 Hali (2009), Kam Kültürü Şamanizm (2015), Lavanta Moru (2016), Kutsal Su Zemzem-Mekke Su Yolları (2016), Kar ile Kor Hasan Dağı (2017), Anasolu Su Medeniyeti (2018), İran Kehrizleri (2018), İçinden Nehir Akan Üç Şehir (2018), Çin Seddi (2018), Mavi Boncuk Fethiye (2019), Perilerle Dans: Avanos (2019), Troya’nın Gelini-Çanakkale (2019), Yunus Emre Sevdası: Ünye (2019), Mezopotamya Denizi: Mardin (2019), Mübadele Acısı: Selanik (2020), Berberilerle Dans: Tunus (2020), Sahranın Lacivert Efendileri: Tuaregler (2020)Cem Sultan Zindanı: Roma (2020), Barbaros Kalesi Mayorka Adası (2020), Yılanlarla Dans: Bafa Gölü (2020)…

İç geziler kapsamındaki çalışmalarım; 13 bin yıllık izlerini keşfettiğimiz Anadolu Medeniyetinin zengin mirasını bulma, bir dünya cenneti olan doğa harikası güzellikleri ve turizm potansiyeli olan kültürel değerleri önemseyip, merakla onları gün yüzüne çıkarma, tanıtma, ve koruma amaçlı görsel zenginliğini ve bilgi-belge varlığını ortaya çıkarma girişimlerimle; insanlığa, doğaya ve tarihe bir not düşmek amacıyla, içi ve dış gezilerim sürüyor… Aslında bu tür gezilerin, bir destek ve disiplinle örgütlü olarak yapılmasında çok yarar vardır…

 

2020 yılında, tüm anakaralarda (kıtalarda), insanlığı teslim alan mikro düşmana inat, makro yöntemlerle sokağa çıkma yasağının uygulandığı bu zor günlerde; sırt çantamda taşıdığım, örnek, farklı ve özgün bir gezi yazısı (İçinden Kızılırmak akan Avanos) ile siz sevgili gezme isteği tavan yapmış, meraklı ve maceracı tüm tutsak okurlarımı selamlıyorum. Yeniden…

Örnek bir İç Gezi Yazısı:

İÇİNDEN KIZILIRMAK AKAN AVANOS

İçinden Kızılırmak akan, şirin şehirlerimizden biri olan Avanos, Anadolu’nun orta yeri. Cansuyu Kızılırmak’tan. Çömleği has topraktan. Güzel atlar diyarı Kapadokya’nın güzel insanları en az toprağı kadar duru. Nice sevda türkülerine konu olan Kızılırmak kadar coşkulu ve şen şakraklar… Nevşehir’in bu şirin ve turizm potansiyeli yüksek ilçesi Avanos’a gitmek çok kolay. Kara yoluyla yurdun her yanından otobüs var. Hava yoluyla ise, Kayseri ve Nevşehir havalimanlarına düzenli uçak seferleri yapılıyor. Nevşehir (Gülşehir) Hava Limanı‘ndan Avanos’a servisle, 45 dakika ve Kayseri’den ise 1 saatte gelmek mümkündür.

Kızılırmak nerelerden geçer?

Kızılırmak, 1355 kilometre uzunluğu ile ülkemizin en uzun nehridir. Kızılırmak Nehri Sivas, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir, Aksaray, Kırıkkale, Ankara, Çankırı, Çorum, Sinop ve Samsun illerinden geçer. Nehir başlangıcından bitişine kadar birçok ırmak, çay, dere gibi akarsuları da bünyesine katmaktadır. Kızılırmak üzerinde pek çok HES, baraj ve bentlerin yanı sıra, tarihi ve asma köprüler ile mesire ve park alanları bulunmaktadır. Bereketli Anadolu topraklarına can veren Kızılırmak, bir tarım ve turizm zengin mirasımızı beslemektedir.

İmranlı Barajı sonrasında Sivas’ın İmranlı ve Zara ilçe merkezlerinden geçtikten sonra Hafik ilçesinin kuzeyinde Özdere Irmağı’nı, biraz ileride Hafik ilçesinin kuzeybatısında ise Acısu Irmağı’nı bünyesine katarak yoluna devam eder. Nehir bu birleşimden sonra Sivas il merkezinin kuzeyinden geçer. Sivas ilinin batısında Yıldız Irmağı, Kalın Çayı, Üsgülüç Çayı Kızılırmak Nehri’ne katılır. Bu noktadan sonra nehir Sivas il sınırları içerisinde Bağlararası Deresi, Bucak Deresi, Kadıraközü Deresi, Acısu Deresi ve Çubuksu Çayı‘nı bünyesine kattıktan Çermikler Barajı sonrası Kayseri il sınırlarına geçiş yapar. Kayseri sınırları içerisine giriş yaptıktan sonra Karaözü köyü yakınlarında bulunan ve 13. yüzyılda yapıldığı düşünülen Şahruh Köprüsü nehir üzerine inşa edilmiş, günümüzde de ayakta ve kullanımdadır.

