Gezi Edebiyatı (Antoloji)

GEZİ YAZARI KİMDİR?

Sınırlar ötesinde iz bırakan, keşfeden ve araştıran; görsel, belgesel, doğal ve kültürel kaynaklardan hareketle, insan ve uygarlık manzarasının konuşan ve anlatan fotoğraf altı öyküsünü yazmaktır, gezi edebiyatı… Eline fotoğraf makinası alıp, resmi rehberler öncülüğünde yalnızca bakan ama göremeyen paralı turistlerin dolaşması ve kimi dergi ve gazetelerde anılarını yayınlaması ya da internetten hazır bilgi ve fotoğrafları çalarak yayınlamak değildir gezi yazarlığı. Peki nedir? Gezmek ve uçuş keyfini yaşayarak mutlu olan ve keşfedendir. Yoksul ve mutlu olanı gören, insanlığın ortak kültürel miraslarını belgeleyen ve onların korunup yaşatılmasına katkıda bulunandır. Keşfettiğini özgün, özgür, farklı ve aykırı olarak yazan ve paylaşandır. Zaman ve yer olgusu içinde, sonsuz ve zamansız evrende güzelliklere dokunmak ve sevgi

de odaklanmaktır. Sevginin ve düşlerin fotoğrafını çekmek ve umuda yolculuk yapan göçerlerin kervanına katılmaktır… Binlerce yıldır göç eden atalarımız, su başında durmuşlar ve oralara otağ kurup, uygarlıklarına yenilerini katmışlar. Belki de, bizim gezme ve keşfetme arzumuz genetiktir. Sözlü edebiyat kültürümüz, gezi edebiyatıyla yazılı eserlere dönüşmüştür. Gezi edebiyatı; hırçın fiziki topoğrafya, doğa olayları, zengin tarihi miras, kültürel ve folklorik coğrafyanın farkına varmak ve onu tanımak ve öğrenmek gereksiniminin ürünüdür. Danslar ve zikirlerin ritmi ile doğanın dingin ve ürkütücü-korkutucu müziğinin ortak paydası, bizi yollara düşüren. Ya da; sevdalıların dağları delip ayırmasına tanıklık etmektir. Bel ki de; gözyaşı şişesinde biriken bağlılığın ve hüzünlü sevginin kanıtıdır bir damla okyanusta kürek çeken kölelerin alınyazısını bozmaktır, gezi edebiyatı…

Pek çok kaynağa göre; bir yazarın gezdiği, gördüğü, araştırıp ve incelediği yerlerden edindiği bilgi, görgü ve izlenimleri yansıtan yazıya gezi yazısı denir. Bu yazıların teknik, dil, resimaltı öykü, edebi bir kurgu ve üslup içinde olanlarına da edebi gezi yazıları denir. Konuşan ve anlatan fotoğraflar ve öteki görsel materyallerle zenginleşen gezi yazılarına olan ilgi, özellikle resmi ve hazır-bildik gezi programları ya da profesyonel rehberlerin mekanik turları dışında; arka sokaklar, köyler, mezralar, kaybolan etnik kültürler, danslar, müzikler, folklor, tarih, zengin doğa ve insan manzaraları ile yüklü ve yazarın duyguları (önyargıları değil) ile de sürüklenen ve gezmek, görmek, eğlenmek ve alış veriş yapmanın yanı sıra; serüven, heyecan, aksiyon, öğrenme ve keşfetme isteğinin okuyarak-bilerek-görerek-algılayarak-yazarak yerine getirilmesi eylemidir gezginlik. Buna; okuyan ve yazan Yoleri gezgin dervişleri de eklersek, gezi edebiyatı daha bir zenginleşmektedir.

Ülkemizde bilinen çağdaş 550 gezi yazarı (bunun 50’si gezi edebiyatı alanında olup) ve ISBN tescilli 750 gezi kitabı bulunmaktadır. Peki; gezi fotoğrafı, gezi notları, gezi yazıları, gezi edebiyatı nedir ve gezi yazarı kimdir?

Gezi yazarı; “yenilen kazıkların bileşkesi olan deneyimler”

ışığında, bilgi, belge, akıl, el yordamı, öngörü, cesaret, disiplin, duygu, keşfetme ve araştırma merakı ile harmanlanan görsel malzemelerin sırt çantasından gazete, dergi ve kitap sayfalarında okurla paylaşılmasını sağlayan gezgin bilge derviştir gezi yazarı. Ya da; konuşan ve anlatan fotoğraflarla desteklenen özgün, özgür, duygu yüklü ve nesnel gezi notlarını; daha bir okunur duruma getirmesi için, şu ana kurallara yanıt olacak kaynaklarla beslenmelidir. Bunlar; 4K (Kafa, Kol, Kuvvet, Kalp) ve 5N1K (Ne, Nasıl, Neyle, Nerede, Ne zaman, Kim)? Aynı zamanda, üretici ve yaratıcı da olan gezi yazarı; her gezi notunun bir resimaltı öyküsü olduğunu unutmamalıdır. Yani; somut, candan, sıcak, sürükleyici, nesnel, duygu yüklü, zaman ve mekan içindeki doğa ve insan manzaralarını topoğrafik, sosyolojik, folklorik ve kültürel bakımdan zenginleştiren usta ve profesyonel yaratıcı gözlemlerini, en sıradan ve en ilgili okurla paylaşandır. Hatta, zaman zaman da okurlarla; uçuk, aykırı, farklı, gizemli, çocuksu ve delice serüvenlere sürükleyen; bilinmeyene, sır olana, merek edilene, erişilmesi güç olana, zora, maceraya, görmek ve keşfetmek istediğimize, araştırma ve incelemeye değer olana, belgesel ve turizm potansiyeli zengin konu, kişi, yer, olay, zaman ve tarihi miras zenginliği bulunanı yazmak ve okurla paylaşmak, okuru da aynı serüvene teşvik ve tahrik etmenin ayrıcalığını yaşamaktır. İr Belki de; altında hiçbir açıklama ve dipnot olmayan, zamansız ve yersiz sonsuzlukta hep var olan bir kare fotoğraf etrafında konuşulan, anlatılan ve ahkam kesilen edebi gevezeliklerdir gezi yazıları…

Ama en ilginci hiç kuşkusuz bir gezi yazarı; dil bilmeden ve parasız dünyayı dolaşmaktır. Gönüllü-fahri bir kültür ve turizm elçisi olmaktır. Barış ve çevreci olmak ve açlıkla, yoksullukla, kirli savaşlarla, çevreyi kirleten, ekolojik dengeyi bozan sömürücü ve tüketici güçlerle savaşmaktır. Varsıl, zengin, iyi, kötü, güzel, çirkin, günah, ayıp, yasak…vb. gibi kavram ve önyargılardan arınmış, bunların farklı coğrafyalardaki ve toplumsal yaşam ilişkilerindeki aykırı yorumunu, özgün bir yaşam tarzı veya yerel kültürel zenginlik olarak kabul etmek, çatışmacı eğilimlere karşı sağduyu ve hoşgörüyü kalıcı kılan anlayışın neferidir gezi yazarı. Örtünme kültürü olmayan ve konuklarına eşlerini sunan ve bu sunuyu kabul etmezseniz çok üzülen ve acı çeken Afrika yerli kabilelerin tamtamlı eğlencesi, ateş dansı ve hamham müziği ile zenginleşen bu konukseverliği karşısında ne yapmalı? Erkek konuklara sunduğu eşinin kırmızı çamurla boyanması bir yana, bayan konuklara kendini ve oğullarını sunan kabile reisinin zurnasında peşrev olmayışı, bir başka zenginlik mi? Bilinmez, yaşanır… İnsani değerlere sahip çıkmak, etik ve ahlaki değerlere saygı duymak, farklı etnik kültürlerin varlığını zenginlik kabul etmek, onların korunup yaşamasını dillendirmek, hangi ülkede ve hangi coğrafyada olursa olsun, insanlığın ortak mirası olan tarihi ve kültürel zenginliklerin ortaya çıkarılması, korunması ve yaşatılması için savaşım verendir gezi yazarı. Sözlü, görsel, işitsel, dokunsal ve koklamak gibi özelliklerimizin yardımıyla, teknik olanaklarında katkısıyla yerinde ve zamanında araştırıp, belgeleyen ve yazandır gezi yazarı. Sözlü ve yazılı edebiyatın ortak paydasıdır gezi edebiyatı. Gelenekten geleceğe, doğadan insana ve barışa, aşklara ve sevgiye uzanan ışık ve edebiyatımızın aydınlık yüzleridir gezi yazarları… Sevgide odaklanandır. Sonsuz ve zamansız evrende, yitik zaman ışığında şiir ülkesinden gelen ve düşe düşen bir umut habercisidir, sılayı gurbete bağlayan bitmez tükenmez yollarda; sırt çantasında pasaportu, azığı, haritası, kalemi, not defteri ve fotoğraf makinesi ile gezen ve mola veren sevgi elçisidir, çelebidir gezi yazarı… Bize, “Çağdaş Evliya Çelebi” demeleri, boşuna değildir…