Yamula Barajı sonrasında Kayseri il sınırları içerisinde Karasu Deresi’ni bünyesine katan Kızılırmak, Nevşehir iline geçiş yapar. Nevşehir ile Kayseri il sınırlarında bulunan Bayramhacılı Barajı sonrasında Sarıhıdır Hidroelektrik Santrali’nden geçerek yoluna devam eder. Nevşehir ili içerisinde Alaçoraközü Deresi ile birleşir ve yaklaşık 10 km Kırşehir-Nevşehir illerinin sınır çizgisinde akar. Kızılırmak’ın en güzel aktığı kant ise, hiç kuşkusuz Avanos şehridir.

Sonrasında Kırşehir il sınırlarına giriş yapan Kızılırmak, Kırşehir il sınırlarında Köşkerliözü Deresi, Höşür Deresi, Bezirganözü Deresi, Kılıçözü Deresi ve Gökler Deresi ile birleştikten sonra Aksaray-Kırşehir sınır çizgisinde Hirfanlı Baraj Gölü’nü oluşturur. Hirfanlı Barajı ve Baraj gölü Ankara-Kırşehir il sınır çizgileri üzerinde bulunur. Bu sınır çizgisi üzerinde Hirfanlı ve Kesikköprü Barajları bulunur. Sonrasında Kırıkkale tarafında bulunan Kapulukaya Barajını besleyerek Kırıkkale şehir merkezinin batısından yoluna devam eder.

Kırıkkale-Ankara sınır hattında ilerledikten sonra Çankırı il sınırlarına giren nehir Terme Çayı’nı bünyesine katar ve Çorum iline giriş yapar. Delice Çayı, Beşdut Çayı ve Dağarlık Deresi birleşimi sonrası Obruk Barajı’nı besler. Daha sonra Arkut Çayı, Kavşak Çayı sonrası Çorum iline bağlı Osmancık ilçe merkezinin ortasından geçer. Koca Çayı birleşimi sonrası yaklaşık 40 km E80 Karadeniz Karayolu’na paralel olarak devam eder. Karadeniz Yolu Yönünü doğu tarafına çevirerek Sinop il sınırlarında Boyabat Barajı’nı besler. Sinop-Samsun il sınırlarını belirleyen Kızılırmak nehri bu sınır çizgisi üzerinde ayrıca Altınkaya Barajı’nı ve Derbent Barajı’nı besler. Son olarak Bafra ilçe merkezinin batısından geçen Kızılırmak Nehri Karadeniz suları ile buluşur.

Kızılırmak neden kırmızıdır, mavidir?

Sivas’ın İmranlı ilçesinden, Kızıldağ’dan doğup, 9 il sınırlarından geçerek Samsun’un Bafra ilçesinden Karadeniz’e dökülen Kızılırmak, 1355 kilometre uzunluğu ile ülkemizin en uzun nehridir. İsmini renginden alan bu nehir, tamamen olmasa da uzun bir mesafede kırmızı akar. Birçok türküye ve sevda öykülerine de esin kaynağı olan Kızılırmak, Nevşehir’in Avanos ilçesinde en görkemli görselini almaktadır.

Kızılırmak, İmranlı ilçesindeki Kızıldağ’dan doğuyor. Kızıldağ da anlaşılacağı gibi ismini kırmızı toprak yapısından almaktadır. Dolayısıyla oradaki litolojik birimler, kayaç birimlerinin rengi kızıl. Mesela kırmızı topraklar, kızıl topraklar kayaç litolojik birimi olarak bilinir. Irmağın erozyonla getirdiği malzeme, o kırmızı topraklar dolayısıyla suya karışınca da kızıl oluyor. Yani o kızıllık jeolojik yapıdan kaynaklanıyor. Kızıl doğup berraklaşıyor. Kızılırmak’ın Sivas’ın İmranlı ilçesinden başlayan kızıl yolculuğu, Karadeniz’e varana dek berraklaşmaktadır.