Biz, “doluya koşar, boşa kürek çekmeyiz.” Yelkenler fora!.. Fırtınalı yaşam tipi, bora!.. Yaşadığım ve yazdığım dünyanın 66 hali yetmez. Daha keşfedilecek çok yerimiz var. Gitmeliyim ora, bura… Yaşamı ve deneyimleri paylaşmak mutluluktur, hurra!.. Leyleği tavada-havada gören Yoleri Gezgin Derviş’le düşelim yola… Keşfedilecek ve yaşanacak düşler bizi bekliyor. Çılgınca, dostlukla, sevgiyle ve umutla gezme zamanı… Zamanı kovalamak, şimdi… Dünyanın bin bir haline tanık olmak için yollardayız yeniden… Yeniye erişmek için, yolcu yolunda gerek… Gerekli olanı yanınıza almayı unutmayın sakın… Unutma! Ömür çok kısa ve yollar uzun… Gezi yazarı; çalışkan, disiplinli, planlı-darmadağın, özverili, özgün, özgür, arayan ve sorgulayan, ağız dolusu gülerken hıçkırarak ağlayan, okuyan, gezen ve yazandır, deli ve bilge kişi… Sınırlar ötesinde iz bırakma zamanı… Yolumuz ve bahtımız açık olsun…

Güneş yanmadan ve ay sallanmadan, düşlerin ve renkle

rin gölgesinde açılma zamanı… İnsanlığın ortak geçmişi ve geleceğine ışık tutan uygarlık tarihimizin Bilge Kaan’ı ve Piri Reisi’ni selamlarken; Asya-Anadolu Türk kültürünün bekçisi ay yıldızın gölgesinde, Mu Kıtası’na ulaşmak için Kemal Atatürk’ün pusulasıyla yollara düşmenin ayrıcalığıdır, gezi yazarlığı… Yaz gelmeden, gezmek ve yazmak için, yolcu yolunda gerek… Abbas yolcu…

KAYNAK: http//:www.dursunozden.com.tr

k çok kaynağa göre; bir yazarın gezdiği, gördüğü ve incelediği yerlerden edindiği bilgi, görgü ve izlenimleri yansıtan yazıya gezi yazısı denir. Gezi yazılarında yalnız gezilip görülen yerlerin doğal özelliklerinin belirtilmesiyle yetinilmez. O yerlerdeki insanların gelenek, görenek ve zevkleri de tanıtılmaya çalışılır. Doğru bilgi ve gözlemlere dayalı gezi yazıları tarih, coğrafya, toplumbilim gibi bilim dalları için de yararlı bir kaynak olarak değerlendirilebilir. Bu tür yazılar ayrıca okurların genel kültürlerini geliştirmede önemli bir rol oynar…

İnsanlar, kendi yakın çevreleri dışında olup bitenleri öğrenmek isterler. Kitaplarda okudukları, haritada gördükleri kıta, ülke veya kentlerde yaşayan insanların gelenek ve göreneklerini merak ederler. Görmeyi hayal ettikleri yerleri, usta yazarların aracılığıyla tanımaktan, gezer gibi olmaktan zevk duyarlar. Kendisi de gezi türünde eser vermiş olan Ahmet Haşim bu duyguyu şöyle dile getirir,  seyahatname okumanın tadını öteden beri bilirim. Bütün çocukluğum onları okumakla geçti. Kış geceleri dışarıda rüzgar olurken, bir gaz lambasının ışığını gözbebeklerimde iki altın nokta gibi taşıyarak zengin bir ateş karşısında, rahat bir koltukta okuduğum o Afrika ve Amerika seyahatnamelerinin masum ve namuslu üslubundan aldığım tadı bana pek az edebiyat eseri verebilmiştir. (Bize Göre, Gurebahane-i Laklakan, Frankfurt Seyahatnamesi.)

Gezi yazıları gerçekten yaşanmış bir hayat kesiminin ürünüdür. Bu tür yazıların ağır basan yönü, anlatılanların dikkatli bir gözleme dayanmış olmasıdır. Yazar, şüphesiz, gördüklerini anlatırken anılarından söz edebilir, birtakım yazılı veya sözel kaynaklardan yararlanabilir, karşılaştırmalar ve çözümlemeler yapabilir. Ancak tüm bu çabaların keskin ve sağlam bir gözlem gücünden kaynaklanması şarttır. Biz buna görmesini bilme yeteneği de diyebiliriz.

Gezi yazarları, uzun bir süre, daha çok insanların hiç gezip görme imkânı bulamadıkları ülkeleri, bölge ve kentleri tanıtma amacı gütmüşlerdir. Kutuplar, Afrika’nın balta girmemiş ormanları ile Orta Asya, Güney Amerika gibi kıtalarda yaşayan insan topluluklarının ilginç yaşayış biçimlerini tanıtan gezi yazılarının yanında New York, Tokyo, Paris, Londra gibi büyük şehirleri anlatan yazılara da rastlanmaktadır.

Bir gezi yazısının kendi türünde değerli olabilmesi, bazı nitelikler taşımasına bağlıdır. Bu niteliklerden biri, okuyucu için ilginç görünüm, durum veya olayları kapsayabilmesidir. İkinci nitelik, gezilen yerler ile görülen şeylerin dış görünüşünden çok öze inen ve insanların iç dünyalarını yansıtan hususları gözler önüne serebilmesidir. Üçüncü nitelik ise görülen yerler ve insanları, edinilen izlenimleri yalın, sürükleyici ve renkli bir dille anlatabilmesidir.

Gezi yazılarını, ele alınan konular ve anlatım bakımından, anı ve röportaj türünden yazılara benzer bazı yönleri bulunur. Çünkü gezi, anı ve röportaj diye adlandırılan yazılar geniş ölçüde yazarın gözlem, izlenim ve yorumlarına dayanır. Bu nedenle bu türlerde yazılmış eserleri bir sınıflamaya tabi tutmak bazen güçtür. Bununla birlikte, her üç türün de birtakım ayırıcı özellikleri vardır. İyi bir okur bu özellikleri bilir veya belirlemede güçlük çekmez.

Gezi Türünün Gelişimi

Gezi türünün uzun bir geçmişi vardır. Bu günkü tanımına ve niteliğine tam uymasa da çok eski çağlarda gezi türünden sayılabilecek örneklerin bulunduğu bilinmektedir. Eski Yunanistan’dan başlayarak günümüze kadar çeşitli ülkelerden birçok gezgin, elçi, şair ve yazar gezip gördükleri yerleri anlatan eserler meydana getirmişlerdir.

Başka ülkelere yapılan yolculuklarla ilgili ilk gezi yazılarına örnek olmak üzere M.S. 448 de Hun hükümdarı Atilla ya gönderilen elçilik heyetinde görevli tarihçi Priskos’un eseri ile M.S. 568 de Kilikyalı Zemarkhos’un Göktürkler ülkesinde Bizans İmparatorluğu elçisi iken tuttuğu notları gösterebiliriz.

İranlı şair ve din adamı Nasır Hüsrev’in hac maksadıyla yaptığı Mekke gezisini ve bu arada Mısır ve Anadolu’nun doğusunda gördüklerini anlatan Sefername adlı eserini de ilk gezi kitapları arasında sayabiliriz.

Gezi türünün ilk önemli eselerini verenlerin başında şüphesiz Venedikli ünlü gezgin Marco Polo ile yine ünlü Arap gezgini İbn-i Batuta’yu anmamız gerekir.

Marco Polo, Yakın Doğu ve Orta Asya ülkelerini kapsayan uzun bir yolculuğa çıkmış ve bu yolculuğunda gezip gördüğü yerleri anlatan bir eser yazmıştır. Birçok dile çevrilen bu eser gezi edebiyatının ilk klasik örneklerinden biri sayılır. Arap gezgini İbn Batuta da Anadolu, Harezm, Maveraünnehir ve Horasan’ı dolaşarak oralarda yaşayan Türklerin teknik ve toplumsal özelliklerini anlatan bir kitap yazmıştır.

Önceleri daha çok tarihçilerin ilgi gösterdikleri bu eserler, sonradan edebiyatçıların da dikkatini çekmiştir. Ele alınan konular, kullanılan dil, yazarların gözlem ve anlatım özellikleri bakımından gezi yazı ve kitapları artık edebiyatın bir kolu, bir başka deyişle bir yazı türü özelliği kazanmıştır.

Gezi Yazılarının Çeşitleri

Gezi yazılarını, yolculuk yapılan yer bakımından ikiye ayırmak mümkündür: yurtiçi gezi yazıları ve yurt dışı gezi yazıları

Yurtiçi gezi yazıları, bir yazarın herhangi bir amaçla kendi ülkesinde yaptığı bir yolculuk sırasında gezip gördüğü yerleri ve edindiği izlenimleri anlattığı yazılardır. Bu tür gezi yazılarına, Reşat Nuri Güntekin’in Anadolu Notları’nı gösterebiliriz.

Yurtdışı gezi yazıları ise bir yazarın kendi ülkesi dışında yaptığı gezi ve incelemelerinin bir ürünüdür. Bu tür gezi yazısına da Falih Rıfkı Atay’ın Deniz Aşırı adlı eseri örnek olarak gösterebiliriz.