Kızılırmak’ın son durağında, yani Bafra‘da Anadolu’nun tatlı can suyu ile Karadeniz‘in sevdalı mavisi, birbirine hasretle kucaklaşıp, öpmektedir. Elbette siz, bu eyleme imrenip de, yakınlarınızla temasta bulunmayın bugünlerde. Her şeyin zamanı var. Damda yıllarca tek başına ve çok zor koşullarda yaşayan tutsak insanları düşünün yalnızca… Ve özgürlük denen bu belalı sözcüğün kıymetini anlayın lütfen. Kitap okuyun ve düşlerinizi yazın… İçeride ya da dışarıda, sessiz çığlık atın… Islık zamanı dedim ya size… 

Yılmaz Güney’in ‘Kızılırmak, Kara Koyun’ filmini ve Muharrem Ertaş’ın “Kızılırmak” bozlağını anımsadım, yeniden… Bir de Avanoslu Halk Ozanı Bekir’in “Nuri’yi aldı Kızılırmak” ezgisi, yüreğimizi dağladı… Organik tarımcı, şair dostum Osman Yüksel’in Avanos Bağ Evi’ndeki, sazlı-sözlü çığlığına eşlik eden, gençlerin bağımlı kötü alışkanlıklarıyla savaşan, şair Mutlu Çelik’in ağız dolusu gülüşü, tam da bu günlerin sigortası gibi moralimizi yükseltmekte…

Kızılırmak Nehri’nin bir başka hüzünlü öyküsü de bir yürek acısı olarak hep anımsanmaktadır. Darağacında, dostun bir tek gülü ile parelenen Pir Sultan’dan, Madımak yangınında çınlayan gökyüzü ile hesaplaşan ve binlerce insanın kırılmasına neden olan korona belasından damlayan köpük köpük al kan, Kızılırmak’ın kırmızı akmasına neden olduğu varsayılmaktadır…

Kızılırmak, Avanos’ta bir başka sevdalıdır

İçinden Kızılırmak akan şirin şehir Avanos’un bazı güzel insanlarından söz etmek istiyorum. Bu insanlar, su kullanım bilinci ve çevre koruma kültürü ile Anadolu Medeniyeti zengin mirasını, zor koşullarda hep korumak için çalışan, gönlü güvercinli ve sevda yürekli can dostlardır. Bölgeyi kirleten bazı mafya uygulamalarına karşın, yöre kültürünü ve doğayı koruyan, idari ve yerel yöneticiler birlikte, vatansever bu güzel Avanos sevdalısı olan şiir bakışlı bu insanlar, bölge turizmine katkı sağlamak için sevgilerini sebil eylemekteler. Bölgede yerli malı üretimi teşvik eden çevreci, tarım ve ziraat uzmanı Yücel Kesen, rehber Ali Rıza İltez ile fotoğrafçı ve gazeteci Metin Yıldırım başta olmak üzere pek çok Avanos sevdalısı dostların, bölgenin tanıtımına katkısını hiç kimse görmezlikten gelemez. Hiçbir tatsız olayın meydana gelmediği, etkinlikler süresince Avanos’un ne kadar barış ve huzur dolu olduğunu hissettim. Konuştuğum emniyet mensubu genç komiserler genelde beldenin böyle olduğunu söylediler. Doğrusu huzur buldum.

İçinden Kızılırmak akan, sırdaş yaşam yeri Avanos’ta, bize bacalardan el sallayan perilerden arta kalan yitik zamanlarda; gün batımında çılgın ve uçuk konuklarına el sallayan Erciyes, Melendiz ve Hasan Dağı; “Kar ile Kor” efsanelerine ve yabanıl yaşamlara göz kırpan, doğa dostu ve koruyucusu, fotoğraf sanatçısı Dr. Lütfi Dokuzoğlu’nun sırdaş ve şen şakrak sevdalarına tanıklık ediyordu… Salı ertesi, iyi akşamlar perşembe demeden daha, türkünün ‘şinanayı’nda şenlik vardı.

Nevşehir yolu üzerinde bulunan ve bölgenin tek kapalı yeraltı dehlizleri arasında kurulu olan Kültür ve Turizm Bakanlığı onaylı ilk özel Güray Çömlek Müzesi de turizm potansiyeli olarak mutlaka değerlendirilmeli. Bağ bozumu ve pekmez kaynatma şenlik zamanı; dost türkücü Edip Akbayram, şair Mutlu Çelik ve pek çok sanatçının da konaklama yeri olan, Kapadokya’nın gözbebeği Nevşehir’in bu şirin ilçesi Avanos’ta ne yenir ve ne içilir diye düşünmeyin. Konuk severliği ile ünlü şair, gazeteci ve organik tarımcı Osman Yüksel’in bağ evindeki havuz başında ve cevizli çardakta, organik kahvaltının tadı damağımızda. İbrahim Tokmak’ın Kapadokya şarabı eşliğinde ikram ettiği testi kebabını da tadınız. Kapadokya coğrafyasını ve kültürünü, UCPA’lı Fransız gençler başta olmak üzere, tüm dünyaya tanıtımına büyük katkıları olan, özellikle yabancı turistleri Kızılırmak boyunda ve Kapadokya bölgesinde atla-balonla gezdiren ve profesyonel turizm rehberi olan, güler yüzlü can, dost Osman Nuri Diler’in damak tadı ile Kirkit Pansiyon‘da sunulan Fransız ve Anadolu mutfak kültürünün ürünleri leziz akşam yemeğinde, çömlekte pastırmalı kuru fasulyenin yanında, domates turşusu yemeyi unutmayınız. Kapadokya’nın bereketli bağlarında yetişen öküzgözü, şiraz ve öteki üzümlerden yapılan kırmızı şarap da içilecek şeylerin başında geliyor. Bölgede yaygın olarak üretilen ve boş zamanlarınızda yiyeceğiniz patates kızartması ve kabak çekirdeği, midenizi yatıştıracaktır.