Gezi yazılarını, gezi türünde eser veren kimselerin durumları bakımından da ikiye ayırabiliriz: uğraşları yazarlık olan kimselerin kalemlerinden çıkan gezi yazıları, uğraşları yazarlık olmayan kimselerin ortaya koyduğu gezi yazıları.

Yazarlığı bir meslek olarak benimsemiş kimselerin eserlerinde gezilen görülen yerler, değinilen konular, insanlarla ilgili gözlemler yazı sanatının birçok özelliğini yansıtan renkli bir dille anlatılır.

İkinci kategoriye giren yazılar, genellikle yazarlıkla ilgili olmayan, fakat yurt içinde veya dışında bazı yerleri görmek üzere geziye çıkanların veya geçici görevlerle yabancı bir ülkede oturanların kaleme aldıkları yazılardır. Bu gibi kimselerin eserlerinde anlatım kuru ve renksiz olabilir. Ancak bu tür eserlerde bazen çok ilginç gözlemlere, sağlam bilgilere ve mantıklı yorumlara rastlayabiliriz. Örneğin ünlü Türk denizcisi Piri Reis’in Bahriye adlı kitabı bu bakımdan ilginçtir. Bu kitap Akdeniz’i çevreleyen karalar, ormanlar, dağlar, kentler üzerinde verdiği bilgilerle hem bir deniz atlası, hem de bir gezi kitabı niteliği taşır.

Gezi yazılarını amaç ve yazılış bakımından da üçe ayırmak mümkündür: günü gününe alınmış notlara dayalı gezi yazıları, mektup biçiminde yazılan gezi yazıları ve bir ülkeyi daha nesnel ve derinlemesine tanıtmayı amaçlayan gezi yazıları.

Kimi yazarlar, gezip gördükleri yerleri günü gününe veya aralıklı olarak tuttukları notlarla anlatırlar. Bu gibi gezi yazıları çoğu kez anı türünün de özelliklerini taşır. Bu çeşit gezi yazılarına Burhan Arpad’ın Gezi Günlüğü adlı eseri örnek olabilir.

Kimi yazarlar da gezi izlenimlerini belli aralıklarla arkadaşlarına yazdıkları mektuplarda anlatırlar. Bu gibi gezi yazılarında mektup türünün hemen hemen her özelliğini görebiliriz. Bu çeşit gezi yazılarına Celaleddin Ezine’nin Amerika Mektupları örnek olarak gösterebiliriz.

Üçüncü tür gezi yazıları, yazarın kişisel gözlemleri yanında daha başka bilgi ve belgelere dayalı tasvir ve yorumları içerir. Örneğin: Falih Rıfkı Atay’ın gezi kitapları genellikle bu biçimde yazılmış eserlerdir.

Türk Edebiyatında Gezi Yazıları

Bugünkü bilgilerimize göre Türkçe yazılan ilk gezi kitabı, tanınmış denizcilerimizden Seydi Ali Reis’in Miratül-Memalik adlı eseridir. Eser Portekizlilere karşı savaşırken Hint Denizi’nde fırtınaya yakalanıp Gücerat’ta karaya çıkan Seydi Ali Reis’in Hindistan, Afganistan, Buhara ve Maveraünnehir yoluyla Edirne’ye dönüşü sırasında başından geçen serüvenleri kapsar.

Ünlü bilginlerimizden Kâtip Çelebi’nin Cihannüma adlı eseri de gezi yazılarında rastlanan birtakım özellikleri içermektedir. Kâtip Çelebi, Osmanlı ülkesinin birçok yerini dolaşmış ve eserinde gördüğü bu yerlerle ilgili ayrıntılı bilgiler vermiştir.

Edebiyatımızda gezi türünde ilk büyük ve önemli eserin yazarı Evliya Çelebi’dir. Tarih-i Seyyah adını taşıyan on ciltlik eserinde Evliya Çelebi, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde ve dışında gezip gördüğü yerleri anlatır. Bu yerler arasında Bursa, İzmir, Trabzon gibi şehirlerimiz yanında Avusturya, Hicaz, Mısır, Habeşistan ve Dağıstan gibi yabancı ülkeler de bulunmaktadır. Evliya Çelebi’nin gezi kitabından XVII. yy. toplumumuzun zengin kültür özelliklerini öğrenmek mümkündür. Anlatımdaki sadelik, içtenlik ve söyleşi havası da eser için ayrı bir üstünlük sayılır.

XVII. yy da Hac yolculuklarını anlatan bir takım gezi kitapları ile birlikte Avrupa ve Yakın Doğu ülkelerine gönderilen elçilerimizi yazdıkları Sefaretname’leri de birer gezi eseri sayabiliriz. Bu eserler arasında gezi türünün özelliklerini en belirgin biçimde taşıyanı Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin Fransa Sefaretnamesi’dir. Yazar bu eserinde Lale Devri’nde Fransa’da elçilik yaparken gördüklerini tatlı bir dille anlatmıştır.