Kızılırmak çamurundan yapılan çömlek ve seramik sanatı ile ünlü Avanos’u iki yerleşime ayıran Kızılırmak üzerinde, iki önemli köprü bulunmaktadır. Bunlardan ilki, tarihi taş köprüdür. Diğeri ise, 13. yüzyılda yapılmış olan Selçuklu Alaaddin Camisi önünde yer alan asma köprüdür. Gelin ile damadın farklı yönlerden gelerek, asma köprünün ortasında kavuşmaları ve kendilerini sallayarak dans etmeleri, özgün ve unutulmaz bir nostalji olarak hep yapılmaktadır. Asma Köprü üzerinde ve içinde kaz ve ördeklerin koro halinde şarkı söylediği Kızılırmak çevresinde, fotoğraf çektirmeyi, bir başka güzel anı olarak saklayınız.

Kapadokyalı halk ozanlarının dilinden düşmeyen ağıt, bozlak ve türkülerde Kızılırmak; halı ve kilim dokuyan, çömlekçi güzeller ve beyaz atlı süvarilerin bildik öyküleri yankılanmakta…

“Kör de bilir Avanos’un yolunu, testi bardak kırığından bellidir” dizelerinin yazarı Aşık Seyrani‘nin yanı sıra, bir başka halk ozanımız Enver Gökçe ise, halı ve kilim dokuyan Avanoslu sürmeli ve kınalı güzel kızları, şöyle tanımlamaktadır:

“Ömrü billah mektep yüzü görmedi

bu kadar nakışı nerden belledi

kirtim kirt, kirtim de kirt…”

Kızılırmak Avanos’a akar, Avanos Kızılırmak’a bakar

Sivas, Kızıldağ’dan çıkan ve çok sayıda yaşam alanına can vererek ve Anadolu’nun beline dolanarak akan, Samsun’un Bafra ilçesinden Karadeniz’e dökülen, Türkiye’nin en uzun nehri Kızılırmak’ın pek çok öyküsü bulunmaktadır.

Bu yazı ise, kırmızı örtülü kaynağından Avanos’a dek, Kızılırmak kıyısını seyirlik yol güzergâhı olarak seçen atlı turistlerle birlikte, balonla, atla ve yaya olarak, peri bacalarının yerüstü ve yeraltı sırdaş mazgal öykülerine tanık olmanız; bağ evlerinden yankılanan kirkit seslerine eşlik eden, pekmez yapan güzellerin ağıt, ninni ve sevda bozlakları ile iç içe girip akan, sulu sepken ve çağlayarak Kızılırmak suyuna karışan gözyaşlarının sırdaş ve bildik yalın ve süssüz, bir o kadarda imge yüklü öyküsüdür. Kızılırmak’ın bir başka sevda öyküsüne esin kaynağı olduğu, Avanos’un belleğine kazınan, sıradan bir yaşanmışlıktır.

Tan çiçeği taç yaprağı başkaldırmadan daha, seherde Güneşi ilk öpen, başı dumanlı Hasan Dağı ve Erciyes’i selamlayın… Beyaz atlar diyarı Kapadokya’nın yabanıl yılkı atları ile yitik zaman ışığında, peri bacaları arasında yol arayan gezginlere eşlik etmenin tam zamanı… Gönül kapısı hep açık olan, Kar ile Kor sevdasında ve kalbi kırık çömleğin dudak izine yazılan şiir sıcaklığında; Kızılırmak kıyısında ve Bağ evleri serasında dört mevsim, farklı güzellik ve özelliğe sahip olan Avanos’un konuksever, dost insanları sizi çağırıyor, yeniden… Her zaman ve her koşulda… 

Sağlıklı, temiz ve yaşanası bir doğada, kültür ve medeniyet varlıklarımızı koruyarak; bize sunulan bir nefslik ömür dilimi içinde; hayatı keşfetmek için, kendinize zaman ayırın ve gidecek bir yer seçin… Yoleri gezgin derviş rehberliğinde, yolunuz ve bahtınız açık olsun… 

www.dursunozden.com.tr

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

shared on wplocker.com