Tanzimat’tan Sonraki Gelişmeler

XIX. yy. nin sonlarında yayımlanan ve gerçek bir gezi yazısı niteliği taşıyan eser Ahmet Mithat Efendi’nin Avrupa da Bir Cevelan adlı kitabı olmuştur. Yazar bu eserinde İstanbul’dan Stockholm e kadar yaptığı tren yolculuğuna ve dönüşünde uğradığı birçok Avrupa kentlerine ilişkin gözlem ve izlenimlerini anlatır. Ali Bey’in Seyahat Jurnali adlı kitabı da bu yüzyılın önemli gezi eserleri arasında sayılır.

1908 den sonra gezi türünden eserlerin sayısında önemli bir gelişme görülmektedir. Bunda okur sayısının artışı yanında yabancı gezi kitaplarının Türkçeye çevrilmesinin etkisi büyük olmuştur. Bu dönemin tanınmış şair ve yazarlarından Cenap Şehabettin’in Hicaz yolculuğunu anlatan Hac Yolunda Suriye ve Irak’tan söz eden Afak-ı Irak ve bir Avrupa gezisinde gördüklerini yansıtan Avrupa Mektupları adlı eserlerini Türkçe gezi türünün başarılı örnekleri arasında gösterebiliriz.

Cumhuriyet Döneminde ve Günümüzde Gezi Yazıları

Cumhuriyet döneminde edebiyatımızda gezi türünde nicelik ve nitelik yönünden büyük bir ilerleme sağlanmıştır. Bu dönemin tanınmış gezi yazarları arasında önce Falih Rıfkı Atay’ı anmamız gerekir. Atay’ın Denizaşırı, Taymıs Kıyıları, Bizim Akdeniz, Tuna Kıyıları, Hind, Yolcu Defteri, Gezerek Gördüklerim ele alınan konular ile gerek gözlem gerekse anlatım ustalığı bakımından ilginç ve değerli eserlerdir.

Cumhuriyet döneminde gezi türünde eser veren diğer yazarlar arasında İstanbul’dan Londra’ya Şileple Yolculuk ve Akdeniz’de Bir Yaz Gezintisi adlı kitaplarıyla Saik Sabri Duran’ı, Finlandiya adlı kitabıyla Şükufe Nihal’i, Bir Vagon Penceresinden ve Ankara-Bükreş adlı kitaplarıyla Sadri Ertem’i, Tuna’dan Batıya ve Anadolu Notları adlı iki ciltlik kitabıyla Reşat Nuri Güntekin’i, Anadolu Manzaraları adlı kitabıyla Hikmet Birand’ı, Gezi Günlüğü ve Avusturya Günlüğü adlı kitaplarıyla Burhan Arpad’ı sayabiliriz.

Son yıllarda gezi edebiyatımız yeni eserlerde daha da zenginleşmiştir. Yabancı ülkelerle kültürel ilişkilerin artması ve bireysel gezi olanaklarının çoğalması sonucu olarak bu türde eser yazanları sayısında da bir artış görülmektedir.

Günümüz yazarları arasında gezi yazı ve kitaparıyla ün yapmış olanlar arasında Mavi Yolculuk ve Mavi Anadolu isimli eserleriyle Azra Erhat’ı, Düşsem Yollara Yollara adlı eseriyle Haldun Taner’i,  Sovyet Rusya, Azerbaycan, Özbekistan, Bulgaristan, Macaristan adlı eseriyle Melih Cevdet Anday’ı, Sam Amca’nın Evinde ve Bir Garip Ada adlı eserleriyle Badii Faik Akın’ı, Canım Anadolu adlı eseriyle Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu, Şu Bizim Rumeli adlı eseriyle Yılmaz Çetiner’i ve Almanya Beyleri ile Portekiz’in Bahçeleri adlı eseriyle Nevzat Üstün’ü sayabiliriz.

Ayrıca, farklı türde ün yapmış Türk Edebiyatında gezi notları ve kitaplarıyla da bilinen yazarlarımız şunlardır: ATTİLA İLHAN: (1925- 2005), Eseri: Gezi notla­rı: Abbas Yolcu (1959). REŞAT NURİ GÜNTEKİN: (1889-1956), Eseri: 1. Anadolu Notları (2 cilt, 1936, 1966), Tanrı Dağı Ziyareti (1954), Bâbür Şâh’ın Seccadesi (1931). BURHAN FELEK: (1889-1982), Eseri: Mint Masalları (Gezi yazıları – 1944). BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU: (1911-1975), Eseri: Canım Anadolu (1953, gezi notları), 2. Tezek (1975, gezi not­lan). BEHÇET KEMAL ÇAĞLAR: (1908-1969),Eseri: Hür Mavilikte (1947, gezi notları. CENAP ŞAHABETTİN: (1870-1934), Eseri: Hac Yolunda (Gezi yazıları, 1909), 2. Âfâk-ı İrak (Gezi notları, 1915), 3. Avrupa Mektupları (Şeyehat yazıları, 1919). YAHYA BENEKAY:
(1930—-), Eseri: . Güneydoğu Yollarında (Gezi-Röportaj, 1962, TDK Röportaj Mükâfatı aldt), 2. Gülen Anadolu (Gezi notları, 1962), 3. Uçaktan Anadolu (Gezi notlan, 1964). SELAHATTİN BATU: (15.XII.1905-24.V.1973), Eseri: 1-İnsan ve Sanat (Gezi-Deneme­ler, 1945), 2. Romancero (Gezi notları, 1953), 3. İsviçre Gün­leri (Gezi, 1966), 4. Avusurya ye Venedik Günleri (1970). YAVUZ BÜLENT BAKİLER:  AHMED HÂŞİM: (1884-4-VI.1933), Eseri: Frankfurt Seyahatnamesi (Gezi yazıları, 1933). Yusuf Ziya Ortaç: Eseri: 1-Göz Ucuyla Avrupa (1958), 2. Portreler (1960), 3. Bizim Yokuş (1966). ZEYNEP ORAL: Eseri: Benim Uzak Doğum,  BANU AVAR: Eseri: Sınırlar Arasında (2008), COŞKUN ARAL: Eseri: İZ Tv. Belgesel kanalı.

Türk Gezi Edebiyatında iki uç örnek:

EVLİYA ÇELEBİ: (1611-1682)
Ünlü Seyahat-nâme yazarı. Asıl adı Evliyâ’dır. Derviş Mehmed Zıllî’nin oğludur. İstanbul’da Unkapanı’nda doğdu. Devrinin Ahfeş Efendi ve Evliya Mehmed Efendi gibi meşhur bilgin­lerinden ders gördü. Enderun’da da dört yıl öğrenim göre­rek sipahi oldu. 1630′da gördüğü bir rüya üzerine İstanbul’u inceden inceye gezdi, notlar aldı. Sonra İstanbul dışına çı­karak Bursa, İzmit, Trabzon, Kırım ve Girit’e gitti. Tanıdığı devlet adamlarının yanında görev alarak veya seferlere katı­larak Kafkasya, Iran, Anadolu, Suriye, Filistin, Avusturya ve Almanya’yı hatta Mısır, Sudan ve Habeşistan’ı gördü. Çelebi’nin hangi tarihte ve nerede öldüğü bilinmiyor.
Yaklaşık olarak, elli yıl süren gezi izlenimlerini Seyahat-nâme adlı on ciltlik eserde yazdı. Bu, eski edebiyatımızın en büyük seyahat eseridir. İçinde tarih, coğrafya, biyografi, folklor, dil, sosyoloji vb. konularda çok zengin ve çeşitli bil­giler vardır. Başından geçen bazı olayları nükteli bir dil ile, bazı hâllerde abartarak anlatır. Duyduklarını olduğu gibi ya­zıya geçirir. Halk diline yakın bir dil ile sade ve samimi bir üslûp ile yazmıştır. Seyahat-nâme önce Batılı Türkologların il­gisini çekmiş (J. V. Hammer, F. Taeschner), sonra Türkiye’de değeri anlaşılmıştır.
Seyahat-nâme’nin ilk sekiz cildi (1898-1928) eski yazı ile son iki cildi de yeni yazı ile (1935-1938) basıldı. Yeni baskıla­rı daha çok seçmeler halinde çıkmıştır. Bunlar arasında, Re­şat Ekrem Koçu’nun Evliya Çelebi Seyahat-nâmesi (5 cilt, 1943 -1951); Mustafa Nihat Özön’ün Seyahat-nâme’si (3 cilt, 1944 -1945); Mehmet Aksoy ile Server İskit’in Evliya Çelebi Seyahat-nâme’sinden En Güzel Parçalar’ı (1962); Zuhuri Pa-nışman’ın Evliya Çelebi Seyahat-nâme’si (10 cilt, 1969 -1970);  Nihâi Adsız’ın ‘Evliya Çelebi’den Seçmeler’ (2 cilt, 1971, 1972) sayılabilir.

“Çağdaş Evliya Çelebi” DURSUN ÖZDEN (21.10.1950 –     ):

Çocukken “Şehir Bilmece Oyunu” ile gezme merakı ve coğrafya öğrenme eğilimi, Baharda Toros yaylalarına göç, Tarihi İpek Yolu üzerideki kervansaraylarda turistleri izleme ve Ulukışla-Niğde posta treninde su ve elma satarak gezme alışkanlığı; 1965’de Ortaokul ve Lisede en iyi dersi Coğrafya ve Edebiyat olan Özden’in okuma, gezme ve yazma yolculuğu başlamıştı. Şair ve araştırmacı gazeteci kimliğinin yanı sıra, özgün gezi yazılarıyla daha çok tanınan Dursun Özden’in yayınlanmış şiir, deneme, eleştiri ve araştırma kitaplarına da esin kaynağı teşkil eden gezi notları; haritacılık mesleğinin deneyim ve bilgisi, öğrenme-keşfetme disiplini, dil bilmeden dünyayı gezme kararı; onun içsel dünyasındaki sevgi yüklü yolculuğun ve pozitif enerjinin iletişimine yansımasıdır. Faydasız, çıkarsız, bencil olmayan, önyargısız, saf, temiz ve paylaşan, “Aksakal Bilge Derviş’ gibi öngörü sahibidir. Kaybolan etnik kültürler, zikirler ve danslar onun gezi yazılarında öne çıkar. Resmi gezi programları ve alışılmış gezi rotaları, onun uymadığı ve yaşamın akışına cesaretlice kendini bıraktığı gözlenmektedir. Bu gçılgınca durum, gezi yazılarına bir başka serüven ve merak katmaktadır. Dilini bilmediği insan ve tüm canlılarla göz göze geldiğinde anlaşmasına kolaylık sağlayan ve güven veren sıcak, candan ve dost yanının fotoğrafı gibidir. Bir yaşam felsefesi olarak tanımladığı “Sevgim Sebil” sözü, Özden’in tanık olduğu farklı özelliklere sahip halkların birlikte yaşam kültürünün dışa vurumudur. Savaş, açlık ve yoksulluk koşullarında gülebilen çocukları ve sünnet olan kadınları belgeleyen Özden, hangi coğrafyada olursa olsun, insanlığın ortak mirası olan tarihi eserlerin ve kültürel varlıkların korunması, bozulan ekolojik dengenin acımasız intikamına dikkat çekiyor. Ayrıca, endemik flora ve faunaların yaşatılması ise, Özden’in bir başka savaşım alanıdır. Anadolu’da ve gittiği 66 ülkede köylerde, varoşlarda ve arka sokaklarda yaşayan varsıl ve yoksul insanların sınıfsal, sosyal, kültürel, sanatsal, folklorik, sevimli ve insani yanlarını şiirsel bir dille, kendi duygularını ve nesnel gözlemlerini somut olarak okurla paylaşan ve de konuşan, anlatan zengin fotoğraf arşiviyle insan ve doğa manzarasını tam bir resimaltı öyküsü tadında yazan ve gezi kitaplarının çoğu yabancı dillere de çevrilmiş olan; yerli ve yabancı gezi-turizm dergilerinde resimli gezi yazıları yayınlanan, Uluslararası Turizm Yazarları ve Gazetecileri Federasyonu (FIJET) üyesi olan, bu dalda uluslararası pek çok ödül de alan, 30 yıldır dünyanın farklı, aykırı, uçuk ve merak edilen, imrenilen ama zor olan, coğrafyanın ve yaşamın serüven dolu çılgın-dingin yanını keşfetmek için yollara düşen, yerli ve yabancı bazı gazete ve dergilerde yazan, radyo ve Tv kanallarında “YOLERİ-Gezgin Derviş” adlı gezi programları da yapan Dursun Özden’in yayınlanan gezi notları şunlardır:
Anadolu’dan İnsan Manzaraları (1983), Sarhoş Atlar Diyarı Kapadokya (1986), Anadolu’nun Aydınlık Yüzü Niğde (1988), Afrika’da Türk İzleri – Nil Sevdası Sudan (1995), Küba Uzak Değil (1997), Küba Gezi Rehberi (1999), Erkekler Cumhuriyeti Ayanoros (2001), Malezya Pasifik Renkleri (2002),  (Belgesel filmi çekilen) Uygur Karızlarına Yolculuk (2004), Sibirya’da Galina’nın Nazım’ı (2006), Kuşatılmış Yazılar (2009), Anadolu’nun 33 Hali ve Dünyanın 33 Hali (2009).
Gezi Edebiyatı / Dursun Özden

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

shared on wplocker.com